Social Icons

.

Pages

Kaşıntı ve Nedenleri, Tedavi Yolları

Bazen bir hastalık olarak görmediğimiz, önemsemediğimiz öylesine geçiştirdiğimiz, ancak dikkate alınmadığında çok ciddi sonuçlar doğurabilen, bazı zamanlarda gerçekten de çok önemli hastalıkların habercisi ve bir belirtisi olarak karşımıza çıkabilen aslında her hastalık kadar dikkate alınması gereken bir rahatsızlık çeşididir kaşıntı.

Hepimiz kaşıntının ne olduğunu biliyor bunu sık sık yaşıyoruzdur belki evet ama yine de tıp dilinde ki açıklamasını, kaşınmanın tam olarak ne olduğunu şu şekilde açıklamamız mümkün olacaktır.

Kaşınma veya da kaşıntı; vücudumuzda her hangi bir bölümde her hangi bir bölgede hissettiğimiz, sanki bir şeyler dolaşıyormuş, karınca geziyormuş gibi his veren, bazen hafif yanan ve bazen de batıyormuşçasına his veren bir rahatsızlık çeşididir.

Halk arasında kaşıntı veya kaşınma olarak bilinen bu rahatsızlık; tıp dilinde ki ismi ile ise ; ‘’ pruritus veya da kaşeksi ‘’ olarak bilinir ve adlandırılır.

Kaşıntının birçok nedeni birçok sebebi olabilir, ancak başlıca nedenlerini sayacak olur isek şu şekilde sıralayabiliriz;

·        Diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi tabii ki bu hastalıkda da en büyük etken, stres,
·        Alerjik kaşıntılar,
·        Karaciğerden kaynaklanan kaşıntılar,
·        Egzama kaynaklı kaşıntılar,

Şeker hastalığı kaynaklı kaşıntılar gibi nedenlerden dolayı kaşıntı yaşayabilirsiniz
Kaynak.7gunsaglik

Hayat Kürleri Zayıflama Kürü Video


Doğal Yaşam Ve Bitkilerin Dünyası . Hayat Kürleri Zayıflama Kürü Video

Bebeklerde Reflü Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Prof. Dr. Deniz Ertem bebeklerde de mide rahatsızlıkları ve reflü görülebileceğini söyledi..


Çocuk Gastroenterolojisi Uzmanı Prof. Dr. Deniz Ertem, ilk 6 ayda bebeklerin yüzde 40 ila 60′ında reflü görüldüğünü, 6-12 ay arasında reflü görülme sıklığının azalarak yüzde 5′lere kadar düştüğünü söyledi.

Bebek ve çocuklarda da reflü görüldüğüne dikkat çeken Ertem, süt çocuklarında reflünün en önemli nedeninin yemek borusu ile mide arasındaki kapak fonksiyonunun henüz tam gelişmemesi olduğunu açıkladı. Ertem, "Altıncı aydan sonra katı gıdalara geçiş, bebeğin desteksiz oturabilir hale gelmesi ve 1 yaşına doğru yürümeye başlamasıyla birlikte reflü görülme sıklığı belirgin olarak azalır, ancak bazı çocuklarda 1 yaşından sonra da devam edebilir. Süt çocukluğu döneminde reflü hastalığı görülme sıklığı yüzde 2-10 arasında değişir." dedi.

Doktor Ertem, fizyolojik yani herhangi bir yakınmaya neden olmayan reflünün hem çocuk hem de erişkinlerde özellikle yemek yedikten sonra olabileceğini, buna karşılık reflü hastalığının fizyolojik reflüden farklı bir hastalık tablosu olduğunu anlattı. Ertem, "Reflü hastalığında, reflü atakları sıktır ve çocukta birçok yakınmaya neden olur. Bu yakınmalar tedavi edilmediği takdirde reflüye bağlı komplikasyonlar gelişebilir." İfadelerini kullandı.

Ertem, bebeklerde reflü hastalığının sebeplerini şöyle sıraladı: "Erken (prematüre) doğum (yemek borusunun alt uçundaki kapağın fonksiyonel gelişimindeki yetersizlik), obezite, inek sütü alerjisi, karın içi basıncı arttıran durumlar, midenin geç boşalması, mide fıtığı (hiatus herni), yemek borusunun hareket bozukluğu, beyin ve sinir sistemi hastalığı, yemek borusunun gelişimsel anormallikleri (özofagus atrezisi, fistül vs.)"

Bebeklerde ve çocuklarda reflü hastalığının farklı yakınmalara neden olduğunu belirten Ertem, belirtilerinin şunlar olabileceğini aktardı:

"Kusma, beslenirken huzursuzluk, öksürük, beslenmeyi reddetme, kilo almada duraklama / kilo alamama, beslenme sonrası dönemde, bebeğin geviş getirme benzeri ağız hareketleri yapması, beslenme sonrasında bebeğin başını ve gövdesini geriye atarak yay gibi bir görünüm alması, boğulur gibi olma (morarma), yaşamı tehdit eden olay."

Reflü hastalığının tedavisinde amacın yakınmaları ortadan kaldırarak, çocuğun yaşam konforunu arttırmak ve komplikasyonların gelişmesini önlemek olduğunu belirten Etem, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Tedavi edilmeyen reflü hastalığının büyüme geriliğine, yemek borusu iltihabına (özofajit) ve buna bağlı kanamaya, kansızlığa, yemek borusunda daralmaya, beslenmeyle ilişkili davranışsal problemlere ve astım benzeri (uzamış öksürük, hışıltı) tabloya neden olabilir. Tedavide ilk aşama beslenmenin düzenlenmesidir. Basit beslenme önerileri, sık aralıklarla ve küçük porsiyonlarla beslenme, beslenme sonrası en az yarım saat yatar pozisyonda bulunmama, reflüye neden olabilecek asitli, yağlı ve baharatlı gıdalardan kaçınma hastalıktan korunmada önem taşır."

Reflü hastalığında, beslenme düzeninin yanı sıra ilaç tedavisi de gerektiği ve bu tedavide mide asidini baskılayıcı ilaçlar ile besinlerin mideden yemek borusuna kaçmasını engelleyen ilaçların kullanıldığını kaydeden Ertem, çocuklarda reflü hastalığında ilaç tedavisinin çoğunlukla yeterli olduğunu, cerrahi tedaviye nadiren gerek duyulduğunu belirtti.

Çocuklarda Bebeklerde İshal Tedavisi

İshal tedavisi

Bebeklerde ve Çocuklarda İshal Tedavisi
ishalin tıbbi tedavisinde (en çok sülfamit) ile birlikte, özel bir beslenme rejimi uygulanmalıdır. Bu rejimde ishali durdurma özelliği olan besinler yer alır (havuç).

Havuç çorbası

Taze havuç kullanın. Yuvarlak keseceğiniz yarım kilo havucu, bir litre su içinde, bir buçuk saat kaynatın. Kevgirden geçirerek, yumuşak bir püre elde edin.
Daha sonra başlangıçtaki hacmi elde etmek için su katın, Elbette çocukta zayıflık yaratmadan bu rejimi uzun süre devam ettiremezsiniz. Ama doktor gelip yeni tavsiyelerde bulunana dek işinize yarayabilir.
Diğer ishal önleyiciler
• Keçiboynuzu;
• Basit ishaller için, pirinç lapası.

Çocuklarda Kilo Sorunu ve Çözümleri

Çocuklarımız neden aşırı kilolu veya şişman hale geliyor sorusunun cevabı üç yanlışta gizli. Yanlış beslenme, yeterinden az bedensel hareket, genetik eğilim.

Bedensel fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri, ama aynı zamanda büyüme ve gelişmelerini aralıksız sürdürebilmeleri için karbonhidrat, protein ve yağları dengeli bir şekilde ve ihtiyaçları kadar almaları gerekiyor, onlara günlük aktivitelerinin gerektirdiği enerjiyi karşılayacak kadar enerjiyi ve büyümelerini sürdürebilecek kadar proteini aynı anda içeren bir besin planı gerekiyor.

Enerji ihtiyaçlarını karşılarken kalorileri abartır, aşırıya kaçarsanız ya da aldıkları kalorinin gerektirdiği kadar bedensel aktiviteyi yapmadıklarını gözden kaçırırsanız çocuklarınızın fazla kilolu olmalarını kaçınılmazdır.

Genetik bazı sorunların, bazı hastalıkların da çocuklarınızı şişmanlatması mümkündür. Kilolu çocuklarınızı eleştirmeyin, motive edin. Sağlıklı besinleri satın almayı, lezzetli ve doğru pişirmeyi, keyifli yemek yemeyi zevkli bir uğraşı haline getiririn.

Yemek sofralarına mutlaka onları da oturtun. Yiyecek ve içecek seçimlerinde küçük porsiyonlara yöneltin. Sporcu sorumluluğu edinmelerini sağlamaya çalışın.

Okulda verilen yemeklerin, okul kantininden aldıkları atıştırmaların sağlıklı besinler olup olmadığını izlemeye çalışın.

Bebeğinizin Gelişimi Normal Seyrinde mi ?

Özellikle prematüre ve riskli bebeklerin gelişim takibi için büyük önem taşıyan “Bayley Scales of Infant Development” testi, bebeklerin zihinsel ve motor gelişimlerinin takip edilmesini sağlıyor. Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü’nden Pedagog Güzide Soyak anlatıyor…

Çocukların gelişimlerinin değerlendirilmesi ne kadar önemlidir?
Anne ve babalar çoğu zaman çocuklarını etraflarındaki diğer çocuklar ile karşılaştırıp, gelişimlerinin geri kalıp kalmadığını anlamaya çalışırlar. Karşılaştığımız sorunları, tecrübeli başka yetişkinler ya da kendi bilgilerimiz doğrultusunda anlamaya çözmeye çalışırız. Çocuk okulda başarısız oluncaya dek giderek artan gelişimsel gecikmeyi fark edemeyebiliriz. Bu problemler profesyonel yardım gerektirebilir. Gelişimin takip edilmesi ile anne-babalara eğitimsel önerilerin yapılması, olası risklerin erken tanınması ve müdahale edilmesi sağlanabilir.

Polikliniğinizde ne tür uygulamalar yapıyorsunuz? 0-16 yaş çocukların ne tür gelişimlerini değerlendiriyorsunuz?
Amerikan Hastanesi Çocuk Gelişimi Polikliniği’nde 0-16 yaş çocukların zihinsel-motur-dil-sosyal gelişimlerini değerlendirmekteyiz. Bu polikliniğin içerisinde prematüre ve riskli bebeklerin değerlendirilmesi, takip edilmesi de yer almaktadır. Öğrenme ve dikkat bozuklukları, hiperaktivite, davranış bozuklukları, duygu durumları ile ilgili yaşanan sorunlar çalışma alanlarımızı oluşturmaktadır.

Gelişim açısından geri kalmış çocuklara ne tür programlar uyguluyorsunuz?
Polikliniğimize başvuran ailelerle yapılan görüşme sonrasında çocuk doktorlarımızın konsültasyonunu istiyoruz. Bu bilgiler doğrultusunda detaylı gelişimsel değerlendirme yapıyoruz. Ailelerle tekrar bir araya gelerek sorunun ne olduğunu ve yapılması gerekenleri aktarıyoruz. Çocuğun sorununa yönelik hazırlanmış özel eğitim programı ile takip ediyoruz.

1-42 ay arası uygulanan Bayley Scales of Infant Development (2) testinin önemi nedir?
Birçok tarama ve zeka testi ile birlikte riskli bebeklerin takibinde tüm dünyada kullanılan Bayley Scales of Infant Development (2) uygulamaktayız. Zihinsel ve motor gelişimlerini takip ederken sosyal gelişimi de gözlemleme fırsatı buluruz. Bebekler herhangi bir sorun yaşamıyor olsalar bile bulundukları aya ait kendi gelişimlerinin bilgisini elde ederiz. Bu değerlendirme, anne ve babaların olası kuşkularının anlaşılmasına yardımcı olur. Doğum öncesi ve sonrası güçlükler geçiren riskli bebeklerin takip edilmesi amacı ile de kullanılır.

Bu test nasıl uygulanıyor?
Bayley Scales of Infant Development (2) testi, eğitimini almış uzmanlar tarafından uygulanır. Anne ve bebekle yapılan bir görüşme ve uygulama sürecidir. Zihinsel ve motor gelişimi anlamak için test malzemeleri kullanılmaktadır.

Çocukların gelişimi konusunda anne-babalar nasıl yönlendiriliyor?
Değerlendirme sonrasında herhangi bir sorun olmasa bile aileye çocuğun kendi gelişimi ile ilgili detaylı bilgi veriyoruz. Normal çocuk gelişimi için de çocuğun bulunduğu döneme ait bilgi ve önerilerimizi sunuyoruz.

Bu test malzemeleri nelerdir?
Çocuğun günlük hayatı içinde kullandığı, şekil bulmaca vb. oyuncaklara benzeyen test malzemeleri ile uygulama yapıyoruz.

Wilson Hastasıyım, Siroz Başlangıcı ve Varis Kanaması Var, Ne Yapmalıyım?

Bende doğuştan Wilson var ve şuan Siroz başlamış diyorlar ve varis kanaması oluyor. Ne yapmalıyım, nereye gitmeliyim? Bana yardımcı olursanız sevinirim.

Uzm.Dr. Orhan Coşkun Cevabı:
Wilson hastalığı bakır metabolizmasında ki bozukluk nedeniyle vücutta aşırı bakır birikmesi ve organlarda bozukluk oluşturmasıdır. Beyinde birikim yaparak nörolojik problemlere, karaciğerde birikim yaparak karaciğer yetmezliği ve siroza neden olur. Sirozda portal sistem damarlarında basınç artar ve ciddi olabilecek kanamalara neden olabilir. Özefagus varislerinin kanması ciddi bir durumdur ve acil müdahale edilmesi gerekir. Kanamanızın durdurulması için endoskopi işlemi ile kanayan damarın bağlanması (bant ligasyonu), içine pıhtı yapıcı madde verilmesi (skleroterapi) vs işlemler yapılabilir. Kanama sonucunda hepatik ensefalopati gibi şuur bulanıklığı vs bulgular ve ayrıca ciddi kanama nedeniyle ölüm vs. olabilir. Bir hastanenin acil polikliniğine veya gastroenteroloji polikliniğine başvurmanız ve kanamanızın değerlendirilmesi gerekir.

Geçmiş olsun.
Kaynak: Hastane.com.tr Sorusu

Karaciğer Şişmesi ve Belirtileri

Çeşitli karaciğer hastalıklarından bir tanesi de ‘’ karaciğer şişmesi rahatsızlığı ‘’ .

Karaciğer şişmesi hastalığının asıl nedeni, aslında diğer karaciğer hastalıklarından sonra meydana gelir ve ortaya çıkar.

Bu yüzden karaciğer şişmesinin nedeni; diğer karaciğer hastalıkları diyebiliriz aslında.

Peki, net olarak ve tıbbi olarak, bilmeyenler ve duymayanlar için karaciğer şişmesini şu şekilde açıklayabilmemiz mümkün.

Karaciğer şişmesi hastalığı; diğer tüm karaciğer hastalıklarından her hangi birisi sonucunda karaciğerde yer alan hücrelerin şişmesi ve bunun sonucunda da karaciğerin ürettiği safra sıvısının yollarının tıkanması durumunda meydana gelen hastalığa ‘’ karaciğer şişmesi hastalığı ‘’ adı verilir.

Halk arasında karaciğer şişmesi veya da sarılık olarak bilinen bu hastalık; tıp dilinde ki ismi ile ise ; ‘’ hepatit ‘’ olarak bilinir ve adlandırılır.

Adından da anlaşılacağı üzere; hastada ki en büyük belirti tüm vücudunun tüm dokularının hatta ve hatta göz içinde ki beyaz kısmın bile sarıya dönmesi ile kendini gösterir ve ortaya çıkar. Bu yüzden dir ki halk arasında sarılık olarak daha çok bilinir.

Ayrıca karaciğer şişmesi hastalığının yani sarılığın diğer bir yaygın olarak gözlemlenen belirtisi ise; ciltte ve deride meydana gelen kaşıntılardır.
Kaynak.7gunsaglik

MS Hastalığı Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Multipl Skleroz Nedir?
Ms, omurilik ve beyinde optik sinirlerin zarar görmesi sonucu oluşan kronik bir hastalıktır.

Ms hastalarında sinir hasarına yanıt olarak skar dokusunun birden fazla alanında bozulmalar görülür. Meydana geldiği yere bağlı olarak kas kontrolü, denge, görme veya konuşmada sıkıntılar yaşanabilir.

MS Belirtileri Nelerdir?
Zayıflık veya uyuşukluk,
Sinirlerde hasar oluşumu,
Kol veya bacaklarda zayıflık,
Uyuşukluk,
Dengesizleşme,
Kas spazmları.
Yürümede zorluklar da görülebilmektedir.

Görme Sorunları. Optik nörit sorunu bu hastalarda sıkça yaşanır. Görme siniri yarıdan fazla MS hastasında meydana gelir. Bu iltihap sonucu bulanık görme, renkli görme, görme kaybı, göz ağrısı, körlük oluşabilir. Genelde bu durum geçicidir. Birkaç hafta içinde iyileşebilir. Görme bozuklukları MS’in ilk işaretidir.
Konuşma Sorunları. Görme sorunundan daha yaygındır. Beynin konuşma sinyallerini engeller. Sinirler zarar görür. Yutkunmada da güçlük çekilebilir.
Diğer MS Belirtileri. Zihinsel gerileme, uzun uzun düşünerek sonuca ulaşma, hafıza kaybı, konsantrede güçlük, mesane sorunları, idrar kaçırma, yorgunluk.

Nasıl Başlar?
Beyin ve omurilik başta olmak üzere, bağışıklık ve sinir sistemini çevreleyen dokulara saldırır. Sinirleri yalıtarak kontrolünü kaybetmesini sağlar. Hareket, konuşma ve diğer sinyalleri zayıflatır. Yağlı miyelin dokusu işlevini kaybeder sinir mesajları doğru iletilmez.

MS Nedenleri
İskandinavya ve Kuzey Avrupa ülkeleri ile ekvatordan uzak ülkelerinde yaygın olarak görülür. Yani güneşi az alan soğuk yerlerde sinirleri tahrip eder. D vitamini eksikliği neden olabilir. Genetik de bir diğer sebebidir.

Kimler MS olabilir?
Erkeklerde görüldüğünden 2 kat daha fazla kadınlarda görülür. Beyaz insanlar risk altındadır. 20 ila 50 yaşlar arasında risk daha yüksektir.

MS Tanısı
MS teşhisi belirtilere dayanılarak testlerle yapılabilir. Hastanın aile ve kendi geçmişi dikkate alınır. Nörolojik muayene gereklidir. MRI taramasında %90 oranında teşhis mümkündür. Beyin ve omurilik sıvıları kontrol edilir. Enfeksiyon ve elektrik laboratuar testleri uygulanır.

MS Tedavisi
Ms ataklarının sıklığını ve şiddetini azaltan ilaçlar, ağrı, kas spazmı ve mesane sorunlarını önleyen ilaçlar kullanılır. Ağrı yönetimi için masaj ve fizik terapi önerilir. Egzersiz ve sağlıklı yaşam da iyileşmede önemlidir. Referans.7gunsaglik.com.tr,

Diyabet Hastalarının Yeni Şifa Kaynağı

Diyabet hastalarına yaramayan en önemli şey strestir.Hastaların mutlaka stresten uzak durmaları birinci şarttır.Yediğimiz içtiğimiz gıdaların şeker seviyesini çok iyi gözlemlemeliyiz.

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rüstem Cangi, kivide bulunan serotonin maddesinin stresi azalttığını, inositolinin ise depresyona iyi geldiğini belirterek, diyabet hastalarının şeker oranlarını düzenlemede de pozitif yönde etkili olduğunu bildirdi. Kivinin faydaları ve Türkiye’deki tüketimi hakkında bilgi veren Doç Dr. Cangi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu mucize meyvenin dünyada tüketilen yaş meyveler içerisinde içerik bakımından en zengin özelliğe sahip olduğunu söyledi.

Özellikle C ve E vitamini ile yüksek potasyum ve magnezyum içerdiğini belirten Cangi, kivinin vücudun ihtiyacı olan besin maddelerini karşılama bakımından eşsiz bir meyve olduğunu vurguladı. Türkiye’de tüketicilerin kivinin tüketimi konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıklarını ifade eden Cangi, dünyada kivi üretimin arttığını belirterek, şunları söyledi:

”Son 40 yılda dünyada kivi üretiminin 600 kat artarak yaklaşık 1 milyon 300 bin tona ulaşması, tüketicilerin bu meyveye ilgisini göstermektedir. Kivi özellikle havaların soğuması ile birlikte astım, solunum darlığı, grip gibi rahatsızlıklarda ihtiyaç olan C vitamini ihtiyacını karşılamada bire bir meyvedir. Kivi doğal laksatif özelliği nedeniyle başta yatalak hastaların hem dirençlerini artırmak, hem de kabızlık sorununa önlem amacıyla önerilecek meyvelerin başında gelmektedir.”

diyabet-hastaligi-hakkinda

Kivi tüketiminin faydalarını anlatan Cangi, sözlerine şöyle devam etti:

”Yapılan son araştırmalarda günde 2 kivi tüketmenin vücutta kötü kolesterol (LDL) seviyesini azalttığı, iyi kolesterol (HDL) seviyesini ise artırdığı, özellikle aspirinin yan etkisine maruz kalan kalp hastaları için kivi önerilmektedir. Düşük kalorisi sayesinde kilo almaksızın formun korunmasında, spor sonrası veya sıcakta terleme ile kaybedilen elektrolitlerin karşılanmasında sıkça tüketilen bir meyvedir. Kivide bulunan serotonin maddesinin stresi azalttığı, inositolinin ise depresyona iyi geldiği ve diyabet hastalarının şeker oranını düzenlemede de pozitif yönde etkili olduğu saptanmıştır.”

-KİVİNİN NASIL TÜKETİLECEĞİ BİLİNMİYOR-
Türkiye’de yaklaşık 20 yıl öncesine dayanan kivi tüketimiyle ile ilgili vatandaşların hala yeterince bilgi sahibi olmadığını ifade eden Cangi, ”Kivi meyvesi özelliği itibariyle daldan koparıldığı zaman hemen tüketilebilecek bir meyve değildir. Kivi manav, pazar veya marketlerde sert veya yenebilecek olgunluğa ulaşmış (yumuşamış) durumda satışa sunulmaktadır. Düzenli kivi tüketen vatandaşların mümkünse sert durumda kivileri satın alarak, evde kendilerinin yeme olgunluğuna getirmeleri daha uygun olacaktır. Yaklaşık 10 adet sert kivi, orta irilikte 2 elma ile birlikte ağzı sıkıca kapatılacak bir poşet içerisinde 4-5 gün oda sıcaklığında bekletilmeli, kiviler bu ortamda yenilmeye uygun hale gelecektir” dedi.

Yemeye uygun hale gelen kivilerin serin yerde muhafaza edilerek 10 gün içerisinde tüketilmesinin uygun olacağını belirten Cangi, şöyle devam etti:

”Eğer tüketiciler yemeye uygun hale gelmiş kivi satın alacaklarsa, limon yumuşaklığında olan meyveleri almaları, yaralı ve özellikle fazla yumuşamış kivileri satın almamaları gerekir. Zira aşırı yumuşamış kiviler hem lezzetlerini yitirmiş hem de tüketici sağlığı için olumsuz etki yapabilirler. Kivide bulunan actinidin enzimi bazı tüketicilerde alerjik etki yapmaktadır. Dudaklarda şişme, kaşınma, burunda ve gözde kaşıntı görülebilir. İleri vakalarda boğazda tahriş, nefes alma zorluğu olmaktadır. Kivi tüketirken bu durumlarla karşılaşan tüketicilerin, mutlaka bir sağlık kuruluşuna giderek alerji testi yaptırmalıdır.” Referans.7gunsaglik.com.tr,

Verem Aşısı BCG’nin Diyabete Faydaları

Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırma, verem aşısı BCG’nin Tip 1 diyabetli hastalar için umut olabileceğini ortaya koydu.

Daha önce diyabetik farelerde BCG aşısının pankreastan insülin salgısını uyarabildiğini gösteren araştırmacı grubu tarafından yapılan çalışma, PLoS One tıp dergisinin Ağustos ayında yayımlandı.

Faz 1 çalışmada, insülin bağımlı tip 1 diyabeti olan 6 erişkin hastanın 3’üne, 4’er hafta arayla düşük doz BCG aşısı, diğer 3’üne de etkisiz olan plasebo aşısı uygulandı. Kontrol grubu olarak da Tip 1 diyabeti olan 57 hasta ve hiçbir hastalığı olmayan 16 sağlıklı bireyin alındı.

Çalışmada, BCG aşısı uygulanan 3 hastanın 2’sinde, pankreasta insülin salgılayan beta hücrelerini tahrip eden, bağışıklık sistemi T hücrelerinde azalma ve 20 haftalık takipte insülin salgısında geçici artış gözlendi.

Daha büyük bir hasta grubunda aşının etkinliğinin inceleneceği Faz 2 aşaması için hazırlıklara başlandığı belirtildi.

UMUT AMA DAHA UZUN BİR YOLU VAR
Araştırmayı değerlendiren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Uzmanı Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, 90 yıldır verem hastalığı korunmasında kullanılan BCG aşısının bu araştırmayla yeniden gündeme geldiğini belirterek, çalışmanın Tip 1 diyabet için umut olabileceğini ancak araştırmanın daha uzun bir yolu olduğunu söyledi.

Bir ürünün ilaç olarak kullanılmaya başlanabilmesi için etkinliğin ve yan etkilerin geniş hasta gruplarında değerlendirildiği klinik çalışmalara ihtiyaç olduğunu ve bu sürecin ortalama 5-8 yıl sürdüğünü hatırlatan Yıldız, ’’Erken veriler umut verici ama daha çok aşama var. Diyabetik hayvan modellerinde BCG aşısının pankreastan yeniden insülin salgısını uyardığı gösterilmişti. İnsanlarda yapılmış bu erken faz çalışmada, aşının pankreas beta hücrelerini tahrip eden T hücrelerini ortadan kaldırması ve böylelikle pankreasın yeniden az da olsa insülin salgılayabilmesi sağlanmış. Bu önemli bir gelişme. Umarım araştırmanın diğer aşamalarında da bu sav doğrulanır’’ dedi.

Tip 1 diyabetin genellikle çocukluk ve gençlik çağlarında ortaya çıktığını ve insülin dışında başka bir ilaç tedavisi olmadığını ifade eden Yıldız, şunları kaydetti:

’’Vücudumuzda şekerin hücreler tarafından kullanılabilmesi için insülin hormonu gereklidir. İnsülin hormonu pankreastaki beta hücrelerinde yapılarak kana salınır. Bağışıklık sistemi hücrelerinin pankreas beta hücrelerine saldırması ve tahrip etmesi sonucu gelişen Tip 1 diyabette, pankreas hiç insülin yapamadığı için şeker hücreler içine alınamaz ve tanı anından itibaren kanda şeker ölçümleri çok yüksek olur. Bu nedenle hastaların ömür boyu insülin kullanması gerekir’’.

TOPLAM 2 GRAM AMA SIRLARINI VERMİYOR
Pankreasta insülin salgılayan beta hücrelerinin toplam ağırlığının 1-2 gram olduğunu ancak Tip 1 diyabet tedavisinde yıllardır dışarıdan insülin tedavisi verilmesi dışında bir çözüm bulunamadığını anlatan Yıldız, ’’1921 yılında insülinin keşfi Toronto Üniversitesi’ndeki araştırmacılara iki yıl sonra Nobel ödülü getirmişti. Klinikte kullanılmaya başlanması aynı yıl olan verem aşısının 90 yıl sonra Tip 1 diyabet alanında da gündeme gelmesi ilginç bir tesadüf ve erken veriler dikkat çekici’’ diye konuştu.Referans.7gunsaglik.com.tr,

Rüyalar Hakkında Bilmediğiniz 9 Şey

Herkes gece veya gündüz uykularında rüya görebilir. Rüyalar hakkında aslında çok fazla şey bilmiyoruz.

Nerden kaynaklanıyor ne anlama geliyor? Onları kontrol etmek ve yorumlamak ne kadar mümkün? Rüya uzmanları 9 bilinmeyen gerçeği anlattı.

1. Rüyalar öğrenmeye yardımcı olur. Test çözerken, ders çalışırken, iş yerinde projenize göz atarken arada yorulur ve şekerlemeye yatarsanız o sırada gördüğünüz bu işlerle ilgili bilinç altı rüyaları öğrendiklerinizi aklınıza kazır. Beyin hayalleri öğrenmeyi güçlendirir ve sorunları çözmeye yardımcı olur. Yeni bilgileri raporlar ve beyne gönderir. Rüyaların uzunluğu öğrenme kalitesini etkileyebilir. Yatak odasında tv ve benzeri cihazlar olmamalıdır.
2. Rüya anında orgazm olunabilir. Psikiyatrist ve seks terapistleri kadın ve erkeğin rüyasında orgazm olabildiğini söylüyor. Buna genelde erotik rüyalar eşlik eder bu sırada kadın cinsel organı aktifleşebilir. Uyku sırasında bu durum birkaç kez yaşanabilir. Erkekler de REM sırasında ereksiyon olabilir.
3. En sık görülen rüya türü: eşinizin aldatmasıdır. İyi arkadaşınız ile kocanız arasındaki yasak ilişki ve kaçamak sıkça görülür. Soğuk terler içinde uyanırsınız. Tekrarlayan kabus haline dönebilir. Bu evrensel bir korkudur.
4. Bir gecede birden fazla hatta düzinelerce rüya görülebilir. Bu rüyaların hepsi de hatırlanabilir. 90 dakikada bir rüya görülür. İlk rüya yaklaşık 5 dakika sürer. Uyanmadan önceki son rüya ise 45 dakika sürebiliyor. Ömrü boyunca bir insan 100.000 rüya görebilir.
5. Uyandıktan sonra da rüyayla ilgileniriz. Unutamayız bir süre boyunca aklımızdan çıkmaz. Güzel bir rüyadan uyanmak kötü gelir ve uykuya dönmek isteriz. Hayal edilen ana dönmek isteriz.
6. Tuhaf rüyaları bile yorumlarız. Gerçeğe aykırı rüyalar masalsı anlar yaşatır ve gerçeğe uyarlamaya çalışırız. Ama bu rüyaların bir anlamı olabilir.
7. Dönüşümlü rüyalar zihnimize bir şeyler anlatmak istiyor olabilir. Bir rüya serisini günlerce görmeye devam etmek yinelenen mesajlar verebilir.
8. Hayallerimizi kontrol edebiliriz. Rüya kontrolü mümkündür. Rüya içeriği belirlenebilir kabuslar önlenebilir.
9. Rüya görmek için uyumak gerekmez. Arabada, masada, iş yerinde futbol maçında rüya görülebilir. Hayal gerçek arasında gidip gelmektir. Bir rahatlama aracıdır. Zihin enerji ilişkisidir. Referans.7gunsaglik.com.tr,

Bayramda Dikkat Edilmesi Gereken Beslenme Kuralları

Ramazan Bayramından sonra insanların yemeğe ve sigaraya yükleneceğini belirten uzmanlar, dikkat edilmediği takdirde mide sorunları yaşanabileceğini söyledi.

Kastamonu Dr. Münif İslamoğlu Devlet Hastanesi Beslenme ve Diyetisyen Uzmanı Fatma İnayet Semerkaş, Ramazan nedeniyle dinlenen midenin bayramda fazla tatlı, hamur işi ve hayvansal ağırlıklı beslenmeyle yorulacağını açıkladı.

Ramazan ayı nedeniyle insanların sahur ve iftar olmak üzere iki öğün yiyerek midelerini dinlendirdiğini ancak, bayram nedeniyle 3 öğün yemek yendiği için metabolizmanın farklı çalışacağını söyleyen Semerkaş, midedeki asit dengesinin değişmesinin özellikle tansiyon, şeker ve kalp hastalarını etkileyeceğini anlattı. Ramazan Bayramında şekerin yani tatlının çok tüketildiğini ifade eden Semerkaş, tatlı ve yemeklerin belli aralıklarla tüketilmesi gerektiğini ifade ederek, ağır yağlı yemek ve tatlı, özellikle hamur işine yüklenmemeleri gerektiğini kaydetti. Ramazan nedeniyle midenin bir ay dinlendiğini söyleyen Semerkaş, dikkat edilmediği takdirde mide sorunları yaşanabileceğini belirterek, özellikle diyabet, tansiyon ve kalp hastalarının çok daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı.

RAMAZAN’DA YAVAŞLAYAN METABOLİZMAYA BİRDEN YÜKLENMEYİN
Ramazan ayının metabolizmayı çok yavaşlatan bir süreç olduğuna dikkat çeken Semerkaş, şöyle konuştu: “Bu süreç doğru tamamlanmadığı zaman herkes gerçekten vücudunda ve midesinde çok fazla yoğunluk oluşabiliyor. Bunun ardından da gelen bayram dolayısıyla hızlı bir yemek yeme süreci gerçekten ciddi rahatsızlıklara sebebiyet verebiliyor. Direkt ve birden şeker ağırlıklı besinlerin tüketilmesi yani baklava, tatlı, hamur içi börek gibi yemeklerin tüketilmesi zaten yavaşlayan metabolizmayı ciddi bir karbonhidrat yüklemesi yapıldığında hakikaten kalp, damar ve şeker hastalığı olan bireylerde çok ciddi rahatsızlıklar oluşturabiliyor.”

Doğru tüketim yapmak için ve Ramazan Bayramında bu sorunu atlatabilmek için ilk önce hafif yiyeceklerle bayram süreci geçirmelerini isteyen Semerkaş, “Çok fazla davet yada misafir olabiliyor. Minik zeytinyağlı yemekler, salata, çorba, birer dilim ekmek yanında yoğurt ve ayran gibi içecekleri tercih edebilirler. Birde bu süreçte bolca su tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Çünkü zaten susuzluk çok had safhada olabiliyor ve vücudun suyu tamamlayamamış olabiliyor. Dolayısıyla da bayram sürecinde mümkün olduğunda her aklımıza geldiğinde bol su içmemiz gerekiyor” diye konuştu.

RAMAZAN BAYRAMINDA DOĞRU BESLENME
ana öğünlerde çorba, belki biri iki köfte, yanında salata, bir kase yoğurt ya da bir bardak ayran olabilecek şekilde, ya da et tüketimi yapılmayacaksa bir porsiyon zeytinyağlı yemek ya da karbonhidratlı kuru fasulye, nohut gibi bir yemek türünün kullanılabileceğini dile getiren Semerkaş, “Onun haricinde minik minik aralar dediğimiz dengeli beslenmeyi ve yanında besin tüketmeyi önerdiğimiz yiyecekleri önerebiliyoruz. Hiçbir zaman çok hızlı yemek yemeyin. Çünkü mide oruç nedeniyle küçülmeye başlıyor, daha sonra birden yemek yendiğinde mide spazmlarına yol açabiliyor. Bu yüzden altı öğüne çıkabilecek şekilde bayramda da beslenmeyi uzatmaya çalışmak daha mantıklı olabiliyor” dedi.

Ramazan Bayramının ilk üç günlük sürecine çok dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Semerkaş, sözlerine şöyle devam etti: “Çok şeker alımı yapılmaması lazım. Sütlü tatlılar ya da aşure gibi bizim masum dediğimiz tatlı çeşitleri tercih edilmelidir. Ayrıca, bu tür tatlıları misafirlerimize de ikram etmeliyiz. Bu yüzden ikramlar ve misafirliklerde çok fazla çikolata tüketilmemesinde dikkatli olmalıyız. Özellikle hastalıkları olanlar bunlara çok dikkat etmeleri gerekiyor. Sıcak havalarda midede su oranı düştüğü için yine su kullanımını artırmamız lazım. Ayrıca bunların yanı sıra ayran kullanımını artırarak içindeki sodyum kullanımı vücudumuza iyi geldiği için tercih edebiliriz. Bu ramazanda üç günlük süreci doğru kullandığımız zaman biraz daha yavaş yavaş vücut kendi metabolizmasına gelmeye başlayacaktır.”

SİGARA BAYRAMI DEĞİL
Ramazan ayında birçok kişinin gündüz sigara tüketmediğini hatırlatan Semerkaş, insanların Ramazan ayını da kullanarak sigarayı bırakmalarını istedi. Semerkaş, insanların bir ay boyunca gündüz sigara içmediklerini ancak Ramazan ayının bitmesiyle birlikte bu özgürlüğün 24 saate çıkmasıyla aşırı sigaraya yüklenen insanların risk taşıdığını belirterek, en azından bir süre Ramazan ayındaki tempoyu sürdürmelerini istedi.
Her konuda sigara tüketiminin engellenmesi gereken bir konu olduğuna dikkat çeken Semerkaş, şunları kaydetti: “Zaten ramazan sürecinde sigara kullanan bireyler, direk oruçlarını sigara açma gibi bir duruma gidebiliyor. Ama genel anlamda her şeyin sıkıntısı olduğu gibi vücudun tüm sindirim sisteminde büyük bir sıkıntı oluşturabiliyor ve mide ağrılarını sigara kullanan bireyler daha çok yaşıyor. Ramazanda hızlı ve birden sigara kullanımında artış olabiliyor. Bu yüzden sigara konusunda da dikkatli olmak gerekiyor.” Referans.7gunsaglik.com.tr,
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...