Social Icons

.

Pages

Bel


Yüz insandan sekseninin ömründe en az bir kere bel ağrısı çektiği bilinmektedir. Özellikle oturarak çalışma ve hareket azlığı beraberinde bel kaslarında problem oluşturmakta, ani bir takım zorlamalarda bel ağrılarına yol açmaktadır.

Bel ağrılarının çoğu mekanik ağrı denen basit kas problemlerine ait ağrılardır. Bu tür problemlerin tedavisinde oturma ve eğilip kalkmaya yönelik bel eğitimi, düzenli yapılan egzersizler problemi çözer. Kaynak..,

Duramater Altı Kanama

Belirtiler:
- Bir kafa yaralanmasından sonra sürekli veya gelip giden başağrısı uyuklama nöbetleri ve şuur bulanıklığı gibi durumlar.
- Vücudun bir yanında kısmi felç.
- Düşünmede yavaşlama veya kişilikte değişmeler.
Acil Belirtiler:
- Bir kafa yaralanmasından sonra ihtilaçlar, dalgınlık hali (çevreye karşı ilginin azalması) veya bilinç kaybı.
- Göz bebeklerinin büyümesi.

Duramater altı kanamaya kafadaki bir yaralanma neden olur. Bu durum bir kaza sonucu meydana gelebileceği gibi, başınızı vurmak gibi önemsiz bir olayın sonrasında da oluşabilir. Kanama, kan damarları (genellikle toplardamarlar) beyin ile duramater arasında yırtıldığı zaman olur, duramater, beyni kaplayan tabakalardan en dışta olanıdır. Sızan kan, beyin dokusunu sıkıştıran bir kitle (hemotom) oluşturur. Eğer hemotom büyümeye devam ederse, ilerleyen ve ölümle sonuçlanabilecek olan bilinç kaybı görülür.

Yaralanma ile, başağrısı, şuur bulanıklığı, felç ve bilinç kaybı gibi semptomların ortaya çıkması arasında geçen süre farklılık gösterebilir. Eğer bu ara 48 saatten kısaysa, hematom akut sayılır 48 saatle 2 hafta arasında subakut ve 2 haftadan fazlaysa kronik kabul edilir. Kronik duramater altı hematom durumu görülme ihtimali en fazla bebeklerde ve yaşlılarda vardır ve buna sebep olan yaralanma hatırlanmayabilir.Kaynak..,

Ufak Parçalı Yiyecekleri Çocuklara Vermeyin

Kuru yemiş, şekerleme ve benzeri yapışan ve soluk borusuna kaçabilecek yiyeceklerden onları uzak tutun.

Prof. Dr. Sema Aydoğdu, küçük yaştaki çocukların, soluk borusuna kaçma riski yüksek olan sert şekerleme ile kuru yemişleri tüketmemesi gerektiğini belirterek, "Soluk borusuna şeker kaçması ya da akciğere kuru yemiş parçalarının yapışması, ölümcül hasarlara yol açıyor" dedi.

Sema Aydoğdu, çocuklarda organ gelişiminin sürdüğü 6 yaş öncesi dönemde, beslenme sırasında aspirasyon (sıvı ya da katı gıdaların solunum yolu ile akciğerlere kaçması) riskinin oldukça yüksek olduğunu söyledi.

Kuru yemişler ile sert şekerlerin, en fazla aspirasyon riski taşıyan gıdalar arasında bulunduğuna dikkati çeken Aydoğdu, "Çocuğun yaşı küçüldükçe solunum yolunun çapı daralıyor. Soluk borusuna kaçan çerez ya da sert şeker ani solunum tıkanıklığa ve beyinde kalıcı hasara yol açar" dedi.

Çocuklarda şeker ile kuru yemiş kaynaklı solunum sıkıntıları ile sıklıkla karşılaştıklarını vurgulayan Aydoğdu, şöyle konuştu:

"6 yaşın altındaki çocuklar, soluk borusuna kaçma riski yüksek olan sert şekerleme ve kuru yemişleri tüketmemeli. Tüm kuru yemişler ile sert şekerler, 6 yaşın altındaki çocuklar için risktir. Çünkü çocuklar, bu gıdaları erişkinler kadar iyi çiğneyemez. Beynin, 6-7 yaşa kadar devam eden bir gelişim süreci var. Bu süreçte çocukların beyni oksijensizliğe son derece duyarlıdır ve ağır hasarlar bırakabilir. Kuru yemişlerin de sert oldukları için küçük parçalar halinde solunum yoluna gidip akciğere dağılması en korktuğumuz tablodur. Bitkisel gıdalar olan kuru yemişler, küçük parçalar halinde en dar bronşlara kadar gidebilir. Bu nedenle de bitkisel artıklar tamamını ciğerlerden temizlemek mümkün olmayabiliyor. Bu maddelerin akciğerlerde kalmasına vücut reaksiyon gösteriyor, akciğerin yapısı bozuluyor. Akciğer sağlığı beyin gelişimi açısından çok önemli olduğu için ebeveynler çok dikkatli olmalı. Soluk borusuna şeker kaçması ya da akciğere kuru yemiş parçalarının yapışması, ölümcül hasarlara yol açıyor."

"EVDEKİ ŞEKERLİKLER KALDIRILMALI"

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Gastroenterolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Aydoğdu, ebeveynlerin, beslenme alışkanlıkları ile örnek oldukları çocuklarının yanında tükettikleri gıdalara dikkat etmesi gerektiğini anlattı.

Çocukların, akciğerlerine kaçabilecek maddelerden uzak tutulması gerektiğini işaret eden Aydoğdu, şunları kaydetti:

"Sert şekerler ve çerezlerin çocukların yanında yenilmemesi, çocukların bunu görmemesi lazım. Evdeki şekerliklerin içi boşaltılmalı. Bebeklerin olduğu evlerde bu gıdaların tüketilmemesi lazım. İnsanlara çok düşük bir olasılık gibi gelebilir ancak ama karşılaştığımız zaman hasarı çok ağır. Uyarılarımıza rağmen halen sıklıkla karşılaşıyoruz. Ailelerin yaşadığı paniği görmek çok üzücü oluyor çünkü kalıcı hasara yol açıyor. Aile fark etmeyebiliyor ancak vücudun yabancı maddeye gösterdiği reaksiyon nedeniyle sıklıkla enfeksiyonlar yaşanıyor. Çocukları kendimizin küçülmüş şekli gibi algılamaktan vazgeçmemiz lazım çünkü çocuklar fonksiyonel olarak yetişkinlerden bizden farklı bir sistem içindeler. Bu yüzden onların korunması, koruyucu önlem alınması çok önemli."

Prof. Dr. Sema Aydoğdu, bebek beslenmesinde önemli role sahip cevizin, mutlaka çok iyi öğütülüp mamalarla karıştırıldıktan sonra çocuklara verilmesi gerektiğini, bitkisel yağlar grubunda yer alan kuru yemişlerin tüketimini 6 yaşından itibaren önerdiklerini sözlerine ekledi.

Referans.7gunsaglik.com.tr

Gizli Şekerin Belirtileri ve Yapılması Gerekenler

Şeker hastalığı gerçekten zor bir süreçtir.Bazı durumlarda tedavisi mümkün, bazı zamanlarda gerçekten insanın günlük hayatını çok etkiler.
Gizli şekerin belirtileri aşağıda maddeler halinde sizlere verilmiştir.Şayet bu bulgular sizde varsa ve şeker hastası olduğunuzdan şüpeleniyorsanız muhakkak doktora başvurmanız gereklidir.

Gizli şekerin en önemli belirtilerinden biri, açlık şekerin normal ancak tokluk şekerin anormal olmasıdır.
Gizli şekerde kilo alma ya da tam tersi zayıflama görülür.
Tatlı krizleri başlar.
Açlık hissi uyanır.
Sıkça terleme.
Halsizlik, yorgunluk ve bitkinlik.
Ruh bulanımları.
Aşırı su içme.
Ağızda kuruluk hissi.
Sık sık idrara gitme.Kaynak.7gunsaglik.com.,

Kolon Kanseri Taramaları Nasıl İşler?

Kolon kanserinde erken teşhis hayat kurtarır, bu nedenle kolon kanseri taramalarına önem vermek gerekir.

50 ila 75 yaş arasındaki kişiler bu taramalara önem vermeli. Yaklaşık 2/3 hastanın hayatı bu taramalarla kurtuluyor. Ne yazık ki, bu bilinç toplumda olmadığından kolon veya rektal kanserinden yaşanan ölümler de artıyor. Oysa ki, kolorektal taramaları zamanında yaptıran hastalar kanser veya diğer hastalıkların teşhisinde ve tedavisinde bir adım önde olur.

Erkek ve kadınlar için en riskli ikinci kanser türü olan kolon kanseri ciddidir. Sigara içmeseniz bile sizi bulabilir. CDC taraması ve gerekli testler doktorlar tarafından şüpheli durumlarda uygulanır. Gizli kan testi, dışkı testi, immünokimyasal test, esnek sigmoidoskopi, kolonoskopi gibi tarama ve testler mevcut.

Kolonoskopi 10 yılda bir, kan ve dışkı hariç diğer testler 5 yılda bir, kan testleri ise senede bir yapılmalıdır. Bazı durumlarda kolonoskopi teşhis açısından en idealidir. İnflamatuar hastalıklarda, kanserde, aile öyküsü olanlarda taramalar aksatılmamalıdır. Ülkelere ve gelişmişlik düzeylerine göre insanlar bilinçli ise bu taramaları zamanı gelince yaptırıyor ve hayat kurtarmada  şanslı oluyorlar.
Kaynak.7gunsaglik

Gribe Karşı Doğal Koruyucular

Kış aylarında artan hastalıklar ve hassas bünyelere karşı bazı bitkilerin faydaları üzerinde duruldu..

Grip ve nezle gibi kışın sık görülen hastalıklara karşı vücut direncini artırmak için ekinezya, tıbbi nane, melisa, adaçayı ve dağ çayı öneriliyor.

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tıbbi Bitkiler Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yüksel Kan, kış çayı olarak kullanılan tıbbi ve aromatik bitkilerin; mevsim değişikliği ve soğuk kış günlerinde azalan vücut direncini güçlendirdiğini söyledi.

Ancak bu bitkilerin gelişigüzel satın alınıp tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan Kan, doğru özellikteki bitkinin tercih edilmesi için bazı noktalara dikkat edilmesini önerdi.

BU YILIN HASADI OLMALI

Eczane ya da aktarlardan alınan bitkilerin üzerinde, öncelikle, “bitki ismi ve üretici sertifikası” bilgilerinin yer almasına dikkat edilmesini isteyen Kan, şunları kaydetti:
“Kış çayı olarak kullanılacak bitki, mutlaka bu yılın hasadı olmalı… İkinci yılında da kullanılabilir ancak hasadının üzerinden 2’den fazla yıl geçmiş olan bitkiler tüketilmemelidir. Çünkü, hasadının üzerinden 2 yıldan fazla geçmiş olan tıbbi ve aromatik bitkiler özelliğini kaybeder. Ayrıca, yanlış şekilde kurutulmuş bitkilerde aflatoksin üremektedir. Bu nedenle kış çaylarında usulüne uygun kurutulmuş bitkiler kullanmak çok önemli. Aflatoksinli bitki çayları ciddi sağlık riskleri oluşturabilir. Grip ve nezle gibi kışın sık görülen hastalıklara karşı vücut direncini artırmak için ekinezya, tıbbi nane, melisa, adaçayı ve dağ çayı öneriyoruz. Bu bitkiler tek başlarına olduğu gibi birbirleriyle karıştırılarak da tüketilebilir. Düzenli olarak sabah, öğle ve akşam olmak üzere günde 3 çay bardağı tüketilmesi idealdir.”

KAYNATMAYIN DEMLEYİN!

Doç. Dr. Yüksel Kan, kış çaylarının demleme şeklinin de itina istediğini belirterek, “Bu bitkiler, tıpkı siyah çay demler gibi demlenmelidir. Yani bitki, kaynama işlemi bitmiş suyun içine bırakılmalıdır. Kaynatmak ise kesinlikle yanlıştır. Sıcak suyun içine atılıp 3-5 dakika bekletilen bitki, daha sonra demleme kabından süzülerek alınmalıdır” dedi.
Kış çaylarının, immün sistemini geliştirerek grip ve benzeri hastalıklara sebep olan mikroplara karşı vücudu koruduğunu aktaran Kan, bu çayların vücuda çeşitli şekillerde alınan toksiklerin de atılmasını sağladığını sözlerine ekledi.
Kaynak.7gunsaglik

Yararlı Yeşillikler Kanserden Koruyor

Kanser çağımızın hastalığı.. Peki korunmak için alternatif beslenme yolları nedir? Hangi bitkiler kanserden koruyor?

Kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavilerin yan etkilerinin azaltılıp tedavinin etkinliğinin artırılması ve hastaların yaşam kalitelerinin yükseltilmesinde önemli yer tutmaya başlayan tamamlayıcı doğal – bitkisel antikanser tedaviler ülkemizde de yayılıyor.

Giderek artan bilimsel araştırma, kanser tedavisinde tamamlayıcı olarak kullanılan doğal ve bitkisel ürünlerin yararını gösteriyor. Gelişmiş ülkelerde onkologlar tarafından tedavilerin bir parçası olarak uygulanan tamamlayıcı yöntemler ülkemizde de yayılıyor.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Can Feza Sezgin, “Sadece alternatif tedavi alan kanser hastaları daha kısa yaşıyor, uzmanlığı bulunmayan ancak kanseri alternatif yollarla tedavi ettiğini iddia eden kişiler ise hasta ve hasta yakınlarını kandırıyor” diyor.

YEŞİL TEDAVİ NE DEMEK?
Hastalığının tekrarlama riski yüksek kişilerde veya ileri evre (4. evre) kanserli hastalarda ilaç tedavilerinin yanında, doğal – bitkisel tamamlayıcı tedavileri kullanan Sezgin, yeşil tedavinin; doğal, doğaya saygılı ve insan vücuduyla uyumlu tedavi yaklaşımlarının bir bütünü olduğunu, doğal – bitkisel ürünler, beslenme, egzersiz, meditasyon (dua, yoga), akupunktur, hipnoz, masaj, müzik tedavisi ve homeopatiyi içerdiğini söylüyor.

TEDAVİDE EN ÇOK KULLANILAN BİTKİLER
Brokoli filizi: En güçlü ve doğal antikanser sulforafanı içerir. Kanser kök hücreleri ile çeşitli kanser hücrelerinin öldürülmesi ve ilaçların etkisinin artırılmasında çok yararlıdır.

Çin geveni: Bağışıklık sisteminin uyarılması ve kanser tedavisinin başarısının artırılması konusunda yararlanılır.

Koenzim Q10: Kanser tedavisinin başarısının artrılması ve kalbin korunmasında etkilidir.

Reishi mantarı: Bağışıklık sisteminin uyarılması, kanser hücrelerinin öldürülmesi, aşı, kemoterapi ve akıllı ilaçların etkinliğinin artırılması ile yan etkilerin azaltılmasında faydalıdır.

Yeşil çay: Çeşitli kanser hücrelerinin öldürülmesi ve ilaçların etkisinin artırılması gibi özellikleri vardır.

Çörekotu yağı: Kanser hücrelerinin öldürülmesi, kanser ilaçlarının etkinliğinin artırılması, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarının korunması amaçlı kullanılır.

Zerdeçal: Kanser kök hücrelerinin öldürülmesi, kanser ilaçlarının etkisinin artırılması türü özellikleri bulunur. (Zerdeçal ekstraktlarının emilimi iyi olmadığı için kara biber ekstraktıyla beraber kullanılması gereklidir.)

HANGİ KANSERE HANGİ BİTKİ?
Bazı bitkilerin hemen her kanserde tedaviye yardımcı yönleri olduğu belirtiliyor. Bitkisel ürünlerin tümünün olmasa da tedaviye uygun olanlarının seçilmesi konusuna özen gösterilmesi gerektiğini söyleyen Sezgin, “Bitkisel desteklerin kaliteli ve standardize ekstraktlar (özütler) arasından seçilmesi gerek. Böylece daha etkili ve güvenli destek sağlamak mümkün olur” diyor.

Bazı kanser tiplerinde yararlı olabilecek bitkisel destekler ise şöyle değerlendiriliyor:

Akciğer kanseri: Çin geveni, çörekotu, ışgın, reishi mantarı, yeşil çay, zencefil, zerdeçal / karabiber ikilisi, zeytin yaprağı.

Kalınbağırsak kanseri: Akgünlük, brokoli filizi, çemen otu, çörekotu, deve dikeni, ginkgo biloba, karahindiba, reishi mantarı, yeşil çay, zencefil, zerdeçal.

Meme kanseri: Akgünlük, brokoli filizi, karahindiba, ökseotu, pelinotu, reishi mantarı, yeşil çay, zencefil, zerdeçal / karabiber ikilisi, zeytin yaprağı.

SONUÇLAR BAŞARILI
Yeşil tedavi ile ilk başvuru anında karaciğer sıçraması olup, kemoterapi ve tamamlayıcı tedaviler ile tam yanıt elde ettiği ve 5. yılına giren çok sayıda hastası bulunduğunu (ileri evre pankreas, meme ve mide kanserli hastalar) söyleyip, “Dünyada bu kadar uzun yaşayan ileri evre mide ve pankreas kanseri hastası yok” diyen Doç. Dr. Sezgin, literatürde tedavilere yanıtsız kabul edilen dev hücreli akciğer kanserli hastaları arasında da, çok iyi yanıt aldıkları olduğunu belirtiyor.

Ülseratif kolit, artrit ve kronik lenfositer lösemisi olan bir hastasının kolit ve artritinin, bu tedaviyle tamamen kaybolduğuna, lösemisinin ise 2 yıldır kontrol altında tutulduğuna dikkat çeken Sezgin, bu sonucun saygın bir dergide de yayımladığını söylüyor.

Kemoterapi ve tamamlayıcı tedavi ile akciğer kanseri tamamen kaybolan ve tedavilere yanıtsız kabul edilen farklı kanser hastaları tedaviye çok iyi yanıt veriyor.
Kaynak.7gunsaglik

Cilt Kanseri İçin Bu Renklere Dikkat

Turuncu ve sarı renkteki yiyecekleri bolca tüketin. Kanserden bizi korur ve sağlıklı bir bedene gereklidir..

Kanserden korunmada C ve E vitamini, karotenler ve selenyum minerali büyük önem taşımaktadır. C vitamini, antioksidan savunmasının ilk ve en etkili cephesidir; hem hücre dışında, hem de hücre içinde görev yapar. Vücuttaki hasarlı E vitamininin rejenerasyonundan (yenilenme) da sorumludur. C vitamini, DNA da dahil olmak üzere hücre yapılarını hasarlardan korur. Vücudun çevresel kirlenme ve toksik kimyasal maddeler ile başa çıkmasına yardımcı olur, bağışıklık işlevini güçlendirir ve nitrozaminler gibi kansere yol açan bileşiklerin oluşmasını engeller. Yüksek miktarda C vitamini; lösemi, lenfoma, mesane, meme, serviks, kolorektum, özofagus, akciğer, pankreas, prostat ve mide kanserleri dahil her tür kanser riskini azaltmaktadır.

DOĞAL FORMDA E VİTAMİNİ
Alfa-tokoferol olarak da bilinen E vitamini ise, yağda çözünen en önemli antioksidandır. E vitamini savunması olmazsa, hücre zarları ciddi hasarlarla karşı karşıya kalır. Bir düzineden fazla çalışma; düşük düzeyde E vitamininin, özellikle kolon, prostat, meme ve akciğer kanseri riskini artırdığını göstermiştir. Buna karşılık, daha yüksek düzeyde E vitaminin; bağışıklığı güçlendirici ve tümör karşıtı etkileri vardır. E vitamininin kanser karşıtı etkisi tamamen bağışıklık sistemi üzerinedir. Yaş ilerledikçe bağışıklık sistemi de zayıflamaya başlar. Bu durum, T hücrelerinin zarında serbest radikallerin yığılmasına neden olmaktadır. T hücrelerinin işlevindeki bu tür bozukluklar; kanser, artrit, otoimmün hastalıklar ve enfeksiyonlar dahil birçok hastalığa neden olmaktadır. Bu arada E vitamininin doğal formda alınmasına dikkat edilmelidir. Doğal formlar (d) öneki ile belirtilirken, sentetik formlar (dl) ile belirtilmektedir.

RAHİM KANSERİNE KARŞI DA KORUR
Karotenler gıdalara kırmızı, turuncu ve sarı renklerini verirler. Fotosentez ve güneş ışığının enerjiye dönüştürülmesi yoluyla sağ kalan tüm organizmalar karoten içerir. Çalışmalar ise; karotenin akciğer, deri, rahim kanserine karşı koruduğunu gösteriyor. Havuç, patates, kayısı ve domates gibi karotenden zengin yiyecekler tüketiyorsanız, ekstradan takviye yapmanıza gerek yoktur.

SELENYUM EKSİKLİĞİ ENFEKSİYON NEDENİDİR !
Selenyum, E vitamini ve C vitamini ile birlikte hareket ederek hücre zarındaki radikal hasarını engeller. Selenyum yetmezliğinde; enfeksiyonlara karşı direnç azalır, vücudun virüslerle savaşma yeteneği bozulur. Selenyum desteği; akciğer, kolon, prostat, mide, özofagus ve karaciğer kanserine karşı koruma sağlar ve kansere bağlı ölümleri yüzde 50 azaltır. Bir çalışmada; selenyum seviyeleri normal olan fakat selenyum desteği alan kişilerde, lenfositlerin tümör hücrelerini öldürme yeteneğinde yüzde 118 artış tespit edilmiştir. İnsan vücudunun günde 100-200 mcg. selenyuma ihtiyacı vardır. Uzun süre, günde 900 mcg. civarındaki dozlar ise toksik olabilir.

KOLON KANSERİNE KARŞI FOLİK ASİT
Folik asit; B vitamini ailesinin bir üyesidir ve DNA oluşumu da dahil olmak üzere vücudun pek çok alanında önemli bir role sahiptir. Folik asit yetmezliğinin; DNA anormalliklerine ve normal hücrelerin kanser hücrelerine dönüşmesine neden olduğu tahmin edilmektedir. Uzun süreli folik asit desteğinin kolon kanseri riskini yüzde 75 oranında azalttığı görülmüştür. Diğer kanserlerde de çok yakın oranlarda sonuçlar vermektedir.

GÜNDE 400 IU D VİTAMİNİ YETERLİ
D vitamini; hem vitamin, hem de hormondur. En bilinen özelliği; kalsiyum emilimini artırmasıdır fakat ek mekanizmalar yardımıyla kanserden korunmada da umut vaat etmektedir. Bilimadamlarının araştırmaları; D vitamini seviyelerinin kolon, meme ve prostat kanseriyle savaşta önemli olduğunu göstermektedir. D vitamini için ideal doz 200-400 IU’dur. Güneşi az gören yerlerde yaşayanlar ise günde 800 IU almalıdır.
Kaynak.7gunsaglik

Stres, Depresyon Gebeliği Engelliyor

Oxford Üniversitesinden araştırmacılar, doğal yollardan hamile kalmayı planlayan kadınların stres hormonlarını ölçtüler ve aşırı stresin hamile kalma olasılığını düşürdüğünü tespit ettiler. Şimdiye kadar bu konuda bilgiler olmasına karşın, doğrudan bilimsel kanıtın bulunması zordu. Araştırma, ABD’de Eunice Kennedy Shriver İnsan Gelişimi ve Ulusal Çocuk Sağlığı Merkeziyle ortaklaşa olarak sigara, alkol ve kafeinin hamile kalma olasılığı üzerindeki etkilerinin araştırıldığı çalışmanın bir parçası olarak yürütüldü. Sonuçları "Fertility and Sterility" dergisinde yayınlanan araştırma, hamile kalmayı planlayan 18-40 yaşlarındaki sağlıklı 274 kadınla yapıldı. Yaş, obezite, alkol ve sigara kullanımının hamile kalma olasılığını etkilediği bilinirken, uzmanlar stresin hamileliğe etkisiyle ilgili açık bir bulguya rastlamamışlardı.

Araştırmacılar, rahatlamanın çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere yardımcı olabileceğini, konuyla ilgili daha çok araştırma yapılması gerektiğini belirttiler. Araştırmada kadınların salyasında, stres hormonu olarak bilinen, heyecan, korku ve sinirlilik anlarında ortaya çıkan adrenalin ve kronik strese bağlı kortizol hormonunun seviyeleri ölçüldü. Adrenalin seviyesi yumurtlama döneminde en yüksek olan kadınların hamile kalma olasılığının, seviyenin en düşük olduğu kadınlara göre yüzde 12 daha düşük olduğu, ancak kortizol hormonunun duruma bir etkisinin olmadığı ortaya çıktı.

img17

YOGA RAHATLATABİLİR

Bulguların bebek istenilen dönemde çiftlerin olabildiğince rahat olmaları gerektiği tezini destekler nitelikte olduğunu açıklayan Oxford Üniversitesinden Dr. Cecilia Pyper, çalışmalarının sağlıklı bayanlarda hamile kalmayı etkileyen nedenlerin daha iyi anlaşılmasını amaçladığını söyledi. Cecilia Pyper konuyla ilgili olarak, "Bu, stresin biyolojik ölçümünün, hamile kalma olasılığıyla ilişkisini ortaya çıkarmak amacıyla yapılan ilk araştırma. Bazı vakalarda rahatlama teknikleri, danışmanlık hizmetleri hatta yoga ve meditasyon gibi rahatlatıcı yöntemler bile yardımcı olabilir" dedi.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Büyük Yalanlar

Gerçekle yüzleşmemek için kendinizi kandırıyor olabilir misiniz? İşte insanın kendine söylediği 12 büyük yalan…
 
Gerçeklerle yüzleşmekten korktuğunuz için kendi kendinizi kandırıyor olabilir misiniz? İşte 12 büyük yalan…  

“Her şey güzel olacak”
Kilo verirsem…üniversiteyi kazanırsam… bir sevgili bulursam… bu cümlelerin sonuna onlarca şey eklenebilir. Ama mutluluğu ertelemek ve bir şeylere bağlamak ne derece doğru sizce? Yaşadığınız anın tadını çıkarmayı öğrenmeli ve pembe yalanlardan vazgeçmelisiniz!

‘Kimsenin beni onaylamasına ihtiyacım yok’
En ufak bir eleştiri ile karşılaştığında hemen bu yalana mı sığınıyorsunuz?Herkesin onaylanmaya  takdir görmeye ihtiyacı vardır. Kimseye danışmadan, sürekli kendi bildiklerini yapan bir insan kendisini geliştiremez.

“Beni seviyor ama bağlanmaktan korkuyor”
Aşkın gözü kördür diye boşuna dememişler. Sen de bu yalanla kendini avutuyorsan, şu gerçeği size üzülerek hatırlatalım. Gerçekten seven bir erkek bağlanmaktan korkmaz. Hem gelecekte sizinle olmak konusunda tereddütleri olan birisiyle neden birliktesiniz ki? İlişkinizi gözden geçirseniz hiç de fena olmaz.

“Biraz bronzlaşmaktan zarar gelmez”
Evet biliyoruz bronz bir ten harika duruyor. Ama cilt kırışıklıkları ve bazı kanser türleri açısından güneşin zararları artık kanıtlandı. Siz de kendinizi kandırmayın ve güzelleşeceğim diye sağlığınızı riske atmayın!

“Yalan söylediğimi kimse anlamaz”
Başkalarının size yalan söylemesi hoşunuza gider miydi? Onların bunu anlamayacağını düşünseniz bile, kendinize olan saygıyı yitirmemek için her zaman doğruyu söylemelisiniz. İçinde bulunduğunuz zor durumdan kurtulmak için söylenilen yalan geçici bir çözümden başka yarar sağlamaz .

“Tabii ki gelirim”
Size yapılan her teklife  “tabii ki” gelirim deyip buluşma günü geldiğinde yeni bir yalan uydurmak zorunda mı kalıyorsunuz? Öyleyse neden en başından “kusura bakmayın başka bir planım var” demiyorsun?

“Hayır diyemiyorum”
İşte koca bir yalan daha! İnsanları kırmamak adına onların her istediklerini kabul etmek yerine biraz pratik yapmalısınız. Şimdi bir kağıt ve kalem alıp hayır diyememe nedenlerinizi yazın bir kenara. Sonrada cesaretinizi toplamak için neler yapabileceğinizi düşünün…

“Çok şanssızım”
Bu yalan talihinizi kapatmaktan başka bir işe yaramıyor. Çünkü şansa fazlaca inanmak, bir süre sonra kişinin kendine olan inancını azaltabiliyor.

“Bağımlı değilim”
Sigara, alışveriş,dedikodu… kötü alışkanlıklarınızın olduğunu biliyor ama bunlardan bir türlü vazgeçemiyorsanız, “istediğim zaman bırakabilirim” yalanını kendinize söylüyor olabilirsiniz.

“Güzel olsaydım her şey daha kolay olabilirdi”

Fiziksel açıdan güzel olan insanların hayatlarında her şey yolunda mı sanıyorsunuz? Aksine onların çok daha fazla sıkıntısı var. Kendisine her yaklaşana şüpheyle bakmak ve kimseye güvenememek de başlıca sorunları. Sahip olduğunuz güzelliklerin değerini bilin..Kaynak. ., 

Gırtlak Kanseri Belirtileri ve Tedavisi

Öksürük, ses kısıklığı, yutma güçlüğü, kulak ağrısı, boğazda yumur ya da yara, boğaz ağrısı, kilo kaybı gibi belirtilerle ortaya çıkar.

Bu belirtileren biri görüldüğünde doktora gidilmelidir. Boğaz kanserinin tedavi seçenekleri şunlardır. Doktorunuz öncelikle belirtilerin gerçekten boğaz kanseri işareti olup olmadığına bakar. İlgili hücre tipi, kişisel tercihler ve genel sağlık durumuna göre durum değişir. Radyasyon tedavisinde; kanser hücrelerine X ışını radyo dalgaları uygulanır.

Yüksek enerjili ışınlar ölüme neden olan tümörleri yok eder. Büyük bir makine içinde uygulanır vücuda radyoaktif makine ve cihazlar bağlanır. Erken evrede en etkin tedavidir. İleriki evrelerde kemoterapi ile birlikte verilir. Cerrahide; erken evrede gırtlak boğaz ve ses telleri endoskopi yapılır ve sorun onarılır. Özel aletler ve lazer kullanılır. Kazma, kesme, buharlaştırma yapılabilir.

Larenjektomide; ses kutusu tamamen alınabilir. Normal nefes alma yeteneği korunur, konuşma yeteneği korunamayabilir.
Kemoterapide; kimyasallar ile tümörler yok edilir. İlaçların yan etkileri vardır.
Hedefli ilaç tedavisinde; sağlıklı hücreler de zarar görerek tümörler hedef alınır.
Rehabilitasyonda; yeme ve konuşma becerileri kazandırılır. Boyunda sertlik, ağrı, yutma güçlüğü ve konuşma problemleri tedavi edilir.
Kaynak.7gunsaglik

Erkeklerde Kas Yapmaya Yarayan Hareketler

Düşündüğünüzden daha kısa sürede muhteşem kol ve vücut kaslarına sahip olabilirsiniz.

Düzenli ağırlık çalışması buna yetecektir. Doğru hamleyle haftada 2-3 kez egzersiz yaparak mükemmel kaslara sahip olun. Aktif olmayanlar spora başlamadan önce doktorlarına danışmalıdır. Kol ve pazı geliştirmenin yolu ağırlıktan geçer.

Dış uyluk kısımlarını geliştiren şekilde dışa dönük olarak dambılları elinize alın. Nefes alın ve dirseklerinizi bükün. Omuzlara ulaşana kadar halteri veya dambılları kaldırın. Yavaşça nefes vererek indirin. Avuç içleri dışa bakacak şekilde aşağı doğru kollarınızı tutun, kolları üst göğüs yanlarına doğru çekin dirsekler yere paralel olmalı.

Kollar düz bir şekilde aşağı doğru itilir kilitlenmeden düz bir şekilde geriye dönülür. Bir süre beklenip başlangıç noktasına dönülür. Yanal kasları geliştirmek omuz genişliğine çalışmak için, belin de dar görünmesi önemlidir. Omuzdan geniş bir çubuğu kavrayın.

Arkanıza yaslanın, oturarak çubuğu üst göğse kadar kaldırın. Hareketi kontrol edin yine aynı şekilde başa dönüp tekrar edin. Dambıllarla yattığınız yerden kolları bükmeden havaya kaldırıp yanlara açıp ortada birleştirme hareketini yapın.

Bacak sıkıştırma aletleri bacak kaslarını hedef alan ideal hareketlerdir. Halteri sırtınızda ensenizde tutarak çömelme hareketini yapın ve kaslarınızı sıkarak yapın. Step de yararlı olacaktır. Bunun yanında protein ağırlıklı beslenin. Tam tahıllı gıdalara ve doğal besinlere yönelin. Bol sıvı tüketin ve egzersizden vaz geçmeyin..Kaynak. .,

Tip 1 Diyabet İçin Özel Bir Diyet Var mı?

Bazı besinler tip 1 diyabet için oldukça faydalı ve insülin üretimini teşvik ediyor.

Omega 3 yağ asitleri ve amino asitler insülin ihtiyacımızla örtüşüyor. Bu tip gıdalarla beslenmek daha fazla insülin almamıza gerek bırakmıyor. Şeker kontrolünü geliştirmek için C-peptid seviyeleriniz de olumlu anlamda etkiliyor.

Carolina Üniversitesi’nde beslenme bölümü beslenme ve tıp profesörü ve geçici başkanı Chapel Hill tip 1 diyabetli çocuklarda beslenmenin önemli olduğunu bildirdi.

Lösin içeren gıdalar süt ürünleri, et, soya ürünleri, yumurta, fındık ve kepekli gıdalardır. Omega 3 ise somon gibi balıklarda bulunur.

Tip 1 diyabette, vücudun bağışıklık sistemine saldırılar olur, otoimmün bir hastalık olduğuna inanılan ve sonunda pankreas insülin üreten beta hücrelerinin yok edilmesiyle sonuçlanır.

Beyinde yakıt olarak kullanılan karbonhidrat ve glikozlar insülin şekeriyle kontrol edilir.

Kan örnekleri, D vitamini ve yağ asitleri için analiz ve testler yapılır ve şeker kontrollerine bakılır. Tip 1 diyabette dengeli beslenmek ve önerilenleri uygulamak önemlidir..Kaynak. .,

Akciğer Kanseri Süreci ve Önlemleri

Yıllarca sigara içmek akciğer kanserinin ilk ve en önemli sebebi. Sigarayı bırakmak için hiçbir zaman geç değildir.

Böylece dolaşım fonksiyonları normale döner akciğer sağlığını kazanmaya başlar. Kanser riski da zamanla azalır. Bıraktıktan 10 yıl sonra akciğer kanseri riski yarı yarıya azalmış olur. Light sigaralar ve az sigara içmek de tabii ki çok içmeye göre daha az kansere neden olur. Derin nefesle içe çekilen dumanlar kanser sebebidir. Katran ve zifir içeren tütün ürünleri esrar benzeri maddeler akciğerleri yıpratır. Antioksidan takviyeleri meyve sebze ağırlıklı sağlıklı beslenmek kansere karşı koruyucu olabilir.

Bazı beta karoten içerikli takviyeleri almadan önce doktorunuza danışın kimi hastalarda ters etki yapabilir. Sigara ve puro akciğer kanseri yanında ağız, boğaz, yemek borusu kanserlerinin de sebebidir. Kalp ve akciğer hastalık riskini artırır. Puro daha fazla zehirlidir. Sigara dumanı radon aldı radyoaktif bir kokusuz gaz da içerir. Kaya ve topraktan ev ve binalara yayılır. İl sağlık merkezi aranmalı ve çevre konut gaz temizliği ve taraması yaptırılmalıdır. Akciğer kanseri tanısı konan bir kişi sigaranın etkisiz olduğunu düşünerek bırakmaz. Bu çok yanlıştır kanser bile olsanız sigarayı bırakmak iyileşmeye yardım edecektir. Düzenli egzersiz ise bu riski %20 azaltır. Açık hava kirliliği ve sigara gibi etkenlerden uzak durulmalıdır.
Kaynak.7gunsaglik
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...