Social Icons

.

Pages

Gribal Enfeksiyon Hastalıkları Tetikte Olmayı

Grip, nezle gibi solunum yolları hastalıkları dikkat edilmediğinde bronşite çevrilebilir. Tedbiri elden bırakmamak özen göstermek istiyor.

Gribe yakalanmamış birini bulmak neredeyse imkansızdır. Bronşit de hemen herkesin hayatında hafif de olsa yakalandığı bir sorundur. Bronşit, enfeksiyonun bronşlara ilerlemiş versiyonudur.

Nefes almakta zorlanıyor, öksürüğünüz balgamlı veya kanlıysa hemen doktora başvurun. bazı vakalarda bronşit geçici bir sorun olmamaktadır. Ancak genellikle daha ciddi olarak geri dönmektedir.

Bronşit virüs sebebiyle görüldüğü için iyileşme sürecini hızlandırmak pek mümkün değildir. Ancak yaşam kalitesini arttırmak için bol sıvı tüketmeli, ilaç kullanımına dikkat etmeli ve sigara gibi solunum yollarını etkileyen zararlı alışkanlıklardan uzak durulmalıdır.

2 hafta içinde geçmeyen yüksek ateş ve öksürük bronşit belirtilerindendir ve hemen doktora başvurulmalıdır.
Kaynak.7gunsaglik

Hamilelikte Laktoz Alerjisi ve Kalsiyum Tüketimi

Genelde gebeliklerde pek çok şeye duyarlı olmaya başlar ve alerjinizin olduğunu fark edersiniz.

Laktoz intoleransı yani duyarlılığı da hamilelikte sıkça karşılaşılan bir durum. Hamilelikte kalsiyum almak çok önemli ve gerekli peki laktoz içeren kalsiyumu alerjisi olan hamileler alabilir? Süt ve süt ürünlerinde kalsiyum bulunuyor ve gebelikte tüketilmesi gerek. Bebek gelişimi için çok mühim. Laktozlu bu ürünler nasıl tüketilir?

Güçlü kemikler ve sağlıklı ve iyi bir iskelet gelişimi için bebekler anne karnından itibaren kalsiyum almalı. Düzenli kalsiyum takviyeleri gebelikte şarttır. Takviyelerdan ziyade doğal yollarla besinlerle kalsiyumu almanız önerilir. Hamilelik sırasında kalsiyum gereksinimi artar ve doğal şekilde beslenmek gerekir en çok kalsiyum da doğal yollarla ve sağlıklı olarak alınabilir. Laktoz duyarlılığınız varsa kalsiyumu şu yollarla da alabilirsiniz.

Ispanak gibi yeşil yapraklı sebzeler,
Soya sütü,
Soya peyniri,
Brokoli,
Susam,
Fındık,
Tam tahıllar,
D vitamini ise kalsiyum emilimini sağlamada en iyi yoldur. Bunlarla beraber mutlaka yanında D vitamini içeren bir besin de tüketin. Yumurta ve balık iyi kaynaklardır. Güneşten de yararlanın. Doğuma kadar doktor kontrollerini aksatmayın ve sağlıklı beslenme yollarını öğrenin.
Kaynak.7gunsaglik

Emzirmede Süt Kanallarının Tıkanması Durumu

Emzirme annenin bebeği için yapabileceği en önemli şeylerden biridir.

Sayısız faydalarını bildiğimiz emzirme anında süt kanalları tıkanırsa neler olur? Kötü bir yan etkisi yoktur. Memede süt kanallarında süt birikmesi ile oluşan tıkanmadır ve ağrılı olabilir. Fazla süt üreten annelerde görülebilir. Şişerek dolar. Düzenli olarak emzirmiyorsanız bu oluşabilir.

Bebek yeterince beslenmiyorsa, göğüs pompanız güçlü değilse, aniden bebeği sütten keserseniz, sütyen vb baskılar görülüyorsa, hastalık ve stres varsa bu sorun oluşacaktır. Belirtileri bu noktada şişlik, hassasiyet ve ağrıdır. Süt gelmemesidir. Doktor muayenesi veya mamografi ile teşhis edilir.

Mümkün olduğunca sık emzirmek tedavinin ilk adımıdır. Bu işe yaramazda diğer adımlara geçilir. Güçlü bir pompa ile de işlem yapılabilir. Masaj da bir başka çözümdür. Tedavi edilmezse meme iltihap olur. Enfeksiyon belirtileri ise titreme ateş ve yorgunluktur.
Kaynak.7gunsaglik

Resveratrol Takviyeleri Hamilelikte Bebeğe Zarar

Resveratrol bileşiğini içeren takviyeler gebelikte kullanıldığında fetüse etki eder mi ve bu takviyeler ne için kullanılır?

ABD üniversitelerinin araştırmalarına göre gebelikte bu takviyelerin kullanımı bebekte pankreas sorunlarına neden olabiliyor. Anne karnındaki bebek kötü etkileniyor pankreas problemleri gelişmemesi gibi riskler olabiliyor. Polifenol adlı bitkisel bileşikler grubuna dahil olan bir antioksidan olan bu takviye doğal kırmızı üzüm, yer fıstığı, yaban mersini ve bitter çikolatada bulunur.

Kanseri önleyici olan bu madde sağlık açısından birçok alanda da faydalıdır. Fakat gebelik hariç. Anti aging özelliği de olan bu bileşen gebelikte metabolik sağlığı destekleme amaçlı olarak kullanılır. Fakat şimdiye dek uygulandığının aksine gebelikte riskli olabileceği ortaya çıkmıştır. Fetusa yani bebeğe yeteri kadar plasentadan kan gönderilemez. Pankreas gelişimi bozulur. Obezite gibi sağlık sorunları anne karnında oluşmaya başlar. Glikoz anormallikleri diyabete neden olur. Kan akışı ise oldukça olumsuz etkilenir.
Kaynak.7gunsaglik

Uyku Sorunlarını Müzik Dinleyerek Aşın

En iyi uyku terapisi ninni.. Bu artık kanıtlandı.. Uyku bozukluklarında müzik dinlemek oldukça etkili..

Çinli araştırmacılar, 3 kıtadan 10 çalışmanın sonuçlarını inceledi ve müziğin akut ya da kronik uyku bozukluklarının tedavisinde etkili olabileceği sonucuna ulaştı.

Müzik-uyku ilişkisi üzerine yapılmış 127 çalışmayı inceleyen araştırmacılar, bunlar arasından kendi kriterlerine uyan 10′unu seçti. Tianjin’deki Pingjin Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi bölümünden Chun-Fang Wang’un yönettiği meta analizde ABD, Tayvan, İtalya, Avusturya, Macaristan, Güney Kore ve Hong Kong’dan araştırmacıların yaptığı çalışmalar dikkate alındı.

Farklı ülkelerde, 18 yaşın üstündeki üniversite öğrencileri, sığınma evlerinde kalan kadınlar, yeni ameliyat olmuş hastaların da aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin müzik terapisine tabi tutulduğu çalışmaların neticelerinin, kültürel ve coğrafi farklılıklara rağmen son derece tutarlı olduğu görüldü. Sonuçlar, müzik terapisinin, akut ya da kronik uyku bozuklukları olan kişilerin uyku kalitesini yükselttiğini ortaya koydu.

Asyalı katılımcıların bazılarına kendi ülkelerinin geleneksel müziklerinin, Avrupalı katılımcılara ise klasik Batı müziğinin dinletildiğini belirten Çinli araştırma ekibi, terapide kullanılan müziğin temposunun dakikada 60-80 vuruşu geçmediğine işaret etti.

Ninniye benzeyen, yavaş, yumuşak ve rahatlatıcı melodilerin, uyku bozukluğu tedavisinde işe yarar görünmesinin altında neyin yattığı tam olarak bilinmese de, Çinli araştırmacılar müziğin merkezi sinir sistemi üzerinde etkili olduğuna işaret ediyorlar.

Meta analizin, özellikle insomniadan (uyuyamama hastalığı) muzdarip olanlar için, tıbbı tedavinin yanı sıra masrafsız, ilaçsız ve güvenli bir yöntem sunabileceği düşünülüyor. Çinli araştırmacıların meta analizi International Journal of Nursing Studies’de yayımlandı.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Tırnak Batması Kimlerde Neden Görülür?

Dermatoloji Uzmanı Müge Çoban dar ve kötü ayakkabının tırnak batması sebebi olduğunu vurguladı.

Dermatoloji Uzmanı Müge Çoban, tırnak batmalarının en çok kadınlarda görüldüğünü belirterek, "Bu sorun daha çok dar ayakkabı giyen bayanlarda karşımıza çıkıyor. Tırnak batmalarını tedavi etmek için tırnak teli yöntemini kullanıyoruz" diye konuştu.

Tırnak batmasının genelde dar ayakkabılar giyilmesinden kaynaklandığını belirten Çoban, "Tırnak batması ayağın başparmağında meydana gelir. Bunun sebepleri arasında dar ve sıkı ayakkabı giyilmesi, fazla kilo sık karşılaşılan problemler arasında. Ayakların çok fazla kapalı kalması, sporcularda, futbol oynayan kişilerde, uzun süre ayakta duranlarda, garsonlarda, öğrencilerde görülebiliyor. Ama en önemli sebebi dar ve sivri uçlu ayakkabılardır" dedi.

Tırnak batmasında uzmanların uyguladığı etkili tedavi yöntemi

"Tırnak batması meydana geldikten sonra yürümek acılı hale geliyor" diyen Çoban, "Biz tırnak batmalarında konservatif dediğimiz cerrahi olmayan tedbirler alıyoruz. Daha ileri aşamalara gelindiğinde ortopediyle birlikte tedavi yöntemlerine başvurabiliyoruz. Cerrahi tedavilerden sonra tırnak batmalarında tekrarlar yaşanıyor. Bundan dolayı cerrahi işlemler yerine kalıcı çözüm olan tırnak telini uyguluyoruz. Bizde tırnak batmalarında son bir kaç yıldır yaygın olarak uygulanan tırnak telini kullanıyoruz. Tırnak telini tırnağın her iki tarafına da uyguluyoruz. Hastaya uygulandığı andan itibaren ayakta rahatlama, ağrıda azalma meydana geliyor. Tel takıldıktan sonra hasta günlük aktivitelerine devam edebiliyor, ayakkabı giydiğinde rahatlamış oluyor. 1- 1,5 ay bu tel tırnakta kalıyor, 10 günde bir kontrol edip gerekirse teli aşağı çekiyoruz" diye konuştu.

Tırnak batması en çok hangi durumlarda görülüyor?

Batan tırnakların tedavilerinde gecikildiği takdirde iltihabi hastalıklarına yol açtığına değinen Çoban, "Granülasyon dokusu gelişebiliyor yani enfeksiyonik hastalıklar meydana gelebiliyor. Gümüş kalemi dediğimiz çubukla bu granülasyon dokusu yakılabiliyor. Ancak tırnağı yakmak veya çekmek yerine artık tel uygulamasından daha etkili sonuçlar alıyoruz" şeklinde konuştu.

Çoban, tırnak batmasının en çok kadınlarda görüldüğünü vurgulayarak, "Batık tırnaklar tırnak teliyle çekimden kurtuluyor. Özellikle kiloların alındığı dönemlerde, gebelik dönemlerinde görülebiliyor. Zayıf insanlarda da görülebiliyor özellikle dar ayakkabı giyen kadınlarda daha sık karşılaşılıyor. İlerleyen dönemlerde batmaya bağlı enfeksiyon oluşabiliyor. Selülit dediğimiz cilt altı enfeksiyonları oluşabiliyor" dedi.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Bazı Antidepresanlar Mideye Zarar Verebiliyor

Depresyon tedavisinde kullandığımız anti depresan ilaçlar mideye ve başka sistemlere de zarar verebilir.

Ağrı kesici dahi olsa içmeden önce bir kez daha düşünün. Potansiyel ölüm riski taşıyan bu ağır ilaçlar doktor önerisiyle kullanılmalı ve aşırı yan etki görüldüğünde azaltılarak bırakılmalıdır.

Her yıl binlerce ölüm vakasıyla karşılaşıyoruz. Enfeksiyon kapma riskini artıran bu ilaçla mideye de dokunuyor.

Majör depresyon yaşayanlarda diğer depresyon hastalarına göre %36 oranında daha fazla enfeksiyon riski var.

Yaşlı ve evli kişilerde de bu risk daha fazla. Tek başına yaşayan kişilerde ise %25 oranında daha fazla hastalanma riski var.

Remeron ve Prozac gibi antidepresanlar ile içilen her ilaç mide riskini ikiye katlıyor. Depresyon tüm dünyada yaygındır.

Uzun yaşanan depresyonun gastrointestinal sistem değişiklikleri ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Beyin ve bağırsak-mide arasındaki iletişimi keser ve zarar verir.

Çalışmalarda kanıtlanan bu sonuca göre beyin kimyasallarını etkileyen depresyon ilaçları direkt mide ve bağırsağa zarar verebilmektedir.

Bu ilaçlar tedavinin başlangıcında geçici olarak bulantı, midede rahatsızlık hissi, ishal ya da kabızlık gibi yan etkilere neden olabilirler.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Göz damarlarındaki çatlamalara dikkat

Gözlerdeki damar çatlamaları, büyük göz içi kanamalarına ve gözün kaybına sebep olabilir.Denizli Devlet Hastanesi (DDH) Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Pınar Kutucu, gözlerdeki damar çatlamalarının büyük göz içi kanamalarına ve gözün kaybına sebep olabildiğini söyledi. Kutucu, göz sağlığının çeşitli sebeplere bağlı olarak bozulabileceğini, körlüğün doğuştan ya da çocukluk çağında meydana gelebileceği gibi diyabet, yüksek tansiyon, gözde meydana gelen iltihabi hastalıklar, göz tansiyonu, katarakt, göz tümörleri sebebiyle de oluşabileceğini ifade etti.

Şeker hastalığının gözde çeşitli bozukluklara neden olabildiğini dile getiren Kutucu, “Göz hastalıklarının sıklığı, göz adale felçleri, katarak gelişmesi diyabete bağlı göz komplikasyonları arasında sayılabilir. Gözlerde damarların çatlaması büyük göz içi kanamalarına ve gözün kaybına sebep olabilir” dedi.

Ünlüler Gür Saçlarının Sırrını Açıkladı.
İnanılmaz! Cep Telefonu Değil, Cep Telsizi!
Göz sağlığı açısından düzenli ve vitamin yönünden zengin beslenmenin gerekliliğine değinen Kutucu, şunları söyledi:

“Göz için ışık şartları önemlidir. Özellikle okuma, televizyon seyretme gibi gözün sürekli ve dikkatli kullanılması durumlarında ne kamaşma yapacak kadar parlak ışık ne de görmeyi güçleştirecek kadar az ışık olmalıdır. Işık kaynağı, yazarken sağ elini kullanan kişinin sol omzu ve başı üstünden gelmelidir. Parlak güneş ışığının ultraviyole etkisinden korunmak için güneş gözlükleri gerekli olduğu gibi değişik ışık kaynaklarına meslek veya diğer amaçlarla maruz kalabilecek kişilerin koruyucu gözlük kullanmaları şarttır. Ayrıca okuma mesafesi 30–40 santimetre, TV seyretme uzaklığı 3–4 metreden az olmamalıdır. Gözlerin periyodik kontrolleri yapılmalı, sağlıklı olduğu bilinmelidir.”
Kaynak . Hürriyet – 12.01.2011

Yazın Rahat Uyku Çekmenin Sırları

Uzun ve güneşli bir günün ardından emin olun bitkin düşersiniz ve enerjiniz tamamen çekilmiş gibi olur.

Yorgun olmak her zaman uyuyabileceğiniz anlamına gelmez. Özellikle çok sıcak yaz aylarında gece bile uykunuz kaçar. Uykuya dalamıyor, sürekli uyanıyor veya başka uyku sorunları çekiyorsanız bu yazı tam size göre. Kaliteli bir uyku çekmenin sırları nelerdir? Dinlenerek yeni güne başlamak herkesin dileğidir ki gününüz iyi geçsin.

Bunun için öncelikle yemeklerinizi zamanında yiyin. Öğün atlamayın ve her öğünün belli bir saati olsun. Kahvaltı sabah, öğle yemeği öğlen ve akşam yemeği gecikmeden akşam yapılmalıdır. Gece 8 ve 9 dan sonra bir şey yemeyin. Sindirim rahatsızlığı ve mide ekşimesi yaşanabilir ve uyku bozulur. Sıcak havalarda ve yaz akşamları ağır yemeyin. Yatmadan 2-3 saat önce canınız çekerse dondurma yenilebilir.

Serinletici buzlu bir bitki çayı için. Soğuk bir bardak bira ya da margarita da alternatiftir. Ama her zaman önerilmez. Geceleri aşırı alkol alma uykuyu böler. Susuzluğu gideren meyve dilimli buzlu çay en iyisidir. Papatya önerilir.

Yatmadan önce su için. Isı ve su kaybettiğimiz yaz aylarında bol su içilmelidir. Susuz kalan vücut uykusuz da kalır. Yatmadan 30 dakika önce su için. Yorgunluğu giderir ve iyi bir uyku çekmeyi sağlar. Kabızlığı da önler.

Pencereler açık yatıyoruz. Alerji ve sineklere karşı önleminizi alın. Yaz yağmuru, cırcır böceklerinin gürültüsü ve bir sinek bile uykuyu kaçırmaya yeter. Hapşırma, öksürme ve üşüme ayrıca kaşıntı uykuyu kaçırır. Bu tür etkenlere karşı yatmadan önleminizi alın. Klima veya fan kullanın böyle serinlemeyi seçin.

Soğuk duş alın.sıcak ve yapışkan histen kurtarır. Güneş yanığına iyi gelir plajda uzandıysanız iyi gelir. Serinlemek ve uyumak için yatmadan önce duş alın. Aloe veralı bir kremle vücudunuzu nemlendirin. Ağrı kesici ve jel kremler de tercihtir.

Yatmadan hafif ve küçük germe egzersizleri yapın. Yoga gibi düşünün ve yapın. Kalça, kol ve bacak arka kasları, omuz ve bel gibi bölgelere germe hareketi yapın. Yatakta yapılacak bu egzersizlerle rahatça uyuyacaksınız.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Şeker Hastalarına Müjde: İnsülinsiz Yaşama

İnsülin iğnesi ve ilaçlarınız olmadan yapamıyorsunuz ama artık son gelişmelerle beraber buna son verilecek..

Dünyada sayılı merkezlerde yapılabilen pankreas adacık nakli artık Türkiye’de de hastaların hizmetine sunulacak. Şeker hastalarının ensülinsiz yaşamalarına olanak sağlayan ‘adacık nakli’ çalışmalarında büyük başarıya ulaşılırken, nakillerin önümüz yıl başlaması planlanıyor. 5 yıldır üzerinde çalışılan projede koyun, fare ve sıçanda yapılan deneme nakillerinde başarı sağlandı. Kadavradan bağışların alınması sonrası insanlar üzerinde de nakiller başlayacak.

7 MİLYON HASTAYA DERMAN
Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde kurulan Adacell birimi pankreas adacık nakli yapmaya hazırlanıyor. Yaklaşık 7 milyon hastaya derman olacak projede pankreas adacık nakliyle diyabet hastalarının ensüline ihtiyaç duymadan yaşamaları hedefleniyor. Adacell Başkanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt, insandan insana pankreas adacık nakli yapabilmek için 5 yıldır çalıştıklarını söyledi. Yeşilyurt, pankreastan adacık hücrelerini elde etmeyi başardıklarını belirtti.

KADAVRADAN PANKREAS NAKLİ
Proje ile birlikte kadavradan pankreas naklinin başlayacağını belirten Yeşilyurt, “Bu tedavi yöntemine 5-6 yıl önce başladık. 2-3 yıldır bağışlanan kadavralardan adacık pankreas naklini deniyoruz. Hayati tehlike ortadan kalktı. Gelecek yıl pankreas adacık nakline başlayacağız. Bu nakilde temel olarak hücre nakli gerçekleştiriliyor. Koyun, fare ve sıçan gibi deney hayvanları üzerinde denedik. Başarı sağladık. Biz burada hücrelerin ömrünü uzatmak için uğraşıyoruz” dedi.

12 SAATLİK OPERASYON
Adacık nakli operasyonu şöyle gerçekleştiriliyor: “Pankreas içinde dağılmış olan adacıklar 12 saat süren ve cerrahi, enzimatik ve mekanik işlemlerden geçtikten sonra hastanın karaciğerinin ‘kapı damarına’ enjekte ediliyor. Adacıklar pankreasın içine değil karaciğere naklediliyor. Adacık naklinin en zor kısmı adacıkların pankreastan çıkarılma yani izolasyon işlemidir. Nakil işleminin en kolay bölümü ise adacıkların hastanın vücuduna nakledilme işlemi. Bu bölüm sadece 30-45 dakika sürüyor ve hastanın genel anestezi ile uyutulması bile gerekmiyor.”
Kaynak.7gunsaglik

İnsülin Direnci İle İlgili Gerçekler

Şeker hastası mısınız? Şekerinizin düştüğünü nasıl anlarsınız bunu hangi belirtilere bakıp ölçebilirsiniz?

Şekerin yağın vücuttan doğru bir şekilde atılmamasının suçlusu yemekteki fazla şeker olduğunu ve yapılması gereken tek şeyin şekerin hayatımızdan çıkarılması olduğunu belirten Dr.Gönül Ateşsaçan, “Şeker olan gıdaları sıralayacak olursak; Tüm şekerli tatlılar, Çikolata, Beyaz un ile yapılmış tüm hamur işlerinde , kek, çörek, börek, Pirinç pilavı, Muz , Mısır, Patates, Havuç, Çok şekerli meyveler( incir, üzüm, kavun gibi)

Burada sözünü ettiğimiz şeker, bilmediğimiz şekerleri de içeriyor. Tatlı yersek , kan şekeri yükselir ve vücut insülin üretir. Kan şekeri ne kadar yükselirse, o kadar insülin üretilmiş olur ve bir o kadar da karbonhidratlar yağa dönüşür.” Dedi.

Şeker yerine hangi doğru karbonhidratları tüketmeliyiz?
Dr.Gönül Ateşsaçan daha sonra şunları söyledi; “Pirinç pilavı yerine , bulgur pilavı(az yağlı) Makarna yerine , kepekli makarna veya tam integral makarna, Şeker yerine , 2 kuru kayısı veya 1 adet hurma, Fındık yerine, leblebi, Beyaz ekmek yerine , çavdar, yulaf veya tam buğday ekmeği, Beyaz un yerine , tam buğday unu, Çok tatlı bir incir yerine, şeftali veya nektari, Kırmızı elma yerine , yeşil elma tercih etmeliyiz, Bir bardak portakal suyunun yerine, bir adet greyfurt

ŞEKERİMİZİN DÜŞTÜĞÜNÜ NASIL ANLARIZ?
Yemekten hemen sonra Canımız tatlı isterse, yemekten hemen sonra uykunuz mu geliyor, gün içinde başınız ağrıyorsa dikkat. Lütfen kan şekerinizi ölçtürün ve işlenmemiş karbonhidratları tüketiniz.”
Kaynak.7gunsaglik

Böbrek Taşının Çözümü Limonda mı?

Prof. Dr. Selçuk Yücel limonun böbrek taşlarına iyi geldiğini vurguluyor. Taş düşürmede faydalı olan limonun özellikleri neler?

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Yücel, Türkiye’de çok yaygın olarak görülen böbrek taşı türlerinden olan ve eritilemeyen kalsiyum oksalatın düşürülmesi için sidrat özelliği olan limonun çok etkili olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Yücel, bu hastalara sabah ve akşam birer büyük limon tüketmelerini önerdi. Prof. Dr. Selçuk Yücel, ülkemizde en sık görülen taş türünün henüz eritilebilecek bir yöntemi de bulunmayan kalsiyum oksalat olduğunu kaydetti.

SABAH AKŞAM BİR BÜYÜK LİMON
Bu taşın ancak düşürülerek vücuttan atılabileceğini belirten Prof. Dr. Yücel, bu taşın düşürülmesi için eşkina balığının beynindeki taş, maydanoz suyu, avokado yaprağı, papatya suyu gibi halk arasında çeşitli yöntemler kullanıldığını, fakat bunların kontrolsüz ve bilimsel çalışmaya dayanmadığını anlattı. Kalsiyum oksalat taşının böbreğin sitrat salgılayamaması nedeniyle oluştuğunu ve sitratın da doğal olarak en iyi limondan tüketilerek sağlanabileceğini kaydeden Prof. Dr. Yücel, tedavide hastalarına sabah ve akşam olmak üzere birer büyük limon önerdiğini kaydetti.

EN BASİT TEDAVİ BU
Prof. Dr. Yücel, "En basit tedavi bu. Latincesi sitrus, portakal, limon, greyfurt; bunların hepsi sitrus diye geçer. Limonun sitrat seviyesi çok yüksek ve tedavi olarak veriyoruz. Bu kişilerin limon tüketmeleri avantajlıdır. Bunu kullanmasına rağmen hala idrardaki sitrat seviyesi düşük ise o zaman biz sitratı dışarıdan ilaç olarak verebiliyoruz" dedi.

ÜÇ KİŞİDEN BİRİ HASTA
Türkiye’de üç kişiden biri için ’taş hastası ya da taş düşürecek’ denilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Selçuk Yücel, "3 yıl içinde 2 ya da daha fazla taş oluşturması, kişinin aktif taş hastası olduğunu gösterir. Tahminlere göre Türkiye’de bu oran yüzde 5- 10 arasındadır" diye konuştu.
Kaynak.7gunsaglik

Çörek Otu Yağı ile Diş Tedavisi

Dr. İsmail Özkanlı, ’çörek otu yağı’ndan elde ettiği ürünlerle başta dişte kemik erimesini önlediğini söyledi.

Almanya’nın başkenti Berlin’de diş hekimliği kliniği bulunan, yaptığı çalışmalarla Belçika ve Kırgızistan’daki üniversitelerden fahri doktorluk unvanları alan Dr. İsmail Özkanlı, ‘çörek otu yağı’ndan elde ettiği ve patentini aldığı ürünlerle başta dişte kemik erimesi ve dökülme olmak üzere, tedavisi zor birçok soruna çözüm ürettiğini savundu.

Dr. İsmail Özkanlı, tatile geldiği Mersin’in Erdemli ilçesinde, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uzmanlığının implant cerrahi üzerine olduğunu, 2004′den bu yana da araştırmalarını ”her derde deva olan” çörek otu yağı üzerine yoğunlaştırdığını söyledi.

Dişte kemik erimesi ve dişlerin dökülmesinin Almanya’da her iki kişiden birinde görüldüğünü ifade eden Özkanlı, şöyle devam etti:

”Türkiye’de de benzeri bir durum olduğunu tahmin ediyorum. Bu sorunların çözümü için çalışma yaparken çörek otu yağı dikkatimi çekti. Tıpta değişik hastalıklar üzerine çörek otu yağıyla ilgili çok sayıda araştırma var. Ancak, ağız ve diş sağlığı üzerine araştırma yok. Almanya ve Türkiye’den temin ettiğim çörek otu yağı ile diş sorunlarına şifa bulmaya çalıştım. Bu alandaki uzmanlardan da yardım aldım. Yaklaşık 1,5 yıl süren araştırmalar sonucu elde ettiğimiz ürünlerle tedavide büyük başarı sağlandı.”

Özkanlı, çörek otu yağının, başta dişte kemik erimesi ve dökülme olmak üzere tedavisi zor birçok soruna, ağızda yara ve dudakta uçuklara şifa verdiğini belirlediklerini ve ürünlerini geliştirdiklerini belirterek, ”elde ettiğim başarılar nedeniyle Belçika’daki World Information Distributed University ve Kırgızistan Bişkek Üniversitesi tarafından fahri doktorluk unvanı verildi. Araştırmalarımı da kitap haline getirerek tıp dünyasına sundum” dedi.

Özkanlı, Mısır ve Almanya’da çörek otu yağını kapsül olarak üreterek, satışa sunduklarını ifade ederek, ”Çörek otunun üç ayrı cinsi bulunuyor. Bunlardan Türkiye’de yetişen ‘Nigella Damassina’nın bağırsak rahatsızlıklarına, Mısır’da ve Afrika ülkelerinde yetişen ‘Nigelazativa’ türlerinin de bakterilere, mantarlara ve virüslere karşı etkili olduğu biliniyor. Ürünlerimizi yakın zamanda Türkiye’de de piyasaya süreceğiz” diye konuştu.

Ağız Yarası (Aft) Nedenleri ve Tedavi Yolu

Dönem dönem herkesin yaşadığı ağız yaralarına verilen isimdir aft. Hastanın yemek yemesine, su içmesine, hatta bazı ciddi vakalarda tükürüğünü kontrol etmesine dahi engel olabilen bu sağlık sorunu farklı nedenlerden dolayı ortaya çıkabilir. Sert ve keskin köşeleri olan yiyeceklerin yenmesi esnasında ağız içinde oluşan tahrişlerin enfeksiyon kapması ile ortaya çıkan bu tür ağız sorunları bazı durumlarda vitamin eksikliği ve bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeni ile oluşabilmektedir. Stres ve vücutta ilerleyen farklı sağlık sorunları da aft oluşumunu tetikleyen etkenler arasındadır.
Aft oluşumlarının kısa süre içinde iyileşmesini beklemek hata olur. Ağız yapısının nemli ve sıcak oluşu, aft oluşumunu tetikleyen etkenin canlı kalmasına da zemin hazırlamaktadır. Bu yüzden aft tedavilerinde ağız içinin dezenfektasyonu önemlidir. Tedavi sürecinde ağzı tuzlu su ile gargara yapmak ya da karbonatlı su ile gün içinde çalkalamak aftların tedavisinde etkili rol oynamaktadır. Ortalama 10 gün süren aft yaralarının tedavisinde hastanın konforunu sağlamak adına uyuşturucu jel ya da kremler kullanılabilir.
Kaynak.7gunsaglik

Diş Bakımı ve Temizliği Nasıl Yapılmalıdır?

Diş çürüğü bulaşıcı olup ebeveynlerden çocuklarına bulaşabilmektedir. Ağız bakımı ve diş sağlığı bebeklikte dişlerin çıkmasından itibaren başlanmalı ve yaşam boyu devam etmelidir.
Iki buçuk yaşına gelene kadar bir çocuğun ağız ve diş bakımından anne ve babası sorumludur. Bebeğin ilk dişleri çıktığında anne işaret parmağına sardığı ıslatılmış temiz bir gazlı bez veya tülbent yardımı ile bebeğinin dişlerini temizlemelidir. Her beslenme ardından bir miktar su verilerek ağız temizliği sağlanmalıdır.
Çocuğun diş sayısı arttığında dişler, diş fırçası ile temizlenmeye başlanmalıdır. Iki buçuk yaşından sonra çocuk dişlerini fırçalamayı teşvik edilmeli, anne ve babada bu konuda çocuklarına örnek olmalıdırlar.

Iyi bir ağız ve diş sağlığı için;

Dişler günde en az iki kez florlu diş macunu yardımı ile fırçalamalı, çocuklar da buna teşvik edilmelidir. Sadece dişleri fırçalamak yeterli değildir. Ağız ve diş temizliği için diş iplerinin rolü de çok önemli ve etkilidir. En az 6 ayda 1 kez, bir diş hekimine gidilerek muayene olunmalıdır. Düzenli bir beslenme alışkanlığı edinmeniz ve günde 5 öğün den fazla yemek yememeniz son derece önemlidir
Kaynak.7gunsaglik

Diş etimiz neden kanar ve diş fırçalarken en çok

Diş etimiz fırçaladığımız sırada kanıyorsa demektir ki iyi temizleme işlemi yapmıyoruz.

Diş etimiz kanıyorsa kesinlikle fırçalama işlemini bırakmıyoruz fırçalama işlemine daha etkili ve dikkatli bir şekilde devam ediyoruz. Eğer aradan 3 -4 gün geçti halen fırçalama işleminde kanama devam ediyorsa o bölgede diş taşı oluşmaktadır. En kısa zamanda diş Doktorunuza görününüz. Diş fırçanız sadece size ait olmalıdır ve 3 ya da 4 ayda bir değiştirilmedir.
Dişlerimizi Fırçalarken Yaptığımız Hatalar..
1-Sadece dişleri fırçalamak diş etini fırçalamamak
2-Sişlerimizin ön yüzeyini fırçalamak, dil -damak tarafı midemiz bunaldığı için fırçalamamak
3-Kısa süreli fırçalamak 1 dk gibi
4-Diş macunu çok kullanmak leblebi tanesi dişlerimiz için yeterlidir.
5-Çarpık dişleri temizlerken diş fırçasının yönünü değiştirmemek
6-Çok uzun süreli dişlerimiz fırçalamamız zararlardır.
7- Diş etimiz kandığında fırçalama işlemine son vermek
8-Diş fırçalarken aşırı kuvvet uygulamamız diş eti çekilmesi ve dişte aşınmalar meydana gelir
9- Dişlerimizin hepsini fırçalamalıyız üst ve yirmilik dişlerimizde fırçalamalıyız
10- Düzenli diş doktoruna gitmemek.Kaynak.7gunsaglik

Kışın Bile Cildiniz Parlak Görünsün

Soğuk kış aylarında kadınlar olarak cildimizin hamurumsu, sert ve pullu mat halinden sıkılırız.

Ama artık böyle olmak zorunda değil. Kışın bile pürüzsüz parlak harika bir tene kavuşmak mümkün. Güneşin olmadığı kış günlerinde cildimiz ışık alamaz ışıltı veremez. Parlaklığını kaybeder. Az da olsa güneşe çıkmamız gerekir. Parlak ve yumuşak bir cilt için baştan ayağa ışık almamız gerekir. Düşük nem ve ısı cildi kuru ve kaba gösterir parlaklığını alır.

Kaba alanlar için tahıl bazlı peeling ile vücudunuzu fırçalayın. Spa masaj terapistlerine göre tuz, tahıl, kan portakalı ve beyaz biber şekeri ile yapılan peeling vücuda parlaklık ve güzellik verir. Bronzlaştırıcı vücut losyonu da parlaklık verir. Sıkılaştırıcı özellikle bronz losyonlar 1-2 ton koyu alınırsa çok hoş durur. Güneşsiz günlerde bu jel formlarla canlılık verebiliriz.

3-4 günde bir yatmadan önce uygulayın. Yumuşak bir cilt için su için ve su bazlı ürünler kullanın. Hindistancevizi sütlü bakım ürünleri harika durur. Bu sütlü vücut kremleri cildi besler parlaklık verir. E vitamini ve yeşil çay içeren vücut krem ve losyonları ışıltı verir. Bu krem bazlı makyaj ürünleri de kullanılabilir. Kızaran iltihaplanan kışa dayanıksız ciltler için önerilir.

Sakinleştirir yatıştırır nemlendirir ışıltı verir vitamin açısından zengindir koruyucudur. Yanaklarda kol bacak ve dekolte bölgelerinde hoş durur. Partiden önce ciltten 1-2 koyu tondaki bronz kozmetik ürünlerini kullanın. Önce cildi temizleyin sonra krem ve baz uygulayın. Esneklik veren jel ürünler de özel gecelerin önerileridir. Yüze sıcaklık parlaklık verir. Renk düzenleyen ve yaşlanma karşıtı bitki özlü bakım ürünlerini kullanın.
Kaynak.7gunsaglik

Göz Farı Uygulamasında Altın Öneriler

Kadınların büyük tutkularından biri olan makyaj yapmak çok kolay bir iş değil.

Sürekli açılıp kapanan göz kapaklarına kalıcı ve sağlam göz farı uygulamak gerekir ki ilerleyen saatlerde de hoş ve güzel dursun. Çoğu kadın far uygulamada başarısızdır. Topaklanma ve akma meydana gelir. Gözlerin ifadesi bozulur makyajın anlamı kalmaz. Farklı renk pigmentleriyle cesur tonlar bu sezon moda. Gelin, birlikte hoş ve etkileyici göz makyajının püf noktalarını öğrenelim.

Her zaman göz rengiyle göz farı rengini eşleştirmek gerekir mi bakalım. Göz renginizle karşıt ve kontrast yakalayan tonları seçmek ilk altın kuraldır. Mesela yeşil gözlülere bordo ve mürdüm tonları harika gidecektir. Yani kahve gözlüyüm diye kahve tonları far sürmek geride kaldı. Gölgelendirmede ise göze yakın tonları kullanmak serbest. Gölge ve far fırçalarınız farklı olmalı. Boyut ve yapıları da öyle.

Kaş kemiğinden göz bitimine kadar tüm kapağa hatta alt kısma far uygulayın. Birden fazla rengi harmanlamak çok hoş duracaktır. 2’li, 3’lü ve 4’lü göz farları ile uyumu yakalayın. Kaş altına krem bej tonları, tüm kapağa baz rengi ve kirpik dibi ile kuyruk kısmına koyu rengi ile gölge yapın. Önce parmaklarınızda tüm alanları bitirip en son fırçanızla birbirine karıştırıp doğal bir görünüm verin.

Aşağı, yukarı ve yanlara kuyruk ve uzantı halinde far uygulaması gözleri daha canlı ve belirgin hale getirir. Çok fazla akan görünümde göz altına far uygulamayın yorgun gösterir. Göz altı kapatıcısını sürdükten sonra hatta kapağa pudra sürüp öyle fara geçin. Işığı yansıtan ve kırışıklığı gizleyen en iyi tonlar soğuk renk tonlarıdır. Yani mavi ve mor gibi tonlar. Koyu renk eyeliner ve maskara ile gözleri çerçeveleyin ve makyajınızı bitirin.
Kaynak.7gunsaglik

Daha Beyaz ve Parlak Dişler İçin

İnci gibi bembeyaz dişlere kim sahip olmak istemez?
Dişlerde oluşan renk değişimi ve lekeler bazı yiyecek ve içeceklerden kaynaklanabilir.

Ağız gargaraları bile sebep olabilir. Bazı ilaçların kullanımı bilmeden dişlere kötü etki eder. Sigara ve alkol zaten baş düşmanlarıdır.
Beyazlatıcı reçetesiz ürünler de aksi etkiye götürebilir. Kendi kendimize yüzeysel lekeleri temizleyebiliriz.

Diş beyazlatma kitleri evde kolayca kullanılabilir. Aşındırıcı kimyasal madde içerikli ürünlerden kaçının.

Diş hekiminden mutlaka öneri alın. Beyazlatma şeritleri de sizin için uygun olabilir. Peroksit jeller birkaç gün ya da hafta içinde sonuç verir.

Kullanımı kolay ve sonucu kusursuzdur. Jel, sıvı ya da macunlar da diş beyazlatma ürünleridir.

Dişlerin doğal rengini değiştirmez ama lekeleri giderir. Diş fırçası ile karbonat da beyazlatma için kullanılabilir.

Kereviz, elma, armut, havuç gibi gıdalar tüketilmelidir. Tükürük salgısını düzenler. Dişteki asitleri etkisiz bırakır.

Diş minesindeki sarı tabakalar da doktor tarafından alınabilir. Yiyecek ve içeceklere bu işlemlerden sonra dikkatli yaklaşmak gerekir.

Gülümsemenizi korumak için bunlara dikkat edin. Sigara, çay, kahve ve alkolü ya tüketmeyin ya da sınırlandırın. Dişleri olumsuz etkilerler.

Diş eti iltihabı-hastalığı, ağız kanseri ve dişlerde kahverengi lekelere neden olurlar. Yaban mersini, böğürtlen ve pancar gibi koyu renkli gıdalar dişler üzerinde rengini bırakabilir.

Hemen dişleri fırçalamak gerekir. Ağzınızı hemen ardından iyice çalkalayın. Uzun süre içecekleri tüketmeyin. Antibiyotik kullanımı sınırlanmalıdır dişleri grileştirir.

Klorheksidin veya setilpiridinyum klorür içeren antibakteriyel gargara da buna sebeptir. Ayrıca diş ipi ve macunu ile günlük bakımınızı yapın ve düzenli diş doktoruna gidin.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Ameliyatsız Yeni Tedavi Yöntemiyle Kalp Hastalıkları Bitiyor

Kalp hastaları için artık yeni bir dönem başladı, üstelik bu işlem şimdiye kadar yapılan yöntemlerden çok farklı bir seyir izliyor.

Mitral kapak, kalbin temiz kan tarafında üst ve alt odacık arasındaki kapakçıktır
Bu kapak, kalbe akciğerden temiz kan gelirken açılmakta ve kanın kalbe dolmasını sağlamaktadır. Kalp kasılıp kanı vücuda atarken de, kapanmakta ve kapanması ile kanın vücuda yönlenmesine yardımcı olmaktadır.

Mitral kapak, kanın doğru yönde akmasını sağlamaktadır. Kapakçık, açılır kapanır iki kanatlı bir kapı gibi düşünülebilmekte; gereken sıkılıkta kapanamadığı durumda kan akciğere doğru geri kaçmaktadır. Bu duruma, “mitral yetmezlik” adı verilmekte ve en sık görülen kalp kapak hastalıkları arasında yer almaktadır.

kalp-hastaliklarina-ameliyatsiz-yeni-tedavi-yontemi

Mitral Yetmezliğin Nedenleri
Günümüzde kalp kapak hastalıklarına yol açan en yaygın sebepler, kapağın doğuştan farklılık veya eksiklikleri ve kalp romatizması gibi sonradan oluşan hastalıklarla deforme olmasıdır. Bunun yanı sıra yaşlanma ile birlikte her organ gibi kalp kapakları da yaşlanmakta, fonksiyonları yavaşlamakta ve dejenerasyona uğramaktadır.
Mitral yetmezliğe yol açan etkenler şunlardır:

? Doğuştan farklılıklar
? Yaşlanma ve dejenerasyon
? Kalp romatizması gibi kalbe vuran enfeksiyonlar.

Doğuştan gelen ve mitral yetmezliğin en sık karşılaşılan sebebi “mitral kapak prolapsusu”dur. Mitral kapak prolapsusu, dünyada en sık rastlanan kalp kapak problemidir. Prolapsusta kapakçığı iki kanatlı bir kapıya benzetirsek, bunun sert değil, yumuşak bir yapı olması ile bir bayrak gibi dalgalanması ve tam olarak kapanamaması durumu söz konusudur.

Kalp romatizması sonrası mitral yetmezlik, çok sık görülen bir sorun değildir ve günümüzde gitgide azalan oranda karşımıza çıkmaktadır. Sonradan gelişen mitral yetmezlik problemlerine daha çok kapağın dejenere olması yol açmaktadır. Kapağın normal olduğu durumlar da örneğin kalp krizleri veya kalp büyümesi gibi nedenlerden ötürü kalp kasının zayıflamasını takiben de mitral yetmezliğin ortaya çıktığı görülmektedir.

Bu da bir odanın iki kanatlı kapısının, odanın boyutlarının genişlemesi ile bir araya gelememesine benzetilebilmektedir. Mitral yetersizlik görülen hastalarda, zamanla yetersizliğin yani kaçak oranının şiddetli hale gelmesini takiben ciddi derecede nefes darlığı yakınması ve kalpte büyüme ortaya çıkmaktadır.

Diğer bazı kapak problemleri gibi ani ölüme sebebiyet vermeyen bu durum, kalbin geri dönemeyecek şekilde bozulmasıyla uzun süreli sorunlara da yol açmaktadır. Şiddetli kapak kaçağı sonrası kalp büyümesi, kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları en sık rastlanan sorunlar arasında yer almaktadır.

Mitral Yetmezliğin Tedavisi

Mitral yetmezliğin tedavisi; yakın zamana kadar sadece cerrahi iken, günümüzde bazen “kapak değişimi” bazen de “kapak onarımı” olarak tabir edilen işlemlerle kapağın değiştirilmeden kaçırmaz hale gelmesi ile de yapılabilmektedir. Bu işlemler ehil ellerde başarı ile gerçekleştirilmektedir.

Buna rağmen yapılan araştırmalar, mitral yetmezlik görülen hastaların ameliyat gerektirenlerinin yaklaşık olarak % 50’sinin herhangi bir nedenle ameliyat olamadığını göstermektedir. Hastanın ameliyatının çok riskli olması bu noktada en önemli sebep olarak görülmektedir. Zaman zaman, hastanın büyük bir operasyondan korkması da bu ameliyatın yapılamamasında önemli rol oynamaktadır.

Ameliyatın, yani göğüs kafesi yarılarak müdahale edilmesinin, yapılmadığı veya yapılamadığı durumlarda bu hastaların durumu zamanla bozulmakta ve nefes problemleri artarak devam etmektedir. Sonuçta, ilaçların da yeterli faydayı sağlayamadığı geri dönüşü olmayan bir durumun içine girebilmektedirler.

Ünlü bir İtalyan kalp cerrahı tarafından, bahsi geçen ameliyatı kolaylaştırmak için kapağı değiştirmek yerine, kapağın iki kanadını birbirine yaklaştırmayı hedefleyen bir dikiş yöntemi bulunmuştur. Açık kalp ameliyatlarında denenen bu yöntem, kapının birbirine bitişmeyen iki kanadının orta noktada birbirine düğmelenmesine benzetilebilmektedir. Başlangıçta, kapak açık halde iken, kapakta “8” rakamına benzeyen bir şekil oluşturma tekniği yaygın olarak kullanılmamıştır. Ancak, son on yılda bu tekniği ameliyatsız uygulayan yöntemler üzerine yapılan çalışmalar başarılı sonuçlar vermiştir. Bu yöntem, “MitraClip’’ denilen bir cihazla hastalara uygulanmaya başlanmıştır.

Yönteme; çamaşır mandalı ile çarşaf tutturur gibi, kapağın iki kanadını tutturmaya benzediği için “mandallama” adı verilmektedir. Mandallama yöntemi; çok geniş kapak açıklığının, “O”, kapanamayıp ortadan kan kaçırırken, ortadan iki kanadına mandal takılıp birleştirilerek, bir çeşit “8” görüntüsü yaratılıp kaçağın azaltılması olarak değerlendirilebilmektedir.

Oluşturulan “8” rakamına benzeyen şekille; kaçak tamamen yok olmamakta, ancak, kan akışı trafiğini belirgin olarak azaltması ile kalp ve akciğer üzerindeki yükü hafifleterek hastaların rahatlamasını sağlamaktadır.

Mandallama yöntemi özellikle nefes almakta zorlanan hastaların, nefesini düzeltip, hareketlerini rahatlatan ve uzun vadede kalbin bozulmasını önleyebilecek bir yaklaşım olarak dünyada da kullanılmaya başlanmıştır. Son iki yılda Avrupa ülkelerinde sınırlı olarak uygulanan bu yöntemden 2010 yılı sonuna kadar Batı Avrupa ve A.B.D.’de yaklaşık olarak 2 bin hasta faydalanmıştır.
Yapılan araştırmaların ümit vaat ettiği mandallama yöntemi, ülkemizde 2010 yılından itibaren Amerikan Hastanesi’nde uygulanmaya başlanmıştır.

“Mandallama’’ Kimlere Uygulanabilir?

Günümüzde mitral yetmezlik için yapılan ameliyatların, gecikmeden yani kalpte bozukluklar ortaya çıkmadan yapılması, başarı şansını ve hastaya faydasını uzun dönemde arttırmaktadır. Örneğin, ciddi mitral kapak prolapsusu olan bir hastada bu kapağa vaktinde yapılacak bir onarım cerrahisinin başarısı yüksek olmaktadır. Ancak, kalpte bozulma ile ortaya çıkan ve “fonksiyonel mitral yetmezlik” olarak adlandırılan sorunlarda operasyon başarısı düşmektedir.
Bilimsel olarak her tür mitral yetmezliğin tedavisinde uygun olduğu görülen mandallama yöntemi, özellikle ameliyat olması riskli bulunan veya ameliyat için geç kalmış hastalarda öncelikle tercih edilebilir bir girişimdir.

Kalbin bu işlemden sonraki 1-2 yıl içinde kendisini toparlaması beklenir. Bu durum, hastanın yakınmalarını azaltabildiği gibi, orta vadede kapak cerrahisi gerekirse, daha cerrahiyi az riskli hale de getirebilir.

Nasıl Uygulanır?
Şiddetli mitral yetmezliği olan ve yakınmaları sebebiyle müdahaleye gerek görülen hastalar, bir ön değerlendirmeden geçirilmektedir. Bu değerlendirme çerçevesinde “TEE” adı verilen tüp yutturularak, ekokardiyografi yapılması gerekmektedir. Bu test, mide hastalıklarında yapılan endoskopiye de benzetilebilmektedir. 15 dakika süren bu test ile hastanın kalp kapağının mandallama yönteminden fayda görüp görmeyeceği anlaşılmaktadır.

Operasyon kararı verildikten sonra, bir gün önceden hastaneye yatırılan hastaya anjiyo laboratuvarında narkoz altında işlem yapılmaktadır. Hasta, 3-4 saat süren işlem sonrasında bir gece yoğun bakım ünitesinde kalmaktadır. İki gün normal serviste izlenip, 3 ya da 4. gün taburcu edilmektedir. İşlemde, her iki kasıktan birer tüp anjiyo yapılır gibi yerleştirilmektedir. Ayrıca boyundan ve el bileğinden de küçük tüpler yerleştirilerek hastanın müdahalesi gerçekleştirilmektedir. Nadiren kan verilmesi de gerekebilen bu işlemde ölüm ve ciddi problem riski çok düşüktür.

MitraClip Uygulanan Hastayı Neler Bekler?

İşlemden hemen sonra hastanın özellikle nefes darlığı yakınmalarında azalma beklenmektedir. Kalp kası zayıflayıp, kalbi genişleyen hastalarda da nefes darlığında azalmanın yanında kalbin boyutları da küçülmektedir. Yani, kalp büyümesi düzeltilmektedir. Bu işlemde mitral yetersizlik hemen her zaman ortadan kaldırılamamaktadır. Ancak, işlemin yapıldığı hastaların büyük bir çoğunluğu ciddi derecede rahatlayıp, hareket kapasiteleri artmaktadır.

MitraClip yönteminin uzun dönem sonuçları henüz bilinmemesine karşın, kısa dönem yani 1-2 senelik veriler oldukça ümit vericidir. Bu işlemle uzun vadede herhangi bir girişime gerek kalmayacağı tahmin edilmektedir. Ancak, uzun vadede mitral yetersizlik tekrarlasa dahi kalbin küçülmesini sağlayan “mandallama” işlemi, olası bir açık mitral kapak operasyonunu daha az riskli hale getirebilecek ve ileride açık kalp ameliyatı şansını ortadan kaldırmayacaktır.Referans.7gunsaglik.com.tr,

Birçok Hastalıktan Koruyan Kadınlık Hormonu

Östrojen hormonu kadınları kalp başta olmak üzere birçok sağlık sorunundan koruyor, nasıl mı?

Yapılan bilimsel araştırmalar, kalp-damar sistemi, endokrin bozukluklar, felç, depresyon, hafıza zayıflamaları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen uyku apnesinde, kadınlarda östrojen hormonunun koruyucu etkisi olduğu öngörülüyor.

Türk Toraks Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Hikmet Fırat, uyku sırasında horlamanın solunumun bozulduğunun en basit göstergesi olduğunu belirterek, nefesin tam durması veya yarı durması ise en önemli uykuda solunum bozukluğu belirtileri olduğunu söyledi.

Sabahları ağız kuruluğu ile uyanmak, geceleri altta belirgin bir neden olmadan sık idrara çıkmak, özellikle ense çevresinden aşırı terlemek gibi durumların uykuda solunum bozukluğu olabileceğini düşündürmesi gerektiğinin altını çizen Fırat, tıkayıcı tip (obstrüktif) uyku apne hastalığının genellikle horlama kendini gösterdiğini ifade etti. Fırat, merkezi (santral) tip uyku apne hastalığında ise horlamaya daha az rastlandığını anlatarak, “Bu tip apnelerde horlamadan da solunum durur. Ayrıca ileri derece kalp yetmezlikli hastalarda sıklıkla karşılaşılan özel bir tip solunum bozukluğu olan ‘Cheyne Stokes solunum tipi bozuklukta’ da klasik tıkayıcı tip apnelerden farklı olarak horlama daha nadir izlenir” diye konuştu.

EN AZ 10 SANİYE SOLUNUM KESİLİYOR
Solunum kesilmesinin veya kısmi kesilmesinin en az 10 saniye süreyle gerçekleştiğini dile getiren Fırat, bu sürenin sonunda kandaki oksijen doygunluğunun azaldığını söyledi. Fırat, bunun vücuttaki en önemli organlara hasar verdiğine dikkati çekerek, “Bunların başında kalp-damar sistemi (hipertansiyon ve kalp krizi riski), endokrin bozukluklar (diyabet ve guatr birlikteliği), beyin-damar sistemi (felç geçirme riski) ve psikolojik davranışsal bozukluklar (depresyon, cinsel isteksizlik, kişilik bozulmaları, hafıza zayıflamaları gibi) ile gün içi aşırı uykuya meyil bu hastalarda en sık karşılaşılan sonuçlardır” dedi.

TAŞINABİLİR SİSTEMLERLE EVDE YA DA HASTANEDE TANI KOYMAK MÜMKÜN
Fırat, uyku bozukluğu tanısında altın standartın uyku laboratuvarında yapılacak polisomnografik (uyku testi) incelemesi olduğunu belirtti.

Uzun süreli randevular nedeniyle “tarama testleri” denilen taşınabilir sistemlerle de evde veya hastane ortamında tanı konulabildiğini dile getiren Fırat, bu tür cihazların ehil ellerde, bu işte yetkili ve deneyimli kişilerce yapılıp yorumlanması gerektiğini vurguladı. Fırat, sonuç konusunda herhangi bir tereddüt olduğu takdirde mutlaka uyku laboratuvarında polisomnografik tetkik yapılması gerektiğinin altını çizdi.

Bilimsel çalışmalar sonucunda kadınlarda menopoz öncesinde, erkeklere oranla bu hastalığın daha az görüldüğünün saptandığını ifade eden Fırat, “Ancak menopoz sonrası bu oran kadınların aleyhine neredeyse eşitlenmiş durumdadır. Bu nedenle östrojen hormonunun koruyucu bir etkisi olduğu düşünülmektedir” dedi.
Kaynak.7gunsaglik

Kadınların Hormonal Değişimleri Ve Menopoz Belirtileri

Erken menopozun ilk belirtilerinden biri de düzensiz görülen adet kanamalarıdır..

40 yaş altındaki her 100 kadından birini etkileyen erken menopoz hastalığıyla ilgili açıklamalarda bulunan Dr. Mehmet Özgür Demirel, kadınların düzensiz adetlerinin dikkate alınması gerektiğini ifade etti.

Erken menopoz nedeni ile kadınlık hormonlarının koruyucu etkilerinin ortadan kalkmasıyla cinsel birleşmede önemli sorunların ortaya çıktığını kaydeden Dr. Demirel, erken menopoz hastalığı yaşayanlara, normal yolla gebe kalmalarının çok zor olması nedeni ile tüp bebek önerildiğini belirtti. Dr. Demirel, “Menopoz kelime anlamı itibari ile adetten kesilme olarak tanımlanmaktadır. Erken menopoz ise 40 yaşından önce adetten kesilme durumudur. Her 100 kadından birini etkilemektedir. En sık belirti, adetlerde meydana gelen düzensizliktir. Bunun yanında kısırlık, depresyon, çarpıntı, halsizlik gibi diğer bulgularla da hekime başvurabilmektedirler. Erken menopoza neden olan en sık sebepler arasında otoimmün hastalıklar, cerrahi olarak yumurtalıkların alınması veya zedelenmesi, aile öyküsü, kullanılan bazı kanser ilaçları ve yaşam tarzı yer almaktadır. Yaşam tarzı derken özellikle sigara ve alkol kullanımı, uyuşturucu içerikli ilaçların kullanımından söz edilmektedir” dedi.

“ÖSTROJEN HORMONU KADIN İÇİN HAYATİ ÖNEM ARZ EDİYOR”
Erken menopoz tedavisinin, kişinin çocuk isteyip istememesine göre değişiklik gösterdiğini anlatan Dr. Demirel, “Çocuk isteyen çiftler için en uygun tedavi seçeneği tüp bebek iken, doğurganlık süresini tamamlamış kişilerde amaç eksik olan hormonların yerine konması olan hormon deplasman tedavisidir. Amaç, hastadaki şikayetler ve hormon eksikliğine bağlı gözlenebilecek hastalıkları engellemektir. En sık bilinen kadınlık hormonu olan östrojen, vücutta birçok dokuya etki etmektedir. Özellikle vajina mukozasında destek dokuların devamlılığı ve kayganlığı sağlayan sıvıların salgılanması gibi çok önemli rollere sahiptir.

Erken menopozdaki hastaların yaşını dikkate alırsak hala cinsel olarak aktif dönemde oldukları için eksilen hormon nedeni ile kuruluk ve darlık gelişeceğinden ağrı nedeni ile cinsellikten uzaklaşabilmektedir. Ayrıca östrojen kalp damar sağlığında, kemik yapımında, cildin nemli ve gergin kalmasında, kalın barsak kanserine karşı koruyucu etkisi nedeni ile eksikliğinin yerine konması ile kadının geri kalan yaşamında daha konforlu yaşamasını sağlayacaktır. Ayrıca tedavi sonrası bağlı ateş basması, huzursuzluk gibi şikayetler de ortadan kalkacağı için kişinin yaşam kalitesi önemli oranda artacaktır” diye konuştu.
Kaynak.7gunsaglik

Adet Öncesi Sendromuna Temel Çözümler

PMS dediğimiz adet öncesi sendromunu iyice tanıyalım ve önlem alalım ki ciddi boyutlara ulaşmasın.

Regl öncesi gerginlik sendromu, her kadının yaşadığı, ama az sayıda kadının sözünü ettiği bir sorun. Neden regl öncesi dönemde çok tahammülsüz oluyoruz? Neden her ay düzenli olarak bu problemi yaşıyoruz? Yüzümüzde sivilceler çıkıyor ve  kilo alıyoruz. Bu soruları artık duymaya alıştık. Peki bu dönemde hormonal dengemiz nasıl bozuluyor? Vücudumuzda neler oluyor ve  bu sendromu en aza indirmek için neler yapmalıyız?

Hormonlar

Çoğu kadın, adet döneminden 3 ile 7 gün öncesinden itibaren belirtileri hissetmeye başlıyor. Ama vücutta olup biten değişiklikler yaklaşık iki hafta öncesinden başlıyor. Hormonların değişimi yaklaşık iki hafta önce başlıyor. Vücuttaki östrojen ve projesteron değerleri değişirken, testosteron üretilmeye başlıyor. Projesteron hormonu vücuttaki yağ üretimini artırıyor ve gözeneklerin tıkanmasına yol açarak, cilt üzerinde akne oluşumlarına davetiye çıkarıyor. Ayrıca testosteron hormonu, vücutta yağ bezlerinin meydana getirdiği sebumu yükseltmek için elinden geleni yapıyor. Bu yüzden kadınlar şehri terk etmek isteyecek kadar gergin duruma geliyor.

Bu durumda yapılması gereken şey ilk olarak vücudunuzu tanımaktır. Örneğin, belirtilerinizin ne kadar zaman önce başladığı ve sivilcelerinizin yüzünüzün hangi bölgesinde çıktığını bilmeniz bu ipuçlarını verecektir. Eğer sivilceler çene çevrenizde çıkıyor ise, regl öncesi akne sorununuz var demektir.

 Regl öncesi sendromdaki psikolojik patlamaların tamamen normal ve hormonal olduğunu aklınızdan çıkarmadan, bu sorunları en aza indirmek için yapabileceklerinize bir göz atın.

Sadece bana mı oluyor?

Bazen çevrenize bakıp sizinle aynı problemi yaşamayan kadınları gördüğünde böyle düşünmeniz normal. Ne kadar sıradan belirtiler olsa da, her bünyenin hormonal değişiklikleri ve vücuttaki değişimlere verdiği cevaplar farklıdır. Bazı kadınların adet dönemi sivilceleri çok yoğun ve kalıcı olurken, bazılarının ise az olabilmektedir. Ne yazık ki, vücudun değişikliklere verdiği tepkiler her ay farklı olabilir ve önceden tahmin edilemez. Ayrıca vücudun regl dönemindeki değişikliklere verdiği tepkiler her yaşta da değişkenlik göstermektedir. Örneğin, ergenlikteki regl dönemlerinizde normal olan cildinizde, 30 yaşınıza geldiğinizde bir anda sivilceler oluşabilir.

Stres ile başa çıkın

Stresin en büyük sebebi, kadınların korkulu rüyası olan regl dönemi sivilceleridir. Strese girildikçe sivilceler çoğalır, sivilceler çoğaldıkça strese girilir. Bu kısır döngüyü sonlandırmanın yolu sakin olmaktır. Stresi kontrol etmek için yapılabilecek birçok şey vardır. Masaj, meditasyon, yoga, temiz hava, güzel bir kitap veya bir yürüyüş bunlardan biri olabilir.

Su için

Susamadığınız zamanlarda bile su içmeye çalışın. Canınız bir şey içmek istediğinde, meyve suyu veya kola yerine bir bardak su daha için. Eğer su içmeyi unutuyorsanız, masa başınızda veya çantanızda bir şişe su bulundurun. Günde en az 2 litre içmelisiniz. Su vücudumuzdaki toksinleri temizler ve diğer içecekler gibi her hangi bir yan etkisi yoktur.

Yediklerinize dikkat edin

Sadece sağlık için değil, kilo kontrolü için de yediklerinize dikkat etmelisiniz. Az şekerli ve bol vitaminli yiyecekler tüketip yaşam tarzınızı değiştirdiğinizde regl dönemi sivilcelerinizin azaldığını fark edeceksiniz. Bol bol balık ve lifli gıdalar tüketmeye çalışın.

Temizliğe dikkat edin

Regl döneminde oluşan hormonal akneler iç etkiler ile oluştuğu için, bu dönemde dış etkilere daha fazla dikkat etmeniz gerekir. Bakterilere karşı ne kadar korunursanız, cildinizin düzelmesi o kadar olası olur. Cilt yapınıza göre temizleme maskeleri alarak evde uygulayabilirsiniz ve haftada iki kez yüzünüze bebek şampuanı sürebilirsiniz. Yatmadan önce makyajınızı temizlemeye, temiz yastıkta uyumaya, cep telefonunuzu temiz tutmaya özen göstermelisiniz.
Kaynak.7gunsaglik

Delici Göğüs Karın Yaralanmaları

Delici göğüs yaralanmalarında ne gibi sorunlar görülebilir?
Göğsün içine giren cisim, akciğer zarı ve akciğeri yaralar. Bunun sonucunda şu belirtiler görülebilir:
• Yoğun ağrı
• Solunum zorluğu
• Morarma
• Kan tükürme
• Açık pnömotoraks (Göğüsteki yarada nefes alıyor görüntüsü)
Delici göğüs yaralanmalarında ilkyardım nasıl olmalıdır?
• Hasta/yaralının bilinç kontrolü yapılır,
• Hasta/yaralının yaşam bulguları değerlendirilir (ABC),
• Yara üzerine plastik poşet naylon vb. sarılmış bir bezle kapatılır,
• Nefes alma sırasında yaraya hava girmesini engellemek, nefes verme sırasında havanın dışarı çıkmasını sağlamak için yara üzerine konan bezin bir ucu açık bırakılır,
• Hasta/yaralı bilinci açık ise yarı oturur pozisyonda oturtulur,
• Ağızdan hiçbir şey verilmez,
• Yaşam bulguları sık sık kontrol edilir,
• Açık pnömotoraksta şok ihtimali çok yüksektir. Bu nedenle şok önlemleri alınmalıdır,
• Tıbbi yardım istenir (112).

Delici karın yaralanmalarında ne gibi sorunlar olabilir?
• Karın bölgesindeki organlar zarar görebilir,
• İç ve dış kanama ve buna bağlı şok oluşabilir,
• Karın tahta gibi sert ve çok ağrılı ise durum ciddidir,
• Bağırsaklar dışarı çıkabilir.

Delici karın yaralanmalarında ilkyardım nasıl olmalıdır?
• Hasta/yaralının bilinç kontrolü yapılır,
• Hasta/yaralının yaşam bulguları kontrol edilir,
• Dışarı çıkan organlar içeri sokulmaya çalışılmaz, üzerine geniş ve nemli temiz bir bez örtülür,
• Bilinç yerinde ise sırt üstü pozisyonda bacaklar bükülmüş olarak yatırılır, ısı kaybını önlemek için üzeri örtülür,
• Ağızdan yiyecek yada içecek bir şey verilmez,
• Yaşam bulguları sık sık izlenir,
• Tıbbi yardım istenir (112).
Kaynak.7gunsaglik

Obeziteyle Mücadelede Duygusal Açlık da Önemli

Uzmanlar diyet yapanlarda duygusal açlığın önüne geçilmesi gerektiğini vurguluyor.

Halil Kargulu, Moral FM’de Selahaddin Kocaaslan’ın sunduğu Sabah Gündemi programına konuk oldu. Kargulu, programda Türkiye’de obezite oranlarının neden arttığını, diyetisyen ve zayıflama uzmanlarının yaptığı hataları ve zayıflamak isteyenlerin yapması gerekenleri anlattı. Obezitenin sadece vücutta yağ birikmesi olmadığını vurgulayan dernek başkanı, "Bu işin bir psikoloji, ruhi ve manevi açlık boyutu var. Manevi doyum olmadan kişinin fiziki doyuma ulaşması imk’nsızdır. İnsan makine değildir. Her türlü varlığıyla mükemmel yaratılmıştır." dedi. Kargulu, zayıflamada yaşanan en büyük sıkıntıyı, "İnsanlar küçücük parçalara ayrılarak bu konuyu ele alınıyor. Zihinleri yeterince çok özgür olmadığı, bilinçleri farklı yönlendirmelere maruz kaldığı için ruhsal doyumu nasıl gideceklerini bilmiyorlar. Onun için hep bir tüketimle, sağlıklı ve dengeli beslenmeyle ile bu sorunu çözmeye çalışıyorlar. Sağlıklı ve dengeli beslenme zayıflama bütününün sadece yüzde 2,5′unu oluşturur. Sağlıklı ve dengeli düşünmeden sağlıklı ve dengeli beslenemeyiz. Burada geri kalan yüzde 97,5′u içine alan manevi ve ruhsal doyum, hayatın farklı renklerini yaşayıp üretim sağlamak gibi konuları biz sağlayamazsak yüzde 2,5′un içinde kayboluruz. Gerçekleri göz ardı edebiliriz. Ve kısır döngü içinde kalırız." şeklinde açıkladı.

"Biz insanları makine gibi görmemeliyiz. Manevi ihtiyaçlarını da bilmeliyiz." diye konuşan Obezite ile Mücadele Derneği Başkanı Kargulu, "Açlık sadece fiziksel ihtiyaçlarından kaynaklanmıyor. Ruhsal anlamdaki tatmini yaşayamaz ve yaşatamazsak farklı boyutlardaki açlıkları biz fiziksel açlık olarak algılayıp yine tüketimle doyurmaya çalışabiliriz." uyarısında bulundu. Kargulu, açıklamalarına şöyle devam etti:

"4,5 yaşında 34 kilo ağırlığındaki bir çocuk için özel bir hastanede uzman bir doktor tahliller yapıldığında bir sıkıntı görmediğini söyleyebiliyor. Diyor ki; hastanın kilo sorunu vardır; obezite bakımsızlık değil, çok iyi bakım göstergesidir. Kilolu olmayı insanların sadece fiziksel özelliklerine bakarak, yaşayabileceği psikolojik etkileri görmeden, ruhsal dünyanın ağırlığını bilmeden ele alıyor. Çocuklara ve diğer insanlara yaklaşımınız sadece makine gibi olursa onlarda biraz dışlanarak kendilerini tatmin etmek için abur cuburla doyumunu sağlayacaktır."

"Neden dünya hızlı şişmanlıyor ve çocuklar neden böyle obez oluyor?" sorusuna Kargulu, şöyle karşılık verdi:

"Sadece gıdaların sağlıklı mı, değil mi kısmına bakıyoruz. Elbette buna dikkat edeceğiz. GDO var mı, katkı maddesi var mı, nişasta var mı gibi konular çok önemli. Özellikle katkı maddelerinin doyma mekanizmasını kapatarak yiyeceğe lezzet katması gibi ciddi konular var. Ama çözümü bugün dayatılan kısmın dışındaki bölümlerde aramak yeni çözümler sunacaktır. Biz bunun için uğraşıyoruz. Çünkü diyet ayrı bir sektör haline gelmiş. Bu sektörde o kadar çok insanların kafasını karıştıran kişiler ve zayıflatıcı ürünler var ki! Biz bunların hepsini kaldırın atın demiyoruz. İşe yaramaz demiyoruz. Sadece dünyada en mükemmel ilaç olsa bile bütünün yüzde birini teşkil eder. Bütün oluşturmadan, insanların zihinlerini özgürleştirmeden başarı sağlayamazsınız. Önce bireyi alıp geçmişin bütün önyargı ve kaygılarından arındırarak sorunu çözmemiz gerekiyor. Varsa bir takım geçmiş bilgileri varsa onları silip yeni bilgileri öğretmeye çalışıyoruz. Konunun psikolojik, sosyoloji, manevi ve ruhi boyutuna bakarak bir bütün içinde çözüm üretiyoruz. Yoksa sadece düzenli ve sağlıklı beslenme üzerinden yapılan çalışmalar bir süren sonra yeniden patlak verebiliyor."

Referans.7gunsaglik.com.tr

Bebeklerin Dili ve Ağlayarak Anlatmak İstedikleri

Bebeklerin ağlamasının en sık sebebi acıkmasıdır. Bebekler çok sık acıkır, bazen emzirmeden 15-20 dakika sonra bile acıkıp ağlayabilir.

Annesini emdikten hemen sonra ağlamaya başlarsa, bunun iki sebebi vardır: Ya aldığı süt ona yetmemiş yani karnı doymamıştır veya gazı vardır.

Bebek yeterli süt emip doyduğu halde, mızmızlı bir sesle ağlıyorsa, sevgi ve ilgi eksikliği çekiyor demektir.

Bebeğin karnı tok ve altı temiz olduğu halde, bacaklarını karnına doğru çekerek acı bir sesle ağlıyor ise, gaza bağlı karın ağrısından şüphelenmek gerekir.

İlk üç-dört ayda emerken yuttuğu hava veya hazımsızlıktan dolayı oluşan gazlar, bağırsaklarını gererek sancıya sebep olur.

Kabızlık çeken bebek de, gazı olan bebek gibi rahatsız olur ve ağlayarak bunu belli eder. Kabız olan bebeğin karnı gergindir.

Bebekler ayrıca üşümekten veya hararetten de ağlar. Bebekler harekete ihtiyacı varken kımıldamasına izin verilmiyorsa, uyumak istiyorken oynatılıyorsa, yahut aksine oynamak istiyorken uyumaya zorlanıyorsa, burnu tıkalı olduğundan nefes almakta zorlanıyorsa, diş çıkarıyorsa, pişiği varsa, altı ıslaksa ağlar.

Bebekler ayrıca aşırı uyarılma durumlarında, korku ve şokta ağlar. Açlığı belirten ağlamanın ekseriya, sessizlik; nefes, ağlama; sessizlik, nefes şeklinde bir ritmi vardır. Kızgınlık belirten ağlama daha yüksek ve keskindir.

Odaları temiz ve havalandırılmış olmalıdır. Her bebek farklı tonlarda ve anlamlarda ağlamaktadır.Referans.7gunsaglik.com.tr,

Çocuklarda zehirlenmeler

Zehirli maddelerin yanlışlıkla yutulması en sık 1-5 yaş grubu çocuklarda oluşur. Bunun nedeni, çocukların bu devrede çevreye olan ilgisinin artmış olmasıdır. Hareketli ve meraklıdırlar. Eğer ilaçlar ve kimyasal maddeler kolayca erişilebilecek yerlere bırakılırsa dikkatsizlik ve tedbirsizliğin faturası ağır olabilir. Daha büyük çocuklarda zehirlenmeler intihar girişimlerine bağlı ilaç doz aşımlarıyla ilişkilidir.
Genel olarak bakıldığında, zehirlenmelerin çoğu yanlışlık sonucu ve evde meydana gelmektedir (%90). Olguların çoğunda zehirlenme belirtileri yoktur. Ölümle sonuçlanan zehirlenmeler oldukça nadirdir (% 0,01).

Küçük çocuklarda sıklıkla zehirlenmeye yol açan maddeler aile bireylerine ait ilaçlar, temizlik malzemeleri, cila eriyikleri, bazı bitkiler ve kozmetiklerdir. Ölümcül zehirlenmeler karbonmonoksit (~duman), ilaçlar (aspirin, depresyon tedavisi ilaçları, kalp ilaçları, kan yapıcı ilaçlar) ve zararlı hayvanları yok etmek için kullanılan zehirlerle oluşmaktadır.

Zehirlenme meydana geldiğinde aile üyelerinin yapabileceği girişimler sınırlıdır. Bu nedenle zehirlenmeye yol açabilecek olumsuz çevre koşullarının ortadan kaldırılması, iyi bir eğitim ve korunma çok önemlidir.

♥ Toksik maddeler evlerde çoğunlukla mutfak ve banyoda bulunur.
• Evin bu bölümlerinde ilaç ve kimyasal maddeleri yüksekte ve kilitli dolaplarda bulundurunuz.
• Gazyağı ve diğer zehirli sıvıları gazoz vb şişelere koymayınız.
• Kimyasal maddeleri mutlaka etiketleyip kaldırınız.
• Böcek zehiriyle bulaşmış giysileri çocuklardan uzak tutunuz, elletmeyiniz. Cilde temas söz konusuysa bol sabunlu suyla yıkayınız.
• Eski ve kullanılmayan ilaçları atınız. Kullanmakta olduğunuz ilaçları masada ya da çantada bırakmayınız.
● Çocuk zehiri alırsa derhal doktorunuzu arayınız ve direktifleri doğrultusunda hareket ediniz.

√ Her zehirli madde alımında kusturma uygun değildir. Asitli maddeler mideye indikten sonra kusulurken yemek borusunu bir kez daha yakarlar. Bu, istenmeyen bir durumdur. Asitler ve gazyağı gibi maddeler kusma sırasında akciğerlere kaçabilir, ciddi kimyasal zatürre tablosuna yol açabilirler.

√ Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da şudur: Bilinci yerinde olmayan çocuk kesinlikle kusturulmaz. Kısaca, kusturup kusturmayacağınızı, gerekliyse nasıl kusturacağınızı doktorunuza sorunuz. Ardından çocuğunuzu hastaneye götürünüz. Kusturma, zehirlenme tedavisinde birinci basamak girişimdir. Bundan sonrası hastanede hekim gözetiminde deneyimli kişilerce gerçekleştirilecektir.

Çocuğunuzun neyle zehirlendiğinden emin değilseniz, evde onun erişebileceği her türlü ilaç ve kimyasal maddeyi yanınızda getiriniz. Eğer acilen evden çıkmanız gerekli olduysa arkanızda bu işi yapacak bir kişi bırakınız.

Çocukları, zehirlenme ve olası sonuçlarından korumak birincil olarak ebeveynlerin sorumluluğudur. İhmal, dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu hayati tehlike söz konusu olursa ilgililerin yasal girişimlerde bulunması kaçınılmaz olur.
Kaynak.7gunsaglik
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...