Social Icons

.

Pages

Düzensiz Kalp Atışı Hafıza Kaybı Sebebi mi?

Atriyal fibrilasyon adı verilen düzensiz kalp atışı yetişkinlerde belirgin olarak görülen bir rahatsızlıktır.

Yeni bir çalışmaya göre düzensiz kalp atışı yani nabızda görülen anormallikler aklı ve hafızayı da bozuyor.

Yaşlandıkça hafıza ve düşünme becerileri azalır. Üstüne bir de kalp sorunları eklenirse bu durum daha da vahimleşebilir.

Alabama Üniversitesi araştırmacılarının çalışmalarının sonucunu aktarıyoruz. Hafıza sorunları maalesef kalp atışı düzensiz olan kişilerde sıkça görülür.

Kalp ile beyin sağlığı birbirine bağlıdır ve paralel olarak ilerler. Doğrudan aralarında bir neden sonuç ilişkisi saptanmıştır.

İlkinde, düzensiz kalp atışı görülen kişilerin beyninde oluşan gerileme ve kalbinde oluşan kan pıhtılaşması arasındaki ilgi ortaya çıkmıştır.

Bu durum zihinsel gerilemeye yol açmaktadır. İkincisinde, bu kişilerde beyne daha az kan akışı gider.

Zihinsel sorunlara neden olur ve zamanla beynin besin ihtiyacı olan oksijen beyne giremez hale gelir.

Beyne oksijen gitmezse hafıza kaybı ve bilişsel gerileme Alzheimer gibi rahatsızlıklar oluşacaktır. Amerika’da 3 milyon kişi risk altındadır.

Düzensiz kalp atışı ile zihinsel gerileme ve bunama birbirine çok yakındır. Bu hastalara kan sulandırıcı verilerek kalpteki kan pıhtıları önlenmek ve beyne oksijen akışını sağlamak amaçlanır.

Felç ve inme ile kalp krizi riski azaltılmalıdır. Bu hastaların önce kalp sorunları çözülmelidir. 65 yaş üzeri kişilerde bu risk oldukça fazladır. Yaş küçüldükçe risk azalmıştır.
Kaynak.7gunsaglik

Kalp Sağlığı İçin DASH Diyeti

Kalp sağlığı, normal seviyede bir kan basıncı yani tansiyon ve iyi kolesterol düzeyleri için beslenmeye önem vermek gerekir.

Hipertansiyon ve yüksek kan basıncı yaşayan kişilere özel bir diyet mevcut. Daha sağlıklı bir birey olmak ve kilo kontrolü yapabilmek için DASH diyeti öneriliyor. Yağ, kolesterol ve tatlı miktarı kesiliyor. Sebze, meyve ve az yağlı süt ürünlerine yöneliyorsunuz.

İlk iş tuzu kesmek veya azaltmak. Çok fazla tuz vücutta sıvı birikimine yol açar. Bu da kalp üzerinde ekstra bir baskıya neden olur.

Yaş ve diğer koşulları göz önüne alarak sağlığı geliştiren bu diyette günlük sodyum yani tuz miktarı 1.5-2 grama çekiliyor. Tuzsuz yemek pişirin. Bunun yerine çeşni ve baharat kullanın.

Aynı lezzeti alacaksınız. Füme ve salamura gibi gıdalarda tuzdan kaçının. İşlenmiş ve hazır gıdalardan uzak durun. Kepekli ekmek, esmer pirinç, kepekli tahıllar, yulaf ezmesi, kepekli makarna, tuzsuz simit, patlamış mısır gibi tahıl ve lif depolarını bolca tüketin.

Lif, kolesterolü düşürür. Daha uzun süre tok tutar. Günde 2000 kalori alın ve 6-8 porsiyon arası yiyin. Sebzelere ağırlık verin.

Lif, vitamin ve mineral deposu sebzeler kan basıncını kontrol eder. Birçoğunda kalori ve yağ sıfırdır. Günde 4-5 porsiyon tüketin. Yapraklı sebzeler favoridir.

Çiğ veya az pişmiş haşlama ya da fırında tüketin. Sebze suyu da faydalıdır. Öğle ve akşam yemeklerinde salata tüketin. Meyveler de kalp sağlığı için vitamin ve mineral deposu harika besinlerdir.

Günde yine birkaç porsiyon yenilebilir. Elma ve portakal bolca tüketilmeli ve arada meyve suyu da tüketilmelidir. Kahvaltıda tahılla birlikte muz ve çilek tüketilebilir. Diğer kalp dostu besinler ise, yoğurt, et ve balık, bakliyat, zeytinyağı ve patates ile muzda bolca bulunan potasyumdur.
Kaynak.7gunsaglik

Kalp Hastalıkları Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Kalp hastalığını çoğu insan kalp krizi olarak düşünür. Kalp çalışma yeteneğini zorlayan birçok durumda kalp hastalıkları düşünülebilir.

Koroner arter hastalığı yani damar sorunları, kardiyomiyopati, aritmi ve kalp yetmezliği bu hastalıklar arasındadır. Bu hastalıklar vücutta nasıl kendini gösterir belirtileri nelerdir? Her yıl 1 milyon kişide kalp krizi görülür. Kalbin ani bir şekilde kan akışının kesilmesi durumudur. Koroner arterler kalp kasına kan taşıyan damarlarda bir tıkanıklık oluşur. Kan akımı engellendiğinde kalp kası hızlıca hasar görür ve ölüm bile görülebilir. Son yıllarda acil vakaları tedavilerinde ölüm riski azaltılmaktadır. Belirtileri şunlardır. Göğüste basınç ve ağrı, sırt, çene, boğaz ve kolda yaygın rahatsızlık, mide bulantısı, ekşime, hazımsızlık, halsizlik, anksiyete, nefes darlığı, hızlı ve düzensiz kalp atışlarıdır. Kadınlarda kalp hastalığı belirtileri nelerdir? Kadınlar kalp krizinde her zaman göğüs ağrısı hissetmez. Erkeklere göre kadınlarda mide ekşimesi, iştah, yorgunluk veya halsizlik kaybı, öksürük ve kalp çarpıntısı yoğundur. Bu belirtiler göz ardı edilmemelidir. Belirtiler anlaşıldığında hemen doktora gidilmelidir. Kalp krizi için öncü durumlardan biri de damarlarda tıkanıklık ve yapışkanlıktır. Bu zor kan akışına neden olur. Angina olarak bilinir ve göğüs ağrısı yapar. Aritmi, düzensiz kalp atışıdır. Düzenli elektriksel uyarılar kalp atışlarına neden olur. Bazen bu atışlar düzensiz hale gelir. Yavaşlar veya hızlanır titremeler oluşur. Kan pompalamadaki değişimler vücudu olumsuz etkiler. Anormal kalp atışlarını doktorunuza bildirin. Kardiyomiyopati, kalp kası değişimleridir. Kalp yetmezliği denilen kronik duruma neden olabilir. Kalp kapağı hastalığı, tansiyon hastalığı ve kronik rahatsızlıklarla ilişkilidir. Elektrokardiyogram (EKG) ile test edilebilir. Kalbin elektriksel aktivitesini ölçer. Cilt üzerine elektrotlar yerleştirilir. Kalp ritmi ve kası izlenir. Stres testi, holter aleti bağlama, röntgen filmi, EKO, 3D kardiyo görüntüleme testleri de yapılabilir. Kalp hastalığı ve belirtileri günlük yaşamı etkiler. Uzun süre tedavi ve kontrol altında olmak gerekebilir. Nefes darlığı, yorgunluk, ayaklarda, bacak ve karında şişme olabilir. İlaç, yaşam tarzı değişikliği, cerrahi ve kalp nakli tedavileri mümkündür. Anjiyo ve bypass yapılabilir. Sigara içilmemelidir, spor ve diyet yapılmalıdır.
Kaynak.7gunsaglik

Osteoporoz Nedir, Kimlerde Görülür, Tedavisi Nasıldır?

Kalça Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aykın Şimşek, kadınların kabusu osteoporoz hakkında bilgiler verdi..

Yaş ilerledikçe özellikle kadınlarda kemik erimesinin artmasına paralel olarak kalça kırığı oluşma sıklığında ciddi artışlar görülüyor. Sarışın ve solgun derili olanların osteoporoz riski altında olduğunu söyleyen Kalça Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aykın Şimşek, osteoporoz hakkında bilgiler verdi.

Osteoporoz nedir?

Halk arasında kemik erimesi olarak bilinen osteoporoz; kemik kütlesindeki azalma ve kemik mikro mimarisindeki bozulma sonucu ortaya çıkan kemik kırılganlığındaki artıştır. Kırık ortaya çıkıncaya kadar osteoporoz sessiz seyreder. Yapılan araştırmalarda, yaşam boyu osteoporoza bağlı kırık görülme oranı erkeklerde yüzde 15-20, kadınlarda yüzde 40-50’dir.

Osteoporoz tedavi edilmezse ne olur?

Tedavi edilmeyen osteoporoz hastalarında kırık görülme riski yüksektir. Omurga kırıkları, kalça eklemi çevresinde kırıklar, el bileği eklemi çevresinde kırıklar ve omuz eklemi çevresinde kırıklar sıklıkla osteoporoz sonrasında görülür. Tedavi; hastanın özelliklerine, kırığın yer aldığı kemiğe ve yerleşimine, hekimin deneyimine göre farklılık gösterir. Amaç hastaya erken dönemde kırık olmadan önceki işlevlerini en kısa süre içinde kazandırmaktır. Bir kırık oluştuktan sonra aynı bölgede ya da farklı bir yerleşimde yeni bir kırık görülebileceği akılda tutulmalıdır.

Omurgadan sonra kalça kırığı riski artar

Omurga kırığı teşhisi koyulan bir hastada kalça kırığı gelişme riski yaklaşık olarak 4-5 kat artar. Bu nedenle osteoporoza bağlı gelişen kırıkların tedavisi yapılırken, bu hastalarda yeniden kırık gelişimini önlemek için mutlaka sistemik osteoporoz tedavisi uygulanmalıdır.

Sarışınsanız dezavantajlısınız!

Sarışın, ince ve solgun derili olanların osteoporoz riski altında.

Osteoporoz riskini neler artırır?

Osteoporoz sarışınları vuruyor

* Yaşlılık: Bağırsak kalsiyum emiliminin azalması

* Genetik faktörler: Ailede osteoporotik kırık hikayesi olması, beyaz ırk, sarışın, ince ve solgun derili olmak, 58 kilodan zayıf olmak

* Hormonlar: Kadın olmak, erken menopoz, geç ergenlik diyebilir miyiz, doğum yapmamış olmak

* Beslenme: Düşük kalsiyum ve D Vitamini alanlar

* Yaşam şekli: Hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımı, fazla kahve tüketimi, güneş ışığından faydalanmama

* İlaçlar ve hastalıklar: Glikokortikoid kullanımı, heparin, metotreksat, şeker hastalığı, romatizmal hastalıklar



Kalça kırıkları tedavisi

Osteoporoz sarışınları vuruyor

Kalça eklemi çevresinde kırık tanısı koyulan hastaların hemen hemen tümü hastanede yatış ve cerrahi tedavi gerektirir. Kalça kırığı gelişen yaşlı hastalarda, cerrahi dışı tedavi yöntemleri uygulandığı zaman uzun süren yatışa ikincil olarak ortaya çıkan akciğer, böbrek ve bağırsak sorunları, tromboembolik komplikasyonlar, bası yaraları hastaların yaşam kalitesini ve sağ kalım sürelerini azaltmaktadır. Bu nedenle, kırık sonrası en erken dönemde bu hastaların destekli olarak ayağa kaldırarak rehabilitasyonlarının yapılabilmesi için cerrahi tedavi gerekmektedir. Ameliyat ile hastanın erken dönemde mobilizasyonu ve kırık öncesindeki işlevlerine geri dönmesi amaçlanır. Bu hastaların ilk tedavisinin hastanın tek şansı olduğu dikkate alınmalıdır. Kalça eklemi çevresinde meydana gelen kırıklar eklem kapsülü içinde ve dışında yerleşir. Eklem kapsülü dışında yer alan kırıkların tedavisinde kırığın uygun pozisyonda iyileşmesini sağlayacak güçlü internal tespit yöntemleri kullanılır. Modern kalça çivileri ve plakları bu amaçla kullanılmaktadır. Kapsül içinde yer alan ayrılmamış kırıkların tedavisinde ise özel vidalar ya da kalça kompresyon çivileri kullanılabilmektedir. Bu tip ameliyatlardan sonra kırık çizgisinde kaynama sorunu gelişen olgularda ikinci bir ameliyat gerekebilir. Ayrılmış kapsül içinde yer alan femur boyun kırıklarının tedavisinde ise kırık parçanın kaynamasındaki zorluk nedeniyle kırık parçanın çıkarılarak protez uygulanması gerekir. Total veya parsiyel protez, hastaya ait özellikler dikkate alınarak seçilir. Protez ameliyatından sonra hastanın mobilizasyonu ve erken dönemde rehabilitasyonu mümkündür.

Tedavi eksiksiz planlamalı

Cerrahi tedavi, hastanın genel durumu ve sistemlerinin anestezi için en uygun olduğu dönemde yapılmalıdır. Kalça kırıklarının cerrahisi teknik olarak zordur. Cerrahi tedavi bilgi, deneyim ve donanım gerektirir. Deneyimli bir ekip tarafından yapılacak olan eksiksiz planlanmış, doğru implant seçilmiş bir ameliyat, hastanın sağ kalım süresini ve yaşam kalitesini olumlu etkiler. Düşük oranlarda görülmekle birlikte yüzeysel ve derin enfeksiyon, kırık çizgisinde iyileşmeme, protezde çıkık, protez çevresinde kırık, erken gevşeme ve derin ven trombozu cerrahi tedavi sonrasında görülebilecek komplikasyonlardır.



Düşme sonrası kalça kırığından nasıl korunabiliriz?

Osteoporoz sarışınları vuruyor



* Uygun beslenme, egzersizler ve ilaçlar ile osteoporozun önlenmesi ve tedavisi yapılırken, yaşam alanında alınacak bazı önlemlerle düşme riski azaltılarak kalça kırığı oluşma sıklığı azaltılabilir.

* Osteoporoz tanısı olan hastalar yürürken, yürüteç ya da baston kullanmalıdırlar.

* Yürürken alçak topuklu ayakkabıları tercih etmelidirler.

* Tabanı kaygan olmayan, yere sıkıca tutunan ayakkabıları kullanmak gerekir.

* Osteoporozlu kişilerin çevresinde yer alan kaygan zeminler, kapı eşikleri ve halı yükseltileri ve kablolar ortadan kaldırılmalıdır.

* Banyo ve tuvaletlerde tutunabilecek, yeteri kadar aydınlatılmış ortamlar tercih edilmelidir.

* Osteoporozlu hastaların çevresinde evcil hayvanlar ve çocuk oyuncakları bulundurulmamalıdır.

* Denge koordinasyon eğitimi almaları önemlidir.

* Kas güçlendirici egzersizler ile düşme riski azaltılabilir.

6 hafta sonra cinsel hayata dönüş

Osteoporoz sarışınları vuruyor

Total kalça protezi sonrasında uygulanacak olan rehabilitasyon hastaya ve kalça protezi ameliyatı cerrahi tekniğine bağlı faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir. Rehabilitasyonun amacı hastayı bir an önce ayağa kaldırarak günlük yaşamına kavuşturmak olmalıdır. Bu hedefin gerçekleştirilmesinde hekim, hasta ve fizyoterapist iletişimi son derece önemlidir. Uyumlu bir çalışmayla hastalar, en kısa sürede bağımsız yürüyüşlerini kazanabilir ve günlük yaşantıları için gerekli olan işlevlere sahip olabilir. Hastanın rehabilitasyon programına verdiği yanıta göre değişmekle birlikte, ameliyatı takiben ortalama 3 ay sonunda hastalar günlük yaşamlarına geri dönebilirler ve yaklaşık 1 yıl sonunda ameliyattan tam olarak yarar elde ederler. Total kalça protezi ameliyatını takiben ortalama olarak 6 hafta s
Referans.7gunsaglik.com.tr

Gaz Tamponadı

Bazı vitrektomi olgularında vitreus jeli boşaltıldıktan sonra bu boşluğa salin solüsyonu yerine gaz kabarçığı doldurulur. Bu yöntem makular delik cerrahisi ile retinal dekolmanının tedavisinde uygulanır.
Postoperatif dönemde tam iyileşme sağlansın diye delikleri ve yırtıkları yapıştırmak maksatıyla gaz infüzyonu uygulanır. Gaz infüzyonu uygulanan hastalara
belli pozisyonda hareket etmeden yatmaları istenir. Amaç yer çekimine bağlı olarak gazın göz içi boşluğunda hasarlı bölgede üstte çıkarak retina yüzeyine baskı yapmasını sağlatmaktır. Makula cerrahisinde hastaya yüzükoyun yatması istenir. Çünkü makula gözün tam arkasında olduğundan sadece bu pozisyondaki bir yatışta gaz kabarcığının mekanik etkisinden faydalanılır. Daha perifer bölgeyi tutan retina yırtıklarında daha farklı pozisyonlarda yatak istirahatı önerilir.
Gaz baloncukları 2 ile 8 hafta gibi değişken süre içinde göz içinden tamamen kaybolurlar. Bu sürede hastada önce bulanık görmeden şikayet ederken sonra kavisli gölgelerin varlığını tarifler..Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Cinsel İlişkide Kalbe Fazla Yüklenmeyin

Doğal olarak cinsel ilişki sırasında kalbe oldukça yük biner. Bu dozu iyi ayarlamak gerek..

52 yaşındayım. 3 ay önce kalp damarıma balon yapıldı. Stent takıldı. İlaç kullanıyorum. Eşimle cinsel ilişkiye girmekten korkuyorum.
İlişkiye girsem kalp krizi geçirir miyim?

Kalp damarlarından lazım olduğunda gereken kan geçemediğinden damar içinde balon şişirilip tıkanıklık geriletildi. Stent dediğimiz içi boş borucukla da yeniden yeterince kan geçmesine imkân sağlandı. Cinsel ilişki sırasında kalbin yükü artar. 3 ay önce daha fazla kalp krizi geçirme riskin vardı. Artık eskisine göre daha tedbirli durumdasın. Ancak sağlıklı insanlarda bile artmış heyecan, cinsel ilişkideki zorlamalar, daha uzun süre cinsel ilişki yaşamak adına alınan ilaç takviye- gıdalar gibi uygulamalarla bile kalp krizi riskleri artabilir. Kendini iyi hissetmeyince cinsel ilişkiye girme, alkol alma. Çok aç veya çok tok halde ilişkiden sakın. Acil durum ilaçlarını elinin ulaşabileceği bir yere koymayı unutma.

47 yaşındayım. Cinsel ilişki sırasında yeterince sertleşemiyorum. Ailemde kolesterol yüksekliği var. Yüksek kolesterol sertleşmede sorun yaratır mı?

Öncelikle sen kolesterol düzeylerine baktır. Kolesterol yükseldi diye sertlik direk olarak etkilenmez. Zaten cinselliğimizi sağlayan hormonların yapılmasında kolesterol kullanılır. Ancak damar sertliği yüksek kolesterol düzeyi olan kişilerde daha erken başlayabilir.
Cinsel organımızın sertleşmesi dediğimiz durum kan akımıyla ilgilidir. Yani yüksek kolesterol ve diğer sebepler damar sertliği meydana getirdiyse, sertleşme de azalabilir. Aynı zamanda kalp damarları da bu nedenle tıkanabileceğinden kalp krizi riskleri de artabilir. Korkulu rüya görme.
Tahlil yaptır. İç hastalıkları uzmanına git. Kafan rahatlasın. Boynu bükük dolaşma.

38 yaşındayım. Sol elimde uyuşma var. Doktora gittim EKG çekti. Fıtığın olabilir dedi. Kalp filmiyle fıtık anlaşılır mı? Niye bana fıtık dedi?

Sol kol ağrısı şikayetin bir kalp damar hastalığına ait mi? Değil mi? Bilmek için EKG ilk istenen tetkiktir. Eğer EKG normalse kalp-damar hastalığından olmadığı teyit edilir. Bu nedenle en sık rastlanan hastalıkların başında gelen fıtık ihtimali olduğu söylenebilir. Bunu açıklayacak vakti olmamıştır. Eğer muayene ettiyse muayene bulgularında bunu destekliyorsa, fizik tedavi uzmanı tarafından muayene edilmen gerekir.
İhmal etme tedbir al. Yoksa varsa fıtık ilerler. Ameliyat gerektirebilir.

1.5 yıldır evliyiz. Eşimle cinsel ilişkiye girerken prezervatif kullanmıyorum. Eşim de doğum kontrol hapı almıyor. Hala çocuğumuz olmadı. Ne zaman doktora gitmek gerekir?

Bir yıl süreyle düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen, istenmesine rağmen gebelik gerçekleşmediyse mutlaka doktora başvurun. Siz üroloji uzmanına, eşiniz de kadın hastalıkları uzmanına başvurmalı.
Hanımlarda "polikistik over sendromu" ve çikolata kisti, ileri yaşlar, erkeklerde sperm sayısını ve dölleme yeteneğini azaltan hastalıklar olabilir. Her şey normal çıksa da kısırlık veya İnfertilite söz konusu olabilir. Her şeyin hayırlısı. Balık yerken limon sıkmak faydalı mı? 3 Zevkler ve renkler tartışılmaz. Balıkta limonda çok faydalı gıdalar bir arada yenip yenmemesi ise bir damak tercihidir.
Ahçılık yapan bir hastam bana, "Limon kıskançtır, balığın tadını anlamana müsaade etmez" dediğinden beri ben ikisini ayrı ayrı tüketiyorum. Limonun faydalarına gelecek olursak böbrek taşı ve kumlarını ağrısız, acısız dökmeye yardımcı olur, böbreklerinizi düzenli çalıştırır, idrar söktürür, vitamin içeriği ile grip hastalığında ve öksürük şikayetlerinde faydalıdır. Kansızlığa iyi gelir. Cinsel sağlığa iyi gelir, cinsel gücü arttırır.
Kaynak.7gunsaglik

Orta Yaş Kadınlarda Depresyon Felç Riskini Artırıyor

Depresyon yaşayan orta yaş ve üstündeki kadınlarda felç ve inme riski 2 kat artıyor. Bu araştırma 12 yıl boyunca 10 bin kişi üzerinde denenmiş ve kanıtlanmıştır.


47 ila 52 yaş arasındaki kadınlarda denenmiş ve felç riskinin depresyon geçirenlerde 2.4 kat daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir.

Hele bir de felç ve kalp hastalıkları sorunu varsa bu oran 2 kat daha artıyor. Avustralya Queensland Üniversitesi Nüfus Sağlığı Okulu epidemiyoloji uzmanı Ph.D. yazar Caroline Jackson şunları ekledi:

Doktorlar kadınları tedavi ederken yakın hastalık geçmişine ve depresyon geçmişine bakıyor. Eğer varsa önce depresyon tedavi edilmeli. Uzun vadede belirtiler teşhis edilmeli ve çözüme gidilmeli.

Uzun vadede sorunların çözülebilmesi için depresyon tanısı konulduktan sonra üzerine düşülmelidir. İlk büyük ölçekli çalışmayı yapan bu bilim adamları genç ve orta yaşlı kadınları çalışmaya katmıştır.

Yaş ortalaması 14 yaş daha büyük olan bir grupta depresyonlu kadınların felç ve inme riski %30 daha fazla çıkmıştır.

12 yıl boyunca zihinsel ve fiziksel taramalara sürmüştür. Katılımcıların %24ü antidepresan kullanan kişilerdir. 177 kişi ilk kez inme yaşadığını söylemiştir. İstatiksel yazılımlar, anketler ve diğer ölçüm araçları kullanılmıştır.

Depresyonu etkileyen başlıca faktörler şunlardır:

Yaş,

Sosyoekonomik durum,

Sigara,

Alkol,

Fiziksel aktivite,

Yüksek tansiyon,

Kalp hastalığı,

Kilo,

Diyabet.

Bu yaş grubunda depresyon ağır yaşanmakta ve felci tetiklemektedir. Jackson, vücudun inflamatuar ve immünolojik süreçleri ve kan damarları üzerindeki etkilerinde bir rol oynayabileceğini söylemektedir.

Referans.7gunsaglik.com.tr

ALS Hastalığında Kök Hücre Tedavisi

Gündemde bir sağlık tartışması daha var.. Nörolojik bir hastalık olan ALS de kök hücre transferi uygun mudur yoksa aksine ters etki mi yaratıyor?

Türk Nöroloji Derneği (TND), son günlerde ALS başta olmak üzere bazı nörolojik hastalıkların kök hücre transferi ile tedavisinin mümkün olduğu konusunda hasta ve hasta yakınlarının umutlandırılması üzerine bir açıklama yaptı.

Açıklamada, hasta ve hasta yakınları uyarılarak, “ALS gibi nörolojik hastalıkların ‘kök hücre transferi’ ile tedavisi kanıtlanmış bir yöntem değildir” denildi.

Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS)  kaslarda kuvvet kaybı, erime ve incelmeye yol açan ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olarak tanımlanıyor. Kök Hücre Tedavisi ise insan vücudunda onarım sürecini hızlandırması açısından tüm dünyada hala ‘deneyimlenen’ bir tedavi yöntemi. TND ise bu tedavi yönteminin hala ‘deneyimlenme’ aşamasında olması ve hiçbir nörolojik hastalık üzerinde ‘iyileştirici’ etkisinin kanıtlanmamış olması konusunda uyarıda bulunuyor.

Türk Nöroloji Derneği’nin konu ile ilgili açıklaması şöyle:
“Zaman zaman Kök Hücre Transferi ile ALS başta olmak üzere bazı nörolojik hastalıkların tedavisine yönelik haberler çıkmakta, hasta ve hasta yakınları hekimlerimize ve kurumlarımıza bu konuda  ‘umutla’ başvuruda bulunmaktadır.

ALS hastalığını tedavi ettiği öne sürülen ‘Kök Hücre Transferi’,  dünyanın hiçbir ülkesinde ALS Hastalığı’nın tedavisi için kanıtlanmış bir tedavi yöntemi değildir.

"İTİBAR ETMEYİN"

ALS hastalarımıza ve yakınlarına, kök hücresini mutlak tedavi edici bir yöntem olarak sunan, maalesef ‘karşılığı olmayan umutlar’ vaat eden ve bilimsel yaklaşımdan uzak haberlere itibar etmemelerini önemle hatırlatmak isteriz.

Konu ile ilgili soruları olan hasta ve hasta yakınları Türk Nöroloji Derneği ile irtibata geçebilirler. Hastalarımızı boş yere umutlandıran ve ticari amaçla uygulanan bu girişimlerin durdurulması konusunda yetkili mercileri göreve çağırıyoruz.
Kaynak.7gunsaglik

Migren İle Baş Ağrısı Aynı Şey Değil

Migren genelde hayatımızı zorlaştıran şiddetli ve kalıcı ağrılardır. Nöroloji uzmanlarından migrenin nedenlerini, belirtilerini ve tedavi şartlarını öğrendik..

Migren nedir?

Baş ağrısıyla karakterize bir beyin hastalığıdır. Halk arasında bilindiği gibi sinirsel bir hastalık değil.

Migren neden ortaya çıkar?

Tam olarak bilinmiyor. Migrenlilerin beyni, sinir sistemleri daha hassastır.

Migren sık görülen bir hastalık mı?

Türkiye’de her 5 kadından birinde ve her 10 erkekten birinde migren var. Sinirsel baş ağrılarına migrenden daha sık rastlarız. Her üç kişiden biri sinirlendiğinde, sıkıldığında baş ağrısı çekiyor. Bu kadar sık karşılaşmamıza rağmen sinirsel ağrılar pek önemli değil. Çünkü bu tip baş ağrısı o kadar hafif olur ki, hastaların büyük çoğunluğu doktora gitmeye ihtiyaç duymaz. Ağrıları 15-20 dakika ya da birkaç saat sonra kesilir. Ancak baş ağrıları içinde kişinin hayatını en çok engelleyen hastalık migren.

Risk grubunda kimler var?

Migren için risk grubu yok. Kadınlarda daha sık görülür. Yine gecesi gündüzü belli olmayan ya da uzun uykusuzluk gerektiren işlerde çalışmak bir etken. Yemek düzeninin bozuk olması da bir sebep olabilir.

Kişi migren olduğunu doktora gitmeden anlayabilir mi?

Evet, bu konuda bir fikir edinebilir. Bu testte zaman zaman bir doktora başvurabilecek düzeyde baş ağrıları çeken bir hastaya sorduğumuz üç tane soru var. Bir,bu ağrılar sırasında hiç mideniz bulandı mı? İki, bu ağrılar sırasında hiç ışık sizi rahatsız etti mi? Üç, ağrı sizi en az bir gün işinizden gücünüzden alıkoydu mu? Eğer bu sorulardan en az iki tanesine evet yanıtını verdiyseniz migren olma ihtimaliniz yüzde 93. Ancak sorulara yanıtlar negatif çıktıysa bu, o kişide migren olmadığı anlamına gelmez. Ya da bu sorular pozitif çıksa bile kişi migren değil de başka bir hastalıktan mustarip olabilir.

Migrenin belirtileri neler?

Bir kere migren her hastada aynı belirtilerle seyretmiyor. Mesela hastalar bize şunu çok sık söyler: “Benim annemin migreni var, ama bendeki ağrı migren değil.” Neden böyle düşündüklerini sorunca şöyle cevap verirler: “Annemin migren krizi sırasında midesi bulanıyor, kusuyor, migreni uyumadan geçmiyor ve üç gün sürüyor. Halbuki benim baş ağrım yarım gün sürüyor ve kusturmuyor.” Bu yanlış bir inanış. Çünkü migren çok farklı şekillerde seyredebilir. Belirtiler hastadan hastaya çok değişik gözükebilir. Ama ortak karakteristiği tekrarlayıcı olması. Ağrının belli koşullarda, belli uyaranlarla ortaya çıkması gerekir. Yoksa bize hayatında ilk defa migren tipi ağrıyla başvurmuş bir hastaya migren tanısı koymayız. Pekala onun altından bir sürü hastalık da çıkabilir. Migren tekrarlayıcı ataklar şeklinde giden bir hastalık. Yani ağrı geçtiğinde hastanın hiçbir şeyi kalmaz.

Ağrılar çok uzun sürer mi?

Ağrının en önemli özelliği ataklar (kriz) halinde ortaya çıkması. Migren ağrısı hafif de, şiddetli de olsa genellikle belirli bir süre devam eder. Haftalarca süren bir ağrıdan söz edemeyiz ama en az dört saat en fazla üç gün devam eder. Hasta uyuduğunda çoğunlukla ağrısı azalır.

Migren ağrısı tek taraflı mıdır?

Çoğu kez ağrı tek taraflıdır. Ya da bir tarafta daha yoğun hissedilir. Ağrı sıklıkla göze vurur. Hasta ağrı sırasında sesten, ışıktan rahatsız olur; karanlık bir yere gitmek ister. Ağrı sırasında bulantı olabilir. Bazı hastalarda migren ağrısına kusma eşlik eder. Hatta bazen hasta kusunca ağrısının geçtiğini söyler. Migrende başın hareketi ağrıyı artırır. Öyle ki, hasta başını oynatmak istemez. Kadın hastaların çoğunda baş ağrısı adet dönemiyle ilinti gösterir. Adetten bir-iki gün önce ortaya çıkabilir, ya da atak adetle birlikte başlayabilir.

Neler tetikler migreni?

Kişiden kişiye değişir. Eğer hasta, ‘parfüm kokusu baş ağrımı artırıyor’ diyorsa, ya da rüzgarda ağrıları fazlalaşıyorsa bu büyük olasılıkla migrendir. Islak saçla dışarı çıkıp başı ağrıyanların büyük çoğunluğu da migren hastasıdır, ama maalesef sinizüt yanlış teşhisi alırlar. Migreni tetikleyen bir başka faktör aydınlık ortamdır. Mesela çok güneşe çıkmak, ya da floresanla aydınlatılmış çok parlak bir iş yeri ortamı migren ağrısını tetikleyebilir. Ayrıca mevsimsel değişiklikler de migrenin tetikleyicisidir.

AYNI ANDA KIRIŞIKLIKLARDAN VE AĞRIDAN KURTULMAK MÜMKÜN
Kaynak.7gunsaglik

Alzheimer Sebeplerinden Biri de Sigara Dumanı

Yapılan araştırmalarda sigaranın kötü etkilerinden biri daha ortaya çıktı. Beyinsel gelişimi önlüyor ve gerilemeye neden oluyor. Alzheimer de cabası..

SİGARA dumanının Alzheimer hastalığı üzerine olan etkisini araştıran ilk bilimsel çalışmanın sonuçları…

Sigaranın, yaşlı insanlarda bunama riskini arttırdığı ortaya çıktı. Teksas Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, fareler kullanılmasına rağmen; bulgular, insanların sigarayı bırakmasına yol açacak başka bir sebep olarak görülüyor. Araştırmayı yürüten nöroloji profesörü Claudio Soto, ‘Sigara dumanını soluyan hayvanların beyinlerinde çok daha ciddi bir şekilde Alzheimer hastalığının erken belirtileri görüldü’ dedi.
Kaynak.7gunsaglik

Hıçkırık ve Ağız Kokusu Reflü Belirtisi mi?

Reflü mide ekşimesi yenilen yiyeceklerin yemek borusuna geri gelmesidir. Reflü sebepleri nelerdir? Hıçkırık ve ağız kokusu reflü sebebi mi?


Başlıkta da belirtildiği gibi dar kıyafet tercihi reflüyü artırıyor. Yanlış beslenme alışkanlıkları da öyle… Bu sorunda çürük dişten ağız kokusu ve ses kısıklığına kadar tüm belirtilerin dikkate alınması gerekiyor. Çocuk ve gençlerde dinlenmeyle geçmeyen ağrıların kemik tümörü işareti olabileceği de büyüme ağrılarıyla karıştırıldığı için sıklıkla atlanıyor. İşte uzmanlardan çarpıcı bilgiler…

Çağın sorunu haline gelen reflü mide içeriği olan safra ve asitin yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanıyor.

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhun Eyüboğlu; "Günümüz beslenme alışkanlıkları, fast-food, şekerlemeler, hazır gıda tüketimleri, düzensiz beslenme, hızlı atıştırma, günlük hayatın stresine bağlı yeme alışkanlıklarının giderek bozulması, öğün alışkanlıklarının ortadan kalkması, kilolu insan grubunun artışı ve dar kıyafet tercihi reflüyü artıran önemli etkenler arasında yer alıyor"diyor.

ÖMÜR BÜYU İLAÇ YERİNE CERRAHİ ALTERNATİFİ
Tanı yöntemleri konusunda öncelikle hastanın hikayesi önem taşıyor. Daha sonra endoskopi uygulanarak ayırıcı tanı ile hastalığın derecelendirilmesi ve takibi yapılıyor. Bu incelemelerin dışında baryumlu grafi, manometri, pHmeter (asit ölçümü) ve sintigrafi, yapılacak tedavinin şeklini belirlemeye yardımcı oluyor.

"Reflü ilk anılmaya başlandığı andan itibaren hep ilaç tedavisinden yarar görmeyen hastalar ameliyat edilirdi ama bu görüş artık değişti" diyen Eyüboğlu, Yaşam beklentisi on yıldan fazla ve genellikle genç hastaların kendileri açısından daha ideal olduğunu söylüyor. Yaşam kalitesinin düzeltilmesi gereken kişilere, ömür boyu ilaç tedavisi yerine alternatif seçenek olarak cerrahi sunuluyor.

YUTMA GÜÇLÜKLERİ
Reflünün ihmal edilip uzun yıllar devam etmesi durumunda; kanser riskinin dışında yemek borusunda uzun süreli tahrişe bağlı yanıklar ve bu yanıkların iyileşme sürecine bağlı darlıklar oluşabiliyor. Bu darlıklar bir süre sonra ağrılı yutma güçlüğü ve kanamalara yol açıyor. Yutma güçlükleri ortaya çıktıktan sonra hastalığın tedavi edilmesi daha güç olduğu için reflüde erken teşhis ve tedavi büyük önem taşıyor.

ÇÜRÜK DİŞ VE AĞIZ KOKUSU REFLÜ HABERCİSİ
Ses değişiklikleri, ses kısıklıkları, boğaz ağrısı, kronik farenjit, kulak ağrısı, astım veya astıma benzer nefes problemleri ile hıçkırık ve diş çürükleri reflünün belirtileri olarak görülüyor. Kalp dışı göğüs ağrıları da önemli belirtiler arasında bulunuyor. Kardiyologlara anjiyo olmak için başvuran hastaların yarıya yakınının anjiyoda negatif çıktığı ve çoğunun reflü kaynaklı olduğuna dikkat çekiliyor.

Sindirim sistemi açısından bakıldığında reflüde; ağız kokusu, geğirme, yanma hissi, ağza ekşi bir tat gelmesi, bel ve sırt ağrısı, şişkinlik gibi pek çok şikâyet oluyor.

Reflü, ses kısıklığına da yol açabiliyor. Bu sorunda kişide özellikle sabahları geniz temizleme hareketine yol açan bir gıcık hissi ve ses çatallaşması oluşuyor. Reflüsü olan hastalarda ağız kokusu da sık görülen problemler arasında bulunuyor. Hastanın ağız kokusu varken muayenesi halinde; dişlerinde problem, ağız ve burun kavitesinde herhangi bir enfeksiyon yoksa akla reflü olasılığının gelmesi gerekiyor.

AKLA HEMEN KANSER GELMEMELİ
Reflüye zamanında tanı konulması, kanser oluşum yolunda ki bir hastayı bu yoldan geri çevirmek anlamına geliyor. Reflü tedavi edilirse, oluşabilecek kanserin önüne geçilebildiği belirtiliyor. Bu durum erken tanı açısından büyük önem taşıyor. Reflü dendiğinde akla hemen kanser gelmemesi ve bunun yaşam kalitesini düşüren bir sağlık sorunu olduğunun unutulmaması gerekiyor.

Reflünün her şeyden önce yaşam kalitesini yükseltmek için tedavi edilmesi hedefleniyor. Buna karşın uzun süreli reflüde nadir de olsa kansere dönüşüm gerçekleşebiliyor. Kansere dönüşme oranının 1000′de 5 ile 100′de 1 arasında bir değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Erhun Eyüboğlu, reflü denince akla mide kanseri gelmesinin yanlışlığına dikkat çekiyor ve bu sorunda görülen kansere yemek borusu alt ucu kanseri demenin daha doğru bir tanımlama olacağını belirtiyor. Reflünün çok yukarılara etki etmesi halinde o bölgedeki hücreleri tetikleyerek, nazofarenks (geniz) kanserine yol açabileceğine dikkat çekiliyor..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Florürlü Su Çocukların Başlıca İhtiyacıdır

Diş sağlığı açısından çocuklara florürlü su içirilmesi gerektiğini belirten Dr. Aldıraklı çocuk diş bakımı önerileri veriyor.


Diş Hekimi Elif Aldıraklı, çocuklarda diş ve diş etlerinin korunmasına ve çürük riskinin azaltılması için dişler üzerinde bulunan plak-yapışkan filmi uzaklaştırmak, Amerikan Diş Hekimleri Birliği tarafından kabul edilen florürlü bir diş macunu ile günde iki kere fırçalanması gerektiğini söyledi.

Ailelerin doğru ağız bakım kurallarını çocuklarına erken yaşlarda öğretmesi gerektiğini belirten Dr. Elif Aldıraklı, şöyle konuştu: ‘Doğru ağız bakım kurallarını çocuklarımıza erken yaşlarda öğretmek, onun sağlığı için yapacağınız önemli bir yatırımdır. Kendi dişlerinize iyi bakarak, ağız sağlığının önemli olduğu mesajını verebilir ve çocuğunuza iyi örnek olabilirsiniz. Çocuğunuzla birlikte kendi dişlerinizi fırçalayarak veya kendi diş fırçalarını seçmelerine izin vererek, ağız ve diş bakımını eğlenceli hale getirebilir ve ağız bakımına teşvik edebilirsiniz. Diş macunu gibi florür içeren ürünler kullanın. Çocuklarınızın içtiği suyun florürlü olduğundan emin olunuz. Şebeke, kuyu veya şişe suyunuz, florür içermezse, diş hekiminiz veya çocuk doktorunuz günlük florür takviyeleri verebilir. Düzenli diş muayenesi için çocuğunuzu diş hekimine götürün.’

GÜNDE BİR KERE DİŞ ARALIĞINIZI DİŞ İPİYLE TEMİZLEYİN

Dişler arasındaki plak yapışkan filmi uzaklaştırmak için en az günde bir defa diş ipliği ile diş aralarının temizlenmesi gerektiğini açıklayan Dr. Aldıraklı, şunları söyledi: ‘Çocuklarınızın diş ve diş etlerinin korunmasına ve çürük riskinin azaltılmasına yardımcı olmak amacıyla, diş çürüğünün başlıca sebebi olan dişler üzerinde bulunan plak-yapışkan filmi uzaklaştırmak için ADA (Amerikan Diş Hekimleri Birliği) tarafından kabul edilen florürlü bir diş macunu ile günde iki kere dişlerinizi fırçalayın. Plak sertleşerek tartar olmadan önce, diş eti hattı altından ve dişlerinizin arasından plağı uzaklaştırmak için günde bir kere diş aralarını diş ipliğiyle temizleyin. Tartar oluştuğunda, yalnızca profesyonel temizlikle çıkarılabilir. Diş çürüğüne neden olan, plak asitlerini oluşturan nişastalı veya şekerli gıdaları kısıtlayan dengeli bir beslenme biçimini benimseyiniz. Bu gıdaları tüketirken, onları ara öğünlerde yemek yerine, yemeğinizle birlikte tüketmeye çalışınız. Yemek yeme esnasında üretilen ekstra tükürük, ağızdaki gıdanın temizlenmesine yardımcı olur.’

Referans.7gunsaglik.com.tr

Saç Çıkartan Şampuanlara Dikkat!

Bilinçsiz kullanım yüz ve vücutta kıllanmaya sebep olabilir

Hem yurtiçinde hem yurtdışında muhtelif şampuanlar saç dökülmesine karşı tüketiciye en iyi kolay ve acısız çözüm olarak sunulmakta. Bu ürünlerden bazılarının gerçkten faydalı olduğu ve saç miktarıyla kalitesini arttırdığı doğrudur ancak fiziksel etkisi olan her yöntem gibi bu uygulamanın da yan etkileri vardır.

Amerikan Kozmetik Cerrahi Derneği geçen ay doktorları ve hastaları uyararak saç çıkartan şampuanları kullanırken aynen bebeklerde olduğu gibi sadece başın yıkanmasını, yıkama işleminde şampuanın vücuda gelmemesine dikkat edilmesini önermiştir.

Bu acil nitelikteki bilgi ve uyarının gönderilme sebebi saç çıkartan şampuanların uygulama esnasında, bilhassa da durulanırken yüzünüze ve vücudunuza temas etmeleri halinde kıllanmaya sebep olduğu vakaların tespit edilmesi ve bu vakaların artmasıdır. Amerika ‘da saç çıkartıcı şampuan kullanan hastalarda yüz kıllanmasında çok fazla bir artma gözlenmiştir.

Saç çıkartamn bir şampuan kullanıyorsanız saçların durulanma suyunun bile vücutla temas etmemesi konusunda hassas olunmasını tavsiye eden Amerikalı doktorlar ya başın berberlerde olduğu gibi arkaya doğru ya da daha rahat etmek için duş esnasında öne doğru eğilerek yıkanmasının yan etkilerden korunmak için yeterli olacağını söylüyorlar.

Amerika’da bu konuda yakın zamanda çalışmalar yapan Dr. Ziya Şaylan’a göre bu saç çıkartıcı şampuanlar mevcurt incelmiş saçlarda % 45 oranında başarı sağlamalarına rağmen saç dökülmeleri (kellikleri) 2 seneden fazla olanlarda başarılı olmamaktadırlar. Bu hastalarda saç kökleri artık tedaviye cevap veremeyecek kadar zayıflamışlardır.

En son bulgulara göre erkeklerde, sanıldığını gibi erkeklik hormonu fazlalığının saç dökülmesi ile bir ilgisi yoktur. Saç dibinde bulunan bir enzim (DHT) hatalı ise o zaman testesteron seviyesi az bile olsa saçlar dökülmektedir. Geçtiğimiz yüzyılda köselerin saçlarının dökülmemesi erkeklik hormonu eksikliğine bağlanmış ama günümüz bulgularıyla bu hipotez çürütülmüştür.

Uzmanların önerdiği yöntemler arasında kafa derisine masaj yapılarak kan dolaşımının arttırılması saçlarınızı kuvvetlendirdiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca saçın ömrünü kısaltan boya, jöle gibi kimyasal maddelerden kaçınmak da yine doktorların tavsiyeleri arasındadır.

Dr. Ziya Şaylan’a göre günümüzde kök hücre tedavisi saç çıkartmakta oldukça başarılı olmaktadır. Saç dibine enjekte edilen kök hücreler zayıflamış ve ölmek üzere olan saç köklerini tekrar canlandırmaktadır. Fakat yine de kelliğin 2 seneden fazla bir zamandır mevcut olmaması gerekmektedir..Kaynak. .,

Güzellik Ürünlerinin Zararları Hakkındaki Gerçekler-1

Kozmetik ürünler ne kadar zararlı? Lekeleri kapatan, bronzlaştıran, saçları düzelten malzemeler ve araçlar ne kadar zarar verir?


Bu kimyasalların kullanım derecesini azaltmak için öneriler sizlerle..

Keratin düzleştiriciler, kuaför ve güzellik salonlarında saça keratin bakımı uygulanır. Kabarmayı önleyen pürüzsüz saçlar elde etmek içindir. Bu maddeler formaldehit içermez Oregon Osha maddesi bulunmaktadır. Yüksek oranda zarar verici maddeleri içerir ve kansere yol açabilir. Bu kimyasallara uzun süre maruz kalınmamalıdır. Saç şekillendirmede risk yüksektir.

Düzleştiriciler ve saç kremleri. Elektrik etkisini nötralize etmek için kullanılır. Buklelerle mücadeleyi sağlar. Şampuan yerine kullanılan diğer ürünler saç yapısını daha da kıvırcıklaştırır. Fön makinesi daha az etkilidir ama bu ürünlerden daha güvenlidir.

Kalıcı saç boyası. Özellikle koyu renk boyalar, lösemi ve lenfoma riski taşır. Meme kanseriyle de doğrudan ilgisi bulunmuştur. Gebelik sırasında boyadan kaçınılmalıdır.
Bitkisel saç boyaları, kına ve bitkisel boyaları içerir. Sert kimyasalları içermez saça zarar vermez. Dezavantajları boya kalıcılığı uzun sürmez. Folyo ile sarmalı boya işlemlerinde kimyasallar deri tarafından emilir.

Göz bozukluğunu düzelten lens kullanımı, renk değiştirmek için de kullanılır. İşinin ehli olmayan kişiler tarafından takılmamalıdır. Reçetesiz alınmamalıdır. Temizlik ve bakımı önemlidir. Göz yaralanmaları ve görme kaybı ile enfeksiyon riski vardır.

Renkli kontak lensler doktor önerisi üzerine kullanılabilir. Göz muayenesi gerektirir. Reçeteli lensleri takın. Gözlere zarar vermemek için doktorunuzu dinleyin.

Reçeteli kirpik serumu, geçici uzun kirpiklere kavuşmanızı sağlar. Doktor önerisidir. Her gün üst kirpik çizgisi üzerine uygulanır. Dört ay sonra tam sonuç alınır. Göz çevresi koyulaşabilir ciltte şişme iris etrafında renk değişimi görülebilir.

Referans.7gunsaglik.com.tr
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...