Social Icons

.

Pages

Yaşamın Yavaşlatılması (Antiaging) Olayı Nedir?

Son yıllarda özellikle şehir hayatındaki aşırı yorgunluk, trafik, hava kirliliği, yiyecek kalitesinin bozulması gibi pek çok nedenden dolayı yaşlanma ve yıpranma çok artmıştır.

Her ne kadar tıp teknolojisinde çok büyük ilerlemeler olduysa da, insanın ömründe ve tıbbi yaşam kalitesinde teknolojideki ilerlemeler kadar artış olmamıştır. Bu nedenle kişinin kendisini daha iyi tanıması ve henüz hastalıklar oluşmadan kendine iyi bakması çok akıllıca olur. Son zamanların gözde ifadesiyle antiaging veya esas tabiriyle doğall ve uzun yaşamın sırrı bizzat doğanın kendisinde gizlidir. Burada tek yapmamız gereken bir seçim yapmaktır. Seçiminiz iki şekilde olabilir. Birincisi normal kader enerji akışı içerisinde kalmak ve her gelen sağlık deneyimine razı olmaktır. İkinci seçim ise normal kader eberji akışı içinde kozmik sistemden izin alarak aynı sağlık kaderi programımızı daha az hatalı ve daha verimli bir programda icra etmektir. Eğer daha sağlıklı olma ve daha geç yaşlanma ile ilgili bur seçim yaptıysak, o zaman bu bölümün size katkısı olabilir.
Her şeyden önce belirtmemiz gerekir ki, estetik ve kozmik olan yüz germe, botoks, dolgu enjeksiyonları gibi uygulamalar, aslında gerçek anlamda antiaging olmayıp daha yaşlı bir görünümün yalnızca cilalanmış halidir. Bedeni olduğu kadar, ruhu da genç ve duru tutmayı amaç edinmemiş bir antiaging programı tam anlam8yla başarılı sayılmaz.
Kaynak.7gunsaglik

Alerji Nedir? Hangi Durumlarda Oluşur?

Tıptaki ilerlemeye karşı alerjinin nedeni tam olarak henüz çözülmüş olmadığı gibi, yüzde yüz ve yan etkisiz tedavisi de mümkün olamıyor. Alerjik hastalıklar psikolojik durum ve yanlış beslenme ile yakından ilgilidir. Özellikle son yıllarda hazır gıdaların, boyalı katkı maddeleri içeren yiyeceklerin, koruyucu maddeli besinlerin, beyaz un ile beyaz şekerin ve mayalı gıdaların aşırı tüketimi yakınmalar artırdı. Alerji tedavisi yapılırken kullanılan kimyasal ilaçların katkısı ve yan etkisi iyi hesaplanmalıdır. Özellikle kortizon ve antistamindlerin çok uzun süre kullanılmasının vücuda pek çok yan etkisi olabilir. Her türlü alerjide karaciğerin kendisini temizlemesi ve toksin atması çok önemlidir.
Alerjik kısa bir yazıya sığdırılmayacak kadar özel ve derin bir konudur. Genelde alerji durumunda fazla miktarda mayalı, aşırı şekerli ve unlu gıdalar tüketmek yağlı şarküteri ürünlerini artırmak ve aşırı asitli içecekler içmek uygun olmaz. Alerjinin yoğunlaştığı dönemlerde genellikle hazmı kolay yiyecekleri, sebzeyi, meyve ve hafif beyaz eti tercih etmek daha uygundur. Sinir sistemini rahat ve sakin tutmak ve stresten mümkün olduğunca kaçınmak da çok önemlidir.
Alerjiyi nedene göre tedavi etmek en doğrusudur.
Kaynak.7gunsaglik

Dişetlerine Deeling

DİŞ tedavisinde kullanılmaya başlanan lazerle artık dişeti peelingi yaptırmak da mümkün. Dişhekimi Oğuzhan Özdemir diş tedavisinde kullanılan lazer sayesinde, estetik açıdan kişileri rahatsız eden dişetinde mora çalan siyah görünümün peeling yöntemiyle acısız giderildiğini belirtiyor.

Dr. Özdemir, ‘dermatologların yüzde yaptıkları deriyi soyma işlemini, biz ağız içinde yapabiliyoruz. Ağız içindeki deri de katmanlardan oluşmuştur ve kat kattır. Biz lazerle o katmanları yavaş yavaş incelterek, soyarak, renkleşmiş üsteki tabakayı ortadan kaldırıyoruz. Böylece daha estetik bir görüntü sağlıyoruz” diyor. Bu işlem acı vermediği için anestezi uygulamadan lazerle yapılıyor. Referans.7gunsaglik.com.tr,

Panik Atak Belirtileri Nelerdir? Neler Yapılması Gerekir ?

Korku ve kaygı gibi ezidi duygu durumlarını ifade eden bir rahatsızlıktır. Fiziksel atak saldırıları ile birlikte baş gösterir.

Genelde 5 ila 20 dk arasında sürer. Bu endişelenme dalgaları içimizi korku fırtınasıyla kaplamışken terleme, kalpte sancı ve diğer bazı fiziksel etkenler de görülür. 1 saat ve daha fazla sürerse bu panik atak değil, başka bir sorundur hemen acil tıbbi yardım alınmalıdır. Genel olarak panik atak belirtileri şunlardır:

Hızlı soluma, nefes darlığı veya boğulma hissi,
Kalp atışında düzensizlik, vurma atlama hissi,
Göğüs ağrısı, sıkışması,
Titreme, sersemlik, baş dönmesi,
Mide bulantısı ya da ağrısı,
Uyuşma veya karıncalanma,
Ölüm korkusu, öldüğünü sanma,
Gerçek dünyadan kopuk düşünceler,
Kalp krizine benzediği için kalp krizi geçirdiğini sanmak çok yaygındır.

Agorafobi yani büyük kalabalıklar içinde yer almak panik atak sıkıntılarındandır. Sürekli yalnız kalmak isterler. Çocuklar da okula ve topluluklara girmek istemez böcek ve canavarlı filmlerden böceklerden kaçarlar.

Panik bozukluk ise başka bir hastalıktır ve belirtileri şunlardır:
Uykusuzluk ve bitkinlik,
Uyuşturucu, alkol gibi şeyler kullanma,
Depresyon ve fobiler,
Stres, anksiyete veya panik atak belirtileri görülebilir.

Bu iki hastalık birbirine neden olabilir. Aile öyküsü, kullanılan ilaçlar, menopoz, majör depresyon, kalp astım sorunları gibi nedenleri olabilir.
Kaynak.7gunsaglik

Sevgililer Gününde Yalnız Olmanın İyi Yanları

Sevgiliniz yoksa bu sevgililer gününde yalnız olmanızın iyi yanlarını konuşmamız gerek. İşte 14 Şubat’ı yalnız geçirmenin 10 güzel yönü.

Kimseyle paylaşmanız gerekmeyen tatlı, çikolata ve şekerleriniz var. Evet en sevdiğiniz şeyleri tatlınızı biriyle paylaşmadan doya doya tüketin.

Kimse için ağda ve tıraş olmanıza gerek kalmayacak. Oldukça zahmetli bu işlerden süslenmek ve hazırlanmaktan da kurtuldunuz.

O gün ve geceye özel yapacağınız hazırlıklar ve alacağınız hediyeye gerek yok bunun parasıyla yepyeni şık ve pahalı bir çanta ya da başka bir şey alabileceksiniz.

Aylar boyunca bu gün için kilo vermeniz gerekmeyecek diyet spor sıkıntısı yok.

İçkinizi yemeğinizi ya da dışarıda yemek planlarınızı en sevdiğiniz arkadaşlarınızla yapabileceksiniz.

En ufak detaylara takılıp beyninizi hatalarınız ve düzeltmeniz gerekenlerle bunaltmayacaksınız.

Ne izleyeceğiniz kiminle ne yapacağınızı düşünmeden özgür bir gün sizin.

Yalnız kız arkadaşlarınızla harika bir ev partisi dans pijama güzellik partisi yapabileceksiniz.

Mastürbasyon ve orgazmın keyfini hesap vermeden sorumlu ya da kusurlu hissetmeden tek başınıza çıkarabileceksiniz.
Kaynak.7gunsaglik

Kil Donmesi Ameliyati Tehlikelimi

Diğer ameliyatlardan pek bir farkı yok tabi sıradan ameliyatlardan yani kalp ameliyatı ile kıyaslamayın sakın kıl dönmesi ameliyatında diğer bir çok ameliyatta olduğu gibi narkoz veriyolar.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Grip Virüsünün Bulaşma Mevsiminde Tedbirli Olunmalı

Özellikle çocukların sağlık kontrollerinin sıkça yapılması gereken bir dönemdir sonbahar-kış.. Okullarda bulaşıcı hastalıklar yayılıyor, ebeveynler dikkatli olmalı..

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ayşe Ertürk, sonbahar ve kış dönemlerinde okul, kreş, kafe, sinema, bakım evleri, gibi yerlerde grip virüsünün bulaşma riskinin arttığını söyledi.

Ertürk, yaptığı açıklamada, Karadeniz Bölgesi’nde belirli dönemlerde küçük salgınlar olduğunu belirterek, ”Karadeniz Bölgesi nemli bir iklime sahip olduğu için üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının alerjik hastalıklara dönüştüğünü çok sık görmekteyiz” dedi.

Her sene grip virüsünün sürekli değiştiğine dikkati çeken Ertürk, virüse karşı haziran-temmuz aylarında aşılar oluşturulduğunu, eylül-ekim aylarında ise piyasaya sunulduğunu ifade etti.

Sonbahar mevsimine girmeden bir iki hafta önce grip aşılarının yapılması gerektiğini dile getiren Ertürk, salgın durumunda aralık, ocak ve şubat aylarında aşının devam edilmesini önerdiğini söyledi.

İsteyen her yaş grubunun grip aşısı yaptırabileceğine işaret eden Ertürk, ”Özellikle belli risk grupları 65 yaş üzeri yaşlılar, diyabet hastaları, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği gibi hastalıkları olanlar aşı yaptırmalı. Gebelerde de riskli bir durum varsa yapılmasını tavsiye ediyoruz. Grip aşısı cansız bir aşı olduğu için risklerini az olarak bildiğimiz bir aşı grubudur. Çocuklarda daha çok 6 ay sonrası yapabiliyoruz. Yenidoğan döneminde aşılamada tedbirli olmakta fayda var” dedi.

Ertürk, grip gibi solunum yoluyla, damlacık yoluyla bulaşan enfeksiyonların kapalı alanlarda daha çabuk yayıldığını belirterek, sonbahar ve kış dönemlerinde okul, kreş, kafe, sinema, bakımevleri gibi yerlerde virüsün bulaşma riskinin arttığını bildirdi.

Bu dönemlerde kapalı mekanlarda insanların virüslerden korunması için sık sık bulundukları mekanları havalandırmaları, ellerini ve yüzlerini sabunla yıkamaları gerektiğine dikkati çeken Ertürk, ”Hasta olan kişilerin de virüsü etrafa yaymaması için hapşırma sırasında ağzını ve burnunu tek kullanımlık mendillerle kapatması, gerekirse dirseğine kapalı bir şekilde hapşırması gerekir” diye konuştu.

”GRİPTE SIVI TÜKETİMİ ÇOK ÖNEMLİ"
Ertürk, gribin iyileşmesi konusunda özellikle çocuklarda vitamin ve minerallerin sıvıyla alınmasının çok faydalı olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:

”Grip enfeksiyonuna yakalanıldığında sıvı alınması çok önemlidir. Yeşil sebzelerin ve C vitamini içeren meyvelerin tüketilmesi vücut direncini arttırması açısından faydalı olacaktır. Vücutta mineraller ve vitaminler koruyucu mekanizmalardır. C vitamininin organların yenilenmesinde kesinlikle fonksiyonel görevi vardır. Dolayısıyla sıvı alımına katkıda bulunabileceği için gripte faydalı olacaktır. Tabi ki C vitamini bir ilaç yerine geçmemektedir. Yiyeceklerden alabildiğimiz ölçüde almakta fayda var. Ayrıca C vitamininin, mukozalarda vücut PH’ını düzenleyici etkisi olacağı için faydalı olacağına inanıyorum.”.Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Zatürre Kişilerden Uzak Durun

Bir hapşırığıyla bile hastalığını bulaştırabilen zatürre hastalarından mümkün olduğunca ayrı durulmalı..


Göğüs hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Keskinel, zatürrenin hasta kişinin öksürmesiyle havaya karışması ve kişinin bunu soluması ile bulaştığını söyledi.

Yaşlılar, altta yatan kalp veya solunum yolu hastalığı olanlar, diyabetliler, böbrek yetmezliği olanlar, bağışıklık yetmezliği bulunanlar sigara ve alkol kullananların risk altında olduğunu belirten Keskinel, zatürrenin gripten sonra da gelişebilmekte olduğunu ifade etti.

Klima sistemleri, su kaynakları ve birikintileri de zatürreye yol açan ‘agionella’ adlı bakteriyi barındırabildiğini vurgulayan Keskinel, “Bu bakteri ilk kez 1976’da Philadelphia’da bir otelde düzenlenen lejyoner kongresi sırasında tanımlanmıştır ve neden olduğu hastalığa ‘Lejyoner hastalığı’ adı verilmiştir” dedi.

Zatürrenin belirtileri arasında öksürük, balgam, ateş, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve kimi zaman kan tükürme olduğunu dile getiren Keskinel, “Bazen ‘Tipik olmayan zatürre’ söz konusu olabilir. Bu durumda ateş fazla ön planda değildir. Baş, vücut, eklem ve karın ağrıları olabilir. Öksürük ya kurudur ya da az miktarda balgam görülebilir.

Zatürre tanısında akciğer filmi, kan tahlili ve balgam incelemelerinden yararlanılır. Tümöral durumlar da bazen bronşları tıkayarak zatürreye zemin hazırlayabilir. Özellikle ileri yaşta, sigara içme öyküsü olan hastaların mutlaka bu yönden de araştırılmaları gerekmektedir” diye konuştu.

"ZATÜRRE GÜNÜMÜZDE BAŞARIYLA TEDAVİ EDİLEBİLMEKTEDİR"
Kişinin durumuna göre ayakta ya da yatarak tedavi seçeneğinin uygulandığını ifade eden Keskinel, “Antibiyotiklerin keşfinden önce son derece öldürücü olan zatürre, günümüzde başarıyla tedavi edilebiliyor. Başka bir hastalığı bulunmayan, genç ve genel durumu iyi olan hastalarda zatürre ayaktan tedavi edilebilir.

Ancak 65 yaşın üzerindekilerin, altta yatan başka hastalığı olanların, solunum yetmezliği bulunanların ya da ağır zatürresi olanların hastanede yatırılarak tedavi edilmeleri uygun olur. Tedaviye başlandıktan sonra genellikle birkaç gün içinde ateş düşer ve kişi kendini daha iyi hissetmeye başlar. Muayene bulgularının ve akciğer filminin düzelmesi daha uzun zaman alır” ifadelerini kullandı.

"İYİ BESLENMEK VE SİGARADAN UZAK DURMALIYIZ"
Zatürreden korunmada genel sağlık tedbirlerine uyulmasının yararı olacağını söyleyen Keskinel, “İyi beslenmek ve sigaradan uzak durmak önemlidir. Özellikle soğuk havalarda, kapalı ve kalabalık ortamlarda enfeksiyonların yayılması kolaylaşır. Zatürreye neden olan mikroplar hava yoluyla yayılabileceğinden bu tür yerlerde mümkün olduğunca bulunulmaması ve kapalı ortamların sık sık havalandırılması gerekir” şeklinde konuştu.

Zatürre için genelde tek doz aşının yeterli olacağını dile getiren Keskinel şöyle konuştu:

“Her zatürre aynı mikrobik etkenlerle ortaya çıkmaz. Zatürrenin sık rastlanan sebeplerinden biri olan ‘Pnömokok’ isimli mikroplara karşı aşı da, risk grubundaki kişilere uygulanabilir. Pnömokok aşısı, bu mikrobun çeşitli tiplerini içerir. Bağışıklık yetmezliği olanlar, altta yatan kronik bir hastalığı bulunanlar, 65 yaşın üzerindekiler ve dalağı alınmış olanlar zatürre gelişimi açısından daha büyük risk taşırlar. Bu kişilerde zatürre daha ağır seyirli olabileceğinden aşı önerilmektedir.”

Aşının yan etkileri genellikle hafif olduğunu belirten Keskinel, “Aşı yapılan yerde küçük bir kızarıklık, şişlik ve ağrı görülebilir. Aşı sonrası ilk bir gün içinde hafif bir ateş olabilir. Nadiren de olsa alerjik reaksiyon gelişebilir. Aşı, ateşli hastalıklar, enfeksiyonlar gibi aktif başka bir hastalık sırasında uygulanmamalıdır. Yılın herhangi bir zamanında yapılabilen aşı, ölü bir aşıdır. Aşıya bağlı zatürre hastalığı geçirilmez. Pnömokok aşısının grip aşısı gibi sürekli uygulanması gerekli değildir. Genellikle tek doz aşı yeterlidir. Özellikle 65 yaş üzerindekilerde ve bağışıklık yetmezliği olanlarda ilkinden 5 yıl sonra ikinci bir aşı gerekebilir” şeklinde konuştu..Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Kil Donmesi Nasil Olusur

Kıl Dönmesi Nasıl Oluşur: Kıl dönmesi hakkında uzmanların görüşleri şu şekilde kafadan, enseden, yahut sırttan dökülen kılların kalçanın arasına sıkışıp yürürken oluşan sürtünme hareketi ile cildi delerek orada yumak oluşturur. Kıl dönmesi genelde 30 yaş sınırı altındaki insanlarda oluşur. Bunun sebebide 30 yaşına kadar o bölgenin zayıf olması. Uzmanların bir çoğu yaptıkları ameliyatlarda kıl dönmesinin ameliyattan sonra tekrar oluşabilmesinin mümkün olduğu dile getirmektedir. Kıl dönmesi çoğunluk itibari ile şişmanlarda, şoförlerde, masa başa işi yapan kişilerde oluşmaktadır.

Yumurtalık Kistleri ve Tedavisinde İzlenmesi Gereken Yollar

Yumurtalıklar bir çift kadın üreme sistemi organıdır. Rahmin çevresindedir. Yumurtalıklar yumurta ve kadın hormonu üretirler. Hormonlar belirli hücreleri ve organların işlevini kontrol eden kimyasal maddelerdir.

Kadının adet döngüsü boyunca yumurta yumurtalıkta her ay büyür. Bu küçük kese içinde bir folikül yetişir. Yumurtalıklar kadın hormonlarının (östrojen ve progesteron) ana kaynağıdır.

Bu hormonlar göğüslerin ve saçın büyümesini, vücut şeklini, adet döngüsünü ve hamileliği etkiler. Kistler herhangi bir bölgede gelişebilir. Yumurtalıkların üzerinde oluşursa yumurtalık kistidir. Genelde adet döngüsü sırasında oluşurlar. 2 türü vardır.

Folikül kistleri, korpus luteum kistleri. Folikül kistleri, yumurta kesesi açık,serbest olduğunda kist oluşabilir. Korpus luteum kistleri, folikül kistlerin aksine bu tür kistler genellikle ağrılıdırlar.

Endometriozis adı verilen durum yumurtalıklar içinde oluştuğunda burada içi koyu kahverengi, eskimiş kan dolu, sıvı çikolatayı andıran görünümde bir sıvı içeren kistik oluşumlar meydana gelebilir.

Belirtileri, basınç, şişme, karın ağrısı, pelvik ağrı, alt sırt ve uylukta ağrı, sık idrara çıkma, cinsel ilişki sırasında ağrı, kilo, adet ağrıları, anormal kanama, bulantı, kusma, meme hassasiyeti.

Kistler, ultrason, gebelik testi, hormon seviyesi testi, kan testi ile tespit edilebilir.

Doktor tedavisi şarttır. 2 ana ameliyat türü vardır. Ameliyatla kist alınır. Zararsız kistler için ve tehlikeli kanser boyutundaki kistler için. Doğum kontrol hapları da tavsiye edilir. Yumurtalık kistleri önlenemez. Fakat kendiliğinden kaybolabilir ve kansere yol açmaz.Referans.7gunsaglik.com.tr,

İlk Diş Muayenesi Ne Zaman Olmalı?


Yrd. Doç. Dr. Salih Doğan çocuklarda ilk diş muayenesinin zamanını ve inceliklerini anlatıyor.

Erciyes Üniversitesi (ERÜ)  Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr.  Salih Doğan, çocukların hiçbir sorunu olmasa bile süt dişlerini çıkardığı zaman  çocuk diş hekimi tarafından ilk ağız içi muayenesinin yapılması gerektiğini  bildirdi.

Doğan, çocukların genellikle  rahatsızlandıklarında ya da ağrıları olduğunda diş hekimine götürüldüklerini  belirtti.

Bunun çok büyük bir yanlış olduğunu ailelerin kendilerine  başvurduklarında anladıklarını ifade eden Doğan, şöyle konuştu: ”Çocukların hiçbir sorunu olmasa bile süt dişlerini çıkardığı zaman yani  bir yaşından sonra, çocuk diş hekimi tarafından ilk ağız içi muayenesinin  yapılması gereklidir. Bu yaştan sonra ise en geç 6 ayda arayla kontrollerin  sürdürülmesi önerilir. Çünkü ağız içerisinde çürük oluşumuna neden olan  faktörler, çocuk ilk dişlerini çıkardığında mevcut problemlerdir. Bunlar yanlış  beslenme alışkanlıklarından ya da emzik ve aparatların yanlış kullanımından  kaynaklanabiliyor. Bunun için gerekli önlemlerin o noktada alınması lazım.”

Yrd. Doç. Dr. Doğan, çocukların ilk muayenesinde tedavi ihtiyaçlarının  tam olarak belirlenmesinin yanında nadir de olsa rastlanabilecek bazı hastalıklar  açısından ağız içine ve çevre dokulara bakıldığını vurguladı.

Kliniklerine çocuğun yetişkin tedavisi yapılan bir ortam yerine ilgisini  çekebilecek ve ilk muayene korkusunu ortadan kaldırabilecek bir ünite  yaptırdıklarını dile getiren Doğan, çocukların hekimle olan diyaloğunun iyi  olmasını hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Mutlu Bir İlişkiye Yardımcı Etkenler

Tek taraflı olacak bir iş değil mutluluk. İki tarafın da istemesi emek vermesi gerek.

Sağlıklı ve olumlu olmak mutlu bir ilişkide gerekli. Ortalama 40 yıl evli kalan mutlu çiftlerle yapılan araştırmalar baz alınmıştır. Sağlık durumu iyi olan, hayata daha olumlu ve iyimser bakan, daha az ilişki çatışmalarına giren çiftler uzun ve mutlu evlilik yürütüyor. Rahatsız edici eleştiriler, engeller, şiddet, hakaret, kırma, tartışma gibi sorunlardan uzak kalmak gerek.

Kişilik ise mutlulukta bir etken değil. Müşterek hayatı paylaşma ve yaşama olgusu evliliğin önemli bir anahtarı. Yani kadın hasta ve pasif iken erkeğin bakıcı rolünü üstlenmesi gibi.

Karşılıklı saygı ve anlayış ile mutluluk daim oluyor. Aradaki hassas bağları yıkmadan ayakta tutmak tüm manevi değerleri bilmek ve uygulamak uzun soluklu ilişkilerde şart. Kavgalar ve ayrı fikirler de olsa önemli olan çözüme gidebilmek. İyi iletişim kurmak ilişki karışıklığını önler. Sorunlar oturulup medenice konuşulur. İki tarafın da bunları uygulaması da şarttır elbette.
Kaynak.7gunsaglik

Stresli Olduğumuzda Gösterdiğimiz Bilinçsiz Tepkiler

Stres artık çok yaygın bir rahatsızlık haline geldi ve herkesi bir an stresli görmek mümkün.

Stresliyken bunu çok fazla gizleyemiyoruz ve açıkça dışa vuruyoruz. Zihinsel ve duygusal bir rahatsızlığın ötesinde birçok fiziksel soruna da yol açar. Kadınlar bu belirtileri daha sık sergiler çünkü daha çok etkilenirler. Bağışıklık, nöroloji, mide ve bağırsak sorunları da beraberinde gelmektedir. Stres birçok rahatsızlığa yol açar.

Fiziksel olarak saç dökülmesi, kellik, obezite, diyabet, depresyon, kalp hastalığı gibi riskleri vardır. Yeterli derecede uykunuzu alın, iyi ve sağlıklı beslenin, egzersiz yapın. Terapistinizden destek alın, yakın arkadaşlarınızdan yardım alın. Eğlenceli şeylerle vakit geçirin. Stres belirtileri şöyle sıralanabilir.

Karın ve mide ağrısı. Zihinsel stres beyni etkilerken bağırsak ve mideyi bozabilir. Kabızlık ve karın ağrısı olur. Bulantı, kusma ve ishal de görülür. Saç dökülmesi. Sarsıntılı ilişkiler ve duygular saçları döker. Göz seğirmesi. Gözlerinizi kapatıp rahatlayın ve derin nefes alın. Bilinen belirtilerinden biri de sivilce ve akne yapmasıdır. Sırt ağrısı da stres belirtisidir. Döküntüler ise cilde yansımasıdır. Egzersiz ve iyi beslenme önemlidir.
Kaynak.7gunsaglik

Zeytinyağı, Ceviz ve Fındıkla Beyni Koruyun

Beyin sağlığı için zeytinyağı, balık, fındık ve ceviz tüketmek gerekiyor.

Bu sağlık deposu besinler beyni ve hücreleri besliyor sağlıklı gelişimi sağlıyor ve hızlandırıyor. Özellikle çocukların ve gençlerin beslenmelerinde bu besinler yer almalı.

Zihni açık tutmak için sınav, iş yeri, okul ve akıl gerektiren her alanda zeytinyağının faydasını göreceksiniz. Kalp krizi ve felç görülme oranlarını da fındık ve sağlıklı yağlar büyük ölçüde azaltmaktadır.

Sağlıklı yağlarla beslenen kişilerde hastalık görülme oranı çok düşüktür. Erken görülen hastalık belirtileri de daha geç görülmeye başlar.

Akdeniz diyetinin koruyucu etkileri yılardır araştırılır ve artık kanıtlanmıştır. Zeytin, z.yağı, fındık ve fındık yağı gibi sağlıklı beslenme tarzı yaşam süresini de uzatır.

Akdeniz meyve ve sebzeleriyle donatılmış zengin sofralar o yörenin insanını dirençli kılmaktadır.

Kalp krizi ve felç oranını meyve, sebze, z.yağı, ceviz, fındık ve bir kadeh kırmızı şarap azaltır. Bu diyette rahat yaşamak mümkün.

Yağsız et ve peynir de protein katma amacıyla yine Akdeniz diyetinde yer alan besinlerdendir.

Tüm bu besinlerle dengeli bir harman beslenme planı oluşturan kişiler sağlığından ödün vermeden yaşar.Sızma zeytinyağı ile yemekler hazırlanır.

Bir avuç ceviz ve fındık her gün önerilir. Faydaları ise saymakla bitmez.

Beyin fonksiyonlarını destekleyen bu besinler düşünceyi geliştirir ve aklı çalıştırır. Zihni temizler ve beyni korur. Doymuş yağlar, E vitamini, lifli gıdalar, yüksek mineralli yiyecekler ve omega 3 asidi içeren

başta balık gibi besinler kişinin akıl sağlığı için de oldukça faydalıdır.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Dış Kanamalar

Kanamalar > Dış Kanama:
* Vücuda yayılmış üç tip kan damarı vardır:
1- Atardamarlar
2- Toplardamarlar
3- Kılcal damarlar
Atardamarlar vasıtasıyla akciğerde temizlenen oksijenli kan vücuda yayılır. Toplar damarlar ise organlardaki kirli kanı kalbe geri getirir. Kılcal damarlara gelince: Bunlar da dokularla temas halinde olup onlara oksijen ve gıda maddeleri verir ve onlardan zararlı maddeleri alarak toplar damarlara taşırlar.
Derideki bir yara veya kesik sonucu bu damarlar açılarak dışarıya kan sızması olur. Çıplak gözle görülen bu tür kanamaya “dış kanarna” diyoruz.

* DIŞ KANAMALAR
Kılcal damar kanarnaları dezenfekte edildikten sonra, kanın kendiliğinden pıhtılaşması sonucu, problem çıkarmadan kısa zamanda iyileşirler. Ancak atar ve toplar damar kanarnaları -hele açılan yara derin ve geniş ise- bizim müdahalemiz olmadan, kendiliğinden durmazlar. Atar (temizkan) damar kanarnalarını toplar (kirli kan) damar kanamalarından kolayca ayırdedebiliriz. Atardamarlarda kalp basıncı, 120 mm (kasılma anında) ila 80 mm (gevşeme anında) civa basıncı arasındadır. Eğer bir atardamar kesilmiş ise, kanama bu basınç farkına uyarak aralıklı fışkırmalar şeklinde olacaktır. Toplardamar kanarnalarında fışkırma olmaz.

* Ne Yapmalı ?
– İster atar ister toplardamar kanaması olsun ilk önce elinizin ayasını yara üzerine sıkıca bastırınız ve on dakika kadar böylece bekletiniz.
– Kanarnaların çoğu bu şekilde duracaktır. Eğer hala devam ederse; “sargı kompresyonu” dediğimiz metodu uygulayınız. Temiz bir sargı bezini veya mendili dörde katladıktan sonra yara üzerine koyup avuç içi ile üzerinden bastırınız. Bu şekilde onbeşyirmi dakika bekleyiniz.
– Kanama bu müddetin sonunda yine devam edecek olursa, kompresyonda kullandığınız bezin üzerine bir sargı sarınız.
– Kanamanın kol veya bacakta olduğunu farzedelim. Bir yardımcı kişi kompresyona devam ederken, siz de beş santim eninde bir metre boyunda bir bez parçası temin ediniz. Bulduğunuz bezi iki ucundan (ortalı olarak) makasla yaranın üzerine gelecek olan orta kısmı sağlam kalacak şekilde kesiniz.
– Bezin kesilmeyen orta kısmını yaranın üzerine gelecek şekilde -kompresyon için kullandığınız katlanmış bezin üstüne- koyunuz. Kestiğiniz parçaları bandaj gibi kullanarak, karşılıklı bağlayınız. Parçaları yaranın iki yanına sararken ve bağlarken fazla sıkmayınız. Fazla sıktığınız takdirde kan dolaşımını boğar; kol veya bacakların alt bölgelerine kanın gitmesini engellemiş olursunuz.

DİKKAT: Eğer kompresyon ve sargı işi de netice vermez yani kanama kesilmezse; ciddi bir atardamar kanaması ile karşı karşıyasınız demektir. Bu durumda hastayı doktora yetiştirmekten başka çare yoktur. Ancak aşırı kan kaybından dolayı hastanın şoka girmemesi için yarayı üst tarafından kravat veya esnemeyen bir bez parçası ile boğdurabilirsiniz. Düğümü yara üzerine gelmeyecek şekilde bağlayınız. Vakit kaybetmeden hastayı bir acil servise yetiştiriniz. Boğdurulmuş bir yarayı uzun zaman bekletmek ve kanamanın durmasını gözlernek çok tehlikeli ve hatalı bir yoldur. Zira bir saatten fazla kan almayan bölgenin hücreleri ölecek ve boğdurulan uzuv kangren olacak; kesilmek zorunda kalınacaktır. Bu sebeple kompresyon ve sargı işlemini denemeden sakın yarayı boğdurmayınız.
Kaynak.7gunsaglik

Dış Kanamalarda İlk Yardım

Kılcal damar kanamaları dezenfekte edildikten sonra, kanın kendiliğinden pıhtılaşması sonucu, problem çıkarmadan kısa zamanda iyileşirler. Ancak atar ve toplar damar kanamaları -hele açılan yara derin ve geniş ise- bizim müdahalemiz olmadan, ken­diliğinden durmazlar. Atar (temizkan) damar kanamalarını toplar (kirli kan) damar kanamalarından kolayca ayırdedebiliriz.
Atar­damarlarda kalp basıncı, 120 mm (kasılma anında) ila 80 mm (gevşeme anında) civa basıncı arasındadır. Eğer bir atardamar kesilmiş ise, kanama bu basınç farkına uyarak arahkh fışkırma­lar şeklinde olacaktır. Toplardamar kanamalarında fışkırma ol­maz.

√ Ne Yapmalı?
• İster atar ister toplardamar kanaması olsun ilk önce elinizin ayasını yara üzerine sıkıca bastırınız ve on dakika kadar böylece bekletiniz.

• Kanamaların çoğu bu şekilde duracaktır. Eğer hâlâ devam ederse; “sargı kompresyonu” dediğimiz metodu uygulayınız. Te­miz bir sargı bezini veya mendili dörde katladıktan sonra yara üzerine koyup avuç içi ile üzerinden bastırınız. Bu şekilde onbeş­yirmi dakika bekleyiniz.

• Kanama bu müddetin sonunda yine devam edecek olursa, kompresyonda kullandığınız bezin üzerine bir sargı sarınız.

• Kanamanın kol veya bacakta olduğunu farzedelim. Bir yar­dımcı kişi kompresyona devam ederken, siz de beş santim eninde bir metre boyunda bir bez parçası temin ediniz. Bulduğunuz bezi iki ucundan (ortalı olarak) makasla yaranın üzerine gelecek olan orta kısmı sağlam kalacak şekilde kesiniz.

• Bezin kesilmeyen orta kısmını yaranın üzerine gelecek şekil­de -kompresyon için kul]andığınız katlanmış bezin üstüne- koyu­nuz. Kestiğiniz parçaları bandaj gibi kullanarak, karşılıklı bağla­yınız. Parçaları yaranın iki yanına sararken ve bağlarken fazla sıkmayınız. Fazla sıktığınız takdirde kan dolaşımını boğar; kol ve­ya bacaklarm alt bölgelerine kanın gitmesini engellemiş olursu­nuz.

Dikkat: Eğer kompresyon ve sargı işi de netice vermez yani kanama kesilmezse; ciddi bir atardamar kanaması ile karşı karşı­yasınız demektir. Bu durumda hastayı doktora yetiştirmekten başka çare yoktur.

Ancak aşırı kan kaybından dolayı hastanın şo­ka girmemesi için yarayı üst tarafından kravat veya esnemeyen bir bez parçası ile boğdurabilirsiniz. Düğümü yara üzerine gelme­yecek şekilde bağlayınız. Vakit kaybetmeden hastayı bir acil ser­vise yetiştiriniz.

Boğdurulmuş bir yarayı uzun zaman bekletmek ve kanamanın durmasını gözlemek çok tehlikeli ve hatalı bir yol­dur. Zira bir saatten fazla kan almayan bölgenin hücreleri ölecek ve boğdurulan uzuv kangren olacak; kesilmek zorunda kalınacak­tır. Bu sebeple kompresyon ve sargı işlemini denemeden sakın ya­rayı boğdurmayınız.
Kaynak.7gunsaglik

Çocuklarda Bağışıklık Sistemi Güçlendirici Tavsiyeler

Domuz gribinden çocuğumuzu korumanın yolları ve aşıyla ilgili konuları daha önce işlemiştik. Şimdi de çocuklarımızı domuz gribinden ve üst solunum yolu enfeksiyonlarından korumak için bağışıklık sistemlerini geliştirmek adına neler yapmamız gerektiğine bakacağız…

Yenidoğanların, süt çocuklarının ve oyun çocuklarının bağışıklık sisteminin yeterince güçlenmemiş olması enfeksiyon hastalıklarına daha kolay ve sık yakalanmalarına neden olabiliyor. Bunun dışında altta yatan kronik akciğer hastalığı, kalp hastalığı, böbrek hastalığı, kan hastalığı, beslenme yetersizliği olan çocuklarda enfeksiyon daha ağır seyredebiliyor. Okul çocuklarının yoğun sınav ve ders dönemlerinde yorgunluk, aşırı stres nedeni ile vücut dirençlerinin düştüğü biliniyor.

Sonbahar ve kış aylarında sık görülen enfeksiyonlarda virüslerin etken olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi’nden Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, bulaşıcı olan bu hastalıkların yayılma yollarıyla ilgili şu bilgileri hatırlatıyor: “Hastanın kullandığı eşyalara temas edilmesi sonucu mikrop vücuda giriyor. Kısa sürede solunum yollarında çoğalmaya başlıyor ve 1-3 gün içinde ateş, boğaz ağrısı, öksürük, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrısı gibi belirtilere yol açıyor. Daha nadir olarak solunum sıkıntısı, bulantı, kusma, bilinç değişikliği, havale geçirme, döküntü gibi belirtiler de görülebiliyor. Bunlar durumun ağır olduğuna işaret eden belirtilerdir. Bu mevsimlerde kapalı ortamlarda bulunulması, kreş, okul gibi kalabalık mekanlarda hasta olan bir kişiden virüsün kolaylıkla ortama bulaşması nedeni ile hastalık hızla yayılabiliyor.”

Çocukların bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için yapılması gerekenler

Aşılar eksiksiz olarak yapılmalı
Düzenli beslenmeye önem verilmeli
Çocukların sebze ve meyve tüketimini artırın Hazır meyve suları yerine çocuklara taze sıkılmış meyve suları içirilebilir.
Yeterli ve kaliteli uyumaları sağlanmalı
Hekim önerisi olmadan ilaç kullanıllmamalı ve özellikle antibiyotik kullanılmalı
Düzenli sağlık kontrolleri ihmal edilmemeli
İnfluenza ve üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için yapılması gerekenler

Altı aylıktan büyük çocuklara grip aşısı yaptırın
Çoçukların ellerinini sık sık yıkamaya özen gösterin
Kapalı ve kalabalık yerlerde bulunmamaya çalışın
Ev içinde odaların ve okullarda sınıfların sık sık havalandırın
Piyasada bulunan ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği belirtilen ilaçları hekim kontrolünde kullanın
Referans.7gunsaglik.com.tr

Bunama Alzheimer Hastalığı

♥ BUNAMA (ALZHEİMER HASTALIĞI) :
• Bunama (alzheimer hastalığı) 50 li yaşlardan sonra başlayan ve kadınlarda daha fazla görülen bir hastalıktır.
• Unutkanlıklarla başlar, yakın geçmişteki unutma ve yeni bilgileri öğrenmede zorluklarla devam eder.
• Esas sebep yaşlanmadır.
• Bunun dışında kafa travması, genetik yatkınlık, beslenme bozukluğu, uyuşturucu kullanımı sayılır.
• Unutkanlık ve öğrenmede zorluklarla başlayıp ilerleyen rahatsızlıkta davranış değişiklikleri, zaman, mekan ve kişileri tanıma bozuklukları, idrak kusurları ortaya çıkar.
• Aile fertleri karıştırmaya, tanımamaya ve giderek konuşamaz, tuvalet ihtiyaçlarını göremez hale gelebilir.

♥ Bunamanın (alzheimer hastalığı) Tedavisi
• Hastalığın sebebi tam bilinmediğinden kullanılan ilaçlar tedavi edici değildir.
• Huzursuzluğu, hırçınlığı uykusuzluğu gidermeye yönelik ilaçlar verilebilir.
• Burada hasta yakınları gerekli bilgiyi almalı ve bakımı sağlamayı öğrenmelidir.

♥ Diğer Bunama Türleri
• Beyin damarlarının tıkanması durumunda vücutta kısmi felçler yanında sebepsiz ağlamalar, gülmeler, yutma güçlüğü, sık idrara çıkma, gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır
• Tedavi, şikayetlere yöneliktir.
• Ayrıca sebebi bilinmeyen bunamalar da mevcuttur.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Zencefil Mide Rahatsızlıklarına İyi Geliyor

Kokusuyla hafifliği ile kendine hayran bırakan bir bitkidir zencefil.Yemeklerde , tatlılarda , içeceklerde ve bir çok geniş yelpazesi vardır kullanım yeri olarak.

Kış aylarında özellikle çayların içinde vazgeçilmezdir.

Kanserle birlikte mide ağrısına ve vücuttaki iltihapların atılmasına da iyi geliyor…

zencefil

Mide bulantısı, iltihaplanma ve vücuttaki ödemin atılmasına yardımcı olduğu bilinen zencefilin, kanser tedavisinde de etkili olduğu belirtildi. Zencefilin, mide bulantısının giderilmesine ve vücuttan iltihabın atılmasına yardımcı olduğu aynı zamanda afrodizyak etkisinin olduğu belirtildi.

Yumurtalık kanserinde etkili

ABD’deki Michigan Üniversitesi’nde yapılan bir dizi araştırma, zencefilin yakın gelecekte kanser tedavisinde de kullanılabileceğini ortaya koydu. ABD’li uzmanlar, zencefilin yumurtalık kanserinin tedavisinde kullanılabileceğini duyurdu. Araştırmalarda, toz haldeki zencefil suda eritilerek kanserli hücreye uygulandı.

Zencefilin kanserli hücreyi öldürdüğü ve kanserli hücrelerin kemoterapiye karşı direnç kazanmasını önlediği görüldü. Zencefilin kanser ilaçlarında kullanılabileceğini belirten uzmanlar, kesin etkinin belirlenmesi için araştırmalarını sürdürdüklerini belirtti.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Anneler Çocuklarını Mikroplardan Nasıl Korur?

Çocuk ve bebekler en savunmasız canlılar. Bir tehlike ile karşılaştıklarında onları korumak ailenin görevidir.

Kaldı ki, mikrop ve hastalık bulaşmasını kimse istemez ve önceden gereken tedbirleri alır. Çocukların bakteri ve virüslerle en sık karşılaştığı alanlar.

Diş fırçası sapı. Ev içindeki üçüncü mikroplu bölge diş fırçası olarak seçildi. Tabii ki çocuklar için.

Kirlenmiş, su damlacıkları üzerinde kalmış ve böcek pisliği bulunabilen çocukların tuttuğu ellediği gereçlerden biridir. Haftada bir kez sıcak suda makinede diş fırçasını yıkamak ve steril tutmak şart.

Hayvan alanları. Çocuklarla evcil hayvanlar çok iyi dost olur. Ama onları fazla bir arada tutmak çocuk sağlığı için tehlikeli olabilir.

Atık, tükürük ve yabancı pis maddeleri kolayca taşıyabilir. Parazit içeren tüyleri yutulduğunda hayati risk taşır. Oyuncakları karıştırılmamalıdır.

Ev içinde değil bahçede beslenmelidir. Öpmekten kaçının. Aynı ortamdan yemek yemeyin.

Hayvan pisliği ve herhangi bir tehlike içeren bir ortamda özellikle bahçe ve oyun parkında çocuğunuzu oynamasına izin vermeyin.

Kesik ve sıyrıkla kanama durumunda bu ortamda çocuklar tetanoz olabilir.

Buzdolapları da diğer riskli alanlardandır. Kötü ve bozuk gıdalar, bu besinlerden süzülen maddeler çocukların midesini bozar.

İshal en sık görülen şikayettir. Mutfak bakteri ve virüslerin ana yerleşim yeridir. Yiyecekler doğru düzgün saklanmalıdır. Buzdolabı duvar raf ve yerleri dezenfekte edilmelidir.

Parke ve zeminler de çocukların sağlığı için riskli yerlerdir. Yerler mikroplu olur genelde ve çocuklar düşüp kalkarak dokunarak oynar ve vakit geçirir. Halı ve zeminler mikrop yuvasıdır.

Toz akarları, böcek ve bitler vücuda girdiğinde hastalık sebebidir. Alerji ve astımı tetikleyebilir. Yine sulak yerler de mikroplu yerler olabilir. Bakteri, mantar ve küf su birikintilerinde sağlıksızdır.

Okul ortamındaki mikropları saymaya gerek yok. Her ailenin bildiği gibi, toplu alanlarda mikrop daha hızlı ve kolay bulaşır. Hastalıklar en çok okul çağında görülür.

Klozet, çeşme, kapı gibi özellikle tuvalet alanlarında ve diğer ortak bölgelerde tutulan temas edilen bir yerden kolayca virüsü içimize alırız. Yemekhaneler de dahildir. Hijyene önem vermek gerekir.

Spor salonu gibi havlu, duş ve benzeri ortak eşyalı yerlerde de çocuklara yönelik sporsal aktivitelerin olduğu ortamlarda da bu tehlike devam eder.

Kumda oyun oynarken, alışverişte, diğer yerlerde bu risk sürer. Aileler çocuklara temizliği öğretmelidir.
Referans.7gunsaglik.com.tr
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...