Social Icons

.

Pages

Beyin Faaliyetleri Futbolcuyu Nasıl Etkiliyor: Messi Örneği

Başarılı futbolcu Messi’nin işindeki bu başarısının sırrı beyin faaliyetlerinde gizli.. Nasıl bir aktivite ve işlevle bu hareketler ortaya çıkıyor?

Barcelona futbol takımının yıldız oyuncusu Lionel Messi’nin kıvrak çalımları, beyin faaliyetleriyle ilgili olabilir.

İngiltere Brunel Üniversitesi tarafından, profesyonel ve amatör futbolcular üzerinde yapılan araştırma, profesyonel oyuncuların, amatörlere oranla beyinlerinin birçok noktasını aynı anda daha randımanlı kullanabildiğini ortaya koydu.

Araştırmada, tecrübeli futbolcuların, kendilerinden topu kapmaya çalışan rakiplerine karşı içgüdüsel olarak daha uyanık ve atik olduğu belirtildi. Tecrübeli oyuncuların, kontratakta topu hızlıca çalarak ne yöne gideceklerine çok daha çabuk karar verdiği ifade edildi. Araştırma kapsamında, beyinleri MR yöntemiyle görüntülenen tecrübeli futbolcuların motor becerilerinin, amatörlere oranla daha fazla geliştiğinin açıkça görüldüğü kaydedildi.

Profesyonel futbolcularda görülen motor becerilerdeki artışın, yoğun ve sıkı antrenmanlarla ilgili olduğu tahmin ediliyor.

Bir sonraki araştırmada ise, profesyonel futbolcuların beyinlerinin, rakibinin hareketini zamanla nasıl tahmin edebilir hale geldiğinin gözleneceği ifade edildi.

Araştırma, Sport and Exercise Psychology dergisinde yayımlandı.
Kaynak.7gunsaglik

Parkinson’da Beyin Pili Yöntemi Uygulanacak

İlaç tedavisine cevap veremeyen Parkinson hastalarına beyin pili takılacak ve hasta kontrol altına alınacak. Prof. Dr. Dilek İnce Günal ayrıntıları anlatıyor..

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek İnce Günal, “İlaç tedavisine cevap vermeyen parkinson hastasına,beyin pili takarak hastanın bulgularının kontrol altına alınmasını sağlıyoruz. Alınan ilaç miktarı yüzde 70’e kadar azalıyor” dedi.

Parkinson; beyinde ‘dopamin’ adı verilen maddenin eksikliği ile ortaya çıkan, kronik nörolojik bir hastalık. Yaşın ilerlemesiyle beyinde dopamin salgılayan hücrelerin azalması veya hasara uğramasıyla ortaya çıkan hastalık, hareket bozukluklarına ve istem dışı hareketlere yol açıyor. Hastalık ellerde ve ayaklarda titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve yürüme güçlüğüne neden oluyor.

Tanı konulduktan sonra hastalığın ilk beş yılının balayı dönemi olduğunu, hastanın günlük yaşam aktivitelerini rahat yaptığını, alınan ilaçlara cevap verdiğini söyleyen Nöroloji Uzmanı Prof.Dr. Dilek İnce Günal, şöyle konuştu:

“Parkinson hastalığında ikinci beş yıl içinde ilaçların etkisi azalır ve hasta daha sık ilaç almak zorunda kalır. İlaçların sayıları ve çeşitleri artınca yan etkileri ortaya çıkmaya başlar. İlaçların en sık görülen yan etkileri kıvrılma, yerinde duramama gibi istemsiz hareketlerdir. Ayrıca hayal görme, kumara düşkünlük, şüpheci olma, cinsel isteğin artması gibi davranış değişiklikleri olabilir. Bunların hepsi hastayı sosyal yaşamda çok rahatsız eder.”

PİL İLE HASTALIK KONTROL ALTINA ALINIYOR
Nörolog Prof.Dr. Dilek İnce Günal, hastalığın kişiye göre değişebildiğini belirterek şunları söyledi: "Bazı hastalar 10 yıl süresince çok iyi ya da iki yıl içinde çok kötü bulgular verebilir. Hastalığın seyri kişiye özeldir. İlaç tedavisine cevap vermeyen hastaya başka alternatif tedavi yöntemleri uyguluyoruz. Halk arasında pil olarak isimlendirilen, stimulator tedavisi bu noktada kullandığımız bir yöntem. Hastaya beyin pili takarak, hastalığı ortadan kaldıramıyoruz fakat kullanılan ilaç miktarını azaltarak, hastalığın bulgularını kontrol altına alıyoruz. Çünkü özel yerleştirdiğimiz elektrotlarla oradaki dopamin salgısındaki düzensizlik bir anlamda ayarlanarak, daha sağlıklı çalışması sağlanıyor.”

“Pil, beyin içine yerleştirilmeden önce fizyolojik olarak oradaki hücrelerin akımları ölçülüyor ve yeri milimetrik olarak hesaplanıyor" diyen Prof. Dr. Günal, pil, belirlenen özel alana yerleştirildikten sonra hastayı doğru yerde miyiz diye tekrar muayene ettiklerini söyledi.

Beyin cerrahı, nörolog, psikiyatrist, teknisyen ve hemşire ekibi ile yapılan ameliyat sonrası hastayı 1 hafta sonra çağırıp pilin volt ayarını yaptıklarını anlatan Prof. Dr. Günal, sözlerine şöyle devam etti: "Yaklaşık bir saatte ayarladığımız frekansa göre, ilaçların dozlarını azaltıyoruz. Cerrahi de amaç en az yüzde 60-70 ilaç dozlarını düşürmek ve hastanın günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız olmasını sağlamaktır. Hasta ameliyat sonrasında hastalığının bir 5 yıl öncesine dönüş yapıyor gibi oluyor. Hastalık tamamen ortadan kalkmıyor ama ilaçlardan alınan verim artıyor ilaç sayısı azalıyor, yan etkiler azalıyor.”

DOKTORUNUZLA SÜREKLİ İLETİŞİMDE OLUN
Doğru hasta seçiminin uzman bir nörolog ve psikiyatrist tarafından yapıldığını belirten Prof.Dr. Günal, sözlerini şöyle tamamladı: “Ameliyattan bir hafta sonra pilin açılışı yapılır. Pilin açılışından sonra hastayı birkaç haftada bir tekrar görüp ayarı artırıyoruz. O ayarı artırırken de ilaç dozlarını düşürüyoruz. Yaklaşık 2-3 ayda ilk ayar oturmuş oluyor. Belli aralıklarla hastanın gelmesi gerekiyor. Çünkü, bu hastalık ilerleyici bir hastalıktır. Hastalık ilerleyince bulgularda ilerliyor. Onun için pilin ayarının yapılması gerekiyor. Hastalar İstanbul dışında ise 4-6 ayda bir kontrole gelmeli. İstanbul içinde 3 ayda bir görmeye çalışırız. Hastanın fark etmediği bir bulguyu, yan etkiyi muayenede fark ederiz. Sürekli hastanın nörologu ile iletişim halinde olması gerekir.”
Kaynak.7gunsaglik

Şiddetli Baş Ağrısından Nasıl Kurtulabiliriz?

Günlük hayatı alt üst eden ve sosyal hayatı engelleyen baş ağrıları neden olur? Nasıl korunabiliriz, beslenme veya egzersizle ilgisi var mıdır?

Kişinin günlük aktivitelerini yapmasını engelleyen ve onu sosyal yaşamdan soyutlayabilen bu ağrılarda doğru tedavi, sorunun kaynağına inilmesi ile mümkün. Prof. Dr. Macit Selekler, 5 hastadan 4’ünün migren sorunu yaşadığını söyledi, şu bilgileri verdi:

“Dünya Sağlık Örgütü’nün 2011 raporuna göre; baş ağrısı nedeniyle doktora başvuran hastaların %30’u migren, %35’i gerilim tipi baş ağrısı, %12’si ise migren ve gerilim tipi baş ağrısından şikayetçidir. %6 oranında aşırı ilaç kullanımı nedeni ile baş ağrısı görülmektedir. Bunların çoğunun kökeninde migren yatmaktadır. Baş ağrısı yakınması ile doktora giden her 5 hastadan 4’ünün migren ve gerilim tipi baş ağrısında şikayetçi olduğu görülmektedir.”

IŞIK, SES VE KOKULAR HAYATINIZI ÇEKİLMEZ KILABİLİR
Migrenin, gerilim tipi baş ağrısına göre daha ciddi bir tablo olduğunu belirten Selekler, aradaki farkı şöyle anlattı: “Gerilim tipi baş ağrısı, hafif veya orta derecede; migren ise orta veya şiddetli derecede bir baş ağrısıdır. Kişinin günlük işlerini yerine getirmesini engeller. Ayrıca migrene; ışık, ses ve kokulardan rahatsızlık ile bulantı ve kusma eşlik edebilir. Gerilim tipi baş ağrısı basit ağrı kesicilere daha iyi ve daha düşük dozda cevap verir. Migren ve gerilim tipi baş ağrısının tetikleyicileri birbirine yakınlık gösterir. Son yıllarda gerilim tipi baş ağrısı ve migrenin kökende aynı olduğu, bu ağrının migrenin daha hafif bir formu olduğu düşünülmektedir.”

TEDAVİDEN ÖNCE KORUNMA ÖNEMLİDİR
Baş ağrılarının yaşamı olumsuz etkilememesi için önce ağrı tiplerini tanımak gerektiğini ve ilk adımın korunma olduğunu vurgulayan Prof. Selekler, “Migren ve gerilim tipi baş ağrısı kısaca kişi kendini ruhsal ve fiziksel olarak hırpaladığında ortaya çıkar. Her insanın tetikleyicileri farklılıklar göstermekle beraber temelde benzer özellikler gösterir” dedi ve önerilerini şöyle sıraladı:

BAŞ AĞRILARDAN KURTULMAK İÇİN…
• Düzenli uyku: Her gün belirli zamanlarda uyuyup uyanmalısınız. Hafta sonları çok fazla, hafta içi ise çok az uyumak sakıncalıdır. Çoğu erişkin için gece ihtiyaç duyduğu uyku süresi yaklaşık 6-8 saattir. Uykudan baş ağrısı ile uyanmak olası bir uyku bozukluğunun göstergesidir.

• Düzenli beslenme: Kan şekerinin düşmesi, baş ağrısını tetikleyebilir. Günde üç kez, düzenli aralıklarla, protein, meyve, sebze ve karbonhidrat içeren öğünler tüketilmelidir. Çok fazla şeker, kan şekerinin hızlı yükselmesine ve bu da tekrar hızlı düşmesine yol açar; sonuç olarak baş ağrısını tetikleyebilir.

• Yeterli ölçüde rutin egzersiz: Haftada 3- 5 kez yapılan yeterli ölçüde egzersiz, stresinizin azalmasına ve bedensel olarak formda kalınmasına yardım edecektir. Aşırı veya düzenli yapılmayan egzersiz ise baş ağrılarını tetikleyebilmektedir.

• Bol miktarda sıvı tüketmek: Normal bir erişkin gün içerisinde bol miktarda su içmelidir. Dehidratasyon yani vücudun susuz kalması, baş ağrısına neden olabilmektedir.

• Kafein, alkol ve ilaç alımını sınırlandırmak: Kafein uyarıcı bir maddedir ve kullanan kişilerde kafein yoksunluğu baş ağrısına neden olabilir. Kafeinin kaynağı genellikle kahve, çay, asitli içecekler ve kafein içeren ağrı kesicilerdir. Baş ağrısı için kullanılan herhangi bir ilaç, çok uzun sure ve sık alındığında baş ağrısı ortaya çıkabilir. Haftada 1-2 defa ağrı kesici kullanmak sakıncalı olmayabilir. Ancak sürekli olarak, haftada üç günden fazla bu ilaçların kullanılması baş ağrısına yol açar.

• Stresi azaltmak: Stres, baş ağrısında bir artışa yol açabilir. Gevşeme, nefes egzersizi, meditasyon ve stres yönetimi kullanılabilecek yöntemlerdir.

• Depresyon tedavisi: Kişinin sıklıkla depresif bir duygu durumunda olduğu görülüyorsa uzman yardımı alması baş ağrısının etkin bir şekilde tedavi edilmesi için önemlidir.
Kaynak.7gunsaglik

Duyguları Besleyen Gıda Tuzaklarından Kaçının

Beslenmede daha rahat ve kolay ulaşım, kolay yeme ve duygularımıza hitap etme gibi etkenlere daha fazla önem veriyoruz.

Sağlıklı sağlıksız diye ayırt etmek yerine bizi tatmin eden besinlere yöneliyoruz. Kendimizi şımartmak için çoğu zaman bir hamburger, pizza yiyebiliyor, milkshake içebiliyoruz. Aslında damak tadımıza hitap ediyor fakat aynı anda pişmanlık duyabiliyoruz. Bu gibi beslenme tuzaklarından kaçınmamız gerekli. Hamur işleri, paketleniş, işlenmiş hazır gıdalar duygudurum düzenleyicidir.

Fakat bu mutlu eden gıdalarda kimyasallar vardır ve iltihaplanmadan depresyona obeziteden diyabete pek çok soruna yol açarlar. Karbonhidrat tok tutan doyuran ve aynı zamanda çabuk acıktıran gıdadır. Patates püresi, salatası, kumpir, pilav, lazanya, makarna, pizzaya bayılırız çünkü karbonhidrat içerirler mutlu ederler beyni doyururlar. Serotonin hormonunu artırır.

Güneşsiz günlerde mutlu olmak için bu yiyeceklere yöneliriz. Bunun yerine tam tahıllı gevrekler, çavdar ekmeği, yulaf ezmesi daha az huzursuzluk verir kilo almayı önler. B vitamini ve likopen içeren tatlı patates ise depresyona iyi gelir. Kötü yağlardan da uzak duralım. Omega 3 içeren balık yağı, fındık ve zeytinyağı faydalıdır. Sebzeler dahi olsa sağlıklı pişirmeli ve yavaş yemeliyiz.

Tatlı ve şekerlemelere gelince, enerji ve mutluluk verirler. Kan şekeri, beden ve zihine aslında hiç de iyi değildir. Vitamin içeren sağlıklı gıdaları seçin, meyveler en değerli tatlılardır. Gün ışığından yeterince faydalanın. Bundan eksik olan kişiler daha çok sağlıksız beslenmeye yönelmektedir. D vitamini alan kişilerde beslenme bozuklukları daha az yaşanır. . .Kaynak.7gunsaglik

Kabak Sindirim Sistemini Güçlendirir, Mideyi Korur

Mide sorunlarınız veya sindirim şikayetleriniz varsa kabak tüketin. Kabağın mucizevi faydaları ile midenizi koruyun, sağlığınıza katkı yapın..

Bir porsiyon kabakta 36 kalori ve bol lif bulunur. Diyet yapan kadınlar kabağı mutlaka menülerinde bulundurmalıdır.

İçerisindeki lifler kolesterolü düşürür ve sindirim sistemini destekler.

Bağırsak hareketlerini düzenleyen lifler bağırsaklarda biriken toksinleri de temizler. Ayrıca bol miktarda antioksidan içerir. Bu sayede çeşitli kanser tiplerine karşı vücudu korur. .Kaynak.7gunsaglik.com .,

Reflüye Karşı Nasıl Tedbir Almalıyız?

Reflü, ileride çok ciddileşebilen bir mide hastalığı. Yiyeceklerin yukarı gelmesiyle rahatsızlık yaşatan bu rahatsızlıkta ameliyat mümkün mü?

Reflü beslenme tarzı ile yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi ve ihtiyaç duyulursa ilaç tedavisi ile çoğunlukla kontrol altında tutulabiliyor. Ancak bazı nedenler var ki bu durumda cerrahi müdahale şart görülüyor!

Halk arasında reflü olarak bilinen gastroözefageal reflü, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanıyor. Ülkemizde her 5 kişiden birinin sorunu olan bu hastalık, oluşturduğu yakınmalarla yaşam kalitesini ciddi boyutlarda etkileyebiliyor. Öyle ki hasta gece yüksek yastıkta yatmak zorunda kaldığı ve öksürük krizleri nedeniyle rahat uyuyamadığı için güne yorgun başlayabiliyor. Hiç beklemediği bir anda ani mide gazı çıkışları veya ağız kokusu yüzünden sosyal hayatında zor anlar yaşayabiliyor. Reflü’nün en tipik belirtisi olan midede yanma ile ekşime sorunu da hastayı canından bezdirebiliyor. Bu hastalık beslenme tarzı ile yaşam alışkanlıklarına özen gösterildiği ve ihtiyaç duyulduğunda ilaç tedavisine devam edildiği sürece genellikle kontrol altında tutulabiliyor. Ancak bazı durumlarda operasyon şart görülebiliyor. Acıbadem Bodrum Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Ertuğrul Yaltı, reflü ameliyatına götüren 5 nedeni anlatıyor.

BU ALIŞKANLIKLAR REFLÜ NEDENİ
Karın içi basıncını artıran mide fıtığı, obezite ve hamilelik reflüye zemin hazırlayan faktörler. Ancak bu hastalık aynı zamanda mide kapakçığı yetersiz çalışan zayıf kişilerde de sıklıkla görülüyor. Mide kapakçığının yetersiz çalıştığı hastalarda fazla miktarda yemek tüketmek, tok karnına yatmak ve mide kapakçığını gevşeten gıdaları yemek reflüyü tetikliyor. Mide kapakçığını gevşeten etkenler ise şöyle sıralanıyor:

• Alkol,
• Sigara,
• Turşu, limon gibi ekşiler
• Yağlı gıdalar,
• Salçalı besinler,
• Acı baharatlar.

REFLÜ AMELİYATINA GÖTÜREN 5 NEDEN

1. Mide fıtığı eşlik ediyorsa: Reflü hastalığına sıklıkla mide fıtığı eşlik edebiliyor. Mide fıtığının bazı türlerinde fıtık boğulması ve acil ameliyat riski oluyor. Bu tür fıtıklarda reflünün şiddetine bakılmaksızın hastaya ameliyat öneriliyor.
2. İlaç tedavisine rağmen yakınmalar geçmiyorsa: Reflüye bağlı olarak yemek borusunda yanma, ekşime, ağza acı su gelmesi gibi yakınmaları olan hastaların bu yakınmaları genellikle PPI (proton pompa inhibitörü) denilen, asit üretimini azaltan ve aljinat denilen (gaviscon gibi) yemek borusunun iç yüzeyini koruyan ilaçlarla kontrol altına alınabiliyor. Fakat bazı hastalarda tüm diyet uygulamaları ve ilaçlara rağmen yakınmalar devam ediyor. Bu grup hastalar ancak ameliyattan fayda görüyor.
3. Yemek borusu içinde doku hasarı saptanmışsa: Reflüye bağlı yakınmaları diyet ve düzenli ilaç kullanımıyla kontrol altına alınmış olan hastaların kontrol endoskopisinde doku hasarı (ülser veya mukozal tahriş) görülebiliyor. Bu hastaların yakınmaları geçmiş de olsa, ilaç tedavisinden yeterince fayda görmediğine karar veriliyor ve ameliyat öneriliyor.
4. Kanserleşmeye doğru giden doku değişimleri varsa: Reflü olduğunda yemek borusuna kaçan asit salgısı yemek borusunun iç yüzeyini döşeyen mukozada hasara yol açabiliyor. Bu durum kronik bir duruma geldiğinde,yemek borusunda barrett olarak nitelendirilen ve kansere dönüşme ihtimali olan değişikliklere yol açıyor. Eğer bir hastada bu tür değişiklikler oluştuysa yemek borusunu reflüye karşı daha iyi korumak gerekiyor.  Bu durumda da ameliyat öneriliyor.

5. Hasta sürekli ilaç kullanmak istemiyorsa: Reflü hastalarında diyet ve ilaçların yardımıyla yakınmalar geçebiliyor. Bazı  hastalar bu ilaçları ömür boyu kullanmak zorunda kalabiliyor. Ömür boyu ilaç kullanmak ya da diyet yapmak istemeyen hastalar yaşam konforunu arttırmak için kalıcı çözüm arayabiliyor. Bu grup hastalara da ameliyat öneriliyor.

AMELİYAT KESİN ÇÖZÜM SAĞLIYOR

Reflü, laparoskopik cerrahinin gelişmelerinden en fazla nasibini alan hastalıklardan biri. Laparoskopik girişim reflü ameliyatları için de altın standart haline geldi. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Ertuğrul Yaltı, laparoskopik reflü ameliyatından sonra  hastanın genellikle 24 saat sonra hastaneden taburcu olduğunu belirterek şunları söyledi:  “Laparoskopik cerrahinin yarattığı konfor sayesinde ameliyat sayılarında çok hızlı bir artış oldu. Bunun nedeni ise hastanın kısa sürede günlük yaşantısına geri dönebilmesi. Ameliyattan bir gün sonra günlük yaşantısına dönebilen hasta, 7-10 gün sonra da iş hayatına başlayabiliyor.  20 günlük bir diyet sürecinin ardından da yasaklı olan gıdalar dahil normal beslenmeye geçebiliyor.”

BELİRTİLERİ NELER

• Mide ve yemek borusunda yanma, ekşime,
• Ağza acı su gelmesi,
• Yemek sırasında yemek borusunda ağrı, boğazda bir takılma hissi,
• Astıma benzer  nefes darlığı,
• Öksürük, ses kısıklığı,
• Ağız kokusu gibi yakınmalar görülüyor..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Mide Ekşimesi Aslında Bir Gaz Sıkışması mı?

Soğan yiyince mideniz ekşiyor veya yanıyorsa bu bir gaz sorunu da olabilir..

Özellikle çiğ soğan ya da sarımsak yediğinizde midenizde yanma mı hissediyorsunuz? Çok sayıda kişinin böyle bir sorunu var ama Gastroenteroloji Uzmanı Kadir Demir, insanların bu problemi yanlış yorumladıklarını söylüyor. Yanma ya da ekşime sandığınız rahatsızlık aslında bir gaz sorunundan ibaret.

Dr. Kadir Demir, mide hastalığı olsun olmasın kimsenin herhangi bir diyet programına ihtiyacı olmadığını belirtip soğan, sarımsak gibi gıdaların reflü hastalığı olanlar dışında kimseye bir zarar vermediğini şöyle ifade ediyor:

“Reflüyü bir mide hastalığı olarak değerlendirmemek lazım, o ayrı bir hastalıktır. Mide hastalığı ülser, kanser, kişilik yapısıyla ilişkili gastrit vakalarıdır. Bu hastalar rahatlıkla soğan, sarımsak tüketebilirler hatta ülserli hastalar her besini tüketebilirler. Ancak soğan ve sarımsak, herkeste farklı reaksiyonlar göstermekle birlikte reflü hastalarının şikayetlerini artırabilir.”

Soğan zarı barsakta gaz yapıyor

Soğan zarının lifli bir gıda olmasından ötürü barsaklarda gazı artırarak şikayete yol açtığını kaydeden Demir, soğanın yanı sıra sarımsak, acı biber ve baharatın da midede yanma ya da ekşimeye yol açmadığını şu sözleriyle açıklıyor:

“Soğan zarı barsaklardaki gazı artırdığı için bu problemi insanlar mide yanması ya da ekşimesi olarak yorumluyorlar. Yani soğanın içindeki bir madde mide duvarını tahriş etmiyor. Bu şikayette bulunan kişiler soğanın zarını çıkardıktan sonra herhangi bir sorun yaşamadıklarını söylerler. Bu da bahsettiğimiz durumdan kaynaklandığının bir göstergesidir”

Reflü hastaları bunları tüketmesin

Demir ayrıca reflü hastalarının filtre kahve, domates suyu, portakal suyu, yağlı ve soslu yiyeceklerden kaçınmaları gerektiğini belirtip tüketmeleri durumunda göğüste yanma/ekşime şikayetlerinin artabileceğini sözlerine ekliyor..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Erkek Çocuklarında Testis Dönmesi Riski

Ergenlik zamanında erkek çocuklarında görülen karın ağrısı testis sorununa delalet olabiliyor..

Erkek çocuklarda ergenlik döneminde meydana gelen karın ağrılarının bir başka hastalığın habercisi olabileceği ifade edildi. Kayseri’de böyle bir şikayetle hastaneye başvuran bir çocuk testis dönmesi tanısı konularak ameliyat edildi.

Bursa’da yaşayan Emir Burkan Tarhan (13), 2 gün boyunca karın ağrısı çekti. Emir Burkan Tarhan bu ağrısını çok önemsemedi ve ailesiyle akraba ziyareti için Kayseri’ye geldi. Kayseri’de karın ağrısı devam etti. Sonraki günlerde sağ yumurtalıkta ağrı başladı, bunu kusma, şişlik ve kızarıklık takip etti.

Şikayetlerinin şiddeti artınca ailesi tarafından hastaneye kaldırılan Tarhan’ı, Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Harun Reşit Ayangil muayene etti. Yapılan muayenede hastaya testis torsiyonu (dönmesi) tanısı kondu. Hemen doopler skrotal ultrason yapıldı, çıkan sonuç konan tanıyı doğruladı ve hasta hemen acil ameliyata alındı.

Hastanın durumuyla ve yapılan ameliyatla ilgili Dr. Ayangil, şu açıklamaları yaptı: "Hastamız ameliyata alındığında sağ testisin ölü(nekroze) olduğu tespit edildi. Sağ testis 720 derece, yaklaşık iki tur dönmüştü. Hastaya yapılan tıbbi uygulamalar sonrasında da renginin düzelmediği görülüp sağ testis alındı. Operasyon yaklaşık 1.5 saat sürdü. Ameliyat gayet başarılı geçti. Sol testisinin korunması için karın ağrısı şikâyetlerinde testis kontrolünün yaptırılmasını önerdiğimiz hastamız, biraz daha geç kalınmış olsa üzücü sonuçlarla karşı karşıya kalabilirdi."

Dr. Ayangil, ergenlik çağındaki erkek çocuklarında karın ağrısı şikayeti olduğunda, hastanın sadece karın bölgesine bakılmayıp, yumurtalıklarının da mutlaka muayene edilmesi gerektiğini söyledi. Ayangil, "Çünkü yumurtalıklarla ilgili şikayetler, bazen başlangıçta sadece karın ağrısı şeklinde olabilir. 13 yaş civarındaki erkekler yeni ergenlik dönemine girdiği için utangaçlıktan yumurtalıklarla ilgili şikayetleri saklayabiliyorlar. Bu yüzden bu yaş grubunda karın ağrısı varsa mutlaka testisler de muayene edilmelidir

Testis torsiyonu (dönmesi) hastalığında ilk 6 saatlik dönem hayati önem taşımaktadır. Bu dönemde hastanın acil cerrahi müdahalesi şart olduğundan, testis muayenesi, gerekirse doopler skrotal ultrason yapılmalıdır." dedi.

Bu zor operasyon sonrası sağlığına kavuşan Tarhan’ın ailesi ise, "Oğlumuz sağlığına kavuştuğu için çok mutluyuz. Yaşadığımız bu rahatsızlıkta, biz ebeveynlerinde çok dikkatli olması gerektiğini anladık. Operasyonu başarılı bir şekilde gerçekleştiren Dr. Harun Reşit Ayangil’e teşekkürlerimizi iletiyoruz" diye konuştu..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Mideye İyi Gelen Mucizevi Besinler

Sarımsak, meyan kökü gibi besinler mideyi iyileştiriyor. Ülserle yaşayabilmek için öncelikle beslenmeye dikkat etmek gerekiyor. Tahıllı gıdalar ise bu hastalığa çok iyi geliyor.

Ülser mide zarında ve dokusunda meydana gelen tahriş olmaya açık iltihaplı yaralardır. Genel olarak strese bağlı mide rahatsızlıklarından bir tanesidir. Milyonlarca insanı etkileyen ülser tedavisinde doktorunuz önereceği ilaçların yanı sıra beslenmenize de dikkat etmeniz gerekir. Mide ülseri için uzmanlar şu besinleri öneriyorlar.

MEYAN KÖKÜ: İltihaplanmayı önleyen bitkisel ilaçlarla bakterilerin çoğalması engellenir. Yaraların iyileşmesi hızlandırılır.

LAHANA: K vitamini ülserin en iyi ilacıdır. Lahana, ıspanak, kuşkonmaz gibi bitkiler K vitaminini ihtiva eden gıdalar, açık yaranın kanamasını önler ve yaraların bulunduğu mide zarını iyileştirir.

TAHIL EKMEĞİ: Çavdar ve tam tahıllı ekmekler hem lif bakımından hem de K vitamini açısından oldukça zengindir. Sindirim sırasında salgılanan asidi kontrol edip yaraların tahriş olmasını engeller.

PAPATYA ÇİÇEĞİ: Antiseptik özelliği ile hastalığın ilerlemesini engeller ve iyileşmeyi destekler.

EBEGÜMECİ: Mide ülserinde, taze ebegümeci yaprakları ve kaba öğütülmüş arpa ile hazırlanan bir çorba çok yararlıdır. Önce arpa çorbası pişirilir ve sonra, ince kıyılmış taze ebegümeci yaprakları üstüne serpiştirilir.

SARIMSAK: Flavonoid içeren besinler mide ülseri önlemeye ve yaraların iyileşmesine yardım eder. En çok soğan ve sarımsak da bulunurlar. Mide zarının zayıflamasını ve ülserin genişlemesini önlerler.

YASAK OLAN BESiNLER
Alkollü içecekler, hazır meyve suyu, çay, kahve, kakao, boza, limonata, kola, gazoz, yağda kızartılmış yumurta, kurubaklagiller, hazır çorbalar, et suyuyla yapılan çorbalar, kızartmalar, baharatlar, ketçap, salça, turşu, hardal, salamura gıdalar, sosis, sucuk, salam, margarin..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Boğmaca Hastalığı ve Belirtileri

Boğmaca, adı verilen bakterinin vücutta hızlı bir şekilde çoğalması sonucu oluşan bulaşıcı bir hastalıktır.

Tedavide geç kalınması durumunda başta akciğer olmak üzere vücutta birçok hastalık ve rahatsızlığa neden olabilmektedir. Özellikle bebeklerde ölümle sonuçlanabilen çok ciddi bir sağlık sorunudur.

Nasıl Bulaşır?
Bulaşıcı bir hastalık olan boğmaca, boğaz ve burundan havadaki tanecikler yolu ile bireye geçmektedir. Kişiden kişiye solunum, hapşırma ve öksürme yolu ile bulaşmaktadır.

Belirtileri:
-Koyu balgam
-Hırıltılı solunum
-Yoğun öksürük
-Bulantı ve kusma

Boğmaca hastalığı, bünyelerinin çok zayıf olmasından dolayı çocuklarda çok hızlı seyretmektedir. Doktorlar boğmaca aşısını mutlaka tavsiye etmektedirler. 2. aylarında bebeklere ilk boğmaca aşıları yaptırılmalı, daha sonra da birer ay süre ile ikinci ve üçüncü aşıları yaptırılmalıdır. Daha sonra ise 6 yaş çocuklarına yaptırıması tavsiye edilir. Yapılan bir boğmaca aşısının koruma süresi 10 yıldır.
Kaynak.7gunsaglik

Çocuklarda Ateş Yükselmesi

Çocuklarda Ateş yükselmesi,çocukluk çağında en çok karşılaşılan hastalık belirtilerinden biridir.

Ateş; ağızdan, rektal (anüsten), koltuk altından ciltten ya da kulaktan ölçülebilir.
Bebeklerde en rahat yöntem rektal ateş ölçümüdür. Koltuk altından ölçülüyorsa koltuk altı kuru olmalı, derecenin tamamen tümas ettiğinden emin olunmalıdır. Karşı koyan ya da çok hareket eden çocukta bunu sağlamak zordur.
Kulaktan ölçmek için özel bir alet gerekmektedir. Çok kısa süre tutulduğunda hareketli çocuklar için kullanışlı olmakla beraber dış kulak yolunda kir ve arsa veya uygun pozisyonda tutamıyorsak sonuç alamayabiliriz.
Ciltten yapıştırma şeklinde ölçen şeritler pek güvenilir değildir.
Ağızdan ölçmeye uyum sağlayabilecek çocuk sayısı pek fazla değildir.
Cıvalı termometreler veya son yıllarda yaygınlaşan dijital termometreler biri evde mutlaka bulundurulmalıdır.
Rektumdan 38, koltuk altından 37,5 derecenin üzerinde ateş varsa önce çocuğun üzerindeki giysileri çıkarınız. Ilık su ile (32 derece civarında) tüm vücudunu özellikle baş, boyun, koltuk altı gibi bölgeleri yıkayın ve kurulamayın. Kesinlikle alkol, sirke, limon ve benzeri şeyler sürmeyin. Soğuk su kullanmayın. Gerekirse yıkama işlemini gün içerisinde defalarca tekrarlayın.
Çocuğun yaşına ve kilosuna uygun ateş düşürücüyü doktorun önerisi ile hemen vermek gerekir.
Yüksek ateş havale geçirmek neden olabileceği için dikkatli olmak gerekir.
Kaynak.7gunsaglik

Yiyerek Zayıflamanın Adı: Volümetrik Diyet

Doyana kadar ve canınızın çektiği şeyleri yiyeceksiniz, aynı zamanda da zayıflayacaksınız. Hayal gibi geliyor değil mi? Oysa hepsi gerçek. ‘Volümetrik diyet’ sayesinde rejimde olmanın artık yeni bir anlamı var.


Amerika’dan gelen yeni bir diyet trendi, diyete olan bakış açısını değiştiriyor. ‘Volümetrik diyet’te amaç; yemeyi sevmek, tadını çıkarmak ve doyana kadar yemek!

Volümetrik diyet, başka bir deyişle ‘hacim diyeti’ olarak da adlandırabileceğimiz bu diyet trendi, yeni bir çığır açıyor. Çünkü temeli, ”doyana kadar ye” prensibine dayanıyor. Nesnelerin hacmini ölçmeye yarayan bir birim olan ‘volümetri’den adını alan diyet yöntemi, besinleri kalori değerlerine göre değil, hacim değerlerine göre sınıflandırıyor. Bir örnek vermek gerekirse: 15 tane üzüm, tartıda 100 gram geliyor ve kalorisi de 70 civarında. 15 tane kurutulmuş üzüm ise en fazla 20 gram ve onun da kalorisi 70 civarında. Peki, 100 gram üzümle mi doyarsınız, yoksa 20 gram kuru üzümle mi? Her ikisinin de kalorisi aynı ise, daha hacimli olan taze üzüme uzanmaz mı şimdi eliniz? Bu soruya ‘evet’ deme ihtimaliniz çok yüksek. Zaten araştırmalar da bunu gösteriyor.

Pennsylvania’da yapılan bir araştırmaya göre insanlar, ‘doyana’ kadar yemek yiyor. Bu durumda ‘ne’ yediğinin de pek bir önemi kalmıyor. Düşük kalorili de olsa, yüksek kalorili de olsa, temel amaç ‘doydum’ hissini yaşamak! Bu araştırmadan yola çıkarak volümetrik diyeti geliştiren Beslenme Uzmanı Barbara Rolls, normalden daha az yiyerek zayıflamanın çok zor olduğunun altını çiziyor:
”Besinleri kısarak yapılan diyet, ilk başta kilo verdirir ama uzun vadede başarılı olamaz. Çünkü ‘açlık’ hissinin bastırılması gerekiyor!”


SABAH
Aç karnına bir bardak su için. Ardından büyük bir kase içine; yulaf ezmesi, taze meyve parçaları koyun. Bu karışıma yağsız süt, yoğurt ya da meyve suyuyla hacim kazandırın.

ARA
Bir patates salatasının içine bolca salatalık doğrayın. Bu, salatanızın hem hacmini artıracak, hem de daha doyurucu olacak.

ÖĞLE
Sade suya tirit tarzı çorbanızın hacmini artırmak için kepekli makarna ve sebzelerden faydalanın. Makarna yerine bulgur, yarma, pirinç gibi bakliyatlar da kullanabilirsiniz. Kurubaklagiller de çorbaya ayrı bir lezzet ve hacim katar. İsterseniz içine arada bir tavuk, balık ya da et parçaları atın. Eğer zengin bir çorba içme şansınız yoksa; balık ya da tavuk filetosunun yanında bol salata ve sebze yiyebilirsiniz. Ardından küçük bir sütlü tatlı ya da meyve alabilirsiniz. Bol bol su içmeyi unutmayın!.Kaynak. .,

İşte Kulak Çınlamasının Nedeni

Kulak çınlaması sanıldığı kadar basit bir olay değil aksine ciddi hastalıkların habercisidir..

Atatürk Üniversitesi (A.Ü) Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Enver Altaş, toplumun yaklaşık yüzde 30′unda kulak çınlaması görüldüğünü, özellikle 40 yaş üzerindekilerde bu duruma daha sık rastlandığını söyledi.
Kulak çınlamasının hastalık olmadığını belirten Altaş, “Kulak çınlaması bir hastalık değildir, çeşitli hastalıkların belirtisidir. Birçok hastalık kulak çınlaması şeklinde kendini gösterir. Kulak çınlaması, tümör ve damar hastalıklarının habercisi olabilir” dedi.

Kulak çınlamasının uğultu, gürültü, ince bir ses, rüzgar sesi ya da nabız vuruşu şeklinde kendisini gösterdiğini kaydeden Altaş, “hayatı tehdit eden çınlamalar, genelde nabız vuruşu şeklindedir” diye konuştu.
Kulak çınlamasının, objektif kulak çınlaması ve subjektif kulak çınlaması olarak iki gruba ayrıldığını aktaran Altaş, objektif çınlamada, hastayı muayene eden doktorun çınlama sesini duyduğunu belirterek, “objektif kulak çınlamaları,
atar damar ve toplar damar arasındaki kısa bağlantılardaki hastalıkların, damar tümörlerinin belirtisi olabilir” dedi. Subjektif kulak çınlamalarında ise, çınlama sesini sadece hastanın kendisinin duyduğunu vurgulayan Altaş, “kulak çınlamalarının yüzde 90′ı subjektif çınlamadır. Subjektif kulak çınlamasında, kulakla ilgili çınlamaların yanında, kulak dışı sebepler de mevcuttur. Kulak dışı hastalıklar, yaşa bağlı olarak ortaya çıkar” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Altaş, subjektif kulak çınlamaları olan hastaların kulaklarında kireçlenme, iç kulak tümörleri, kandaki yağ miktarında artış, guatr hastalıkları, diyabet, kansızlık, depresyon, psikolojik problemler, yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların olabileceğini anlattı.

“KULAK ÇINLAMASINI CİDDİYE ALIN”

Kulak çınlamalarının birçok hastalığın belirtisi olduğu için ciddiye alınması gerektiğinin altını çizen Altaş, “tümör ve damar hastalıklarının sebep olduğu kulak çınlamaları, hayatı tehdit edici olabilir. Bunun için kulak çınlamaları mutlaka ciddiye alınmalı. Kulak çınlaması olan hastalar, mutlaka muayene olmalı” dedi.

İlaçların yüksek dozda kullanılmasının işitme kaybına neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Altaş, kulak çınlaması görülen hastaların baş, boyun, kulak ve burun muayenesi olması gerektiğini söyledi.

Hastanın teşhisi konduktan sonra kulakta kireçlenme, iç kulak tümör hastalıkları gibi durumlarda cerrahi uygulamanın mümkün olduğunu ifade eden Altaş, şöyle devam etti:

“Kulak çınlaması görülen hastaya öncelikle psikolojik destek verilmelidir. Tümör ve damar problemlerinin dışında hayati bir tehlikesinin bulunmadığı hastaya anlatılmalıdır. İşitme sinirlerini kuvvetlendiren iç kulağın beslenmesini arttıran çeşitli ilaçlar kullanılmalıdır. Çınlama görülen hastalara aşırı yorgunluk, stres, uykusuzluk gibi vücudu genel anlamda etkileyen nedenlerden uzak durmaları önerilir.”

Altaş, işitme kaybına neden olan kulak çınlamaları için maskeleme yönteminin kullanıldığını belirterek, “işitme kaybına neden olan kulak çınlamalarında, çınlamayı maskeleyen cihazlar, işitme cihazına eklenir ve hastaların bu çınlamayı duyması engellenir. Hastaların önemli bir kısmı bu yöntemden fayda görmektedir” diye konuştu.

KBB Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Altaş, kulak çınlamasından şikayetçi hastaların koyu kahve, alkol ve sigaradan uzak durmalarını önerdi..Kaynak..,

Bebek Kanallarındaki Tehlike

Uzmanlar, televizyonlarda her geçen gün sayısı artan bebek kanallarının uzun süre izlettirilmesinin bebeğin zihin gelişimini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu.


Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Runa İdil Uslu, bebeğin zihinsel ve fiziksel gelişiminde bakım veren kişinin tutumunun, bebekle kurduğu iletişimin, oyun ve faaliyetlere ayrılan vaktin çok önemli olduğunu vurguladı.
Bebeklerin beyin gelişiminin, en yoğun okul öncesi dönemde geliştiğine dikkati çeken Uslu, bebeğin becerilerinin artması, kavrama kabiliyetinin gelişebilmesi için özellikle karşılıklı konuşulmasının ve birebir oyun oynanmasının çok önemli olduğunu bildirdi.

Uslu, bebeğe anne, baba ya da bakıcı gibi bakım veren kişinin, bunlara gün içerisinde olabildiğince vakit ayırması gerektiğini belirterek, “Bebekler, tek başlarına yalnız bırakılmamalı ve sürekli olarak kendi kendilerine oyun oynamaları istenmemeli” dedi.

Bakım veren kişilerin, çoğunlukla çocukla etkin vakit geçirmek yerine, ev işi yapma, misafir ağırlama gibi gerekçelerle bunu ihmal edebildiğini ifade eden Uslu, bakım verenin en önemli işinin “Çocukla birebir etkin vakit geçirmek” olduğunu vurguladı.

“TELEVİZYON, PASİF BİR İLETİŞİM ARACIDIR”

Runa İdil Uslu, televizyonlarda bebek kanalarının sayısının artmasıyla birlikte, bebeklerintelevizyon karşında çok fazla zaman geçirdiğine dikkati çekerek, bebek ve çocukların, kendilerine yayın yapan yerli-yabancı bebek kanallarının karşısında çok fazla bırakılabildiğini, ancak bunun çocuğun gelişimi için sağlıklı olmadığına işaret etti.

Bebeğin ya da çocuğun televizyon aracığıyla çok fazla kelime duyduğunu ve kavram gördüğünü belirten Uslu, şunları söyledi:
“Çocuk, televizyondan görsel ve işitsel uyarılar alır. Bunun gelişime olumlu katkısı olmakla birlikte bebeğin zihin gelişimi için birebir iletişim gereklidir. Televizyon ile karşılıklı iletişim olmadığı için, çocuğun, orada olup biteni anlayacak, kavrayacak ve öğrenecek kadar takip etmesi mümkün değildir. Bu nedenle de olumlu, sağlıklı ve hızlı gelişim için, bebeğin bu kanallar karşında gün içerisinde kısa süreler geçirmesi uygundur. Kimi zaman çocuğun daha kolay uyuması için, bebek kanallarının uzun süre izlettirilmesi de sağlıklı değildir. Bunun yerine, bebeğin yattığı odada masal okunmalı ya da ninni söylenmelidir.”

Uslu, bebeğin tamamen televizyondan uzak tutulmasının da doğru bir yaklaşım olmayacağına dikkati çekerek, “Televizyon karşısında kalma kısa süreli olduğunda ve bebeğin uyanık olduğu diğer zamanlar karşılıklı etkileşimle değerlendirildiği koşulda kabul edilebilir” diye konuştu.

“KENDİ KENDİNE OYUN OYNAMASI BEKLENİLMEMELİ”

Bebeğin sağlıklı gelişimi için kendi kendine oyun oynamasının beklenilmesinin “Yanlış” olduğunun altını çizen, Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve AÜ Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uslu, şöyle devam etti:

“Bebekle anne, baba ya da bakıcı birebir nitelikli vakit geçirmelidir. Bu, gözlerinin içine bakarak konuşmak, beraber resim yapmak, boyama yapmak, kitap okumak, oyun oynamak ya da şarkı söylemek şeklinde olabilir. Ancak unutulmaması gereken şey, bebekle bu şekilde ne kadar fazla süre vakit geçirilirse, bebeğin zihinsel gelişimi yapısal kapasitesi ölçüsünde en iyi biçimde gerçekleşecektir. Aksine, sürekli olarak tek başına kalmak isteyen, anne babasıyla oyun oynama isteği göstermeyen çocuklarda farklı sağlık problemlerinin varlığı düşünülmelidir.”

Uslu, anne ve baba ile geçirilen vakit diliminin, çocuğun onların yaptığı işe yardımcı olması şeklinde geçirilmemesi gerektiğine de işaret ederek, “Annenin ev işi yaparken çocuğun yardım etmesi olabilir, ancak bu faaliyetlerle kısıtlı kalınmaması lazım. Doğrudan doğruya çocuğun yönlendirilebileceği, onun tercih ettiği ve keyif aldığı oyunlara daha fazla süre ayrılmalı” dedi.

Çocuğun uyanık olduğu tüm saatlerin etkileşim içinde geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Uslu, çocuğun sosyalleşmesinin 3 yaşından sonra gelişmeye başladığını bildirdi.

Runa İdil Uslu, bu yaştan önce bir araya gelen çocukların birbirleriyle genel olarak bilindiği anlamda sürekli ve tutarlı biçimde oyun oynayamadığını, kendi başlarına oynamaya çalıştıklarını, daha çok anne ya da baba ile oynamak istediklerini, bunun da tamamen sağlıklı bir tutum olduğunu sözlerine ekledi..Kaynak. .,

Kaplıca Tedavisinin Sağlığa Olan Yararları

Güneş altında görülen kaplıca ve sıcak banyo tedavisi hakkında uzmanlar bilgi verdi.

Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Özçelik, kaplıca tedavisi ve balneo terapilerin, kapalı alanlarda yeterli olmadığını belirterek, "Deri rahatsızlıkları ve romatizma gibi iltihaplı hastalıkların tedavisinde ultraviyole ışınların etkisi olumlu yönde fazladır" dedi.

Özçelik, kaplıca tedavisinin, bilinçli yapılması durumunda yarar sağlayacağını söyledi. Türkiye'de milyonlarca vatandaşın, tedavi yöntemlerini bilmediğini ve yatırımcıların da araştırma yapmadan tesis kurduğunu savunan Özçelik, kaplıca tedavisi sunan birçok tesisin, güneş ışığı almadığını ifade etti.

Özçelik, "doğada mevcut termal sular ve şifalı çamurlarla uygulanan bir çeşit tedavi yöntemi" diye tanımlanan balneo terapide, güneş ışığının önemli olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:

"Termal sular, ultraviyole ışınlarla yararlı olur. Kaplıca tedavileri, balneo terapiler, kapalı alanlarda yeterli olmaz. Deri rahatsızlıkları ve romatizma gibi iltihaplı hastalıkların tedavisinde ultraviyole ışınların etkisi olumlu yönde fazladır. Deri çok farklı bir yapıya sahiptir. Deride oluşan tedavi edici yararlı maddeler hemen kan damarlarına geçer ve tedavide önemli rol oynar. İçme kürleri dışındaki kaplıcaların tedavilerinde, ultraviyole ışınlardan yararlanılmalıdır."

"BİZDE GÜNEŞ VAR TESİS YOK, YABANCILARA GÜNEŞ YOK MAKİNE VAR"

Özçelik, Türkiye'deki birçok termal tesiste güneş ışınlarının önlendiğini ve bunun çok yanlış olduğunu dile getirdi.
"Bizde güneş var tesis yok, yabancılarda güneş yok makine var" diyen Özçelik, tedavilerde güneşten yararlanmamanın çok büyük israf olduğunu ifade etti.
Özçelik, birçok ülkede tedavi merkezlerinde güneş ışığı az geldiğinden pahalı cihazlarla hastalara ultraviyole ışınlar verildiğine işaret ederek, dünyanın, bu ışınların önemini bildiğini anlattı.

Kaplıca sularının, ultraviyole ışınların zararlı etkilerini azalttığını söyleyen Özçelik, şunları kaydetti:
"Yoğun tuzlu sular, ultraviyole ışınların zararlı, kanserojen etkilerini azaltabiliyor. Selenyumlu sular, korucuyu etki sağlayabiliyor. Kaplıca suyuna girdikten sonra ultraviyole ışınlar, uygulanan tedavinin etkisini artırıyor. İkinci yarar olarak da olası yan etkileri, içerdiği mineraller vasıtasıyla ortadan kaldırıyor. Kaplıcaya girdikten sonra ultraviyole ışınların vücuda etkisinin arttığı da unutulmamalı. Bu durumda güneş ışınlarına daha duyarlı olunur. Kaplıcadan kaplıcaya değişse de günde iki saatten fazla güneş altında durulmamalıdır.". .Kaynak.7gunsaglik

Aileler Çocuk Gelişimini Takip Etmeli

Rehabilitasyon merkezinde çalışan Rahşan hanım çocuğunun gelişme geriliğini nasıl farketti ve annelere neler tavsiye etti?

Konya’da bir rehabilitasyon merkezinde görevli çocuk gelişimi ve eğitimi öğretmeni Leyla Rahşan Kaya, ailelerin çocuklarını iyi gözlemlemesini hatırlatarak, çocukların davranış ve gelişimlerinde rahatsızlıkların giderilmesi için erken tanının çok önemli olduğunu belirtti.

Erkan tanı sayesinde çocukların hayatlarının değişebileceğini ifade eden Leyla Rahşan Kaya, çoğu ailenin çocuklarının yürüme yaşına gelmesine rağmen yürüyememesini ’daha yürür’ diyerek dikkate almamasının yanlış olduğunu belirtti. Gelişim çağındaki çocuğun her rahatsızlığının önemsenmesi gerektiğini kaydeden Kaya, ”Çocukta bir sorun olmadığını düşünüyorlar. Ama zaman ilerleyip de çocukta hala sıkıntılar devam ettiğinde ise tedavi yoluna bakıyorlar. Bazen tedavilerde geç kalınabiliyor. Bunun için ailelerin çocuklarını çok iyi gözlemlemeleri lazım. Böylece gelişiminde bir sorun olduğunu fark edebilirler" dedi.

ERKEN TANI İLE HAYATI DEĞİŞTİ
Erken tanıda tedavinin çok daha kolay olacağını ve çocuğun yaşıtlarının seviyesine gelebileceğini belirten Kaya, erken tanı sayesinde hafif düzeyde zihinsel yetersizlik tanısı konulan 4 yaşındaki Reyyan Yavuz’un, aldığı bir yıllık eğitimin ardından yaşıtlarıyla aynı seviyeye ulaştığını söyledi. 3 yaşında iken rehabilitasyon merkezine getirilen Reyyan’ın o dönem 1 yaşındaki çocuğun zekasına ve hareketlerine sahip olduğunu ifade eden Kaya, şunları söyledi:

"Reyyan’a hafif düzeyde zihinsel yetersizlik tanısı konulmuştu. Becerilerde nesneleri tanıyamıyor ve istediğimiz nesnenin resmini veremiyordu. Etkinliklere dikkatini yöneltme konusunda kısıtlıydı. 2-3 kelimelik cümleler kurması gerekirken tek kelimelik cümleler kurabiliyordu. Sınıf içerisinde yalnız kalmak ve etkinliklere katılmak istemiyordu. Kalem tutamıyordu ve çizgileri birleştiremiyordu."

YAŞITLARIYLA AYNI SEVİYEYE GELDİ
Erken tanı sayesinden eğitimine erken başlandığı için 1 yıl süren yoğun bir çalışma sonrası çocuğun normal gelişim düzeyine geldiğine dikkat çeken Kaya "Bu eğitimi almasaydı daha geri gidecekti. Bu gerilik devam edecekti ve okula başladığı dönemde ciddi bir şekilde aynı yaşıtları ile arasında bir uçurum ortaya çıkacaktı. Topluma uyum sağlamada sıkıntılar yaşacaktı. Ama yaptığımız girişimler sonrası yaşıtlarıyla aynı seviyeye getirdik" dedi.

Konuşmakta ve nesneleri tanımakta zorlanan kızında aldığı eğitimin ardından değişimler yaşandığını ifade eden annesi Emine Yavuz ise, "Şimdi şarkı söyleyip rahatlıkla konuşuyor. Bazen çok konuştuğu için susması için bile uyarıyorum" diye konuştu.
Kaynak.7gunsaglik

Barınaktaki Hayvanların Sevgisi Bize Güç Veriyor

Sık sık onları yerlerinde ziyaret etmeli sevgi ve şefkat vermelisiniz. Onlara iyi geldiğiniz derecede kendinize de iyi geleceksiniz..

Marmaris’te, turizm sezonunu  ilçede geçiren bazı tatilcilerin ve işletmecilerin sahiplendikleri köpekleri  sezon bittiğinde giderken sokağa terk etmesi nedeniyle barınaklarda doluluk  yaşanıyor.
Marmaris Belediyesi Hayvan Rehabilitasyon Merkezi ve İçmeler beldesinde  bulunan barınaklardaki köpek sayısının her geçen yıl arttığı belirtildi.
 
Marmaris Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Suna Ak, sokağa bırakılmış hayvanların daha iyi şartlarda hayatlarını  sürdürebilmeleri için ellerinden geleni yaptıklarını söyledi.
 
Barınaklardaki hayvan sayısının artmasının Marmaris’te tatilini geçiren  bilinçsiz turistlerden de kaynaklandığını belirten Ak, ”Yaz aylarında  Marmaris’te tatilini geçiren bazı tatilciler özellikle çocukların hevesi üzerine  köpek sahibi oluyor ya da karne hediyesi olarak onlara köpek alıyor. Tatil  bitince köpekleri yanlarında götürme imkanları ve evlerinin köpek bakmaya uygun  olmaması nedeniyle hayvanlarını sokağa terk edip gidiyorlar. Barınaktaki birçok  köpek bunlardan oluşuyor” dedi.
       
”İş yerleri dikkat çekebilmek için yavru köpekler besliyor”
Sokağa bırakılmış köpeklerin, rahatsız olanların şikayetleri üzerine  belediye görevlilerince yakalandığını anlatan Ak, bu hayvanların daha sonra  barınağa konulduğunu kaydetti. Belediyelerin bütün köpekleri kayıt altına alması  gerektiğine işaret eden Ak, barınağa köpeğini bırakanlara ceza kesilmesi  gerektiğini savundu.
 
Marmaris’teki bazı restoran ve kafeterya türü işletmelerin özellikle  yavru köpekleri kullandığını ileri süren Ak, şunları söyledi: ”Sadece turizm sezonunda açık olan bazı işletmeler, yoldan geçen  özellikle çocuklu ailelerin dikkatini çekebilmek için yavru köpekler besliyor.  Yavruyu görerek sevmek isteyen turistlerle diyaloğa geçen teşrifatçılar,  restorana girmeleri ve yemek yemeleri konusunda ikna etmeye çalışıyor.  Çocuklarının bu sevimli hayvanlarla bir süre daha oynamasını isteyen aileler  genelde o restoranlarda oturup yemek yiyor. Sezon bitip dükkanlarını kapatınca bu  köpekleri de sokağa bırakıyorlar.”
       
”Barınağa bırakılan köpeğin psikolojisi bozuluyor”
Marmaris Hayvan Rehabilitasyon Merkezi’nin sorumlusu veteriner Bora  Deveci de barınakta 265 köpek bulunduğunu, şu an kapasitesinin üstünde hizmet  verdiklerini söyledi. Yer sıkıntısı yaşadıklarını belirten Deveci, bundan dolayı  Marmaris’in mücavir alanları dışından köpek alamadıklarını kaydetti.
 
Deveci, barınakta aralarında haski, Alman kurdu ve boxer gibi çok sayıda  özel cins köpeğin bulunduğunu bildirdi. Barınağa getirilen sahipli hayvanların  psikolojik olarak büyük sıkıntılar çektiğini anlatan Deveci, şöyle dedi:
 
”Sahipli bir hayvanın barınağa alışması 2-3 ayı buluyor. Biz öncelikle  gelen hayvanı 10 gün boyunca sahibinin arayacağını düşünerek ayrı bir odada  tutuyoruz. Bu süre sonunda hayvan ameliyatla kısırlaştırılıp, aşılanıyor ve  işaretleniyor. 1 hafta 10 günlük iyileşme sürecinin ardından da uyum sağlaması  halinde diğer hayvanların yanına alınıyor.”
 
Barınakta misafir edilen hayvanların parazit tedavileri ve aşı  takiplerinin yapıldığına işaret eden Deveci, kediler ise sadece kısırlaştırılarak  sahiplerine iade ettiklerini dile getirdi. Deveci, geçen yıl 950’si kedi olmak  üzere bin 270 hayvanın kısırlaştırıldığını bildirdi.
 
Geçen yıl ayrıca 110 köpeği yeni sahiplerine teslim ettiklerine değinen  Deveci, ameliyatlı ve aşıları tam olarak verdikleri hayvanlar için hiçbir ücret  talep etmediklerini vurguladı.
Kaynak.7gunsaglik

Eklem Ağrıları ve Romatizma Sorunu

Sert havalarda ortaya çıkan romatizma ve eklem ağrıları hayatımıza kara bulut gibi çöküyor. Yaşam kalitesini bozuyor. Peki bunlardan nasıl korunuruz?

Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Gülnur Taşçı Bozbaş, soğuk ve nemli havalarda diz, kalça gibi eklem ağrılarından şikâyet edenlerin sayısının giderek arttığını belirterek “Tedavi edilmeyen eklem ağrıları kişinin yaşam kalitesini azaltıyor” dedi.

Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Gülnur Taşçı Bozbaş, romatizmayı “kaslar ve özellikle eklemlerde kendini gösteren ağrılı hastalıkların genel adı” olarak tanımladı.

Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Gülnur Taşçı Bozbaş, 200’den fazla çeşidi olan romatizmanın, vücudun hareketini sağlayan iskelet ve kas sisteminde; şişlik, ağrı ve hareket sınırlamasına, iç organlarında ise; çeşitli rahatsızlıklara neden olan bir hastalık olduğunu söyledi. Özellikle kış aylarında hava basıncının değişmesiyle ağrıların arttığını belirten Bozbaş, şöyle konuştu:

"Eklem romatizması olan kişiler, hava basıncı değişikliklerine duyarlı hale gelirler. Bu yüzden soğuk ve yağışlı havalarda, bu hasta grubunun ağrıları artar. Soğuk hava yüzünden kasların kasılması ve kısalması ağrının artması için neden oluşturur.”

ROMATİZMA TEDAVİSİ NE KADAR SÜRER?
Romatizmanın, şeker hastalığı ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalık olduğunu, bu nedenle tedavinin belli bir süre değil ömür boyu devam ettiğini kaydeden Dr. Gülnur Taşçı Bozbaş, şunları söyledi:

“Hastalığın şiddetine göre zaman zaman az, zaman zaman çok ilaç tedavisi uygulamak gerekebilir. Hastalığı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da kontrol altına almak mümkün. Bu anlamda planlı fizik tedavinin yeri çok önemlidir. Fizik tedavi, başlıca hareket sistemini ilgilendiren hastalıkların, vücudun dışından uygulanan ancak eklem ve yumuşak dokuları etkileyebilen aletlerle tedavi etme yöntemidir.

Fizik tedavi, eklemlerin hareketliliğin geri kazanmasına yardımcı olur. Fizik tedavi uzmanları fazla güç harcamayacak ve eklemlerin kullanılmasını sağlayacak bazı egzersizler önerebilir.” Dr.Tozbaş, fizik tedavi ile; ağrının azaltılması, kasların gevşetilmesi, dolaşımın olumlu yönde etkilenmesi ve enflamasyonun geriletilmesinin amaçlandığını ifade etti.

SOĞUK HAVALARA DİKKAT
Romatizma rahatsızlığı olanların soğuk havalara dikkat etmesi gerektiğini belirten Uzman Dr. Gülnur Taşçı Bozbaş, sözlerini şöyle tamamladı: “Soğuk ve nemli havalar şikâyetleri artırdığı için romatizma hastalığı şikayeti olan kişiler, sıcak ortamları tercih etmelidir. Kışın dışarı çıkarken eldiven ve atkı ile el eklemlerini ve boyun omurlarını soğuktan korumak önemlidir. Ayakkabı seçiminde yumuşak tabanlı, ayağın ortopedik kavisini bozmayan ayakkabılar giyilmeli, çok yüksek topuklu ve babet ayakkabılardan kaçınılmalıdır. Kilo kontrol altında tutulmalıdır. Düzenli egzersiz yapılmalıdır.”
Kaynak.7gunsaglik

Kaplıca Tedavisi Çocuklara ve Bağışıklığa Birebir

Kaplıca tedavisi şifa dağıtıyor. Duruş bozukluğundan bağışıklığa her şeye iyi geliyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksekokulu Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hülya Şişli, kaplıca terapisinin, çocuklarda immün sistemi, kemik gelişimi ve sağlıklı büyümeye önemli katkılar sağladığını söyledi.

Şişli, bir süre önce Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Güre beldesinde, kaplıca tedavileriyle ilgili düzenlenen kongreye öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiğini belirtti.
Kongrenin bir termal turizm merkezinde yapılmasının, öğrencilerin, banyo terapisi yapılan merkezleri görüp incelemesi bakımından önemine değinen Şişli, ogranizasyonda, kaplıca tedavilerinin çocuklar üzerindeki etkisinin de alındığını anlattı.

Şişli, kaplıca, çamur banyosu gibi tedavileri tanımlayan balneolojinin genellikle yaşlıların eklem hastalıklarında kullanıldığını ancak bu yöntemin çok geniş hastalık gruplarını kapsayan bir tedavi biçimi olduğunu dile getirdi.

Banyo terapisi ve kaplıca tedavisinin, çocuk hastalarda da kullanılabildiğini aktaran Şişli, çeşitli formlarında su, buhar, tuz banyoları ve iç kürleri şeklinde tedavi uygulanabildiğini vurguladı.

"ÇOCUKLAR DOĞAYLA İÇ İÇE OLMALI"

Şişli, su içi egzersizi tüm çocuklara önerdiklerine işaret ederek, şöyle devam etti:
"Kaplıca suyu çocuklarda bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Kemik gelişimi, solunum yolları, kardiyovasküler sistemle ilgili sorunu olan çocuklara da banyo terapisini önermek çok önemli. Banyo terapisi, büyüme hormonları ve bağışıklık sistemini bile etkiliyor. Çocukların henüz ergenliğe ulaşmadan çevreye uyumu ve adaptasyonu iyi değildir. Bundan dolayı çok hastalanıp sıkça üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilirler. Bu durumun, bağışıklık sistemiyle ilgili olarak zayıflığa işaret ettiğini düşünüyoruz. Evden çıkmayan, adeta kavanozda duran bir çocuğun uyum sağlaması zordur."

Çocukların, doğayla iç iç içe olması gerektiğine dikkati çeken Şişli, büyükşehir yaşamlarının, çocukları doğadan uzaklaştırdığını savundu.
"Çocukların 3 haftalık kürle banyo terapisi ortamında olması bile immün sistemine, kemik gelişimine, büyümesine önemli katkı sağlar" diyen Şişli, bu konunun bilimsel çevrelerce yeni yeni kabul edilmeye başlandığını anlattı.

BİLGİSAYAR BAŞINDA ORTAYA ÇIKAN DURUŞ BOZUKLUĞU

Şişli, bilgisayar başında fazla zaman geçiren çocuklarda görülen duruş bozukluğunun tedavisinde de balneolojinin kullanılabildiğine değindi.
Bu tür rahatsızlıkların, az egzersiz nedeniyle oluştuğu bilgisini veren Şişli, şunları kaydetti:

"Bu çocukları egzersize ve banyo terapiye yönlendirmek önemli. Su içinde egzersiz yapması ve kimyasal etkilerinden yararlanmasıyla başarılı bir tedavi uygulanabiliyor. Bir çocuğun gelişim evresinde, onun en iyi şekilde gelişmesi, vücudunu en iyi şekilde kullanmayı öğrenebilmesi için hasta olması gerekmez. Onun doğru yönlendirme ile vücudunu kullanmasını öğrenmesi çok önemlidir. Bu yönde banyo terapisinin katkılarının olacağını söyleyebiliriz."
Kaynak.7gunsaglik

Kadınlarda Doğum Sonrasında Depresyon Tedavisi

TEDAVİ
Kadında doğum sonrası depresyon tanısı konulunca; bireysel ya da aile psikoterapisi, farmakolojik tedavi ve sosyal servislerin desteğinden yararlanılabilir. Aynı zamanda planlanmamış gebelikler ya da işsizlik gibi risk etkenleri aile planlaması yöntemleri ya da iş olanaklarının sağlanması ile azaltılabilir.

Pek çok doktor gebe ya da süt veren kadınlara psikotropik ilaçlar yazmak konusunda kararsız kalmaktadır. Fetusa ve bebeğe doğrudan bir zarar gelmesini engellemek düşüncesiyle olayın önlem boyutunu abartarak yanılgıya düşme eğilimi vardır. Bu eğilim annenin tam tedavi alamamasına neden olmaktadır.

Wisner ve arkadaşları 1993 yılından bu yana yayınlanmış 4 araştırmayı incelemişler.

Bu araştırmalar gebelik boyunca antidepresan ilaç kullanan anne ve bebekleri, antidepresan ilaç kullanmayan grupla karşılaştırılmıştır. Buna göre trisiklik antidepresan ve SSRI alanlarda fetüsde ölüm riskini arttırdığına ya da doğum defektlerine yol açtığı yönünde delil yoktur. Ancak bu ilaçların doğum ağırlığı üzerine olan etkilerine dikkat etmek gerekir.

Gebeliğin ilk 3 ayında fluoksetin kullanan 367 kadını içeren incelemede bu ilacın teratöjenik olmadığı yorumu yapılmıştır. Yoshida ve arkadaşları zamanında doğan sağlıklı bebeklerin TSAD kullanımından olumsuz etkilenmediğini, SSRI grubu ilaçlar hakkında az bilgi bulunmasına rağmen caydırıcı tavır almamak gerektiğini savunmuşlardır. İlaç tedavisinden sağlanan yararların zararlardan daha ağır bastığı yolundaki kanıtlar artmaktadır.

Hafif depresyonda tedavi psikoterapi ve özellikle destekleyici yaklaşım ağırlıklıdır. Annenin eğitilmesi ve aile desteğinin sağlanması önemlidir. Vejetatif belirtiler için antidepresan ilaçlar yararlı olabilir.

Major depresyonda EKT’nin kullanılması önerilir.

Geçmişte affektif epizod geçiren kadınların doğumdan sonra proflaktik lityum ya da antidepresan ilaç almaları önerilmektedir. Emzirme döneminde lityum kontrendikedir ve TSAD lar dikkatli kullanılmalıdır. Atak sırasında anne bebek ilişkisini en yüksek düzeye çıkaracak, anne bebek için tehlikeyi en aza indirecek şekilde düzenlenmelidir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Gebelikte Bulantı

Sabahları görülüp bazen ikindi ve akşama dek uzayabilen mide bulantıları, çoğunlukla gebeliğin ilk yedi gününden onuncu haftasına kadar sürer. Bere­ket versin, on ikinci haftaya doğru kaybolur.
Gebelik başlangıcındaki bulantının, bedensel ve duygusal, birçok karmaşık nedenleri vardır. Çok sık ve az miktarda yemenin bu kötü belirtiyi azalttığı görülmektedir. Karbonhidrat yönünden zengin besin­lerin azar azar ve günde altı sekiz kez alınması, ya­rarlı olabilir. Fakat bu zararsız öneri bile, kendi dok­torunuzun kontrolü dışında uygulanmamalıdır.
Gebelik sırasında sözümona «güvenilir» bir ilacın doğuracağı yaygın mutsuzluğun ışığında, bütün dok­torlar, özel olarak kendileri için yazılmadıkça, gebe kadınların bütün ilaçlardan kaçınmalarını salık ve­rirler..Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Sezaryende çok ağrı olurmu

İlk çocuğumu doğurmak üzereyim. Bana, ağrı ve­ren bir ameliyattan söz ettiler. Bunun ne olduğunu söyler misiniz?
Bu ağrılı ameliyatın ne olduğunu, kuşkusuz, ken­di doktorunuz size anlatarak kaygınızı giderebilirdi. Doğum sırasında, çocuk doğmadan az önce, vajinanın ağzında bir şak yapılır. Bunda amaç, bebeğin geçmesi sırasında doğum kanalında bir yırtık ya da zedelenmeden kaçınmaktır. Buna epizyotomi denir. İlk doğumda düzenli olarak yapılan güvenceli, ağ­rısız bir işlemdir. Sonraki gebeliklerde gerekmeyebi­lir..Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Kil Donmesi İrsimi


Kıl dönmesi irsimi değilmi tam olarak kesin birşey söylemiyo uzmanlar ama aileden birinde var ise ailenin diğer ferdinde de olabilme olasılığının altını çiziyorlar.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Uzayan gebelik tehlikelimidir ?

Süresi uzamış gebelik, çocuğun açısından erken doğum kadar önemli midir?
Hem erken doğum, hem de süresi geçmiş gebe­liklerde, özellikle bir doktorun kontrolü altında bu­lunan gebe kadının güvenliğinin, yüreklendirici öl­çülerde olduğu modern istatistiklerle saptanmıştır. Her ikisinde de, en önemli unsur, kuşkusuz zaman unsurudur. Örneğin, sekizinci ayda doğmuş bir ço­cuk, yedinci ayda doğana göre daha fazla güvenlikte­dir. Doğumun normal gününü, birkaç gün ya da bir hafta geçmesi pek o kadar önemli değildir. Bazı ka­dınlar, kalıtsal nedenlerle, normalden daha uzun ge­belik geçirirler. Bunun gerçek nedeni tam olarak an­laşılamamıştır..Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Uyumanıza Rağmen Yorgun ve Uykusuz musunuz?

Uyku apnesi ya da uyku hali.. Uyuyan kişilerde görülüyor ve sabah kalktığından tüm gece uyumamış gibi yorgunluk hissi veriyor.

Geceleri güzel güzel uyuyorum ama sabah kalkınca kendimi bütün gece beşik sallamış gibi yorgun hissediyorum diyorsanız belki sizde uyku apnesi vardır. Apne’nin anlamı Yunancada soluksuz kalmadır. Uyku apnesi olanlar 30 saniye kadar nefes almazlar ve bu kesintiler gece boyu yüzlerce kez tekrarlanabilir.

Bu soruna yüzde 90 nefes borusu tıkanması neden olur, yani yumuşak damak, bademcik, dil ve küçük dilden oluşan boğazdaki kasların, havanın geçeceği alanı kapatacak şekilde gevşemesi sonucu nefes kesilir. Fazla kilo, alkol ve sigara kullanımı, kas gevşetici ilaçlar da bunu tetikler.

Erişkinlerde ve kadınlara oranla erkeklerde daha yaygın olarak rastlanan uyku apnesi yüzünden kandaki oksijen miktarı azalır ve karbondioksit miktarı artar. Bu nedenle kaliteli uyku uyunamaz ve tansiyondan kalp hastalıklarına, konsantrasyon bozukluğundan depresyona, hatta felce kadar pek çok ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca trafik ve iş kazalarına, sosyal problemlere, uykuda aşırı terlemeye, davranış bozukluklarına da neden olur.


İşin kötüsü uyku apnesi olanlar gece uyansalar bile bu süre kısa olduğu için hatırlamayabilirler, yakınları da fark etmezse bilmeden bu hastalık ile yaşar ve olumsuz sonuçlarına da maruz kalırlar. Zamanında bir hekime başvurmak için uyku apnesinin belirtileri neymiş bilmekte fayda var:


    Gün boyu aşırı uyku hali
    Gürültülü horlama
    Uyku esnasında solunumun durması
    Ağız kuruluğu ve boğaz ağrısı ile uyanmak
    Sabah baş ağrısı ile uyanmak
    Uykusuz kalınca beliren unutkanlık ve huzursuzluk gibi rahatsızlıklar hissetmek
Referans.7gunsaglik.com.tr

Cilt Lekelerinin Nedenleri ve Tedavisi

Uzman dermatologlar ciltte oluşan lekeler hakkında bilgi veriyor ve tedavi şekillerini anlatıyor.

Cilt lekelerine çözüm planını uygulamaya geçmeden önce, neden olan dış etkenleri belirlemelisiniz. Cildiniz en değerli ve hassas giysiniz. Ciltte oluşan lekelerinin çoğunluğu güneş zararlı ışınlarına maruz kalmaktan ve kalitesiz makyaj malzemesi kullanımından kaynaklanıyor.
Güzelliğinize gölge düşüren cilt lekeleriyle vedalaşmak, sağlıklı ve pürüzsüz görünen bir cilde sahip olmak isteyenlere güzellik uzmanları şunları öneriyor:

Güneşten ve kalitesiz makyaj malzemelerinde uzak durun
Güneşin zararlı ışınları; güneş koruma kremi ya da cilt koruması yapılmadığı durumlarda, leke oluşumuna sebep oluyor. Cildinizde yeni leke oluşumunu önlemek için yılın her mevsiminde, özellikle yaz mevsimi ve deniz tatillerinde cildinizi, güneşin zararlı ışınlarından koruyan yüksek koruma faktörlü ürünler kullanmalısınız.

Güzelliğinize güzellik katan makyajı yaparken kullanılan malzemelerin kalitesine önem verilmesi gerekiyor. Aksi takdirde cildin yapısını bozabiliyor ve lekeler ortaya çıkabiliyor. Özellikle makyajın alt yapısını oluşturan pudra, fondöten gibi makyaj malzemelerinin kaliteli ve içeriğinin güvenli olmasına dikkat etmek gerekiyor.

Lekelere özel cilt temizliği yapın
Cildinizdeki lekeleri gidermede en etkili yöntemlerden biri sabah ve akşam, lekelere özel üretilmiş sabun, jel ve köpüklerle cilt temizliği yapmak. Cilt yüzeyindeki ölü hücreleri temizleyici ve yeni hücrelerin oluşmasını sağlayan temizlik ürünleri; cilt lekelerinin yok olmasına ve cildinizin tazelenmesine katkıda bulunuyor.

Cilt lekeleri için temizlik ve bakım ürünleri seçerken, tanecikli yapıda olmasına ve içeriğinde deniz yosunu, E ve C vitaminleri, antioksidan maddelerin bulunmasına dikkat edilmesi gerekiyor.

Lekelere özel bakım kremleri ve bakım serumları kullanın
C vitamini, cilt hücrelerinin yenileyerek, yeniden oluşmasını ve tazelenmesini sağlıyor.  İçeriğinde C vitamini bulunan cilt lekelerine özel bakım kremleri ve serumlar, cildin pürüzsüz, sağlıklı ve parlak görünmesine yardımcı oluyor.  Leke bakım kremleri ile cildiniz için gerekli bakımı kolaylıkla sağlayabilirsiniz. Cilt lekeleri için kremleri sabah ve akşam düzenli kullandığınızda lekelerin yoğunluğu azalıp, gözle görülür iyileşme gerçekleşiyor. Böylelikle hayalinizdeki cilde kolaylıkla kavuşabiliyorsunuz.

Cilt lekeleri için kapatıcı ürünler kurtarıcı olabilir
Cildinizdeki lekeleri yok etmek için bakım yaparken günlük hayatınıza, harika bir ciltle devam etmek için son teknoloji kozmetik ürünlerden yardım alabilirsiniz. Kadınların kurtarıcısı leke kapatıcı, cildi zararlı güneş ışınlarına karşı koruyucu ve nemlendirici özelliklere sahip BB kremlerle tek adımda, cildiniz için harika sonuçlar alabilirsiniz.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Diyet Yapmadan Kilo Vermenin Yolları

Öncelikle yemek zamanlarınızı ayarlayın ve düzene koyun. Yavaş çiğneyin ve yavaş yerken kendinizi yeniden keşfedin.

Karmaşık beslenme planından vazgeçin yeşil çayınızı aralarda için. Her lokmanın tadını çıkarın. Küçük porsiyonlar tüketin. Yavaş ve az az yiyin ki tokluk hissiniz tatmin olsun. Acele etmeden sakince tadını çıkararak yiyin.

Daha fazla uyuyun az tartılın. Gece uykusunu bir saat daha fazla uyuyanlar yıl boyunca 14 kiloya yakın daha zayıf kalıyor. Uyumak kalori yakmaya yardımcıdır. İştahınızı bastırır ve uykudayken yeme şansınız da olmaz.
Daha fazla sebze yiyin. Akşam yemeğinde özellikle hafif beslenin sebze yiyin. Yüksek lif ve su içeren meyve ve sebzeleri tüketmek kalori yakmaya yardımcıdır. Yağsız pişirin yağlı soslar eklemeyin limon ve otlarla bir salata yapın.

Çorba kurtarır. Günde 1-2 kez çorba içebilirsiniz. Ekmek az ve sosu yoğun olmasın. Sebzeli çorbalar idealdir tuzunu az koyun tok tutar.
Tam tahıllara geçin. Esmer pirinç, arpa, yulaf, buğday tercih edin. Kolesterolü düşürür kilo kaybını sağlar. Waffle, pizza, kek, makarna ve beyaz ekmekten uzak durun.
Pizza yerine etli sebzeli bir benzerini yapın. 100 kalori kesmiş olursunuz. Peynir, zeytinyağı, ince kabuklu bir ekmek, zeytin, biber, domates ile pizzanızı yapın.

Uzun ve ince camlı bardakları kullanın. Sıvı alımında şeker miktarı böylece sınırlanır. Meyve suyu, soda veya şarapta %30 oranında kalorisi eksik gelir.
Yeşil çay için. Yoga yapın. Evde yemek yiyin. Tabak ve çatal kullanın. Sakız çiğneyin. Tabaklarınızı yemeğe göre seçin. Salça yerine domates sosu tüketin. Tabağınızdakinin %80 ini yiyin. Yürüyün, koşun, bakım yapın, evi temizleyin ve kilo verin.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Kilo Verme Ve Karınn Yağlarını Eritme Yolları

Kilo verme ve karın yağlarını eritme sağlıklı kilo verme yolları

Karın yağlarını eritmek en zor diyet ve egzersizleri gerektiren bir işlemler gerektirir. Bu yüzden mutlaka hergün düzenli olarak spor yapmayı ihmal etmemelisiniz. Bu durumda iyi bir spor hocasından yardım almakda gerekli tabi, eğerki böyle bir şansınız yoksa doğru hareket şekillerini öğrenerek bellirli zaman aralıklarında uygulayarak karın yağlarını eritmede başarılı olabilirsiniz.

Karın yağlarını eritmek için doğal takviye ;

- 1 Çorba kaşığı limon suyu
- 1 Çorba kaşığı susam yağı
- 1 Çorba kaşığı biberiye yağı
- 1 Çorba kaşığı okaliptüs yağı

Bu 4 ürünü bir kabın içerisine koyup karıştırın daha sonra karın kısmınıza yuvarlak bir şekilde hareket ettirerek masaj yapın.

Göbek eritmenin yolları ;

- Güne az yemekle başlayın
- Sürekli egzersiz yapın
- İp atlayabilirsiniz
- Kaba tuz kullanara duş alın
- Karın bölgesine krem ile masaj uygulayın
- Diyet yapmayı ihmal etmeyin
- Devamlı beyninizi çalıştırın
- Soya sütü ile göbek eritebilirsiniz

Düz bir karnım olsun diyorsanız dikkat etmeniz gereken en önemli husus “beslenme” konusudur. Yağlardan kurtulmayı istiyorsanız ilk başta kan şekerinin seviyesini kontrol etmeniz gereklidir. Kalori miktarını belirlemeniz gerekir günde toplam kaç kalori tüketiyosunuz ne kadar protein, karbonhidrat ve yağ tükettiğinizi belirlemeli buna göre besin almalısınız.Referans.7gunsaglik.com.tr,

Yağ Yakıcı Zayıflama Çayı Malzemeleri Nasıl Yapılır ?

Yağ yakıcı Zayıflama Çayı için aşağıda listelenen malzemeleri karıştırarak hazırlayacağınız çay ile zayıflamanıza yardımcı olacaktr..

Yağ yakıcı çay için gerekli malzemeler nelerdir?

4 çay kaşığı Yeşil çay
4 çay kaşığı Mate yaprağı
2 çay kaşığı Isırgan yaprağı
2 çay kaşığı Kekik

Eylül'de Bodrum Otelleri 60 TL'den Başlayan Fiyatlarla!
Eylül'de Bodrum Otelleri 60 TL'den Başlayan Fiyatlarla!
Yağ yakıcı çay nasıl hazırlanır?

Malzemeleri 1 litre kaynar suyun içine koyarak 10 dakika demlenmesini bekletin (kaynatmayın).

Yağ yakıcı çaydan günde kaç bardak içmeliyim?

Günde 3-4 bardak tüketilebilir.

Yağ yakıcı çay hazırlanırken içine mısır püskülü,kiraz sapı ve rezene ilave edilirse çaya ödem sökücü özellik katılmış olur.

Önemli Not: Yağ yakıcı çaya şeker ve bal kesinlikle ilave edilmemelidir.Referans.7gunsaglik.com.tr,

Sağlıklı Beslenme Hakkında Efsane ve Gerçekler

Beslenme uzmanları neler diyor hangi besinleri tavsiye ediyor. Kulaktan dolma hangi bilgiler aslında gerçek dışı? Besin değeri açısından zengin besinleri de öğrenelim.

Fasulye ve Mercimek. Bu iki bakliyat gerçekten de süper iki besindir. Protein ve lif açısından zengindirler. Kompleks karbonhidrat, demir, magnezyum ve potasyum kaynağıdırlar. Çinko da içerirler. Temel gıdalar sınıfındadırlar. Mutlaka haftada birkaç öğün tüketilmelidirler. Konserve fasulyelerde %40 daha fazla tuz bulunur tavsiye edilmez.

Baklagiller ile beslenerek kilo da verilebilir. Kolesterole çok iyi gelir. Çorba, yemek, salata, tahıllar ve yeşilliklerle bezenebilirler. Fasulye ile püre, fava ve nohutla humus yapıp baharatla tatlandırabiliriz. 
Karpuz. Herkesin favori yaz meyvesidir. Çok tatlıdır ve serinletir ama şeker oranı da yüksektir. Sıvı ihtiyacının çoğunu karşılar. A, C vitaminleri ile potasyum ve likopen içerir. Aşırıya kaçmadan birkaç dilim tüketmek gerekir.

Tatlı patates. Karbonhidrat değeri yüksektir ve kilo aldırmaz. Bilinenin aksine haşlama tatlı patates iyi bir diyet yemeğidir. En iyi beta karoten, C vitamini, lif ve potasyum kaynağı besinidir. Ekstra sos ve kremalar patatesi suçlu yapar. Yavaş ateşte pişen ve baharatlı bir patates çok iyidir. Fırında dilimli de pişirilebilir.

Kırmızı lahana. A, D, K vitaminleri, lif ve folat deposudur. Turpgillerdendir antioksidan içerir. Çiğ olarak salatası harikadır. Kanserle savaşan bir besindir. 
Domates. Taze domates her tür kansere karşı korur. Ev yapımı sosunu deneyin. Makarna, pizza, salata, yemek, çorba ve her yerde kullanın. Potasyum deposudur. 
Yoğurt. kalsiyum, potasyum, protein, çinko kaynakları ve vitamin B6 ve B12 deposudur. probiyotik kültürler içerir ve laktoz daha düşüktür. Protein içerir. Çoğu hastalıktan korur.

Referans.7gunsaglik.com.tr

Cilt Lekeleri ile Nasıl Baş Edilir?

Yaz aylarında daha da belli olan güneş ve cilt lekeleri ile başa çıkmanın yolları..

Cilt lekelerinin çoğunluğu güneş ışınlarına fazla maruz kalmaktan ve kalitesiz makyaj malzemesi kullanımı sonucunda ortaya çıkar. Peki, bu lekelerle nasıl mücadele etmeliyiz? Evoria.com güzellik uzmanları, konuyla ilgili çözüm önerilerini bizlerle paylaştı.

Cilt lekelerine çözüm planını uygulamaya geçmeden önce, neden olan dış etkenleri belirlemelisiniz. Cildiniz en değerli ve hassas giysiniz. Güzelliğinize gölge düşüren cilt lekeleriyle vedalaşmak, sağlıklı ve pürüzsüz görünen bir cilde sahip olmak isteyenlere öneriler…

Güneşten ve kalitesiz makyaj malzemelerinden uzak durun

Cilt lekeleri ile nasıl mücadele etmelisiniz?

Güneşin zararlı ışınları; güneş koruma kremi ya da cilt koruması yapılmadığı durumlarda, leke oluşumuna sebep oluyor. Cildinizde yeni leke oluşumunu önlemek için yılın her mevsiminde, özellikle yaz mevsimi ve deniz tatillerinde cildinizi, güneşin zararlı ışınlarından koruyan yüksek koruma faktörlü ürünler kullanmalısınız.

Güzelliğinize güzellik katan makyajı yaparken kullanılan malzemelerin kalitesine önem verilmesi gerekiyor. Aksi takdirde cildin yapısı bozulup lekeler ortaya çıkabiliyor. Özellikle makyajın alt yapısını oluşturan pudra, fondöten gibi makyaj malzemelerinin kaliteli ve içeriğinin güvenli olmasına dikkat etmek gerekiyor.

Lekelere özel cilt temizliği yapın

Cilt lekeleri ile nasıl mücadele etmelisiniz?

Cildinizdeki lekeleri gidermede en etkili yöntemlerden biri sabah ve akşam, lekelere özel üretilmiş sabun, jel ve köpüklerle cilt temizliği yapmak. Cilt yüzeyindeki ölü hücreleri temizleyici ve yeni hücrelerin oluşmasını sağlayan temizlik ürünleri; cilt lekelerinin yok olmasına ve cildinizin tazelenmesine katkıda bulunuyor. Cilt lekeleri için temizlik ve bakım ürünleri seçerken, tanecikli yapıda olmasına ve içeriğinde deniz yosunu, E ve C vitaminleri, antioksidan maddelerin bulunmasına dikkat edilmesi gerekiyor.

Lekelere özel bakım kremleri ve bakım serumları kullanın

Cilt lekeleri ile nasıl mücadele etmelisiniz?

C vitamini, cilt hücrelerini yenileyerek, cildin tazelenmesini sağlıyor. İçeriğinde C vitamini bulunan cilt lekelerine özel bakım kremleri ve serumlar, cildin pürüzsüz, sağlıklı ve parlak görünmesine yardımcı oluyor. Cilt lekeleri için kremleri sabah ve akşam düzenli kullandığınızda lekelerin yoğunluğu azalıp, gözle görülür iyileşme gerçekleşiyor. Böylelikle hayalinizdeki cilde kolaylıkla kavuşabiliyorsunuz.

Cilt lekeleri için kapatıcı ürünler kurtarıcı olabilir

Cilt lekeleri ile nasıl mücadele etmelisiniz?

Cildinizdeki lekeleri yok etmek için bakım yaparken günlük hayatınıza, harika bir ciltle devam etmek için son teknoloji kozmetik ürünlerden yardım alabilirsiniz. Kadınların kurtarıcısı leke kapatıcı, cildi zararlı güneş ışınlarına karşı koruyucu ve nemlendirici özelliklere sahip BB kremlerle tek adımda, cildiniz için harika sonuçlar alabilirsiniz.

Referans.7gunsaglik.com.tr

Ruj Sürmenin Nükemmel Tekniği

Belki Angelina Jolie gibi dudaklarınız olmayabilir ama sizin dudaklarınızın da çekici görünmemesi için bir neden yok! Aşağıda sıraladığımız tekniklerle, siz de kusursuz dudaklara sahip olabilirsiniz…



İşte ruj sürerken dikkat etmeniz gerekenler…

Dudak kenarlarında kalanlar
Renkli kalemlerle yapılan bazı yerlerdeki renklendirmeler, kreşteki çocukların resim dersinde yapılsaydı, komik olabilirdi. Ancak ruj ile yapacağız makyajın, 5 yaşında bir çocuğun yaptığı makyaj gibi durmasını istemiyorsanız, ruj fırçası kullanmanızı öneririz. Rujunuzu fırça ile ince bir tabaka olarak sürdüğünüzde, makyajınız daha güzel duracaktır. Fazla gelen boyayı, dudaklarınızdan taşan kısımları hafifçe mendille silebilirsiniz.

Dudaklarınızı çevreleyin
Dudak kalemi hiçbir zaman belirgin olmamalı… Doğal dudak renginizi kaybetmeyecek şekilde gölgelendirme yapabilirsiniz. Rujla değil de dudağınızı çevreleyecek hafif bir kalem ile dudaklarınızı belirginleştirebilirsiniz.

Bıyıklarınızı aldığınız belli olmasın
Dudağınızın üzerinde olan tüyler hiç de hoş görünmez. Bıyık bölgenizi nemlendirin ve sonrasında istenmeyen tüylerden kurtulun. Böylece oluşacak kızarıklığın önüne geçmiş olursunuz.

Çatlamış dudaklar
Ölü deriyi atmak için dudaklarınızı nemli bir havlu ya da yumuşak bir diş fırçasıyla nazikçe ovalayın. Rujunuzu sürmeden önce krem kullanın ve dudaklarınızın kremi emmesini bekleyin. Gün boyunca dudaklarınızı nemli tutmak için ya parlatıcı kullanın ya da rujunuzu dağıtmayacak şekilde kreminizi sürün.

Moulin Rouge’dan çıkmış gibi
Etkileyici bir ruj sürdüyseniz, dudaklarınızla dikkati üzerinize toplayabilirsiniz. Dudaklarınızla ön plana çıkmak istiyorsanız; göz makyajınızı ve allığınızı fazla kaçırmamalısınız.

Abartısız renklerle makyaj
İşte altın kural! Diğer detayların dışında, doğru bir ruj, gündüz yapacağınız bir makyaj için mükemmel görünmenizi sağlar. Eğer dudağınızda deneyemiyorsanız, rujunuzu parmağınızda test edebilirsiniz. Nasıl bir şey alacağınız konusunda kararsızsanız, dudaklarınızı belirginleştirecek renkleri seçin.

Dişlerinize bulaştırmayın
Rujunuzu sürerken, ağzınızı kapalı tutun. Dişlerinizin de boyanmasına gerek yok ve tabii ki dişlerinizdeki ruj lekelerini silme zahmetine girmenize.Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Muhteşem Görünen Saçlara Kavuşmanın Yolları

İnce saçları silikonla güçlendirin.

İnce cansız saçlar ortak şikayetleriniz.. Bu saça sahip kadınlar için en iyi çare ağır soğutucu ve ısıtıcı aletlerden kaçınmaktır. Silikon bazlı saç bakım ürünler ince telli saçlara iyi gelecektir.
Sağlıklı saçlar için balık ve fındık yiyin.
Vücut için besleyici bu gıdalar saçları da besler. Güçlü ve parlak saçlar için iyi bir saç derisi için omega 3 tüketin. Fasulye, havuç ve yeşil yapraklı sebzelerde de mevcuttur.
Ilık suyla parlaklığı koruyun.
Sıcak su saçı yağlandırır parlaklığını alır. Soğuk da değil ılık suyla saçınızı yıkayın.
Protein verin.
Sık sık saç maşası, kurutma makinesi, perme ve kimyasallara maruz kalan saçlara protein gerekir. Koruyucu tabakası hassastır proteinli ürünlerle bakım yapın.
Saç dolgunluğu genetiktir. Stilli bir kesimle bir şeyler yapılabilir. Saç kesim modeli ile ince saçlar dolgun görünebilir.
Yağ ve kepek tedavisiyle güzel saçlar.
Kepek her tür saçta görülebilir. Kafa derisi hastalığıdır dermatolog önerisi bir şampuanla kepek tedavinizi yapın.
Yüksek enerjili saç kurutma makinesi kullanmayın.
Güçlü darbeler saçları kurutur ve kırıkları artırır. Yapısını bozar güçsüzleştirir.
Fazla fırçalamak iyi değil.
Bilinenin aksine saçları sıkça fırçalamak tellerine zarar verecektir
Referans.7gunsaglik.com.tr

Hafta Sonları Aşırıya Kaçmadan Beslenin

Diyeti bozacak şekilde bir izin günü vermek diyeti baştan bozar.
Diyet yapanlar çoğunlukla pazartesiden cuma akşamına kadar titizlikle uyguladıkları diyet programlarını, hafta sonu geldiğinde mesai bitimi ile terk etmek isterler. İnsanın doğasında hep ödüllendirme isteği yatar. Yoğun olarak geçirdikleri çalışma haftasının da ödülü olmalıdır. Bu istek ne yazık ki yemek yeme ile iç içedir. Dinlenmek, eğlenmek, arkadaşlarla birlikte olmaya daima yeme içme eşlik eder. Sonucunda ne olur? Eğer makul ölçüler asılır ve dikkatli davranılmazsa, hele spora ara vermek için hafta sonu bahanesi eklenirse, pazartesiden cumaya kadar kaybedilen kilo geri alınır ve yoyo hareketi başlar.

PROGRAMLI OLUN

Beslenme, hafta sonlarının da dahil edildiği belirli bir planlama içerisinde olmalı. Hafta sonlarının daha verimli olması için tüm aile bireylerinin sorumlulukları olması gerekir. Tabii başı yine kadınlar çeker, en iyi organizatör onlardır. O hafta neler pişireceğiniz, kaç kere balık, et, tavuk veya baklagil yiyeceğiniz, dolaptaki sebze ve meyveleri hangi sıraya göre tüketeceğiniz ve bütün hafta yeneceklerin satın alınması, hazırlanması gibi Beslenme, hafta sonlarının da dahil edildiği belirli bir planlama içerisinde olmalı. Hafta sonlarının daha verimli olması için tüm aile bireylerinin sorumlulukları olması gerekir. Tabii başı yine kadınlar çeker, en iyi organizatör onlardır. O hafta neler pişireceğiniz, kaç kere balık, et, tavuk veya baklagil yiyeceğiniz, dolaptaki sebze ve meyveleri hangi sıraya göre tüketeceğiniz ve bütün hafta yeneceklerin satın alınması, hazırlanması gibi detayları içerir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Muhteşem Görünmek İçin Neler Yapıyoruz?

Diyeti sadece dış görünüş için mi yapıyoruz, güzel görünmek için neler yapılıyor?


Psikiyatri Uzmanı Dr. Bora Telaferli, dış görünüş-kilo-diyet konularında kadınlar üzerinde oluşturulan baskı ve ayrımcılığın boyutu üzerine çarpıcı açıklamalarda bulundu.

“Dış görünüş-kilo-diyet” üçlemesi üzerine yoğun toplumsal baskı ve propaganda karşısında verilen tepkiler iki grupta ele alınıyor. Uçlarda olmayan, çan eğrisinin orta kısmında yer alan kişiler olabildiğince toplumdan ayrı düşmemeye çabalayarak, “standardı” tutturmaya özen gösteriyor. Maruz kaldığı baskıya gücünün yettiği kadar tepki vererek/esneyerek uyum göstermeye çalışıyor. Çok zorlanıp, uyması gereken normlar gücünü aştığında, ben bu halimden de memnunum diyerek, enerjisini başka bir alana yönlendirebiliyor. Bu grup, diyeti bazen yapılması gerekli bir şey gibi görürken, gerektiğinde ondan vazgeçip pastasını da keyifle yiyebiliyor.

Uçlarda yer alan kişiler için ise diyet yaşamın olmazsa olmaz zorunluğu haline geliyor. Diyetin dışına çıkmayı adeta en büyük günah veya suç olarak görüyor. Diyetin bir sonu, varılacak hedefi olmadığı için diyete tabi kalmak da bu grubu mutlu etmiyor. Diyetten sapmak suçluluk, diyeti sürdürmek mutsuzluk ikilemi içinde tablo bir anda saplantılı-zorlayıcı hal alıyor. Telaferli, “Aslında bu kişilerin sorunu diyet değildir. Diyet burada bir yer tutucudur, temelde yatan sorun kişinin kendini-algılaması ve bilinçaltı ile ilintilidir. Diyeti alıp çıkartacak olsanız, yerini temizlik, düzen, sağlık vs. başka bir takıntılı konu hızla dolduracaktır. Altta yatan psikopatolojinin üzerine gidilip, klinik tablonun tedavisi sağlanmadıkça kişi rahat ve huzur bulamaz” diyor.

Diyet ve beslenme çevresinde dönüp duran bu davranış örüntüleri normal, çağın gereği olarak algılanıyor ve patolojilerin üzeri örtülüyor. Yetişkin insanların dahi özgür iradesini kısıtlayan bu durum, yeni yetişmekte olan çocuklarda çok ciddi sorunlar yaratarak, kronik yeme bozuklukları başta olmak üzere çok sayıda önemli psikiyatrik ve tıbbi hastalığa zemin hazırlıyor.

Referans.7gunsaglik.com.tr

Sabahları Ruh Halinizi Güzelleştiren 10 Şey

Bazen sabahları çok kötü uyanırız. Modumuz kötüdür, uykumuz kaçmıştır, güne yorgun ve enerjisiz başlarız.

Enjoying the sun

Peki bu muhteşem 10 mucize ile sabahlar artık daha olumlu mu başlayacak?

Günün geri kalan kısmını rahat ve huzurlu ayrıca dinamik geçirmek için 10 mod artırıcı şeyi öğreneceğiz.

Güne kötü bir ruh halinde başlamak tüm günün berbat geçmesini sağlar. Güneşin ortaya çıkmasıyla beraber yeni bir güne sabaha ve umuda yol alın. Daha mutlu ve sağlıklı uyanmanın 10 yolu..

1. O gün sizi mutlu edecek bir şeyi yapmayı 30 saniye boyunca düşünün. Evet sadece 30 saniye yeterli. Canlanma zamanı, yataktan kalkmadan günün güzel yapılacaklarından birini düşünün. Yatakta dönüp durup düşünmektense ya da uykuya devam etmektense taze meyveler eşliğinde bunu yapın.
2. Dengeli bir yemek yiyin. Fıstık ezmesi ve yulaf ezmesi ile bir tost yiyin. Uyanmayı sağlamak için tarçın da kullanın. Karbonhidrat ve protein alın. Kahve ile ayılın. Zihni ve ruhu besleyin.
3. Biraz temiz hava alın. Yeşillikler arasında yürüyün. Fiziksel aktivite ruh halini geliştirir. Bahçede yürüyüş yapmak gereklidir. 5 dakika bile yeterli olacaktır. Göl, nehir, şelale gibi yerlerde yürümek de iyi gelecektir.
4. Doğa seslerini dinleyin. Doğa seslerini kaydedin ya da bilgisayardan dinleyin. Ama en güzeli açık havada kuş, deniz ve ağaç seslerini dinleyin. Hızlı yaşam içinde stresten arınmanın en iyi yolu budur. Tabiat ve müzik sesleri dengenizi ayarlar. Pencerenizden bakarak bu sesleri dinleyin.
5. İyi hissetmeye odaklanın. Güne iyi başlamak için derin derin 5 kez nefis alıp verin. İyi hissetmenin en iyi yolu budur.
6. Sıcak çikolata için. Kakao içindeki maddeler iyi bir uyarıcıdır ve ders çalışırken içildiğinde artılarını görürsünüz. Yağsız süt ve koyu çikolata ile bir kakao yapın ve için. Protein, süt ve karbonhidrat ruh halinizi artıracaktır.
7. Kendinize zaman ayırın. Yataktan kalkmadan nefes alıp verin gerinin. 5 dakika kendinize zaman ayırın ve günün daha iyi geçtiğini görün.
8. Olumsuzlukları öngörün. Hayatınızda olabilecek kötülükleri değerlendirin. İhtimalleri iyi düşünün ve hayatınızdaki size iyi gelmeyen şeyleri ekarte etmeye çalışın.
9. Nane koklayın. Nanenin kokusunu derince içinize çekin hem ruh haline hem yorgunluğa iyi geliyor. Komodinin üzerine nane esanslı bir koku bırakın. Güne böyle başlayın. Naneli sakız da önerilir.
10. Gülümseyin. Her yerde yapabilirsiniz. Sizin ve karşınızdakilerin ruh halini olumlamak için bire birdir. Güne kocaman bir gülümsemeyle başlayın.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Zayıflarken İlla ki Rejim Yapmak Gerekmiyor

Diyetsiz de kilo verilebilir. Bunu kanıtlayan tavsiyeleri uzmanlardan alalım.. İşte aç kalmadan diyet yapmadan zayıflamanın kolay yolları..

Kilo vermeye karar verdiğinizde daha az yemeği göze almışsınız demektir ancak, bunu aç kalmakla karıştırmamak gerek. İşte kilo vermenizde kalıcılık sağlayacak birkaç öneri hazırladık.
Küçük tabaklar: Daha küçük tabaklarla porsiyonu otomatik olarak azaltabilirsiniz.
Yemekten önce su: Yemeğe başlamadan 15 dakika önce su için. Midenizi dolu hissedip daha az yersiniz.
Salata: Düşük kalorili yiyecekle midenizi doldurmaya başlarsanız, yüksek kalorililerden daha az yersiniz.
Acele yok: Ne kadar yavaş yerseniz o kadar hızlı doyarsınız.
Diş fırçalayın: Diş fırçalamak iştahı keser.
Yatmadan önce yemeyin: Geceleri metobolizma yavaşlar. Kalori yakamazsınız.
Tatlandırıcı kullanmayın: Vücut sıfır kalorili tatlandırıcıları kullandığınız zaman beklediği kalorileri alamaz. Daha çok yeme ihtiyacı duyarsınız.
Paketten yemeyin: Paketin içinden yediğinizde, tam olarak ne kadar yediğinizin farkına varamazsınız. Paketi bitiriverirsiniz.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Spor Yaparken Vücudumuzda Meydana Gelen Değişiklikler

 
 Sağlığınızın değerini anlamanıza yardımcı olur.
        Yaşam kalitenizi arttırmanıza ve geliştirmenize yardımcı olur.
        Fiziksel performansınızı geliştirir.
        Kalp rahatsızlığı riskini azaltır.
        Maksimum oksijen kapasitenizi arttırır.
        Yüksek tansiyon riskini veya ilerlemesini azaltır.
        Yüksek tansiyonu olanların, tansiyonu kontrol altında tutmasına yardımcı olur.
        Kandaki Triglycerid seviyesinin azaltır.
        Kandaki iyi kolestrolu (HDL) artırır.
        Dinlenme kalp atımını düşürür.
        Kalp – damar dolaşımını geliştirir.
        Anaerobik eşiği arttırır, bu da çabuk yorulmayı ve dolayısıyla kanda laktik asit birikiminin erken oluşmasını engeller.
        Kalp rezervini artırır.
        Kalbinizin bir atımda vücuda pompaladığı kan miktarını artırır.
        Vücut ısınızı soğutma için, deri yüzeyine gerekli kan akış kabiliyetini artırır.
        Akciğer kapasitenizi arttırarak, oksijenin akciğerlerden kana geçebilme kabiliyetini arttırır.
        Kalp krizi geçirdikten sonra, hayatta kalma şansınızı arttırır.
        Koronerde kan pıhtılaşma hassasiyetini düşürür.
        Kandaki yoğunlaşmayı azaltır
        Kalbinizin daha verimli pompalama işlevini yapmasını sağlar
        Kanınızın kan plazma hacmini genişletir.
        Orta seviyeli egzersizler sırasında, kalp atım sayısını düşürür.
        Anormal nabız atım incinmelerini azaltır.
        Kaslarınızın kandan oksijen çıkarma kabiliyetini artırır.
        Çarpıntı riskini azaltır.
        Çok çeşitli sebeplere bağlı baş ağrılarından kurtulmanızı sağlar.
        Hamilelikte karşılaşılan birçok rahatsızlıklardan (ör. kabızlık, belağrısı, mide ekşimesi gibi) kurtulmanızı sağlar.
        Sıcaklığa karşı tahammülünüzü artırır.
        Endişe ve kuruntularınızı azaltır.
        Streslerden korunmaya ve kurtulmaya yardımcı olur.
        Vücudun üst solunum yolları enfeksiyonuna karşı direncini artırır.
        Şeker hastalığınızın gelişme riskini azaltır.
        Şeker toleransınızın gelişmesini sağlar.
        Prostat kanserinin gelişme riskini azaltır.
        Sigarayı bırakmanıza yardımcı olur.
        Bağırsak kanserinin gelişme riskini azaltır.
        Göğüs kanserinin gelişme riskini azaltır.
        Eklem rahatsızlıklarından dolayı, eklemlerin bozulma oranını yavaşlatır.
        Kan şekerinin kontrol altında tutulması için gerekli insulin miktarının düşürülmesine yardımcı olur.
        Yüksek tansiyona bağlı ciddi komplikasyonlara maruz kalma oranını azaltır.
        Yaralanmalara karşı korunmayı sağlar.
        Eklemlerdeki kıkırdak dokunun yoğunluğunu arttırır.
        Stresle başa çıkmanıza yardımcı olur.
        Bağışıklık sisteminizin iyi şekilde çalışmasını geliştirir.
        Kabızlıktan kurtulmanıza yardımcı olur.
        Depresyonun hafifletilmesine ve atlatılmasına yardımcı olur.
        Soğuk ortamlara çabuk adapte olma kabiliyetinizi artırır.
        Bel ağrılarının hafiflemesine ve kurtulmanıza yardımcı olur.
        Bel ağrılarından doğan sıkıntıların azalmasını sağlar.
        İnsuline karşı,doku duyarlılığını artırarak, kan şekerinin daha iyi kontrol edilmesine yardımcı olur.
        Yüksek tansiyonu kontrol için alınan ilaçların, yan etkilerine karşı koymaya yardımcı olur.
        Eklem esnekliğini korur ve gelişmesine yardımcı olur.
        Eğer yüksek tansiyonunuz varsa, bunu kontrol etmek için aldığınız ilaç ihtiyacını 20 – 30 % azaltır.
        Kemik erimesi hastalığı riskinin gelişmesini azaltır.
        Zihinsel uyanıklılığınızı artırır.
        Yaşa bağlı olarak oluşan kemik bozulmalarının yavaşlamasına yardımcı olur.
        Endometriyoya karşı riski azaltır.
        Eklem rahatsızlıklarından doğan acılara karşı koyma toleransınızın artmasını sağlar.
        Kilonuzu korumanıza veya kilo kaybetmenize yardımcı olur. Sadece diyet yaparak değil.
        Yaratıcılık gücünüzün artmasına yardımcı olur.
        Yağsız vücut dokularınızın korunmasına yardımcı olur.
        Sağlık harcamalarının ve ilaç kullanımının azalmasına yardımcı olur.
        Yabancı madde kullanımı ile mücadeleye yardımcı olur.
        Fazla kalorilerin yakılmasına yardımcı olur.
        Yüksek oranda gıda tüketmenizi sağlar, fakat buna rağmen, kalori dengenizin aynı kalmasına yardımcı olur.
        Ağır ilerleyen şişmanlığa karşı korur.
        Denge ve koordinasyonunuzun gelişmesine yardımcı olur.
        İştahınızın kısa süreli etkilerle azaltılmasına yardımcı olur.
        Ani kabarmaların üstesinden gelmeye yardımcı olur.
        Yaşlı bireylerdeki kısa süreli belleklerin gelişmesine yardımcı olur.
        Adet kanamalarından doğan belirtilerin hafiflemesine yardımcı olur.
        Genel ruhsal durumunuzun gelişmesini sağlar.
        Kolay ve iyi uyumanıza yardımcı olur.
        Kilo kaybına, özellikle vücuttaki yağdan kaybetmenize yardımcı olur.
        Kemiklerinizin kırılmalara karşı direncini ve yoğunluğunu artırır.
        Dinlenme durumundaki ****bolik seviyeyi korumanıza yardımcı olur.
        Kassal güç seviyenizi arttırır.
        Kassal dayanıklılık seviyenizi artırır.
        Egzersizden sonra çabuk toparlanabilme kabiliyetinizi artırır.
        Uygun kas dengenizi korumanıza yardımcı olur.
        Cinsel hayatınızın istenen doyumda ve düzeyde artmasını sağlar.
        Vücudunuzun dik durmasının gelişmesini sağlar.
        Egzersiz sırasında vücudun enerji elde etmede yağ kullanabilme kabiliyetini arttırır.
        Solunum sistemindeki kasların gücünün ve dayanıklılığın artmasını sağlar.
        İyi bir fiziksel görünüş sağlar.
        Kendinize olan güven duygunuzu arttırır.
        Rahat olmanıza yardımcı olur.
        Kısa süreli bilgileri hafızanızda tutma kabiliyetini geliştirir.
        İşveriminizi arttırır.
        Bol enerji verir. Günlük hayatınızda acil durumlarda ihtiyacınız olan enerjiyi sağlar ve sonradan ihtiyaç olabilecek daha fazla enerjinizi korumanıza yardımcı olur.
        Hastalıklara bağlı olarak iş günü kaybınızı azaltır.
        Bağımsız hayat tarzını korumanıza yardımcı olur.
        Yeni insanlarla karşılaşmanıza ve yeni arkadaşlar edinmenize yardımcı olur.
        Fiziksel zindeliğinizi geliştirerek, hayata daha yaratıcı olarak adapte olmanızı sağlar.
        Aktiviteler, kemiklerin güç depolamasına ve orta şiddetli egzersizler sırasında daha fazla baskı yaparak hem daha çok güç depolamasına hem de kemik yoğunluğunun artmasını yardımcı olur.
        Egzersiz, bağ ve bağ dokularını kuvvetlendirerek, yaşa bağlı olarak oluşabilecek sakatlıkları azaltır.
        Önceden hareketsiz bir yaşam tarzına sahip kişilerin, yorgunluğa karşı direncini artırır ve dinçlik hissinin oluşmasını sağlar.
        Hatta kalp hastaları bile, kalp ve solunum sistemlerini çalıştırıcı egzersizler yaparak, hastalığının üstesinden gelmek için gayret sarfederek, korkularından kurtulmalarına ve normal yaşamlarına dönmelerine yardımcı olur.
        Spor yapmak, sıkıntılarınızın azalmasına, eğlenme ve neşelenmenize, kısaca hayattan zevk almanıza yardımcı olur.
Referans.7gunsaglik.com.tr
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...