Social Icons

.

Pages

Beslenmemizi Bozan ve Suistimal Eden Gıdalar

Sezar salatası. Sağlıklı olduğunu düşünüyoruz, ama küçük sinsi noktalarıyla beslenmemizi bozabilir.

Küçük bir kasesinde 300-400 kalori ve 30 gram yağ bulunur. Sadece bir iki kaşık yiyin parmesan peyniri rendeleyerek tüketin. Mayonez kullanmayın.

Enerji barları. Birçoğu 500 kalori civarıdır. Geliştirilmiş gofret şeklindedir. 3 ısırıkta biter ve tatmin dahi etmez. Lifli, 200 kaloriden fazla olmayan ve protein miktarı yüksek olanı tercih edin.

Şekersiz içecek ikilemi. Yapay tatlandırılmış içecekler mesela kola zero denilen diyet kolalar ile kalorili yiyecekler söyleriz bunu dengeler sanırız. Toplam kalori alımına dikkat ederek tüketin.

%2 süt sorunu. Tam yağlı bir sütten daha fazla yağ içerir bu nedenle bu şekilde belirtilen süt ve sütle yapılan latte gibi kahveleri tercih etmeyin.

Düşük yağlı yoğurt. Protein ve kalsiyum açısından zengin olsa da şok edici miktarda ilave şeker oranı da vardır. Meyveli yoğurtlar ekstra tatlandırıcılıdır. Şekeri 20 gram altında kalorisi 130’un altında olanları seçin.

Buzlu çay. Şeker veya tatlandırıcı ilaveli kafeinli bu çaylar antioksidan etkisini de kaybediyor. Kendiniz evde tatlı buzlu çay yapabilirsiniz. Bitki ve meyveleri demleyin soğutun buz atın ve tarçınla tatlandırın.

Tuzlu soslar. Karışık salatalarda özellikle etli olanlarda arada kaynayan sosları fark edin. Turp, biber, salatalık ve taze sebzelerde tuz azdır. Konserveden uzak durun.

Krakerler. Tam tahıllı veya kepekli de dense, buğday veya rafine beyaz un kullanılır. Az yağlı fıstık, fıstık ezmesi ya da gevrek bir ekmek ile açlığınızı bastırın.
Kaynak.7gunsaglik

Bağırsak İltihaplanmasında Düşür Tortulu

İnflamatuar da denilen iltihaplı bağırsak hastalıkları, ülseratif kolit veya Crohn hastalıklarında nasıl beslenmeliyiz?

Düşük tortulu gıdalar tüketilmelidir. Kolay sindirilen yiyecekler önerilir. Böylece mide krampları ve ishal önlenebilir. Bitki ve lif ağırlıklı, tam tahıllar, kabuklu yemişler, çiğ ve kuru meyveler buna dahildir. Tortu dışkı oluşturan lif oranıdır. Sindirilemeyen gıdalar bağırsak duvarını tıkar iltihap ve hasara neden olur. İshal, şişkinlik, gaz ve kramp oluşur. Neler tüketilebilir?


Tahıllar. Tuzlu veya normal kraker, tost, beyaz ekmek, irmik, buğday, özellikle pişmiş tahıllar, pirinç mısır gevreği, erişte ve makarna.
Meyve ve sebzeler. Kuşkonmaz, pancar, yeşil fasulye, havuç, mantar, ıspanak, kabak, pişmiş patates ve domates sosu. Muz, kavun, elma, armut ve avokado.
Süt ve süt ürünleri. Et ve protein. Tereyağı, zeytinyağı, soya ürünleri, bal, vanilyalı kek, tatlı ve dondurmalar. Kafeinsiz kahve, çay ve karbonhidratlı içecekler. Taze meyve ve sebze suyu.

Kaçınılması gerekenler.
Fındık, hindistancevizi, şekerli ve tahıllı tatlılar, tam tahıllı ürünler, kuru erik, çilek, üzüm, incir, ananas, çiğ sebzeler, bezelye, brokoli, balkabağı, lahana, mısır, soğan, karnabahar, fasulye, mercimek, patates, şarküteri, peynir, reçel, fıstık ezmesi, turşu, zeytin, turp, patlamış mısır, hamur işleri.
Kaynak.7gunsaglik

Yemekten Önce Sıvı Alımı – Gülen Alpaydın

Kisa Bilgi : Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülen Alpaydın, Ramazan ayında yemekten önce sıvı almaya özen gösterilmesi gerektiğini söyledi.

Alpaydın,ayında, öğün sayısı ve gün boyu aç kalınarak düzenli beslenme biçiminin farklılaşması sonucu metabolizma hızında yavaşlamalar ve buna bağlı aşırı kilo alımının ortaya çıkma olasılığı bulunduğuna da dikkat çekti.

Kronik hastalıkları olan bireylerin, doktora danışmadan oruç tutmaması gerektiğini belirten Alpaydın, oruç tutmak isteyenlerin diyetisyene başvurarak beslenme programları oluşturabileceklerini söyledi.

Ramazan ayında iftar ve sahur arasına ‘ara öğün’ katılarak öğün sayısının 3 olarak tutulmaya çalışılmasını öneren Alpaydın, şöyle devam etti: “Özelikle bu dönemde yapılan beslenme hataları olarak, sahura kalkamadan, gece yemek yiyerek yatmak, hızlı ve aşırı yemek yemek, sahurda posasız ve ağır besinlerin tüketimi, az su içilmesi ve fiziksel aktivite azlığı gösterilebilir. Sahura kalkmadan, gece yemek yiyerek yatmak durumunda uzun süre aç kalınarak vücut ‘kıtlık’ durumuna sokulmaktadır. Kıtlığa giren vücutta yağ, su ve kas kaybı ve bazal metabolizma hızında yavaşlama olmakta, ayrıca alınan her besin vücutta yağ olarak depolanmaktadır. Ramazan ayında uzun süreli açlık sonunda kan şekerinin düşmesi sonucu çoğu kez hızlı ve fazla miktarda besin tüketilir. Hızlı besin tüketimi mide asidinin yemek borusuna kaçması olarak tanımlanan reflüye ve kabızlık gibi sağlık problemlerine neden olabilir. Reflüyü önlemek için kahve, kakao, çikolata gibi aşırı kafein alımından kaçınmak, yağlı yiyeceklerden uzak durmak ve yemeği yer yemez yatmamak gerekir. Bunun dışında kabızlık problemi çekenler için posalı besinlerin daha fazla tüketilmesi önerilir. Bunun için de meyve ve sebze tüketiminin artırılması, ekmek olarak kepek veya çavdar ekmeğinin kullanılması ve özellikle su tüketiminin artırılması gerekir.” diye konuştu.

“İftarda ise çorbayla başlanıp 10-15 dakika ara verildikten sonra, ana yemeğe geçilmelidir” diyen Alpaydın, şu önerilerde bulundu: “Ramazan ayında oruç tutarken beslenmeye daha çok özen gösterilmeli ve yağlı yiyeceklerden kaçınılmalı. Yemeklerin ağır olmamasına, az yağlı olmasına ve yağda kızartılmadan yapılmış yiyeceklerin seçilmesine, sık aralıklarla az yemek tüketilmesine dikkat edilmeli.

Sahurda posasız ve ağır besinlerin tüketiminden kaçınılmalıdır. Sahurda hafif bir kahvaltı yapılmalı, şeker içeren basit karbonhidratlar kan şekerinin aniden düşmesine neden olduğu için tercih edilmemelidir. Protein içeren besinler süt, yumurta, peynir gibi, uzun süre tok tutucu özelliğinden dolayı tercih edilmelidir. Tuzlu ve salamura besinler, susamaya neden olacağından tüketilmemelidir. Az su içilmesi Ramazan ayında gözlenebilen en önemli beslenme yanlışlarındandır. Özelikle yemekten önce sıvı almaya özen gösterilmelidir. Gün boyunca kaybedilen sıvı miktarı oldukça fazladır ve bunun yerine konması gerekmektedir. Sıvı olarak limonata, taze sıkılmış meyve suyu, komposto tüketilebilir.

Çay ve kahve, diüretik etkileri nedeniyle kısıtlı olarak tüketilmelidir. Fiziksel aktivite azlığı; uzun süreli aç kalmak, hareket azlığı bazal metabolizma hızının yavaşlaması ve vücudun susuz kalması kilo alımına neden olmaktadır. Bu nedenle ramazan ayı boyunca hafif yürüyüşler tercih edilmelidir. Çok ağır sporlar su kaybına neden olduğu için bu dönemde tercih edilmemelidir.”

Alpaydın, Ramazan ayı için öğünlerde yemek menüleri konusunda şu örnekleri verdi:

SAHUR:

• 1- 2 dilim ekmek ya da pide 2/5 pide ekmek

• 1- 2 dilim peynir ya da 1 adet yumurta

• 5- 6 adet tuzsuz zeytin veya 1adet ceviz

• Domates, salatalık

• Meyve ya da 1-2 çay kaşığı bal veya reçel

veya

• 1 kâse çorba

• 1 kâse yoğurt

• 1 porsiyon etli sebze ya da et yemeği

• 1dilim ekmek

• Domates, salatalık

İFTAR:

• 1 -2 adet zeytin ya da hurma veya peynir

• 1 kâse çorba

• 1 porsiyon et yemeği ya da etli sebze yemeği

• Salata (az yağlı)

• 2 -3 dilim ekmek ya da pilav veya makarna veya 1 dilim börek

Ara Öğün

• 2 adet meyve + 1 su bardağı süt ya da yoğurt

Veya

• 1 kâse meyve kompostosu + gece yatarken süt.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Bilgisayar Kullanırken Dikkat Etmek İçin Bir Neden Daha

El ve el bileğini yoğun kullanan kişilerin dikkat etmesi gereken bir durum söz konusu. Ortopedik bir sorunla karşılaşmamak için uzmana görünmek şart..

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Meftun Karataş, yaptığı iş gereği el ve bileklerini çok kullananların ‘karpal tünel sendromu’ tehlikesi altında bulunduğunu söyledi.


Karataş, bilgisayar kullanıcıları, marangoz, et ve tavuk paketleme işiyle uğraşanlar, müzisyen ve teknisyenlerin risk altında bulunduğuna dikkat çekti.

Hastalığın bahçe işleriyle uğraşanlarla birlikte, hobi olarak iğne ve oya ile ilgilenenlerde de sıkça görüldüğünü vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Karataş, sendromun, şeker hastalığı, romatizma, guatr gibi kronik hastalıkların seyri sırasında da ortaya çıktığını, gebeliğin son birkaç ayında da yaygın olarak görüldüğünü kaydetti.

Hastalığın el ve bileklerde yüksek ağrı ve güçsüzlüğe neden olduğunu ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Meftun Karataş, böyle bir sorunla karşılaşanların doktora başvurması gerektiğini söyledi. Opr. Dr. Karataş, "Günümüzde sık karşılaşılan el hastalıklarından biri de ‘karpal tünel sendromu’dur. Çünkü yaş ve iş ne olursa olsun ellerimiz sürekli çalışmaktadır. Ellerde ağrı ve uyuşma ile başlayan, uykudan uyandırma derecesine varan ağrılara neden olan sendrom, median sinirinin el bileğinden ele geçiş yaptığı bölgedeki mevcut tünel içerisinde sıkışması sonrasında oluşur. Elin parmaklarında hareket veren tendonların bir bölümü bu tünel içerisinde seyreder. Ellerimizde bu tip şikayetlerin ilk ortaya çıkmasının ardından, tedavi için zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak önemlidir. Tedavi olmak için ağrının aşırı artması, dayanılmaz hale gelmesi beklenmemelidir." dedi.

Hafif vakaların, çeşitli bileklik veya ateller yardımıyla tedavi edilebileceğini söyleyen Op. Dr. Karataş, "Tünel içine kortizon uygulamaları da yapılabilir. Kortizon uygulaması tünel içerisindeki ödemi azaltacaktır, takibinde el bilekliği kullanımı uygun olur. Bu tedaviye yanıt alınamayan veya geç evrede tanı konmuş olan vakalarda cerrahi tedavi uygundur. Bu işlem hastanın hastaneye yatış yapmasını gerektirmeyen lokal anestezi ile yapılabilecek bir işlemdir." ifadelerini kullandı.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Duruş Bozuklukları Erken Yaşta Önlenmeli

Kambur durmak çağımızda hemen her gençte görülen bir duruş bozukluğu. Okul çağında ağır çantalardan kaçınmak ve omurgayı düzene sokmak çok önemli..

Çağın okul hastalığı olarak nitelendirilen ‘duruş bozukluğu’ konusunda velileri uyaran uzmanlar, bu yıl okula başlayacak çocukların ağır çanta taşımaması ve uzun süre hareketsiz kalmaması gerektiğini vurgulayarak, çocuklarda eğik ve yan oturuşların alışkanlık haline getirilmesinin sakıncalarına dikkat çekti.


Uzmanlar, bu yıl okula başlayacak çocukların ileri yaşlarda duruş bozukluğu, kamburluk, bel, sırt, boyun ağrıları ve kireçlenme sorunu yaşamaması için veli ve öğretmenlere bir dizi tavsiyede bulundu.

İyi bir duruş eğitiminin nasıl çocukluktan başlıyorsa ileri yaşlarda görülebilecek omurga ağrılarının da yine bu yaşlardaki alışkanlıklardan kaynaklandığını dile getiren uzmanlar, rahatsızlıkların edinilen yanlış oturma, eşya taşıma ve uyuma alışkanlıklarından kaynaklandığını açıkladı.

KÜÇÜK YAŞTA GÖRÜLEN OMURGA EĞRİLİKLERİ NEDEN OLUYOR?
Küçük yaşlarda görülen omurga eğriliklerin pek çok sebebinin olabileceğini ifade eden Life Fitness Akademi Uzmanları, okul sıralarının çocukların boyuna uygun olmaması, bilgisayar karşısında uzun zaman geçirilmesi, ağır sırt çantası taşınması, uygunsuz yatak seçimi, yanlış oturma, uyuma alışkanlığı, aşırı kilolu olmak ve görme bozukluklarının başlıca sebepler olduğunu kaydetti.

Bunlar dışında yapısal olan ve olmayan kamburluğun da (skolyoz) daha çok 10’lu yaşlarda ortaya çıktığını belirten uzmanlar, sebebi yüzde 80 bilinmeyen bu hastalığın gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar, vitamin eksikliği ve şeker hastalığından kaynaklanabileceğini bildirdi.

DURUŞ BOZUKLUĞUNA ÇARE: EGZERSİZ
Günümüzde bilgisayar ve televizyon karşısında uzun saatler geçiren, hareketsiz şehir yaşamına mahkum olan çocukların en az yetişkinler kadar egzersiz yapma ihtiyacında olduğunu dile getiren Life Fitness Akademi Uzmanı Özgür Güngör, ancak bu yaş grubunun büyüme çağında olmasından ötürü, yaşlarına uygun egzersiz planlaması yapılmasının gerektiğini söyledi.

EGZERSİZ SEÇİMİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
Egzersiz seçiminde de dikkat edilmesi gereken hususlar olduğunu belirten uzmanlar, ekran karşısında geçirilen saatlerin sınırlandırılması gerektiğinin altını çizdi. İster çocuk olsun ister yetişkin, bilgisayar ve televizyon karşısında geçirilen saatler sonucu kasların gerginleştiğini dile getiren uzmanlar, bunun sonucunda da vücudun ideal duruşundan uzaklaştığını ve bu saatlerin mümkün olabildiğince azaltılması gerektiğini söyledi.

Çocukların yapacağı egzersizlerin başında kalp-akciğer sistemini geliştirmeye yardımcı olan bisiklet sürme, yüzme ve yürüyüşün geldiğini ifade eden uzmanlar, kemikleri ve kasları güçlendiren hareketlerin ise koşma, atlama, bazı direnç ve ağırlık hareketlerinin olduğunu belirtti. Ayrıca uzmanlar, ailede kalp, şeker, tansiyon gibi hastalıklar varsa çocuğun aktif bir egzersiz yaşam sürmesinin önemli olduğunu vurguladı.

Çocukların zihinsel ve bedensel gelişimlerine uygun egzersiz programlarına teşvik edilmesi gerektiğinin de altını çizen Life Fitness Akademi uzmanları, 5-7 yaş grubu çocukların kısa süreli dans, jimnastik ve kendi vücutlarını kullanarak ağırlık egzersizi yapabileceklerini kaydetti.

8-9 yaş çocukların, daha karmaşık aktiviteler için uygun olduğunu ifade eden uzmanlar, koşma, yüzme ve tırmanmanın yapılabileceğini ve kayak, tenis ve buz patenine başlamak için ise uygun dönem olduğunu söyledi.10-12 yaş dönemindeki çocukların, takım sporları ve efor gerektiren branşlara başlayabileceğini bildiren uzmanlar şunları ekledi:

“Diğer yaşlar, bedensel gelişim diğer spor dallarını yapmaya uygun hale gelmiştir. Yine de halter, boks, güreş gibi sporlara 13-15 yaşlarında başlanması tavsiye edilir. Bunlar dışında fitness club’lar ve sosyal tesislerde çocuklara yönelik yoga, pilates, masa tenisi gibi dersler verilmektedir. Olanak dahilinde çocukların bu aktivitelerden yararlanmasına çaba gösterilmelidir.”

Egzersiz yapmanın çocuklarda duruş bozukluğunu önleme dışında da büyük fayda sağladığını söyleyen uzmanlar, vücut sağlığına olumlu katkılarının yanı sıra egzersizin; disiplini kazanmanın aktif ve sosyal yaşama hazırlanma, obezitenin önlenmesi, entelektüel gelişime katkıda bulunma, stresle baş edebilme ve ruhsal iyilik, konsantrasyon yeteneği, sigara ve madde kullanımı eğilimini azaltma gibi faydalarının da olduğu kaydetti.
Referans.7gunsaglik.com.tr

İshale Karşı Pirinç, Tuz ve Su

Türk yöntemleri bazen oldukça etkili oluyor. İshale karşı tuz, su ve pirinç tedavisi işe yarıyor..


Bir çay fincanı pirinç, iki çay fincanı su ve yarım tatlı kaşığı tuzun haşlanmasıyla hazırlanan pirinç lapası, Türkiye’deki annelerin ishale karşı kullandıkları etkili yöntemlerden biri. Türkiye’de hemen herkesin bildiği bu yöntemi, Alman uzmanlar da onayladı.

Berlin Charite Hastanesi Doğal Tedavi Merkezi uzmanlarından Dr. Miriam Ortiz, pirinç lapasının ishalde başarısı onaylanmış bir tedavi yöntemi olduğunu vurguladı. Ortiz, eczane dergisi "Bebek ve Aile"de yayımlanan makalede, "Pirinç haşlandığında ortaya çıkan yapışkan sıvı vücutta suyun tutulmasına yardımcı oluyor. Tuz ise ishal nedeniyle kaybedilen elektroliti vücuda geri kazandırıyor" açıklamasını yaptı.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Hazımsızlığa ve Reflüye Son

Mide ekşimesi, mide yanması gibi hazımsızlık ve mide problemlerinize deva olacak tarifleri Ender Saraç veriyor..

Birçoğumuz yemekten ya çok tok ya da çok aç kalkıyoruz değil mi? Dengeyi tutturmak oldukça zor. Özellikle yemeği fazla kaçırdığımızda üstüne bir de hazımsızlık yaşıyoruz. Peki, bu problemi yaşamamak için ne yapmalı? Beslenme Uzmanı Ender Saraç, fazla yemek kaçamaklarının vücuda ağır bir fatura olarak dönmesine engel olacak bazı pratik önerilerde bulundu.

“Öncelikle yemeğinizi ya karbonhidrat ya da hayvansal protein ağırlıklı olarak seçin” diyen Beslenme Uzmanı Ender Saraç, menü örnekleri verdi.

Hayvansal ağırlıklı menüye örnekler

*Bol Tavuk + yeşil salata + sebze + 1 ara sıcak + 1 meze + çok az ekmek veya pirinç.
*Izgara et + çorba + çoban salata + 1 ara sıcak + közde biber çok az ekmek veya patates veya pide.
*2 orta boy balık + kalamar + salata + közde biber + patlıcan salata + 1 – 2 dilim ekmek.
*Bol hindi + çoban salata + patlıcan salata + zeytinyağlı sebze + az pilav.
*2 yumurtadan, taze kaşarlı omlet + yeşil salata + közde biber + zeytinyağlı sebze + çok az ekmek.

Karbonhidrat ağırlıklı menüye örnekler

*Ispanaklı kol böreği + çorba + zeytinyağlı + sütlü tatlı
*Pilav + (etsiz) kuru fasulye veya nohut veya mercimek + yeşil salata + turşu + komposto
*Makarna yanına sebze veya mantar + salata + sütlü tatlı
*Risotto (sebzeli veya mantarlı) + çorba + salata + sütlü tatlı
*(Sebzeli, mantarlı) pide veya pizza + salata + zeytinyağlı + sütlü tatlı

DÜŞÜK KALORİLİ MEYVE ERİK İLE SİNDİRİMİ KOLAYLAŞTIRAN TARÇIN BU KOMPOSTODA BULUŞTU. TARİFİ İÇİN TIKLAYIN!

Ender Saraç’tan beslenme önerileri

1- Restorana veya eve davetliyseniz, iştahınızı yemeğe saklayın. Önünüze ikram edilen tulum peynirleri, ekmek, tereyağ gibi yiyeceklerde hayvansal – karbonhidrat ayırımını (tereyağ – peynir ile pide – ekmek gibi) bozarız ve aç olduğumuz için ölçüsüzce ve hızlı olarak yeriz, sonra da bu yediğimizi unutur ve saymayız. Doya doya esas ve sıcak yemeği yiyin ama ön ikramları bir lokma tadarak geçiştirin.

2- Sadece hafta sonunda alkol alanlar için yemekten önce 1 kadeh, yemeğin sonuna doğru da 2 kadeh almak, yavaş yavaş içmek, aşırı soğuk içmemek önemlidir. Tatlıyla alkolü peşpeşe tüketmek, alkolü rekabet konusu yapmak akıllıca değildir.

3- Yemekten sonra veya eve dönünce peşpeşe 2 – 3 fincan yeşil çay + rezene çayını şekersiz için.

4- Bildiğimiz sıcak – kaynarımsı suyu, katıksız olarak sadece 1 – 2 adet tane karanfil ve ince bir dilim limonla ayrıca bitki çayına ek olarak içmek, hızlı sindirime yardımcı olur. Hem barsakları hem de böbrekleri çalıştırır ayrıca alkol almış olanların kandaki alkol düzeyini düşürmeye başlar ve kendini daha kolay arındırır.

5- Yemek sonrası sindirimi kolaylaştırıcı özel baharat karışımını deneyin: 1 tatlı kaşığı kişniş veya kişniş şekeri, 1 tatlı kaşığı rezene tohumu, 1 çay kaşığı çekirdek kakülenün iç çekirdekleri, 5 – 6 adet tane karanfil varsa 1 tatlı kaşığı beyaz kaya şekeri – kırılmış. Bu karışım ağır yenen bir yemekten sonrası 1 – 2 tatlı kaşığı kadar ağza alınır, çiğnenir. Sadece karanfiller yutulmaz, geri kalan kısmı da yavaş yavaş yutulur. Gazı söktürür, mideyi rahatlatır, sindirimi kolaylaştırır.

6- Özellikle fazla acılı yemeklerden sonra taze naneyi 5 – 6 yaprak çiğnemek ve üstüne de bir fincan sıcak su içmek, yukarıdaki maddelerden hiçbirini yapamıyorsanız yararlıdır.

7- Ağır sofralarda, kimyon ve az zencefil ayrıca karabiber, tarçın, kaküle, rezene, havlıcan sindirimi kolaylaştırır. Hiçbir baharatı aşırı tüketmeyin.

8- Varsa biraz rezene yağı ile yoksa susam yağı veya zeytinyağı ile karna saat dönüşü yönünde 10 dk. masaj yapmak hem gazın çıkmasına hem de barsak hareketlerinin hızlanmasına yardımcı olur.

9- Hafif yürüyüş ve derince temiz havayı içimize çekmek, kapalı ortamın getirdiği sigara dumanı, kirli havanın olumsuz sindirim etkilerini dengeler. Asla ağır bir yemekten sonra hemen yatmayın. .Kaynak.7gunsaglik.com .,

Ihlamur Çayının Faydaları Neler?

Ayva, ıhlamur ve bal üçlüsü kış aylarının en sevilen tatlarını bir araya getiriyor. Her şekilde tüketilebilir bu üçlünün faydaları..

Kış aylarında hastalıktan korunmak için ve iyileşme sürecinde kullanılan ilaçların yanı sıra içilen bitki çayları da iyileşmede yardımcı oluyor. Farmakolog ve Fitoterapi Uzmanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, öksürükte yatıştırıcı ve boğazı yumuşatmak için ıhlamur çiçeği ve ayvanın birlikte kullanılmasının yararlı olacağını, tatlandırıcı için de balın tercih edilmesinin faydalarını anlatıyor.

Prof. Dr. Erdem Yeşilada’nın yürüttüğü farklı bir çalışmanın sonucunda ıhlamur içerisindeki bileşenlerden bazılarının (flavonoit) iltihap giderici ve ağrı kesici etki gösterirken, bazı bileşenlerin (müsilaj) de boğazı yumuşatması neticesi boğazda tahrişi önlediğini ve bu suretle soğuk algınlığı şikayetlerinin hafifletilmesinde tedaviye yardımcı olduğunu ortaya konulmuştur.

Prof. Dr. Erdem Yeşilada, soğuk algınlığı hissedildiği dönemlerde öksürükte yatıştırıcı ve boğazı yumuşatmak için ıhlamur çiçeği ve ayvanın birlikte kullanılmasının yararlı olacağını söylüyor. Ayva meyvesi ve yaprakları da taşıdığı bileşenleri nedeniyle öksürüklerde tedaviye yardımcı oluyor. Bilhassa ıhlamur ile birlikte hazırlanan çayın hem lezzetinin hem de etkinliğin artmasını sağlıyor. Yeşilada, ayva ve ıhlamur karşımınından elden edilen çaya tatlandırıcı şeker yerine istenirse bal ilave edilmesinin daha uygun olacağını, bu sayede öksürüğün ve diğer soğuk algınlığı belirtilerinin daha etkili bir şekilde kontrol altında tutulabileceğini belirtiyor.
Kaynak.7gunsaglik

Muşmula, Yaşlanmaya Ve Gribe Karşı Birebir

Alternatif tıp dünyasının mucizelerinden biri de muşmula. Uzun ömürlü olmayı sağlıyor, giribi önlüyor..

Gaziosmanpaşa Üniversitesi (GOÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Resul Gerçekcioğlu, muşmulanın, nezle, grip ve soğuk algınlığı gibi kış hastalıklarının doğal ilacı olduğunu bildirdi.

Gerçekcioğlu yaptığı açıklamada, muşmulanın, yenidünya ile yakın ilişkili olduğu düşünüldüğünden, Japon muşmulası olarak da adlandırıldığını belirtti. Muşmulanın, yaprağını döken, genellikle 3-5 metre boyunda, küçük taç yapısına sahip bir bitki olduğunu ifade eden Gerçekcioğlu, ”Ağaçları verimli olup uzun ömürlüdür. Çiçekleri beyaz ve pembe renklidir ve erselik yapıdadır. Çiçekleri, Mayıs-Haziran aylarında açarlar. İlkbahar geç donlarından zarar görme olasılığı yoktur. Meyveleri, yuvarlak veya oval, etli, 5 çekirdekli, sertken buruktur, yumuşayınca yenir. Anadolu’da ‘döngel(töngel)’ ve ‘beşbıyık’ olarak da bilinir. Yaklaşık 3 bin yıl önce İran’ın kuzeyinde yetiştirildiğine dair kayıtlara rastlanmaktadır.

Günümüzde ise, ancak sınırlı alanlarda kültürü yapılmaktadır” diye konuştu. Prof. Dr. Gerçekcioğlu, şöyle konuştu: ”Muşmula, çeşitli şekerler, organik asitler, pektin maddeleri yanında, C vitamini, karoten ve polifenoller (vücut direncini artırır) gibi antioksidan (yaşlanmayı geciktirir) ve antikanserojen maddelerce de çok zengindir. Muşmula özellikle, nezle, grip ve soğuk algınlığı gibi kış hastalıklarının doğal ilacıdır. Aynı zamanda doğal bir lif deposudur. Muşmula meyvelerindeki polifenol oksidaz aktivitesi diğer birçok bitki türünde tespit edilen değerlere göre oldukça yüksektir. Muşmula, kış aylarında sevilerek tüketilen bir kaç meyve türünden birisidir. Ticari olarak yetiştirildiği ülkelerde (Almanya, Hollanda gibi) iri meyveli ‘Royal’, ‘Nottingham’, ve ‘Dutch’ gibi birkaç ticari çeşitleri bulunmaktadır. Ticari olmasa bile Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunda ev bahçelerinde, ilaç bitkisi gibi yaygın olarak yetiştirilmektedir.”

TÜRKİYE’DE NESLİ TEHLİKEDE
Muşmulanın Türkiye’de neslinin tehlikede olduğunu belirten Gerçekcioğlu, ”Meyve, çevresel ve diğer baskılarla genetik erozyona uğramakta ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır” dedi.

Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu, meyvenin genetik kaynaklarındaki çeşitliliğin saptanması, toplanması ve korunmasının, sürdürülebilirlik bakımından son derece önemli olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

”Bitki genetik kaynakları ve bitkisel çeşitlilik açısından dünyadaki nadir ülkelerden birisi olan Türkiye’de, bunların korunmasına yönelik çalışmalar 1960’lı yıllardan bu yana yürütülmektedir. Bu amaçla yürütülen ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın da öncelikli konuları arasında olan bu tür çalışmalardan biri olan, GOÜ Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü’nde yürütülen ”Tokat’ın Muşmula Populasyon Haritası, Tür Dağılımı, Genetik Kaynak Muhafazası ve Çeşit Geliştirme” projesinde epeyce mesafe aldık. 2009 yılında başlanan projemiz halen devam ediyor. Bu proje ile iri meyveli, verimli çeşitler geliştirilerek, ülke tarımına katkıda bulunmayı amaçladık.”
Kaynak.7gunsaglik

Kalçalarınız Hakkında Büyüleyici Gerçekler

Kalça, basen ve popo. Hepsi aynı sonuçta ve kadınların ortak ilgi konusu. Kalçalarımız hakkında bilmemiz gereken 8 önemli şey nedir?

Popomuzun yani kalçalarımızın övülmesini seviyoruz. Estetik anlamda güzel olduklarını bilmek tatmin edici bir duygudur kadınların hoşuna gider. Düzgün ve hoş duran kalçalar takdir ister.

Büyük kalçalara sahip olmak bilinenin aksine sağlıklı olabilir. Popo ve uyluk bölgesindeki yağlanma karın bölgesindeki yağlanmadan daha az risklidir. Kalp hastalıkları karın ve göğüs bölgesinin kapsamına girer. Popo yağları kalp sorunlarından koruyabilir bile.

Popo ve basen şekillendiriciler, tayt, korse, çeşitli ürünlerin üretilmesi için kalçalar vesile olmuştur. Açık renk pantolonlar üretilirken popo şekillendiricileri kullanan kadınlar rahatça mini ve dar giyinmeye başlamıştır.

Bu bölgedeki yağlanmalara karşı özel kalça sıkılaştırma, eritme ve şekillendirme masaj aletleri, spor aletleri ve özel egzersiz önerileri ortaya çıkmıştır.

Erkekler kadında estetik ve güzellik arıyor ve ilk olarak popo kısmına baktıklarını biliyor muydunuz? Kalça implantı, plastik cerrahi adımları bu alanda iyice gelişmiştir. Popo egzersizleri son yılda büyük oranda revaçtaydı. Kadın da erkek de kalça güzelliğine önem veriyor ve en sık yapılan spor ve egzersiz de kalça konusu üzerine oluyor.
Kaynak.7gunsaglik

Hipoglisemi Ve Diyabet Hakkında Bilmedikleriniz

Vücudumuzda yeterli sayıda glikoz yani şeker olmadığı zaman hücreler yakıt olarak kullanmak üzere çaresiz kalır, hipoglizemi yani kandaki düşük şeker oranı hastalığı ortaya çıkar. Farklı faktörleri ve nedenleri de olabilir. Kullanılan ilaçlar ve yanlış beslenme de hipoglisemi sebebidir.
Hipoglisemi Belirtileri
Çoğu kişide kan şekeri değeri 70 mg/dl dir. Daha düşük olduğunda bu durum ortaya çıkar. Diyabetli kişilerde hipoglisemi belirtileri farklı olabilir:
Karışıklık
Baş dönmesi
Şüphecilik
Açlık
Baş ağrısı
Sinirlilik
Kalp ritminde bozukluk
Soluk cilt
Terleme
Titreme
Zayıflık
Kaygı.
Tedavi edilmezse daha ciddi olan şu belirtiler ortaya çıkacaktır:
Baş ağrısı
Sinirli hissetmek
Zayıf koordinasyon
Konsantrasyon eksikliği
Ağız ve dide uyuşma
Kabuslar ya da kötü rüyalar
Koma.
Diyabet ilaçları hipoglisemiyle bağlıdır. Ağızdan alınan ilaçlar düşük kan şekerine neden olabilir. Bunlar, sülfonilüreler, meglitinitler, alfa-glukozidaz inhibitörleri, biguanidler ve thiazolidinedionlardır. Düşük kan şekerine neden olabilen diğer diyabet ilaçları şunlardır: glimepirid (Amaryl), Nateglinid (Starlix), Prandin (replaglinide) ve sitagliptin (Januvia). Alkol ve aspirin de diğer etkenlerdir.
Karbonhidrat fazla tüketilirse kan şekeri yine düşer. Basit şeker alımı düşürülmelidir.
Karbonhidrat tüketimini azaltın. Eczaneden glukoz tabletleri alabilirsiniz. Şekersiz sakız çiğneyin. Yarım bardak meyve suyu için. 1 su bardağı yağsız süt için. Yarım bardak şekersiz bir içecek için. 1 yemek kaşığı bal, 1 yemek kaşığı sofra şekeri ve mısır şurubu tüketin.
Kan şekerinizi düzenli olarak ölçün. Normal seviyeye gelene dek bunları uygulayın. Çok fazla aç kalmayın, sıvı bolca tüketin. Peynirli kraker ve fıstık ezmesi aralarda idealdir..Kaynak.7gunsaglik.com,

Günde Ne Kadar Süt İçmeliyiz?

Kemik sağlığı için yapı taşı olan süt ne kadar tüketilmeli ve sütün mucizevi faydaları..

Yaşamın her döneminde tüketilmesi gereken süt, vücudun ihtiyacı olan enerji ve besin öğelerini önemli ölçüde karşılar. Diyetisyen Deniz Berksoy, sayısız faydası bulunan sütün mucizelerini anlattı ve günlük tüketiminin ne kadar olması gerektiğine değindi.

Süt; içinde iyi kalite protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve minerallerin çoğunu içermektedir. Hamilelik ve emziklilik döneminde bebeğin kemik gelişimi için annenin kalsiyum depolarına olan ihtiyaç ile süt ve ürünlerinin önemi artmaktadır. Sütün içerisinde bulunan protein referans protein olarak gösterilecek kadar kalitelidir ve özellikle kas dokusunun oluşması ve onarılmasında çok etkilidir.

Sütün mucizeleri

Kemik ve diş yapısı için gerekli: Kalsiyum bakımından çok zengin olan süt ve süt ürünleri, güçlü kemik ve diş yapısı için gereklidir. Kalsiyum vücutta %99 oranında kullanımı en yüksek olan mineraldir. Menopoz sonrası kadınlarda olası osteoporoz riskini de azaltmaktadır.

Kalsiyum ve fosfor zengini: Süt ve süt ürünleri, kalsiyumun yanında fosfor açısından da zengindir. Kalsiyumdan sonra insan vücudunda en fazla bulunan fosfor; %80’i kemik ve dişlerde %20’si hücrelerde ve hücre dışı sıvılarda bulunur.

Vücut için gerekli vitaminleri barındırır: Süt ve süt ürünleri insan için alınması zorunlu olan vitaminlerin neredeyse hepsini bünyesinde bulundurur. A, D, E ve K vitaminleri süt yağı ile ilişkili olarak sütün içerisinde yer almaktadır.

Kaliteli protein kaynağı: Süt ve süt ürünlerinin içerisinde bulunan protein referans protein olarak gösterilecek kadar kaliteli olup özellikle kas dokusunun oluşması ve onarılmasında çok etkilidir.

Süt tüketimi ne kadar olmalı?

Sağlıklı bir iskelet sistemi için çocukluk çağından itibaren süt ve ürünleri yeterli tüketilmelidir. Kemik erimesinin sık görüldüğü ülkemizde özellikle kadınlar, çocuklar ve adolesanlar için süt önemli bir besin maddesidir. Günde en az 2-3 su bardağı (500ml-750 ml) süt ve ürünleri tüketimi önemli.

Ülkelerarası süt tüketim oranları

Ülkemizde süt ve süt ürünleri tüketimi yılda 100 kg düzeyinde olup, bu miktar gelişmiş ülkelerin oldukça altındadır. İçme sütü tüketimimiz ise yılda kişi başı 26 litre seviyelerinde olduğu tahmin edilmektedir. Oysaki diğer ülkelere baktığımızda yıllık tüketim; İzlanda’ da 120 litre, Avustralya’ da 107 litre, ABD’ de 82 litre, Rusya’ da ise 70 litre.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Drew Barrymore’den Kadınlara Güzellik Önerileri

Birçok kadının rol model olarak beğenip takip ettiği ünlü aktris Drew Barrymore, kadınlara güzellik ve makyaj önerileri verdi.

Patlıcan moru renginin bu sezon önemini vurgulayan genç ve güzel oyuncu, bu rengin tüm tonlarını yüz makyajında öneriyor. Mürdüm, çilek, pembe, fuşya, mor, patlıcan ve daha fazla tonla ışıldayın.

İşte markalara göre makyaj önerileri ve 2014’ün ilk makyaj modası tavsiyeleri…

www.walmart.com dan çilek ve leylak tonlarında A Lot Creme Göz Farı sadece 8 Dolar.
Kremsi dokusu ile topaklanmaya son. Daha seksi, güzel ve kalıcı görünümü çilek leylak tonlarında yakalayın tüm gece ışıldayın. Krem lavanta rengi göz farıyla ayrıca gölge yapabilir, patlıcan moruyla kuyruk ve uç gölgelerinizi tamamlayabilirsiniz. Dumanlı bir göz makyajı yapın. Chubby Flower Eyes serisinden aynı fiyata hoş farlar bulabilirsiniz. Gözün iç köşesinden iç kısımlarına lacivert kalem ve far uygulayın.

Massive Midnight serisinin mavileri ve mavi tonları harika bir etki yaratıyor. Bu serinin Clinique Chubby Stick Shadow Tint for Eyes modelini mutlaka alın ve rahatça kullanın. Sadece 17 Dolar. Üst ve alt kirpiklere patlıcan moru veya lacivert rimel harika durur. Eyelinerı da bu tonlarda seçin. Siyah maskarayı 2 kat uygulayın.

Yanaklara elmacıkları vurgulayacak biçimde kremsi erik rengi bir allık uygulayın. Sadece 10 Dolara Flower Kiss Me Twice Lip & Cheek Chubby in Raisin the Roof serisini mutlaka deneyin. Erik renginin her tonu dudak ve yanaklarda moda.

31 Dolara ise çilek ve kırmızı tonlarında rujunuzla makyajı tamamlayın. Cruise Dior Addict Extreme Ruj, C. Dior markasının favorisi. Mineralli yapısıyla muhteşem çilek dudaklara kavuşun.
Kaynak.7gunsaglik

Duruş Bozukluğu Nasıl Önlenir?

Özellikle küçük yaşlarda başlayan oturma ve duruş bozuklukları ileride ciddi sorunlarla karşımıza çıkabilir.

Fizyoterapist Nurcan Çelik, erken çocukluk döneminde uzun süre aynı pozisyonda oturan çocuklarda, duruş bozukluğu başta olmak üzere birtakım sıkıntıların yaşanabileceğini söyledi.

Çelik, omurgada oluşan statik yüklenmelerin anatomik yapının bozulmasına ve bir takım duruş bozukluklarına yol açtığını dile getirdi.

Özellikle okul çağında ortaya çıkan bu durumun bazen ebeveynler bazen de öğretmenler tarafından tespit edilebildiğine işaret eden Çelik şunları kaydetti:

"Erken çocukluk çağı her ne kadar hareketli geçse de takip eden okul dönemi en az 45 dakika boyunca bireyi oturmaya zorlayan ve ağır çanta taşıma gibi omurgayı statik yüklenmeler altında bırakan bir dönemdir. Artık yerçekimi avantaj olmaktan çıkmış omurga sağlığı için düşman bir etken haline gelmiştir. Omurgada oluşan bu statik yüklenmeler anatomik yapının bozulmasına ve birtakım duruş bozukluklarına yol açar. Bu tür durumlarda ‘Dik dur, omuzlarını geri al, kambur durma’ gibi ihtarlarla duruş düzeltilmeye çalışılır. Çoğu zaman da bunun geçici olduğu okul bitince kendiliğinden düzeleceği düşünülebilir. Ama bu son derece yanlış bir yaklaşımdır."

"Sağlıklı bir nesil için sağlıklı bir duruş şart"

" ‘Ağaç yaş iken eğilir’ sözü aynıyla göz önüne alınırsa geri dönüşü olmayan bir yanlış postürle bireyler yetişkinlik dönemine giriş yaparlar" diyen Çelik, sağlıklı bir nesil için sağlıklı bir duruşun şart olduğunu vurguladı.

Doğru duruş nedir?

Fizyoterapist Nurcan Çelik,, bu soruya şu cevabı verdi:

"Doğru duruş; vücudun bölümlerinin, birbirleriyle ve bir bütün halinde uyumlu olma halidir. Doğru bir duruş sayesinde; kas-iskelet sistemi daha verimli çalışır. Vücuttaki diğer yapılar zorlanmadan çalışma imkanı bulur. Akciğerlerde daha bol oksijen inspire edilir ve beynin ve vücudun daha zinde olması sağlanır."

Okul çağında duruş bozukluğuna sebep olan faktörler

Okul çağında duruş bozukluğuna sebep olan faktörleri ise Fizyoterapist Çelik, şöyle sıraladı:

"Oturma şekli; bel ve sırt desteği olmadan gevşek postürde ve uzun süreli oturma. Çanta taşıma; ağır çanta, tek taraflı kullanım. Kasların yeterli kuvvet ve esneklikte olmaması. Hareketsiz yaşam ve beraberinde gelen kilo artışı. Ergenliğe eşlik eden psikososyal durumlar. Yanlış ayakkabı seçimi. Hızlı büyümeyle vücutta oluşan kas-kemik dengesizlikleri."

Okul çağında en sık karşımıza çıkan duruş bozuklukları arasında, kamburluk, omurga eğriliği, hiperlordoz ve boyun düzleşmesi olduğunu belirten Çelik, ebeveynlerin, çocuklarında erken fark ettikleri kötü bir duruş olması halinde bir fizyoterapiste danışılması gerektiğini kaydetti.

Doğru bir duruş için ne yapılmalı?

Sağlıkla ilgili risk içeren durumlarda hekim gözetiminde takip ve tedavi gerektirdiğine dikkat çeken Çelik, şunları dile getirdi:

"Çanta seçimi yaparken hafif ve çift askılı omuz çantaları tercih edilmeli. Doğru oturma modelinin öğretilmesi (baş ve omuzlar dik sırt ve göğüs kafesi rahat, bel kavisi desteklenmiş dengeli oturuş). Okulda buna yönelik düzenlemeler; sıra yüksekliği, oturma yüksekliği, boya uygun sınıf yerleşimi. Evde düzenlemeler. Doğru ayakkabı seçimi. Bilgisayarın sağlıklı kullanımı, ergonomik ilaveler. Var olan duruş bozukluğunu düzeltmeye yönelik egzersizler. Oluşması muhtemel duruş bozukluklarını önlemeye yönelik egzersizler. İleri duruş bozukluklarında hekimle beraber takip ve tedavi amaçlı egzersizler. ‘Okulda ve evde kullanılabilecek ergonomik sandalyeler, doğru oturuş için destek ürünleri ve duruş bozukluğuna yönelik giysi, korse, bant ve ortezler’ gibi yardımcı ürünler kullanılabilir."
Kaynak.7gunsaglik

Fibromiyalji Belirtileri ve Tedavisi

Hep yorgun ve ağrılı mı hissediyorsunuz? Enerjiniz yok ve hareket bile etmemek istiyorsunuz. Fibromiyalji olabilirsiniz.. Fibromiyalji nedir, tedavisi mümkün mü?

Hiç çalışmadığınız günlerde bile kendinizi sürekli yorgun hissediyor, her yeriniz ağrıyorsa, vücudunuzdan tüm enerji çekiliyor, kol ve bacaklarınızda derman kalmıyorsa, siz de fibromiyalji hastası olabilirsiniz. Dr. Fizyoterapist Gamze Şenbursa tıpta, yumuşak doku romatizması olarak tanımlanan, kadınlarda erkeklere göre 7 kat daha fazla görülen sinsi hastalık hakkında önemli bilgiler verdi.

Ağrı ve yorgunluk şikayetleriyle aylarca hatta yıllarca tanı konulamadığı için doktor doktor dolaşan, çevreleri tarafından ‘hastalık hastası’ olarak damgalanan birçok kişi aslında fibromiyalji hastası.

Fibromiyalji depresyon, sabah sertliği, karında kramp, yorgunluk ve uyku bozukluklarının da eşlik ettiği, eklem, kas ve yumuşak dokuda ağrıya sebep olan bir hastalıktır. Fibromiyalji 2 çeşit olarak sınıflandırılabilir. Birinci tip daha sık görülür ve sebebi bilinmez. İkinci tip ise spesifik; yaralanma ve cerrahi sonrası gelişir. Genetik faktörler de etkilidir. Aile öyküsü olanlarda daha sık görülür.

Fibromiyaljili hastalarının en az 2/3’ü her yerlerinin ağrıdığını söyler. Hastaların çoğunlukla yaygın vücut ağrısı olmasına karşın, ana odak bir veya iki bölgedir. Ağrı yanıcı, zonklayıcı ya da sabit olabilir. Sıklıkla sabahları daha kötüdür, gün içerisinde iyiye gider ve geceleri yeniden kötüleşir. Bir diğer belirti uyku bozukluğudur. Bu hastaların 1/3’ünde büyüme hormonu salgısı azdır. Uyku düzensizliğinin en büyük nedenlerinden biri budur. Hastaların % 60-90’ında kötü uyku vardır. Ağrı şiddetine bakmaksızın, hastaların büyük kısmı uykuya dalmada ve uykuyu sürdürmekte zorluk çekerler, sık uyanırlar ve sabah dinlenmemiş olarak kalkarlar. Dinlendirmeyen uyku fibromiyaljinin temel özelliklerindendir. Tipik olarak uyku hafif ve huzursuzdur. En göze çarpan özelliklerinden biri de yorgunluktur. Şiddeti değişiklik gösterir. Hastanın günlük yaşam aktivitelerini kısıtlar.

18 hassas nokta

Fibromiyalji hastalarında bazı duyarlı noktalar vardır. Bu noktalardaki ağrı, tanıyı koyduran en önemli kriterdir. Duyarlı noktalar, boyun, omuz, üst göğüs ve bel bölgesinde kümelenir. Toplamda 18 duyarlı nokta bulunur. Hastalığa baş dönmesi, migren, soğuk intoleransı, sık idrara çıkma, karpal tünel sendromu, çene ağrısı, deri duyarlılığı gibi farklı patolojiler eşlik edebilir. Tanı koyulması için 18 hassas noktanın en az 11’inde ağrı tespit edilmelidir.

Nasıl tedavi edilir?

Atakların şiddeti ve sıklığının kontrol altına alınabildiğini belirten Dr. Fzt. Gamze Şenbursa, fibromiyaljinin klinik seyri ve tedavi yöntemleri hakkında şunları söyledi:

“Fibromiyalji tedavisinde asıl amaç ağrı – spazm- ağrı halkasının kırılmasıdır. Manuel olarak dokulara yapılan gevşetme ve spazmı çözmeye yönelik uygulamalar, yumuşak dokuların hareketinin artmasına yüzeysel kan akışının artmasına ve ağrının azalmasına yardımcı olur.

Omurgaya yönelik yapılan manuel uygulamalar, dokuları ve organları destekleyen, bağlayan ya da ayıran dokunun hareketini artırır. Ağrıya duyarlı yapılar üzerindeki basıncı azaltır ve doku sıvılarını harekete geçirir. Omurgada eklem aralığında artışa yol açarak kas spazmını azaltır ve endorfin salınımına neden olur. Tutuk ve ağrılı eklemleri serbestleştirir adezyonları açar ve hareketliliği artırarak ağrıyı azaltır.

Meditasyon, yoga, hipnoz gibi gevşeme eğitimleri tedavi sürecinde etkindir. Kişiye ergonomik eğitim verilerek, uyku ve çalışma pozisyonları düzenlenir. Kişinin egzersiz eğitiminde büyük önem arz eder.

Şeker, kafein ve alkole dikkat!

Fibromiyalji hastalarında beslenme de önemlidir. Stresi yok etmeye, vücuttaki toksinleri temizlemeye ve bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olur. Bu hastaların özellikle şeker, kafein ve alkol tüketiminde dikkatli olmaları gerekmekir. Bazı araştırmalara göre magnezyum takviyesi fibromiyaljili hastalarının semptomlarını azaltmaya yardımcıdır.
Kaynak.7gunsaglik

Sivilce Savaşını Nasıl Kazanırsınız?

Sivilce de aynı ÖSS gibi! Her gencin korkulu rüyası! Yoksa sen, onunla başı dertte olanın yalnızca kendin olduğunu mu düşünüyordun? Öyleyse çevrene bir bak! Ne kadar çok kişi sivilcelerinin kendini çirkinleştirdiğini düşünüyor ve ayna karşısına geçip yüzünü buruşturarak onları sıkıyor, biliyor musun? Eğer sen de sivilcelerin yüzünden acı çekiyor, stres yapıyor ve onları sıkma isteğini içinden atamıyorsan, bu yazı tam senlik! Çünkü onunla savaşmak istiyorsan, önce düşmanını iyi tanımalısın!


Sivilce nedir?
Tıpta akne olarak adlandırılan sivilce deride bulunan kıl kökü ve yağ bezlerinin bir hastalığı. Kıl kökleri içerisine açılan yağ bezlerinin fazla miktarda yağ salgılaması nedeni ile, keratin ve sebumdan oluşan bir tıkaç oluşuyor. Kıl köklerinin tıkanması ve burada bulunan mikroorganizmaların etkisi ile akne ortaya çıkıyor. Başka bir deyişle, başımıza bela olan sivilceler oluşuyor. Aknenin temelinde siyah ve beyaz nokta diye adlandırılan kapalı noktalar var. Bu noktalar, bakteriler nedeniyle kırmızılaşarak iltihaplı sivilceleri meydana getiriyor. En ileri seviyesinde ise kolay sıkılmayan, nodul ve kistler oluşuyor.

Neden bu yaşta? Di’ mi ama? Neden en güzel, en heyecanlı yaşlarımızda çıkıyorlar ki? Şöyle 40 yaşımıza geldiğimizde çıksalar ne olur sanki:) Ama tabii dünyadaki her şeyin bir düzeni var! Sivilcelerin ergenlik döneminde sık görülmesinin nedeni, bu yaşlarda yaşadığımız hormonal değişiklikler. Bu değişikliğe bağlı olarak vücudumuzda erkeklik hormonu, yani androjen hormonu denilen birtakım hormonlar artıyor. Bu hormonlar yağ salgısını çoğaltıyor. Derimizdeki bu yağ salgısı artınca da sivilceler oluşuyor.

Genetikle ilgili mi? Evet! Eğer ailende ve birinci derece akrabalarında akne problemi yaşayanların sayısı çoksa, bu sorunun sende görülme olasılığı bir hayli yüksek.

Stresle sivilce doğru orantılı mı? Stres, sivilce oluşmasına neden olmuyor, fakat oluşacak olan sivilcenin çıkmasını kolaylaştırıyor! Eğer cildinde sivilce oluşumuna bir yatkınlık varsa, özellikle stresli dönemlerinde bunların çoğaldığını görebilirsin.

Sadece yüzde mi çıkar? Hayır. Akneler sadece yüzde değil, vücutta da görülebilir. Vücutta oluşanlar, özellikle yaz aylarında şiddetlenebilirler. Çünkü kullandığımız koruyucu ya da kremler sivilce oluşum süresini hızlandırabilir.

Sivilceleri sıkmalı mı? Kesinlikle hayır! Eğer sivilcelerle sürekli oynar ya da onları sıkarsan, mikrobu diğer bölgelere de dağıtırsın ve sivilcelerin çoğalmasına davetiye çıkartmış olursun. Ayrıca bu, yüzünde sivilce izlerinin kalmasına da neden olabilir.

Ne zaman doktora gitmeli? Sivilcelerinden çok sıkıldıysan ve artık pürüzsüz bir cildin olsun istiyorsan, mutlaka bir cildiye uzmanına gitmelisin. Bunun için sivilcelerinin şiddetlenmesini bekleme, hafif olduğunda da dermatoloğa başvurup senin için uygun olan bir tedavi yöntemini seçebilirsin.

Nasıl tedavi ediliyor?
• Aknelerin şiddeti hafifse sana uygun kremleri kullanabilirsin. • Akne tedavisinde, dışarıdan sürülen ilaçlarla, bir de bunlar yeterli olmadığında kullanılan haplar var. Sürülen ilaçlar, siyah noktaların oluşmasını önleyerek cildin soyulmasını sağlıyor. Böylece tıkaçlar yavaş yavaş açılarak temizlenmeye başlıyor. • Akne tedavisi sabır gerektiriyor. Tedaviye başlandığında tıkaçlar açıldığı için sivilceler daha fazla yoğunlaşıyor. Bunun nedeni, siyah ve beyaz noktaların temizleniyor olması. Yani cilt, içinde kalan tüm mikrobu dışarıya atıyor. Bu dönemde pes edip tedaviyi bırakırsan, tüm emeklerin boşa çıkmış oluyor. Cildin iyileştikten sonra sivilcelerin yeniden oluşmaması için ise, tedaviye bir süre daha devam etmelisin. Bu tedavinin uygulama süresi, 4–6 ay arası. • Sivilce probleminin sebebi sadece yağ bezleriyle ilgili değilse ve hormonal bir sorun varsa, erkeklik hormonunu azaltıcı tedaviler uygulanıyor. Bunu anlamak için de bazı kan testleri yapılıyor.

Mit mi, gerçek mi?
Herkes başka bir şey söylüyor! Sen de kime inanacağını şaşırdıysan, gel doğruları birlikte öğrenelim…

Mit: “Çikotala yemek sivilcelerin çoğalmasına sebep olur”
Gerçek: Gıdaların sivilceyi tetikleyip tetiklemediği henüz kanıtlanmış değil. Ama bir gerçek var ki, diyet yapıp çikolatadan uzak dursan da, sivilcelerinin tamamen geçmesi mümkün değil. Çünkü derinin yağlanması, tamamen hormonal faktörlerle ilgili.

Mit: “Güneş, sivilcelere iyi gelir”
Bu konuda da kesin veriler yok. Güneş, sivilcenin temelini oluşturan beyaz ve siyah noktaların azalmasını sağlamıyor, bazı sivilcelerde kuruma etkisi yapıyor. Ama bazı durumlarda da güneş akneleri çoğaltabiliyor.

Mit: “Adet döneminde yüzümüzde sivilceler çıkar”
Gerçek: Regl döneminde yaşadığımız hormonal değişiklikler nedeniyle vücudumuzun çeşitli yerlerinde sivilceler çıkıyor. Adet dönemi bittiğinde, hormonlarımız normale dönüyor ve sivilceler de ortadan kalkıyor..Kaynak. .,

Kalp Tarama Testlerinde Kullanılan Yöntemler

ABD’de tıp merkezlerinde yapılan araştırmaya göre çoğu insan gereksiz yere ekokardiyografi (EKO) testine tabi tutuluyor.

Kalbin işleyişini ortaya koyan invaziv olmayan bu ultrason testleri güvenli fakat çoğu hastada tedavide bir değişiklik sağlamıyor. Bu teknik klinik anlamda yararlı değil. Kardiyolog doçentlerin söylemine göre kurallara uygun olan EKO testleri tedavide rol oynamıyor. Yapılan hastaneye ve merkeze göre 100 ila 1000 dolar arasında maliyeti değişiyor. Kalp görüntüleme hizmetleri tıp merkezlerinde sıkça tercih ediliyor. Bir gözleme göre EKO yapılan hastaların yarısında tedavi sürecinde bir değişim ve ilerleme gözlemlenmemiştir. Kalp yetmezliği gibi hastalıklar için yaygın olarak kullanılan bu yöntemi doktorlar hastalarından uygulamasını istiyor. Bu bir tanı testidir ve hastanın durumunu etkilemez. Bilinçli hastalarla doktorları arasında verimli bir etkileşim olacaktır. Neler olup bittiğini sormak araştırmak bilmek gerekir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Çocuklarda İdrar Yolu EnfeksiyonlarI

Altını ıslatan çocuklar böbrek hastası olabilir. Çocuklarda görülen tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları böbrek yetmezliğine sebep olabilir. İşte belirtiler ve ayrıntılar..

Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi Organ Nakli Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı; çocuklarda görülen böbrek hastalıklarını anlattı:

Erken tanı, böbrek sağlığında ne kadar önemli?
Çocuklarda böbrek hastalıklarının tanısını erken koymak, böbreklerin zarar görmesini ve böbrek yetmezliğine gidişi büyük ölçüde engeller. Bazı bebeklerin böbrekleri anne karnında hiç gelişmemiş veya yapısı bozuk olabilir. Gebeliğin üçüncü ayından itibaren ultrasonla böbrek sorunu fark edilebilir.

Çocuklardaki idrar yolu enfeksiyonları ciddiye alınmalı mı?
Enfeksiyon, idrar kesesinde sınırlı kalabilir veya böbreklere kadar yayılıp nefrite çevirebilir. Enfeksiyon; sık idrar yapma, idrar yaparken yanma ve hafif ateşle ortaya çıkar. Üst idrar yollarının enfeksiyonunda ateş daha yüksektir, böğür ağrısı da gözlenebilir. Böbreklerde veya idrar yollarında kist, taş, darlık gibi sorunlar ya da mesanenin çalışmasında bozukluk söz konusu ise enfeksiyon riski artar. Tekrarlayan idrar yapma şikayetleri ciddiye alınmalıdır.

BADEMCİK SAĞLIKLI OLMALI
Çocukları böbrek hastalıklarından korumak mümkün müdür?
Böbrek hastalıklarının bir kısmı, alınacak tedbirlerle tamamen önlenebilir. Örneğin; bademcik iltihaplarının önüne geçmek, akut nefritin ortaya çıkmasını engelleyebilir. Ancak yapı bozukluklarını, kronik nefritleri tamamen önlemek mümkün değildir. Yine de erken tanı ile hastalığın ilerlemesi durdurulabilir.

Çocuklarda kronik böbrek yetmezliği oluşabilir mi?
Ne yazık ki, evet! Doğuştan olan böbrek ve idrar yolu hastalıklarının, böbrek taşlarının, kronik nefritlerin ya da tekrarlayan enfeksiyonların sonucunda; çocukların da böbrekleri zarar görebilir. Hastalığın ileri safhasında diyaliz tedavisi veya böbrek nakli yapılması gerekir.

ÖMÜRLERİ ARTIYOR
Çocuklara da böbrek nakli yapılabilir yani?
Böbrek yetersizliği olan çocuklar için en iyi tedavi şekli böbrek naklidir. Enfeksiyonu veya tümöral hastalığı olmayan tüm çocuklar böbrek nakli için uygundur. Diyaliz tedavisine başlanmadan naklin yapılması; çocuğun büyümesinin geri kalmaması, sosyal ve psikolojik gelişiminin sağlanması ve hormonal dengelerinin korunması açısından büyük önem taşıyor. Nakil sayesinde hastaya sağlanan yaşam süresi, diyalize göre üç kat daha uzundur. Nakil sonrası, sıvı alımındaki kısıtlamalar ortadan kalkıyor, çocuklar yaşıtları ile aynı şeyleri yeme, içme, oynama, tatile gitme gibi haklarını yeniden kazanıyorlar.

VERİCİLERİN YÜZDE 63′Ü ANNE, YÜZDE 30′U BABA
Kaç çeşit nefrit var?
Akut nefrite, çocuklarda sık rastlanır. Bademcik ve cilt enfeksiyonlarından sonra görülür. Kronik nefritler ise, bazen hiç belirti göstermeden sinsi bir şekilde başlar. Nefrit dışında; Akdeniz Ateşi, Hemolitik Üremik Sendrom, diyabet ve lupus gibi bazı hastalıklar da kronik böbrek hastalığına neden olur.

Çocuklara kimler böbrek verebilir?
Bağışta bulunan kişi çocukluk yaş grubunda ise, bu organların çocuk hastalarda kullanılma önceliği vardır. Bu durumda organın büyüklüğü ile ilgili sorun ortadan kalkmış olur. Ancak organ bağışının çok az olduğu ülkemizde; canlı donörler kullanılıyor. Mevcut yasalarımız dördüncü dereceye kadar olan akrabalarının organ donörü olmasına izin veriyor. Akrabalık bağının olmadığı durumlarda ise etik kurulun onayı alınıyor. Böbrek nakilli çocuklara bakıldığında; yüzde 90 canlı donörlerin kullanıldığı görülüyor. Donörlerin yaklaşık yüzde 63′ünü anneler, yüzde 30′unu da babalar oluşturuyor. Yüzde 6′sı ise diğer akrabalar.

BU BELİRTİLER VARSA İHMAL ETMEYİN!
Genel olarak çocuklarda böbrek hastalıklarının belirtileri nelerdir?
İştahsızlık
Halsizlik
Tekrarlayan kusmalar
Kilo alımının ve büyümenin durması
Soluk renk
Ateş
Kırmızı-kahverengi idrar
Göz kapaklarında, yüzde ve bacaklarda şişlik
Karın ve böğür ağrısı
İdrar yaparken yanma
Sık idrara çıkma
Tuvalete yetişememe ve idrar kaçırma
İdrarı fışkırtamama ve damla damla idrar yapma
Çok su içip çok idrar yapma
İdrar miktarının aniden azalması

AKRABA EVLİLİKLERİ BÖBREĞİ ETKİLİYOR
Ülkemizde, çocuklarda görülen kronik böbrek yetmezliğinin en önemli nedeni nedir?
Akraba evliliğinin sık olduğu bölgelerde, bu sorunla daha çok karşılaşılır. Aynı aile içinde birden fazla çocukta, aynı sorun ortaya çıkabilir. İki kardeşte de kronik böbrek yetmezliği varsa; donör adayının kan grubu, böbrek yapısı gibi özelliklerine hangi çocuk daha uygun ise, onun nakil olmasına karar verilir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Mide Operasyonu İle 20 Kilo Verdi

Samsun’da yaşayan hastaya mide ameliyatı yapıldı ve boru haline gelen midesi ile hasta 9 günde 20 kilo verdi..

Samsun’da, 6 yıldır yatağa bağımlı yaşayan 210 kilo ağırlığındaki 49 yaşındaki Metin Elibol, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yapılan mide küçültme ameliyatının ardından 9 günde 20 kilo verdi. Elibol’un ameliyatını gerçekleştiren Prof Dr. Kenan Erzurumlu, Elibol’un midesinin yüzde 70′nin alınarak küçültüldüğünü belirterek, "Hastamızın midesini bir boru haline getirdik, daha az gıda tüketip, doymasını sağladık. Bir yıl içinde 80 kilo vermesini bekliyoruz" dedi.

Havza ilçesinde oturan 4 çocuk babası Metin Elibol, aşırı kilosu nedeniyle 6 yıldır yataktan kalkamadı. Uyguladığı diyet programlarına rağmen bir türlü kilo veremeyen Elibol, son olarak Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Kenan Erzurumlu’ya başvurdu.

Prof. Dr. Erzurumlu, Yrd. Doç. Dr. Selçuk Özbalcı, Yrd. Doç. Dr. Kağan Karabulut ve ekibi tarafından yapılan operasyonla Elibol’un midesinin yüzde 70′i alınarak küçültüldü.

MİDESİ BORU HALİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ
Ameliyatın yaklaşık 2 saat sürdüğünü söyleyen Prof. Dr. Erzurumlu, "Hastamızın midesini bir boru haline getirdik. Bu sayede iştahını kestik ve daha az gıda tüketerek çabuk doymasını sağladık. Ameliyatın ardından 9 günde 210 kilodan 190 kiloya düştü. Bir yıl içerisinde yapacağı diyetle birlikte 80 kilogram vermesini tahmin ediyoruz. Şu an sağlık durumu gayet iyi" dedi.

Yrd. Doç. Dr. Selçuk Özbalcı da, hastanın hastaneye ilk geldiğinde hareket edemez halde olduğunu söyleyerek, "Ameliyat öncesinde çok kötü durumdaydı. Ağırlığını tartmak için bile çok zorlandık. Ameliyat sonrasında hemen kilo vermeye ve ayağa kalkıp hareket etmeye de başladı" diye konuştu.

1 DİLİM EKMEKLE DOYUYORUM
Son 6 yılda çok kilo aldığını ve yatalak hale geldiğini anlatan Metin Elibol ise, "Diyet yaptım ama kilo veremedim. Bir öğünde 1.5 – 2 ekmek yiyordum. Aşırı kilolarım nedeniyle bunalıma girdim. İntihar etmeyi bile düşündüm. Ameliyat oldum, şimdi 1 dilim ekmekle doyuyorum. Kilo vermeye de başladım. Adeta hayata yeniden döndüm" dedi..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Fosfolipit yapıdaki omega 3 desteğinden en çok faydalanacak dokular hangileridir?

Profesör JACQUES FANNI : Fosfolipidler insandaki evrensel hücre bileşenleri olduğundan, Vectomega’nın fosfolipit yapıdaki omega 3 katkısından tüm dokuların faydalanacağını düşünüyoruz ama en çok yararlanacak dokular, fosfolipidlerin metabolizasyonunu izlersek, sindirim kanalının iç yüzeyini kaplayan hücreler (enterositler), karaciğer hücreleri (hepatositler), kalp kası ve damar hücreleri, meme dokusu ve son olarak da sinir hücreleri (beyin, omurilik, görme ve işitme sistemi dahil sinirler) olacağını söyleyebiliriz. Ayrıca, inflamatuar durumların (romatizmal hastalıklar gibi – Ç.N.) metabolik kontrolü üzerine etkileri olduğunu da unutmayalım..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Jakson Epilepsisi nedir? tedavisi ne iyi gelir geniş bilgi

AKSON EPİLEPSİSİ: Bilindiği gibi kasların hareketlerini, kasdmaiarını sağlayan beyin merkezlerine “Motor merkezleri” denilmektedir. Bu merkezler esas olarak frontal lobun presentral girus denden bölgesinde toplanmışlardır. Örneğin el, kol, ayak, bacak, yüz kaslarının kasılmasını sağlayan motor merkezler, presentral girusun belli bölgelerine yerleşmişlerdir. Bu motor merkezlerin birinde başlayan epüeptik boşalımlar komşu motor merkezlere yaydabilir. Böylece motor merkezlerin epdepsi boşalımı yaratmaları sonucu ortaya çıkan kas kasdmaları biçimindeki sara nöbeti, komşu motor merkezlerin de etkdenmesiyle daha çok sayıdaki kası kasdmava yöneltir. Örneğin kol kaslarının kasılmasıyla ilgili motor merkezden kaynaklanan bir epilepsi nöbeti sırasında, yalnız kol kasları kasılır. Eğer bu epileptik boşalım, komşu bir motor merkeze, örneğin yüz kaslarıyla ilgili motor merkezine yayılırsa, sara nöbeti sırasında hem kol hem de yüz kasları kasılmaya başlar. Motor merkezlerden birinden kaynaklanan bir epilepsi boşalımının komşu motor merkezlere yayılmasıyla ortaya çıkan epilepsi nöbetine “Jackson epilepsisi” denir.

Bilindiği gibi bir beyin yarıküresindeki motor merkezler (bu merkezler presentral girusun korteks tabakasında (beyin kabuğu) bulunur} , karşı taraftaki beden yarısının kas kasılmalarından sorumludur, fakson tipi odaksal epilepsi nöbetleri de genellikle beyin tümörü, nedbe dokusu, beyin zedelenmesi gibi ikincil nedenlerden kaynaklanmaktadır. Bu nöbetler sırasında hasta bilincini kaybetmeyebilir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Enfeksiyona İyi Gelen Yiyecek

Tavuk çorbası enfeksiyonla savaşıyor. Enfeksiyon hastasıysanız veya şüpheliyseniz tavuk çorbasını haftada bir kaç kez tüketebilirsiniz.

Tavuk çorbasında bulunan ve “karnosin” adıyla anılan bir madde enfeksiyonla ilk aşamasındayken savaşıyor. Ancak Epoch Times’ın bildirdiğine göre bu maddenin vücutta sürekli bulunması gerekiyor.

10 yıldan fazla bir zaman önce Dr. Stephen Rennard tavuk çorbasının iyileştirici özelliğinden bahsetmişti. Çorbanın üst solunum yolu enfeksiyonlarına iyi geldiğini kanıtlamıştı. Nebraska Üniversitesi’nden bilim adamları soğuk algınlığı şikayeti olan hastalar üzerinde bir deney gerçekleştirdi. Gönüllülerin bir bölümüne soğuk su, bir bölümüne sıcak su ve diğerlerine de tavuk çorbası verildi.

Sıcak içeceklerin solunum yollarındaki mukusun akışını hızlandırdığı ve solunum yolunu temizlediği bilinmekteydi. Ancak tavuk çorbasının sıcak sudan daha etkili olduğu görüldü. Ayrıca tavuk çorbasındaki mineral ve vitaminler iltihaba karşı da oldukça etkili.
Kaynak.7gunsaglik

Enfeksiyon Riski İçin Dikkatli Hapşurun

Enfeksiyon ve mikrop her yerden bulaşabilir. Özellikle kış aylarında dikkat etmemiz gerekenlerden biri dikkatli hapşırmak çünkü bulaşabilir.

Kapı kolları, bilgisayar klavyesi, cep telefonu, televizyon uzaktan kumandaları, sandalye, masa ve sıralar grip virüsü taşıyor.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Behice Kurtaran, kış aylarının gelmesiyle birlikte grip ve benzeri rahatsızlıkların önemli derecede artığına dikkat çekti.

Doç. Dr. Kurtaran, hapşırırken ya da öksürürken ağzımızı elimizle kapatmamızın yanlış olduğunu, mendil ya da mendil yoksa kolumuzun iç kısmıyla kapatmamız gerektiğine dikkat çekti. Her gün ellediğimiz kapı kolları, bilgisayar klavyesi, cep telefonu, sandalye ve masaların grip virüsü taşıdığını söyledi.

Gribin virüslerin yol açtığı bir üst solunum yolu hastalığı olduğunu, ateş ve halsizlikle seyrettiğini belirten Doç. Dr. Kurtaran, ancak diğer virüslerin yaptığı üst solunum yolu enfeksiyonlarına da toplumda grip denildiğini söyledi.

Bu durum hastalığın diğer üst solunum yolu enfeksiyonları ile karışmasına neden olduğunu ifade eden Kurtaran, 5 günden fazla süren, 38°C ve üstü ateş, koyu, iltihaplı balgam, zor nefes alma veya nefes darlığı, bilinç bulanıklığı, ishal ve kusma durumda özellikle çocuklarda doktora başvurmak gerektiğine dikkat çekti.

BEBEK, ÇOCUKLAR VE YAŞLILARDA ÖLDÜRÜCÜ OLABİLİYOR
Gribin, havaların soğuduğu, nem miktarının düştüğü dönemlerde görülme sıklığının arttığını, sonbahar sonundan ilkbahar başına kadar sık görüldüğünü belirten Kurtaran, "Havaların çok soğuduğu dönemlerde kalabalık ve havalandırmanın iyi olmadığı kapalı alanların kullanılması hastalığı mevsimsel yapan önemli bir çevresel etkendir. Tüm dünyada ve her yaşta görülebilir. Ancak bebek ve çocuklar ile yaşlılarda daha öldürücü seyretmektedir. Kişilerin kronik hastalıklarının olması sigara kullanımı ve gebelik hastaneye yatış ve ölüm olaylarında risk faktörleri arasındadır" dedi.

Hastalığın bulaşıcı olduğu dönem semptomların başlamasından önceki 24 saat ve sonraki 5 günlük dönem olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Kurtaran, grip salgınlarında erişkinlerin yaklaşık 10’da 1’i çocukların ise 3’te 1’inin etkilendiğini söyledi. Titreme ile yükselen ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrısı, diyare, vücut ağrısının hastaların çoğunda görülen belirtiler olduğunu ifade eden Doç.Dr. Kurtaran, bazı durumlarda ise zatüree (pnömoni), kalp iltihapları, beyin iltihabı gibi ağır belirtiler ile seyredebildiğine dikkat çekti.

KAPI KOLLARI, BİLGİSAYAR KLAVYELERİ GRİP VİRÜSÜ TAŞIYOR
Grip virüsünün, öksürme, hapşırma ile etrafa saçılan küçük damlacıklar yoluyla bulaştığını önemle vurgulayan Kurtaran, öksürük ya da hapşırık sırasında ağzın ellerle kapatıldığında, mikropların ellere, ellerden de dokunulan çeşitli yüzeylere bulaştığını söyledi. İnsanların bu yüzeylere elle temas ederek virüsü aldığını belirten Kurtaran, "İnsanlar ellerini ağızlarına, burunlarına ve gözlerine temas ettirerek hastalık etkenini alırlar. Günlük yaşamımızda sık dokunduğumuz canlı grip virüslerinin bulunabileceği yüzeyler kapı kolları, bilgisayar klavyesi, cep telefonu ya da kablolu telefon ahizeleri, televizyon uzaktan kumandaları, sandalye, masa ve sıralar, kalem, kitap ve defter vb. yüzeylerdir" dedi.

SINIFLAR SIK SIK HAVALANDIRILMALI
Doç.Dr. Kurtaran, grip hastalığından nasıl korunulacağını ise şöyle sıraladı:
1. Okulda bulunulan ortam, sınıflar, öğretmen odaları ve diğer odalar, hava akımını sağlayacak şekilde sık sık havalandırılmalı.
2. İnsanlarla tokalaşma sonrasında, ellerin bütün yüzeyleri ve parmak araları su ve sabun ile iyice köpürterek yıkanılmalı. Yıkama süresi en az 20 – 30 saniye olmalıdır. Eller yıkandıktan sonra, tek kullanımlık kâğıt havlu ile kurulanıp, musluk bu havlu ile kapatılmalı ve havlu çöp kutusuna atılmalı.
3. Su bulunmadığı durumlarda alkol bazlı el dezenfektanlarını da el temizliği için kullanılabilir. El dezenfektanları kullanılırken, eller kuruyuncaya kadar ovulmalı.

TOKALAŞMA VE KUCAKLAŞMAYA ARA VERİN
4. Hasta olduğu bilinen kişilerle arada mesafe bulundurmaya dikkat edilmeli. Tokalaşma ve kucaklaşma gibi yakın temasa bir süre ara verilmeli. Hasta kişilere çok gerekmedikçe ziyarette bulunulmamalı.
5. Alışveriş merkezleri, tiyatro, sinema, spor salonu gibi kapalı alanlar ve çok kalabalık ortamlarda bulunmaktan kaçınılmalı.
6. Hasta olan kişi mümkün ise evden çıkmamalı, beslenmesine dikkat ederek, dengeli beslenip, bol sıvı kullanarak ve odanın havalandırılmasına dikkat ederek hastalık ile mücadele etmelidir.

ÖKSÜRÜRKEN AĞZINIZI MENDİLLE KAPATIN
7. Öksürme ya da hapşırma durumunda ağız ve burun tek kullanımlık kağıt mendil ya da mendil yoksa kolun iç kısmı ile kapatılmalıdır. Kâğıt mendil bir kez kullanıldıktan sonra çöp kutusuna atılmalı ve eller yıkanmalıdır.
8. Hijyen kurallarına ek olarak, hasta olmayan insanlara hastalığı bulaştırmamak için diğer bireyler ile arasındaki mesafe sınırlandırılmalı ve maske kullanılmalıdır. Dışarı çıkılması çok gerekliyse yine maske kullanılmalıdır.

KİŞİSEL EŞYALARINIZI PAYLAŞMAYIN
9. Kişisel eşyalar (havlu, diş fırçası, çatal, kaşık, nevresim, çarşaf vb.) başka kişilerle paylaşılmamalı ve Elle dokunulan eşyalar deterjan veya 1/10 oranında sulandırılmış çamaşır suyu ile silinmelidir. Hastalıktan korunmada en önemli uygulama, elleri yıkamaktır. Aynı zamanda doktor tarafından önerilmemiş ilaç kullanılmamalıdır."

GRİP AŞISININ ÖNEMİ
Sık değişim gösteren grip virüsüne karşı doğal bağışıklığımızın bulunmadığını belirten Doç.Dr.Kurtaran, grip aşısını bu nedenle yıllık olarak önerildiğini söyledi. Okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri, öğretmenler, gebeler, sağlık personeli, asker ve polisler, 6 ay-24 yaş arasındaki kişiler, itfaiye, ulaşım, elektrik, doğalgaz hizmetleri gibi kritik birimlerde çalışanların, diyabet, kronik akciğer, böbrek hastalığı, bağışıklık sisteminin baskılandığı durumları olan kişilerin grip aşısı olması gerektiğini kaydetti.
Kaynak.7gunsaglik

Her Durumda Panik Gereksiz

Tedaviye rağmen devam eden ve tekrarlayan ateş sendromu PFAPA hastalığı var. Ama aileler her ateşlenmeyi enfeksiyon sanabiliyor.

Çocuklarda ritmik olarak tekrarlayan, tedaviye rağmen devam eden, tekrarlayan ateş sendromlarından en sık görülen PFAPA Sendromunu, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Fazlı Yılmazer anlattı.

Çocuklarda tekrarlayan ateşlerin en sık nedenlerinin kulak iltihaplanmaları, boğaz ve idrar yolu enfeksiyonları olduğunu dile getiren Dr. Yılmazer; “Bir çocuk bir yıl boyunca 7-8 defa üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Kreş ve anaokulu döneminde bu enfeksiyon sayısı 10-12’yi bulabilir. Ancak ritmik olarak tekrarlayan ve tedaviye rağmen ateşin uzun süre devam ettiği durumlarda tekrarlayan ateş sendromlarını unutmamak gerekir.”

PFAPA Sendromu

Tekrarlayan ateş sendromlarının hepsinin özünde ateşe neden olan mikrobik bir durum olmaksızın vücut, sanki bir mikropla karşılaşmış gibi tepki verir. Bu nedenle sıklıkla boğaz veya barsak enfeksiyonu gibi tanılar alarak yoğun antibiyotik ve ateş düşürücü ilaç kullanırlar. Ancak yoğun tedaviye rağmen hastalık bulguları 3-10 gün arasında devam eder ve sonunda düzelir. Her seferinde aynı tablo tekrarlanır ve hastalar zaman zaman bademcik veya apandisit ameliyatı olurlar. Tekrarlayan ateşlerin en sık görülenlerinden birisi PFAPA sendromudur. 3-7 gün süren ateş ataklarının beraberinde ağız içinde aftlar, boğaz iltihabı ve boyunda beze şişmeleri ile kendini gösterir. Bazı vakalarda tabloya baş ağrısı ve karın ağrısı da eşlik edebilir. 38-41ºC arasında değişen ateşin ne zaman geleceği aileler tarafından aşağı yukarı tahmin edilebilir.

Bu belirtilere dikkat!

• Çocuğunuzun ateşi 3-7 gün (ortalama 5 gün) sürüyor ve aniden düşüyorsa,

• Ateşin yanı sıra karın ağrısı, bulantı, kusma, terleme, titreme, kas-kemik ve eklem ağrıları da varsa,

• Boynundaki bezeler iki taraflı şişiyorsa,

• Karaciğer ve dalağında büyüme oluştuysa,

• Ağız içinde aftlar oluştuysa (Bu aftlar genelde ağrısızdır ve çabuk iyileşir.

• Ateşi ani düşme eğiliminde olup ateş düşünce genel durumu çabuk düzeliyorsa ve ataklar arasında da tamamen normalse çocuğunuzda PFAPA sendromu olabilir.

4-8 yıl içinde kendiliğinden iyileşme görülür

PFAPA sendromunda sık atak olmasına rağmen çocuğun gelişimi ve büyümesi etkilenmez. Kan testlerinde hastada ciddi iltihabı düşündüren bulgularda yükselme söz konusudur. Ancak gerek boğaz kültürlerinde gerekse diğer materyallerde mikrop tespit edilemez. PFAPA sendromunun en önemli özelliği, yaş büyüdükçe atak aralarının açılması ve 4-8 yıl içinde kendiliğinden iyileşme görülmesidir.

PFAPA sendromu tanısı koyulan hastalara ateşli atak başlangıcında kortizon tedavisi verilerek hastalık hızlıca kontrol altına alınır. Bu tedavi ile çoğu zaman ataklar arası süre de açılır. Kortizon tedavisi ile kontrol altına alınamayan vakalarda geniz eti ve bademcik ameliyatları da önerilir. Ateşin ritmik olarak tekrarladığı durumlarda tekrarlayan ateş sendromları düşünülerek gerekli araştırmanın yapılması, tedavinin ondan sonra planlanması gerekir.
Kaynak.7gunsaglik

Anatomik Yapımız Bozulmadan Hareket Edelim

Nedeni belli olmayan ağrılarınız, şikayetleriniz veya duruş bozukluğu gibi sıkıntılarınız varsa, uzun süredir ayakta veya oturarak çalışıyor olabilirsiniz.

Uzun süre oturarak ya da ayakta çalışmanın çeşitli ağrıların yanı sıra ciddi sağlık problemlerine de yol açabileceği bildirildi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Temel Tıp Bölümü Anatomi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kalaycıoğlu, insan vücudunun düzenli aralıklarla hareket etmesi ve dinlenmesi gereken bir mekanizma olduğunu söyledi.

Uzun süre oturmanın ya da ayakta durmanın bazı sağlık problemlerini ortaya çıkarabileceğini belirten Kalaycıoğlu, “Uzun süreli ayakta durmak veya tam tersi oturmak anatomik yapımızı bozucu etkiler oluşturabiliyor. Günümüzde en büyük problemlerden biri masa başında uzun süre çalışmak. Bu durumda olan kişiler, 'boynum, sırtım ağrıyor, kollarım uyuşuyor' gibi şikayetlerde bulunuyor” dedi.

Prof. Dr. Kalaycıoğlu, insan omurgasının belli eğrilikleri olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:
“Boyunda ve belde öne, sırtta ise arkaya doğru eğrilik bulunmaktadır. Bu yapıyla sürekli olarak oturduğumuzu düşünürsek, kaslar bir dönem sonra normal fonksiyonlarını göremez hale geliyor ve problem oluşturmaya başlıyor. Özellikle boyundaki omurlarımız sıkışıyor ve aradan çıkan sinirleri de sıkıştırıyor. Buna bağlı olarak da kollarda uyuşmalar oluyor. Bu bir boyun düzleşmesi sorunudur. Uzun süre özellikle bilgisayara bakıldığı veya masada çalışıldığı zaman boyun düzleşmesi ortaya çıkıyor. Boyun düzleşmesi anatomik pozisyonu bozduğu için sinirlerde sıkışmalar, ağrılar ve sızılar olabiliyor. Sadece sinirlerin sıkışması değil, buradaki kasların hareketsiz ve gerginliği dolayısıyla kaslar sertleşmeye başlıyor ve kemikleşmeye kadar gidebilecek tablolar oluşabiliyor.”

SAAT BAŞI 5 DAKİKA ESNEME HAREKETİ YAPILMALI
Biraz daha öne doğru eğilerek, hareketsiz ve aynı pozisyonda oturmanın belde de aynı problemleri ortaya çıkarabileceğini anlatan Prof. Dr. Kalaycıoğlu, şunları kaydetti:

“Bu sefer de beldeki kaslar geriliyor ve bunları gevşetme şansı olmadığı için fibromiyozit, yani halk arasında kulunç diye tabir edilen tablolar oluşmaya başlıyor. Bunlar baştan başlayıp, kuyruk sokumuna kadar vuran ağrılar oluşturabiliyor. Beldeki mevcut eğrilik bir süre sonra düzleşmeye başlıyor, dolayısıyla bu düzleşme sonucunda belde de sıkışmalar, kas gerilmeleri oluyor. Bu da hem kas hem de kemiğin sinirleri sıkıştırmasıyla ilgili ağrılar oluşturabiliyor. Arada kalkıp esneme ihtiyacı duymamazın sebebi de kaslarımızın rahatlama isteğinden kaynaklanıyor. Masa başında çalışan kişinin saatte bir kalkıp, 5 dakika esneme hareketlerini yapması gerekiyor.”

Prof. Dr. Kalaycıoğlu, uzun süre ayakta çalışmak durumunda olanlarda ise ayak ve bel ağrıları görüldüğünü belirterek, “Hareket ederek ayakta durulduğunda, hareketsiz durulduğundaki kadar çok ağrı oluşmuyor. Bunun sebebi ise bacak bölgesindeki kaslarımızın çalışıyor olması ve bir miktar dolaşıma faydasının bulunması. Çok uzun süre ayakta durduğumuzda yer çekimi nedeniyle kan aşağıya doğru göllenmeye başlıyor ve aşağıdaki damarlarda yığılım yapıyor. Böylece kan miktarı arttıkça, damarlarda genişlemeye bağlı olarak varis oluşuyor” dedi.

"SAĞLIK İÇİN DÜZENLİ SPOR YAPMAK ÖNEMLİ"
Sürekli ayakta duran kişinin saat başı 5-10 dakika ayaklarını dinlendirmesinin ideal olduğuna dikkati çeken Kalaycıoğlu, şunları kaydetti:

“Kişinin yattığında ayağının altına destek koyarak, ayaklarını kalp seviyesinde tutması, bu durumu nispeten azaltabilir. Kişi ağrı hissetmese dahi bunları mutlaka yapmalı. Varisle ilgili bir sürü problemler ortaya çıkabiliyor. Dolaşımı bozulmuş olan kan damarda birikince pıhtılaşma başlayabilir ve hiç olmadık zamanda damardaki pıhtı kopup, gidip küçük bir damarı tıkayabilir. Bu hayati önem taşıyan bir damar olabilir ve ölüme kadar varabilecek sorunlar ortaya çıkabilir. Bu kişilerin arada bir oturup bacaklarını hiç değilse kasarak, kaslarını gererek içerideki kanı bir miktar pompalamaları, biraz hareket etmeleri ve arada bir dinlenmeleri gerekiyor.”

Prof. Dr. Kalaycıoğlu, herkese istikrarlı sağlık için düzenli spor yapmaları tavsiyesinde bulunarak, “Kasılmış kasları gevşetmek, iş görmeyen ve gevşemiş kasları bir miktar kasabilmek için vücudun bütün kaslarını fizyolojik koşullar içinde çalıştırabilmek için spor yapmayı öneriyorum. Koltuğun şekli, masanın yüksekliği, kişinin boy ölçüsüne göre ayarlanmalı. Kişi çalışırken fizyolojik olarak rahatlayacağı ergonomiyi sağlayarak, oluşabilecek problemleri bir nebze engelleyebilir” diye konuştu.. .Kaynak.7gunsaglik

Gripte Ballı Limon Etkisi

Grip ve solunum yolu enfeksiyon hastalıklarına birebir olan bal ve limon ikilisini karıştırarak deneyin. Çayını demleyip içebilirsiniz..

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Mediko Sosyal İç Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Berna Gürsel, gereksiz ilaç kullanımının tehlikeli sonuçlar doğuracağını, kolay atlatılabilecek hastalıkları dinlenerek ve doğal yiyeceklerle geçirmenin mümkün olduğunu belirtti.

Uzm. Dr. Gürsel, grip ve soğuk algınlığı için bir limonun suyuyla bir tatlı kaşığı balı bir bardak ılık suyla karıştırıp içmeyi tavsiye etti. Gürsel, "Turunçgiller ailesine mensup limon, iyi bir C vitamini deposudur. Bunun yanında A, B1, B2 ve B3 vitaminlerini de bol miktarda barındırır. Ayrıca damar sertliği ve enfeksiyonlarına karşı koruyucudur. Kan dolaşımını da düzenler. Sabahları aç karına yarım bardak suyla karıştırılarak içilen limon suyu, aşırı asitlerin tahriş ettiği mide mukozasını yatıştırır. Tuzlu suyla karıştırılıp içilirse karaciğeri, sindirimi ve kalp atışlarını düzenler. Yüksek tansiyon hastaları için sakıncalı olabileceğinden kullanmamaları uygun olur." dedi.. .Kaynak.7gunsaglik

'Özür Dilerim' Demeyi Başaramıyoruz Video


Doğal Yaşam Ve Bitkilerin Dünyası .Dr Ender Saraç Neden 'Özür Dilerim' Demeyi Başaramıyoruz Video

Erkeklerde Yağ Alma Operasyonu

Vücuttaki yağ oranı, yıllar geçtikçe artıyor ve bu yağlar ne yazık ki fiziksel egzersiz ve diyete karşı direnç gösteriyor. Hareketsiz yaşam sonucu vücutta biriken yağlar hem sağlık hem görüntü açısından erkeklerin de en büyük problemleri arasında yerini alıyor.

Genellikle yağ ve kalori bakımından yüksek gıdaları tercih eden erkeklerin de kadınlar kadar estetik operasyonlar için başvurduğunu açıklayan Estetik Cerrahi uzmanı Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu bu konuda burun estetiği ve saç ekimi operasyonlarından sonra en çok tercih edilen işlemin yağ aldırma operasyonları olduğunu açıkladı.

YAĞ ALDIRMA İŞLEMİ ERKEKTE EN ÇOK GÖBEKTE UYGULANIYOR

"Erkeklerin yağlanma bölgeleri genellikle göbek deliği etrafı, karın ve her iki yanda bel bölgesiyle sınırlıdır. Bu yağların altında, en zayıf erkekte bile hatırı sayılır bir karın kası kütlesi vardır. Dolayısıyla bu ameliyatta amaç göbek bölgesindeki yağların mümkün olan en çoğunu almaktır.

Kadınlarda ise bütün yağları almak çok erkeksi ve kaslı bir görüntü yaratabileceği için genellikle daha az uygulanır."

Cosmotürk’te yer alan habere göre, Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, erkek derisinin kendini toparlama yeteneğinin kadınlara göre daha iyi olduğuna dikkat çekerek erkek hastaların bel simitlerini liposuction yöntemiyle tamamen ortadan kaldırmanın mümkün olduğunu belirtti.

Erkeklerde, kilo almayla birlikte meme bölgesinde de büyüme veya sarkma meydana geldiğini söyleyen Kışlaoğlu, meme büyümesinin nedeninin yağlanma olması durumunda bu bozukluğun liposuction işlemiyle düzeltilebildiğini vurguladı.

OPERASYON VE SONRASI…

Bir kişiye liposuction yapılması için de en önemli kriterin derinin cinsi olduğunu vurgulayan Kışlaoğlu, “Yağ alma operasyonu, derinin kalitesine göre yapılır. İyi bir sonuç için derinin diri ve sıkı olması gerekir. O zaman kişi kendini hemen toparlar ama deri gevşemişse elastikiyeti kaybolmuşsa, problem yaratacak bir deriyse başka yöntemler uygulamak gerekir” diye konuştu.

Erol Kışlaoğlu vücudun belli bölgelerinde toplanan yağların vakum yardımıyla alınması yönteminin kolay bir operasyon olduğunu ama sonrasında kurallara uyulmazsa sonucun başarılı olamayacağını vurguladı. Oysa başarılı sonuç için hastanın kurallara uymasının önemine değinen Kışlaoğlu, Liposuction sorası iki ayın çok önemli olduğunun altını çizdi ve bu süreçte yapılması gerekenleri anlattı.

“Liposuction operasyonu ile yağları alınan kişiyi 24 saat denetim altında tutar sonra evine göndeririz. Hasta 48 saat sonra da normal hayatına döner. Liposuction’ı hastanın düşerek bir yerinin morarmasına benzetebiliriz. Nasıl morluğun iyileşip o bölgenin normale dönmesi için zaman geçmesi gerekiyorsa burada da durum aynıdır. Liposuction operasyonlarında bu süre iki aydır. Bu iki ay süresinde korse, ultrasonografik masajlar ve LPG cihazı ile vücudun forma girmesi sağlanır. Ayrıca kişiye özel bir diyet verilir. Tüm bunlara uyulduğunda sonuç başarılı olur.”

NORMAL HAYATA DÖNÜŞ

Erkeklerde bayanlara göre, yağ aldırma operasyonu sonrası iyileşme ve normal günlük aktiviteye dönüş şaşırtıcı derecede çabuk olur. Hastalar genellikle aynı gün veya ertesi gün normal yaşamlarına döner. Hastane veya klinikte kalmayı gerektirmez. Sıkı bir çorap veya korseyi yaklaşık 3-4 hafta süre ile giyerler ki bu işlem sonrası iyileşmeyi hızlandırmak için gereklidir. Ağrı yok denecek kadar azdır ve hastalar ancak liposuction yapılan yerlerine bastıklarında ezik, çürük ağrısı duyarlar. Bu bölgelerdeki fazla yağların alınmasıyla hastanın vücut hatları düzelir ve hasta daha estetik ve zayıflamış görünür.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Diyabetlilerde Şeker Yükselmesi Depresyon Riskini Artırıyor

Şeker hastalığında şekerin yani insülin seviyesinin yükselmesi depresyon riskini de artırıyor.

Beyin sinirleri arasındaki bir etkileşim ile kişi depresyona daha yatkın oluyor. Endokrinoloji uzmanları toplantılarında konuya açıklık getirmiştir. Bilim adamları eski araştırmalarda bu bağlantıyı tam olarak doğrulayamamıştır. Diyabet ile depresyon arasında büyük bir etkileşim var. Diyabetli kadınların depresif olma riski daha yüksek.

Diyabet ve depresyon riskinin birbirini tetikleme oranı %17. Antidepresan kullanan kadınlarda ise bu oran %25 e kadar çıkıyor. Diyabetli kadınlarda depresyon %30, insülin alan tedavi gören kadınlarda oran %53. Biyokimyasalları zayıflatarak beyindeki aracı sinirleri etkiliyor. Tip 1 ve 2 diyabet hastaları bu gibi pek çok sorunu yaşıyor. Kronik stres ve depresyon kapılarını çalıyor. Majör depresyonu ise kontrol altına almak erken aşamada önemlidir.
Kaynak.7gunsaglik

Ağız Enfeksiyonu Belirtileri ve Erken Önlem

Ağız ve diş sağlığının önemini biliyoruz. Bakteri ve virüsler enfeksiyonlar olarak vücuda ilk olarak ağızdan giriyor.

Yiyeceklerle, ağza alınan çatal, kaşık ve benzeri temas eden yollarla bulaşıyor vücut içinde gelişerek hastalıklara neden oluyor. Ağız enfeksiyonlarının kaynaklarını ve belirtilerini bilirsek erken tedbir alabiliriz.

Ağız, vücudun en sık ve çok kullanılan bir parçasıdır. Konuşma, yeme, gülümseme, kaşları çatma, şarkı söyleme ve nefes alma gibi birçok görevi vardır.Diş fırçalama, diş ipi kullanma ve diyet yapma gibi unsurlar yine ağız ve diş sağlığını etkiler.

Bu alanlarda gerçekleşir. Diş etleri, dişler, dil, damak gibi yerlerimizi sağlıklı bir şekilde korumalıyız. Bu belirtilerden herhangi biri görülürse acilen diş doktorunuza başvurun.

Kanamalı ağız ve ağız içi yaralar,
Fırçalama ve diş ipi kullanımı sırasında kanama,
Diş etlerinde kanama,
Yanak içi deri renginde değişiklik,
Yumru, pullanma, beyaz nokta ya da diş eti ve ağız içinde değişiklikler,
Ağız, çene ve dudaklarda hassasiyet,
Konuşma, çiğneme, yutma gibi hareketlerde ağrı,
Dişeti kızarıklığı,
Gevşek dişler.
Uygun protez veya diğer tedaviler uygulanır.
Kaynak.7gunsaglik

Su İçmek Nefes Kokmasına Karşı Oldukça Etkili

Sağlıklı olduğunu bildiğimiz su içmenin bir yararı daha bulundu.

Ağız kokusuna karşı da bir çözüm. Ağız ve diş sağlığı uzmanlarına göre, günde 2 litre ortalama su tüketen kişilerde kötü ağız ve nefes kokusu azalıyor. Mide hastalıkları, enfeksiyon ve ağız kuruluğundan kaynaklanan ağız kokusu biraz da aç ve susuz kaldığımızda ilerler. Sosyal anlamda insan içine çıkamayız.

Dayanılmaz olduğunda çözüm ararız. En doğal ve basit çaresi su içmektir. Diş etlerinde enfeksiyon, kanama, şişme gibi sorunlar varsa hele bir de çürükler varsa ağız kokusu kaçınılmaz olur. Hormon kaynaklı ya da genetik sebepli olabilir.

Bakteri plağı olan diş taşları diş hekimi tarafından temizlenmelidir. Diş kontrolüne düzenli olarak gitmeli ve diş bakımımızı aksatmamalıyız. 20 yaş dişleri de bu dönemde ağız kokusu yapar. Burun tıkanıklığı yaşayan kişiler ağızdan solunum yapar ve bu da ağız kokusu sebebidir. Lokmaları ağzın her iki yanına dağıtarak çift taraflı çiğneyin ve bolca su tüketin.
Kaynak.7gunsaglik

Diyabetlilere Özel Jet Diyet Planı

Diyabetlilere özel bu diyet oldukça sağlıklıdır kan şekerini de dengeler.

Bu diyette hiçbir şeye yağ damlatmayacaksınız. Dengeli türde yer alır. Akdeniz ve vejetaryen beslenme düzenlerine benzer. Amacımız, optimal sağlık koşullarını sağlamak, hastalanmamak, kan şekerini dengelemek, kilo vermektir.

Düşük yağlı bu beslenmede bitkilere ağırlık vereceğiz. Kalp hastalığı, Alzheimer, diyabet ve kanseri önlemekte oldukça yardımcı bir beslenme şeklidir. Hep sporcular hem sağlık uzmanları bu tip diyeti öneriyor.

Kas kütlesinden kaybetmeden yağ yakımını destekler. Vücuda enerji verirken zihni de besler ve keskinleştirir. Hayvansal ürünler bu diyette tüketilmiyor ve dolayısıyla kalp damar tıkanıklığı yaşanmıyor.

Bitkisel beslenmeye önem veriliyor. Doymuş yağdan başka yağa yer yok ve kolesterol sorunu da yok. Yağ ve protein dengelemesi oldukça idealdir. Kalori miktarını azalttığından kilo vermek de kolaylaşır. İşlenmiş ve hayvansal gıdalara son, bitkisel ve yağsız beslenmeye merhaba.

Lif içeriğiyle daha uzun süre tok kalacaksınız aralarda acıkmaya da son. Kan basıncı, kolesterol dengelenir, kalp, şeker ve tansiyon sorunları biter. Herhangi bir sağlık sorunu teşkil etmese de başlamadan önce doktorunuza danışın.. .Kaynak.7gunsaglik

Diyabetik Hamilelik ve Kalp Sağlığı

Gebelik sırasında oluşabilecek komplikasyonlar arasında gestasyonel gebelik de vardır.

Yani gebelik sırasında kan şekeri dengesizliği, insülin direnci veya diyabet. Riskleri her gebelikte olmayabilir. Bu kadınlarda kan damarları daha kalındır. Bu riski yaş, ırk ve gebelik öncesi kilonuz etkiler. Yağ ve kolesterol durumunuz gebelikten önce yüksek ise kilonuz çok fazlaysa gebelikte diyabet kaçınılmazdır.

Damar sertleşmesine kadar varırsa kalp hastalıkları da başlayabilir. Doğumdan önce hatta gebelikte önce düzenli kontrole gidin teşhislerinizi izletin ve tedavinizi olun. Gebelikte aksatmadan kontrollere gidin. Tip 2 diyabetin yanında, gestasyonel diyabet kalp hastalığı riskini artırabilir. Metabolik sendromla beraber obezite riskini de artırabilir.

Gebelik diyabeti yaşayan kadınlarda damarsal değişimler kalp damarlarını da yorarak kalp hastalığı riskini getirir. %13 gibi ciddi bir risk söz konusudur. Gebelikten önceki sağlık durumu ve kilo çok önemlidir, sağlığa kavuşmadan hamile kalınmamalıdır.

Ayrıca gebeyken alınan aşırı kilo da diyabet ve kalp riskini artırır. Şeker ve şekerli gıdalardan uzak durmak uygun bir diyet uygulamak önemlidir. Akıllı ve sağlıklı beslenerek sağlıklı bir gebelik geçirilebilir. Aksi halde kalp ve şeker sadece anneyi değil bebeği de olumsuz etkiler.
Kaynak.7gunsaglik

Mucize Beyaz Çayın Mucize Faydaları

Doktorların ısrarla tavsiye ettiği beyaz çay mucizesi adeta şifa dağıtıyor..

Siyah, beyaz, yeşil, ismi ne olursa olsun tüm çay  türleri, Latince adı “Camelia Sinensis” olan çay bitkisinden elde ediliyor. Beyaz çay elde etmek için bahar ayının hemen başlangıcında henüz açmamış, tomurcuk haldeki üst yapraklar tek tek elle toplanıyor ve başka hiçbir işlem görmeden direkt kurutuluyor. Bu işlem sayesinde çay türlerinin faydalı kısmı olan kateşin adı verilen antioksidanlar muhafaza ediliyor. Siyah çayda en az olmakla birlikte,  siyah ve yeşil çay  işlem gördüklerinden beyaz çaya göre daha az kateşin ihtiva ediyorlar. Yağmurlu ve ya çok nemli günlerde hasat yapılamadığından beyaz çay çok az elde ediliyor ve nadir bulunuyor.
Beyaz çayın faydalarından bahsedecek olursak;
Öncelikle yaza yaklaştığımız bugünlerde beyaz çay beslenme düzenimizin baş tacı olmalı… Çünkü beyaz çayın bolca içerdiği kateşinler, metabolizma hızında artış sağlıyor. Bu madde hem vücudun yağ üretimi üzerinde baskılayıcı etki yaratıyor hem de mevcut yağın parçalanmasını sağlayıcı etki yaratıyor.

Beyaz çay dünyada gençlik aşısı olarak adlandırılıyor ki bu unvanı sonuna kadar hak ediyor. İçeriği ile kolajen yıkımını sınırlandıran beyaz çay,  cilde esneklik veren elastin maddesinin yıkımını önlüyor, sıkı ve esnek cilt oluşumunu destekliyor. Böylece yaşlanmaya karşı savaşımızda en büyük yardımcılarımızdan biri oluyor. Esnek ve daha sıkı bir cilde sahip olmak istiyorsanız günde üç bardak beyaz çay tüketmenizi öneriyoruz.

Beyaz çayın iyi geldiği diğer alanlar ise şöyle sıralanıyor;
* Zengin kateşin içeriğiyle kanser oluşumunda en önemli etmenlerden olan serbest radikalleri azaltarak  vücuda doğal koruma sağlar
* Cildi güzelleştirir
* Zayıflamaya yardımcı olur
* Yaşlanma, kırışıklık ve sarkmalara karşı olumlu rol oynar ve sıkı ve esnek cilt oluşumunu destekler
* Kilo vemeye,  kilo korumaya yardımcı olur ve yağ yakımını hızlandırır
* Dişleri daha güçlü yapan az miktarda florid ve diğer besin elementleri içerir, kötü nefes kokusuna sebep olan bakterileri öldürür.
* Damarları genişleten etkisiyle beyaz çay iyi kolesterolü yükseltip, kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olarak damar sertleşmesi ve tıkanıklığının önlenmesine katkı sağlar
* Romatoit artrit ve diğer yangılı hastalıklarda azalma sağlayabilir
* Tip 2 diyabete faydalı olabilir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Dış Kalp Masajı Kalp Krizi

√ Dış kalp masajı nasıl yapılır?
• Temel yaşam desteğine başlarken eğer çevrede biri varsa hemen 112 aratılmalıdır. Boğulma ve Bilinçsiz olan bebek ve çocuklarda ilkyardımcı yalnız ise 30:2 kalp basısı uygulamasını 5 tur tekrarından sonra kendisi yardım (112) çağırmalıdır.

• Hasta / Yaralı sert bir zemine yatırılır.

• Yetişkin ve Çocuklarda göğüsün merkezi (göğüs kemiğinin alt ve üst ucunun ortası) belirlenir.

• Bir elin topuğu göğüs merkezine yerleştirilir. Bu elin üzerine diğer el yerleştirilir.

• Her iki el parmakları birbirine geçirilir ve hastaya temas etmemesine dikkat edilir. Eller sabit tutulmalıdır. Dirsekler ve omuz düz ve hasta / yaralının vücuduna dik tutulacak şekilde tutulmalıdır.

• Vücut ağırlığı ile kaburga kemikleri 4-5 cm içe çökecek şekilde (yandan bakıldığında göğüs yüksekliğinin 1/3ü kadar) ritmik olarak sıkıştırma-gevşetme şeklinde bası uygulanır. Dakikada 100 bası uygulanmalıdır.

• Dış kalp masajı 1 yaşın altındaki bebeklerde göğüs kemiği alt ucuna iki parmakla, göğüs kemiği 1-1,5 cm içe çökecek şekilde dakikada 100 bası olarak yapılır. 1-8 yaşına kadar çocuklarda tek elle 2.5-5 cm çökecek şekilde yapılmalıdır (yandan bakıldığında göğüs yüksekliğinin 1/3ü kadar).

• Yapay solunum ve dış kalp masajı birlikte uygulandığında , yetişkinlerde tek yada iki ilkyardımcı ile 30:2 olarak uygulanır.

• Temel yaşam desteğine sağlık personeli gelinceye kadar devam edilmelidir.
Kaynak.7gunsaglik

Deniz Anası Deniz Kestanesi Isırması

Denizanası Isırması

Genellikle fırtınalardan sonra kumsallar­da, sular arasında görülen bu hayvanlar, Üzer­lerine dokunulduğu zaman ürtikere, deri ka­barmalarına, yanmalara sebep olurlar. Fakat bunlar uzun sürmez, kendiliğinden geçer.

Deniz kestanesi Batması

Bu yaratığın yarattığı sorun da, dikenle­rinin teker teker çıkartılması zorluğudur. Bu ancak bir cımbızla yapılabilir.

Kuyruklu vatozlar Isırması

Yan yanya kuma gömülü yaşadıklan için, görülmeden üzerine basıldığında kendilerini savunmak için sokabilirler, ancak bu ender rastlanan bir kazadır. İğneli kuyruğuyla çar­par ve yaralar. Açtığı yara, olaydan iki saat sonra doruğuna varan şiddetli, bir ağrıya se­bep olur.

İskorpitler

Özellikle balıkçıların ağları boşaltmaları sırasında kazalar meydana gelebilir. Zehiri; acıya, şişmelere ve sindirim bozukluklarına sebep olur.

Trakunyalar Isırması

Trakunya çok saldırgan, küçük bir balıktır. Bazı hallerde insana dahi saldırdığı görülmüştür. Sırt yüzgeçlerinde bulunan dikenleri, keskin ve katıdır. Kazalar, genellikle ağları çekerken veya ıslak kumsal üzerinde yürürken başa gelebilir. Sokmasından sonra, şiddetli bir ağrı verir, şişme görülür

Tedavi ve yapılması gerekenler

Bu tür sokmalarda acıyı hafifletmekiçin yara emilip, zehir tükürülebilir. Daha sonra antiseptik bir solüsyonla, yara denezfekte edilmelidir. Bazen sıcak su kompresi yapılarak da ağrı geçirilebilir. Genelde ıstırabın çok çabuk geçmesi gerekir.

Komplikasyonlar

Ender rastlanan olaylar sırasında bazı çok duyarlı kişiler alerjik bünyeleri yüzünden birçok yerlerinden sokuldukları takdirde şok durumuna girebilir. Yüzleri sararır, bayılıp titremeye başlar parmak uçları soğur ve terlerler.
Kaynak.7gunsaglik
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...