Social Icons

.

Pages

Krizde Ev Ekonomisi Yapalım

Sıradan şeyleri, amaçları dışında da kullanarak hem mükemmel sonuçlar alabilir hem de ekonomi yapabilirsiniz.

Tırnaklarınıza limonla bakım yapın.
Saksınızın altına yerleştireceğiniz bir bebek bezi çiçeğinizin kurumasını engeller.
Ekonomi kriz, özellikle ev ekonomimizi derinden etkilemeye devam ederken, biz paramızı ve zamanımızı en iyi şekilde değerlendirmenin yollarını araştır olduk. Evimizdeki hemen hemen herşeyi birden çok defa kullanabilmek için neyin nerede kullanılacağını bilmeniz gerekiyor. Bİrçok şey amaçları dışında pratik olarak kullanılabiliyor.
Örneğin, küçük bir aspirinin arabanızı çalıştırabileceğini, ketçapın gümüşlerinizi parlatma özelliğine sahip olduğunu ya da kaçmış çoraplarınızın, ayakkabılarınızı mükemmel bir şekilde cilalayabileceğini biliyor muydunuz?

İşte size bunun gibi bazı küçük ama önemli ipuçları:

ASPİRİN: Biten araba akünüzü aspirin ile tekrar canlandırabilirsiniz. Eğer etrafta, arabanızı çalıştırmak için size yardım edebilecek kimse yoksa akünüzün içerisine 2 tablet aspirin atarak arabanızın tekrar çalışmasını sağlayabilirsiniz. Asetilsalisilik asit, akünün içerisindeki sülfürik asit ile birleşerek son bir şarj üretip arabanızın çalışmasına yardımcı olacaktır.

KARBONAT: Tıkanmış mutfak giderini temizlemek için tesisatçıyı aramanıza gerek yok. 200 gr. Karbonatı tıkanmış deliğe dökün ardında da 200 ml. sıcak sirke ekleyin. Birkaç dakika bekledikten sonra 1 litre kaynar suyu dökün. Tesisatçıya gerek duymadan tıkanmış giderlerinizi en ucuz yoldan açmış olacaksınız.

MISIR UNU: Düğümlenmiş ayakkabı bapları ya da ipler, inatçı bir şekilde çözülemezler. Düğümün üzerine bir parça mısır unu serpiştirin. Böylece düğümü çözmek daha kolay olacak ve size zaman kazandıracak.

BEBEK BEZLERİ: Bitkilerinizin daha uzun süre su tutmasını mı istiyorsunuz? Bitkilerinizi dikmeden önce, saksınızın dibine, emici tarafı yukarıya gelecek şekilde bir bebek bezi yerleştirin. Bebek bezi suyu içine çekecek ve bitkinizin suyu çabucak emerek kurumasını engelleyecektir.

SAÇ KREMİ: Ayakkabılarınızı kötü havaların etkisinden koruyabilir. Kış boyunca, ayakkabılarınıza bir miktar saç kremi sürerek tuz ve kimyasalları ayakkabınızdan uzak tutarak onları koruma altına alabilirsiniz.

BUZ KABI: Yarım kalmış, bitiremediğiniz şaraplarınızı nasıl değerlendirebileceğinizle ilgili bir ipucu. Kalan şaraplarınızı buz kabına koyup dondurun. Aylar sonra bile hala içilebilir olacaklardır. Ayrıca makarnalarınızın sosu için de daha sonraları kullanabilirsiniz.

KAVANOZLAR: Eldivenlerinizi, boş bir kavanozun altına koyarak kurutabilirsiniz. Kavanozu, bir radyatörün üzerine ters çevirip koyarak çok çabuk bir şekilde kurutabilirsiniz.

KETÇAP: Gümüş takılarınızı, ketçap dolu bir kasenin içinde 5 dakika bekletin. Daha sonra takıların işlemeli kısımlarının da parlaması için eski bir diş fırçasıyla hafifçe fırçalayın. Durulayıp kurumaya bırakın.

LİMON: Bir manikürcüye gerek duymadan da, evinizde bir limon yardımıyla tırnaklarınıza bakım yapabilirsiniz. 200 ml ılık suya yarım limon suyu ekleyin ve tırnaklarınızı 5 dakika boyunca içerisinde bekletin. Tırnaklarınızın üst kısmındaki ölü deriyi yukarı doğru ittikten sonra, tırnaklarınızı limon kabuğuyla ovun.

MAYONEZ: Bir parça mayonezle saçınıza ve saç derinize, sanki saç kremi kullanıyormuşsunuz gibi masaj yapın. Daha sonra saçlarınızı duş bonesiyle kapatıp birkaç dakika bekleyin ve şampuan yardımıyla yıkayın. Sonuç olarak saçlarınız mükemmel bir parlaklığa kavuşacak.

TIRNAK CİLASI: Gömlek düğmelerinin içindeki ipliklerin üzerine bir damla renksiz tırnak cilası damlatarak, gömleklerinizin üzerinizde daha düzgün bir şekilde durmasını sağlayabilirsiniz. Bu yolla ipliklerin aşınarak yıpranmasını ve üzerinizde şekilsiz durmasına engel olur.

ZEYTİNYAĞI: Kendi mobilya cilanızı kendiniz yapın! Üstelik ticari ürünlere göre çok daha iyi sonuçlar verecektir. Beyaz sirke ya da limonla karıştırdığınız zeytinyağını, sprey başlığı olan bir kutunun içerisine boşaltın. İyice çalkaladıktan sonra mobilyalarınızın üzerine sıkın. 2 dakika beklettikten sonra temiz bir bez ya da kağıt havluyla temizleyin.

TUZ: Bir parça tuz ve su yardımıyla mobilyalarınızın üzerindeki su lekelerini kolaylıkla çıkartabilirsiniz. Bir tatlı kaşığı tuzu, birkaç damla suyla karıştırarak elde edeceğiniz bir karışımı lekeli yüzeye uygulayın. Leke çıkıncaya kadar yumuşak bir şekilde ovalayın.

KÜLOTLU ÇORAP: Eksi ya da yırtık külotlu çoraplarınızla, parlak ve sanki yeni cilanmış görüntüsü veren ayakkabılar elde edin. Yapmanız gereken sadece eski çorabınızla ayakkabınızın üstünü ovalamak. Bu denemiş olduğunuz diğer yöntemlerden daha çok işe yarıyor.

ŞEMSİYE: Eski bir şemsiyenizi, fidelerinizi kışın soğuğundan ve etkilerinden korumak için feda edin. Tutma kısmını kestiğiniz şemsiyenizi açık bir şekilde fidelerinizin üzerine yerleştirerek onların donmasını engelleyebilirsiniz.

SİRKE: Sirke boğaz ağrınızı geçirebilir. 1 yemek kaşığı sirke ve 1 çay kaşığı tuzu, bir bardak ılık suyun içerisinde eritip günde birkaç kez gargara yapın.Kaynak. .,

Yaşlılarda Düşmeler

YAŞLILARDA DÜŞMELER VE ALINACAK TEDBİRLER

Her yıl 65 yaş üzeri erişkinlerin üçte biri herhangi bir nedenle düşmektedir.Yaşlıların bir yaralanmaya bağlı ölüm nedenlerinin başında da düşmeler gelir.Bu sorun aynı zamanda en sık hastaneye yatış sebebidir.Düşen kişilerin %30’unda kalça kırıkları veya beyin travması gibi ciddi problemler yaşanır.Bunların tedavisi oldukça zahmetlidir ve bağımsız yaşamı engelleyebilir.Daha da ileri giderek erken,zamansız ölümlere neden olur.Yaşlılardaki kırıkların ilk nedeni düşmelerdir ve kırıklara en sık ,omurga,kalça, kol ve bileklerde rastlanır.Bir kez düşen kimse,yaralanmasa dahi tekrar düşme korkusu yaşar ve bu nedenle günlük aktivitelerini azaltır.Hareketsizlik ise tam tersine

tekrar düşme riskini arttırır.Bütün bunlara ek olarak sağlık harcamaları da önemli şekilde çoğalır.

Kimler risk altında?

Düşmeye bağlı ölümler erkeklerde kadınların iki katıdır.Ancak kırıklar söz konusu olduğunda durum tam tersidir.Seksenbeş yaş üzerinde karşılaşılan sorunlar daha da ağırlaşmaktadır.Yetmişbeş yaş üzeri kişilerde bir yılı bulan bakım ihtiyaçları ortaya çıkar.

Düşmeler nasıl önlenir?

Bazı önlemler sayesinde birçok düşme engellenebilir.Yapmanız gereken dört şey;1.Düzenli bir egzersiz programına başlamak 2. Aldığınız ilaçları doktorunuz ile gözden geçirmek 3.Gözlerinizi kontrol ettirmek 4. Evinizi daha güvenli hale getirmek.

Düzenli egzersiz programına başlayın.Egzersiz düşme riskini azaltan en önemli unsurdur.Sizi daha güçlü yapar ve kendinizi iyi hissedersiniz.Denge düzenleyen faaliyetler en etkilisidir.Hareketsizlik vücudu zayıflatır ve düşme ihtimalini arttırır.Kendiniz için en uygun olanı egzersiz türlerini doktorunuza sorun.

Doktorunuz ilaçlarınızı kontrol etsin.Yaşlandıkça ilaçların etkileri değişebilir.Buna bitkisel ürünler de dahildir.Bazı ilaçlar tek başlarına veya diğerleri ile etkileşerek,baş dönmeleri,dengesizlik yaparak düşme riskini arttırabilir.

Gözlerinizi kontrol ettirin.Yılda bir göz doktoruna muayene olun.Gözlük numaranız yanlış olabilir veya katarakt,glokom gibi sorunlarınız olabilir.Kötü görme düşmeleri kolaylaştırır.

Eviniz düşmelere karşı tedbirli olsun.Düşmelerin yarısı evde olur.Koridorlardan ve merdivenlerden,ayakkabı,giysiler ve mobilya gibi takılıp düşecek eşyaları kaldırın.Ayak altından kayacak veya takılabileceğiniz türde halıları kaldırın.Sık kullandığınız eşyaları kolay erişebileceğiniz yerlerde saklayın,tabure vs.üzerine asla tırmanmayın.Tuvalet ve banyoya tutunma kolları taktırın.Zeminlerinde kaymayı önleyen örtüler bulundurun.Ev içini aydınlık tutun,ışıklandırma iyi olsun.Gece kalktığınızda oda ve koridorlar aydınlatılmış olsun.Ev içi ve dışarıda devamlı ayakkabı giyin,çıplak ayak veya terlikle dolaşmayın.Telefon ve uzatma kablolarını ortalıkta bulundurmayın.Yatar veya oturur pozisyondan yavaşça kalkın.

Son olarak,eğer düşer ve kalkamazsanız, kullanmak üzere,yerde bir telefon bulundurun ve acil erişilecek numaraları yanında saklayın.

Uz.Dr. Metin Okucu.Kaynak.7gunsaglik.com .,

Kanserin Ruhsal ve Duygusal Etkileri

Kisa Bilgi : Uzmanlar kanser hastalıklarının fiziksel değişiklikten ziyade ruhsal ve duygusal değişiklikleri kapsadığını belirtiyorlar

Çoğu kez, bu kişiler hayatlarının şimdi çok farklı olduğunu, kanserin kendilerini değiştirdiğini söylerler. Uzmanlar, bunların fiziksel değişiklikten ziyade ruhsal ve duygusal değişiklikleri kapsadığını belirtiyorlar.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Diş Kanaması

Ağrı sızı yokken dişlerin sık kanaması diş etlerinizin masaja ihtiyacı olduğunu gösterir. Dişler ve etleri en az günde üç defa fırçalanmalıdır. Misvak avantajlıdır. Diş araları diş ipi ile mükemmel temizlenebilir. Fırça ve diş ipi beraber kullanılmalıdır.

Son olarak, hiç bir protez hakiki dişin yerini tutamaz. Suni dişler vücuda yapılan birer yamadır. Çekilen dişler bir daha yerine gelmez. Ama tam damak (total protez) yaptırma şansı her zaman olabilir. Bu yüzden kullanılabilecek ve kurtarılabilecek dişten son ana kadar yararlanmak lazımdır. Bir kişiye en yakışan diş, kendi dişidir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Cildiniz Yağlı Mı? İşte Çözümlerimiz

Cildimizdeki yağ nelerden oluşur?

Cilt üzerindeki yağ (sebum); lipitler (yüzeydeki hücrelerden kaynaklanır), ter ve çevresel materyallerden oluşur.

Ciltteki yağ (sebum) nerede üretilir?

Sebum yağ bezlerinden üretilir. Tüm vücut yüzeyinde bulunan sebum, el ve ayak derisinde daha az, avuç içi ve ayak tabanlarında ise hiç yoktur. Yağ bezleri sırtın ortasında, alında ve çenede daha büyüktür ve diğer deri bölgelerinden daha fazladır. Aynı zamanda kulak kanalında ve cinsel organların bulunduğu alanda da yoğundur.

Yağ bezlerinin yapısı nasıldır?

Yağ bezleri kanallarla birbirine bağlı odacıklardan oluşur ve bu kanalların içi deri yüzeyine benzer hücrelerle örtülüdür. Bir çok yağ bezi kıllar ile birlikte deri yüzeyine açılır. Bazı serbest yağ bezleri ise tek başlarına deri yüzeyine açılırlar.

Yağ nelerden oluşur?

Yağ (sebum) kompleks bir yapıya sahiptir ve gliseridler, serbest yağ asitleri, skualen, kollesterol esterleri, kollesterol gibi lipitleri içerir. Trigliseritler de yağ bezlerinde üretilir ve yağ bezi kanalındaki lipaz denen bakteriyal enzimlerle serbest yağ asitlerine parçalanırlar.

Ciltten salgılanan yağın normalde görevi nedir?

Derinin yüzeyinden sıvı kaybını engeller. Deriyi bakteri ve mantarlardan korur. Derinin kokusunu oluşturur. Bağışıklık sisteminin organizasyonunda rol oynayan ‘Propionibacterium acnes’ denen bakterinin kolonizasyonunda rol oynar.


Yağ salgısı nasıl düzenlenir?
Sebum salgısı hormonal faktörler, yaş, bazı hastalıklar ve ilaçlardan etkilenir.

Sebum üretimi hormonlardan nasıl etkilenir?

Sebum üretimi, androjen dediğimiz seks hormonlarının kontrolü altındadır. En aktif androjenler; (erkeklik hormonu) testosteron, 5-testosteron (DHT) and 5-androstenedioldür. Bu hormonlar ve diğerleri erkeklerde testis, kadınlarda yumurtalık ve böbrek üstü bezinden salgılanır. Bu organlar beyinde bulunan hipofiz bez tarafından kontrol altında tutulur.
Androjenler deri ve cinsel organlarda bulunan hormonlar tarafından daha aktif hale getirilirler. Tip I 5-redüktaz denen enzim deride, tip II 5-redüktaz cinsel organlarda etkili olur. Bu enzimler, daha az aktif olan androjenleri aktif testosteron ve 5-hidroksi testosterona (DHT) dönüştürürler. Daha aktif androjenler yağ bezlerinden sebum salgısını uyarırlar.

Yaş ile yağ bezi aktivitesinin ilişkisi nasıldır?

Yağ bezleri doğumdan önce aktif durumdadırlar. Yağ salgısı annedeki hormonlarla düzenlenir.Yağın içeriği yaş ile değişir. Yeni doğan bebek ‘verniks kaseosa’ denen mumsu bir tabaka ile kaplıdır.Yeni doğan bebekler 3-6 ayda erişkin gibi yağ salgılamaya başlarlar. Erkeklerde yağ salgısı kadınlara göre daha fazladır. Yaş ile birlikte yağ salgısı azalır. Özellikle menopozdan sonra kadınlarda belirgin azalma olur.


Hangi hastalıklar yağ salgısını etkiler?
Hipofiz bezi, böbrek üstü bezi, yumurtalık ve testislerin hastalıklarında yağ miktarı azalır. Uzun süren açlık durumlarında da yağ miktarı azalır. Parkinson hastalığında ise miktarı artar.

Hangi ilaçlar yağ salgısını azaltır?

Östrojen (doğum kontrol haplarında mevcut), siproteron asetat ve spironolakton gibi antiandrojen ilaçlar, isotretinoin gibi A vitamini derivelerinin (akne tedavisinde kullanılır) alınması yağ salgısını azaltır.

Hangi ilaçlar yağ salgısını arttırır?

Medroxyprogesterone, levonorgestrol gibi androjenetik özelliği olan progesteronlar ve fenotiazinler yağ salgısını arttırırlar.

Hangi ilaçlar yağ salgısı içindeki komponentlerin oranı değiştirilebilir?

Diane 35, (etinil östrodiol ve siproteron asetat içerir.) isotretinoin, squalen, wax esterleri ve yağ esterlerini azaltırken; topikal retinoidler de yağ salgısı içindeki dengeyi değiştirirler. Hafif bir sabunla cildin günde 2 kez yıkanması da bu açıdan önemlidir..Kaynak. .,

Pırıl Pırıl Bir Cilt İçin Maske Tarifleri

Kolay bulunabilen basit malzemeler ve tarifler ile cildinizi yaza hazırlayın..

Biyolog-Kozmetolog Pervin Bulgak’tan evinizde kolayca hazırlayacağınız cildi canlandıran maske tarifleri…

Canlandırıcı peeling

Cildinizi canlandıran doğal maskeler

Malzemeler

Yarım çay bardağı ceviz içi
1 çay kaşığı limon suyu
3 çay kaşığı süt
1 çay kaşığı bal

Hazırlanışı
Ceviz rendelenir (amaç ince tanecikler haline getirmektir). İçine limon, süt ve bal ilave edilir. Elde edilen karışım yumuşak hareketlerle cilde uygulanır. 5 dakika kadar da bekletildikten sonra ılık su ile durulanır.
Cilt temizleyici tonik
Cildinizi canlandıran doğal maskeler
Malzemeler

1/4 çay bardağı maydanoz tohumu
1/4 çay bardağı kuşburnu
1,5 su bardağı su

Hazırlanışı
Malzemeler kaynar suyun içinde 20 dakika demlenir. Soğuduktan sonra tonik olarak yüze uygulanabilir. Elde edilen tonik soğuk ortamda ve cam şişede 4 gün muhafaza edilebilir.
Siyah nokta için maske

Cildinizi canlandıran doğal maskeler

Malzemeler
1 tatlı kaşığı badem yağı
1,5 tatlı kaşığı kil
1 tatlı kaşığı bal
1 tatlı kaşığı limon suyu

Hazırlanışı

Bu malzemeleri karıştırıp dudak ve göz çevresi hariç yüze sürünüz. 45 dakika beklettikten sonra ılık suyla durulayabilirsiniz.
Yüz gençleştirici ve koruyucu maske
Cildinizi canlandıran doğal maskeler
Malzemeler

2 yemek kaşığı kabak çekirdeği yağı
1 yemek kaşığı Jojoba yağı
1 yumurta akı

Hazırlanışı

Tüm malzemeler karıştırılır. Temiz cilde göz çevresi hariç uygulanır ve 15 dakika bekletildikten sonra soğuğa yakın ılık su ile durulanır. Bu maske haftada bir gün uygulanabilir ve ardından cilde maden suyu ile kompres yapılması tavsiye edilir.

Referans.7gunsaglik.com.tr

Diyette Yemek Yemenin Zamanı Önemli midir?

Kilo vermek, zayıflamak için öğünlerin zamanını ayarlamalı mıyız?

Sadece marketten alışverişi yapıp eve getirip sağlıklı yiyecekleri kafamıza göre yemek anlam ifade etmiyor. Doğru zamanda doğru gıdayı alırsak diyet yapabiliriz. Yani evet, doğru diyetin zamanlaması olur. Kaloriler halinde bir liste hazırlanır ve süresine uyarak atlamadan abartmadan tam olarak besinleri doğru zamanlarda almalıyız.

Potansiyel kalori ve kilo kaybı böyle başarılır. Metabolizma ve tokluk düzeyleri dengesi zamanlama ile önem kazanır ve işler. Vücut ağırlığı, beyin hormonları, metabolizma kontrolü ve tüm bu süreçler birbiriyle ilişki halinde işler. Gün boyunca sadece düşük kalorili beslenmek yetmez, bu yiyecekleri doğru zamanda almak gerekir.

Metabolizma böylece hızlanır iştah açılmadan kilo kaybı çabaları sonuç verir. Güne kahvaltıyla başlayın. Gereken enerjiyi gün boyu verir. Aç kalmayı önler. Su içmek kilo vermede çok mühimdir. Ana ve ara öğünlerde su için. Kan şekeri açısından 3 saatten fazla aç kalmayın. Protein dengeli yiyin. Güneş battıktan sonra bir şey yemeyin. Sağlıklı doyurucu hafif yemekler yapın.
Kaynak.7gunsaglik

Su İçmek Gerçekten Zayıflamaya Yardımcı mı?

H2O yani temel ihtiyaçlarımızdan olan su. Yüzyıllar boyunca suyun faydaları anlatılır.

İnsanlar, canlılar için önemi vurgulanır. Gerçek olamayacak kadar güzel olan faydası ise kilo vermeye hayalimizdeki fit görüntüye kavuşmamıza yardımcı olmasıdır. New York kadın sağlığı merkezi araştırmacı ve uzmanlarından Brooke Alpert ve Keri Peterson Lenox Hill hastanesinde tıbbi danışmanlardır ve bu çalışmada katkıları vardır.

Su içmek doğrudan kilo vermeyi sağlamaz. Doğrudan zayıflamayla ilgilidir ancak su içtim diye zayıflamayız. Su, yağ yakıcı özelliğe sahiptir ve metabolizmayı hızlandırır ve vücudu bu süreçte destekler. Su içmek öğünlerde aşırı yemek yeme isteğinizi bastırır ve normal yememizi sağlar. Yemekten önce su için.

Aç ya da susuz kalmak kilo almanın en büyük nedenlerindendir. Sırf sulu diye alkol almayın alkol, kilo aldırır. Şekerli hazır meyve sularını içmeyin. Hidrasyon yani su alımı insan sağlığı için hayatidir. Çok acıkında bol su için ve biraz bekleyip iştahınızın bastırıldığını görün. İdrara sık çıkmak ve idrar renginin açık olması yeterince su içtiğiniz anlamına gelir. Koyu renkli ve seyrek idrar kötüye işarettir.
Kaynak.7gunsaglik

Daha İyi Egzersiz İçin Nefes Teknikleri

Çalışırken, spor anında egzersiz yaparken tam verim almak için derin nefes alıp vermek gerekir.

Tüm hücrelerimizin oksijene ihtiyacı vardır. Enerji gerektiren aktiviteler sırasında nefes alıp vermek işimizi kolaylaştırır, daha çok kalori yanar. Nefesinizi kontrol etmeniz yeter. Birçok türde nefes alma tekniğinden kendinize en yakın olanı mutlaka uygulayın.

Ağırlık kaldırma sırasında nefes. Yorucu ve zorlu bu aktivitede zorlanmamak nefes nefese kalmamak adına nefis alırken kaldırıp verirken indirmek gerekir. Her seferinde başa dönerek nefes alın tutun ve verin. Kan basıncı artar dolaşım artar. Çekirdek kaslarınızı sıkarak bunu yapın.

Kardiyo sırasında nefes. Nitrik osit alarak arterler rahatlar. Ritmik aktiviteyi sürdürmek adına nefes alıp verin. Odaklanın ve kan akışını hissedin. Birkaç saniye nefesinizi tutup verin. Tempolu olmanız sağlar ve kas yaralanma riskinizi azaltır.

Vücudun dengelenmesine daha kullanışlı ve yağsız olmasına katkıda bulunuyor. Gebelerde pilates, yoga ve meditasyon sırasında da önemlidir. Germe esneme turlarınızda derin derin nefes alıp vermek spordan sonraki ağrıyı önler daha iyi yağ yakar. Stresli anlarda da yine nefes egzersizleri kurtarıcıdır.
Kaynak.7gunsaglik

Gün Sonunda Daha Hafif Hissedin

Zayıflamak elbette zaman alır ve özveri ister. Gün sonunda daha hafif hissetmenizi sağlayan sizi motive eden önerilere kulak verin.

Sabahları, sıcak su ve limondan faydalanın. Limon sıkılmış bir bardak ılık su ile güne başlayın. Bu sindirim sistemini uyarır harekete geçirir. Limonlu yeşil çay da içebilirsiniz.
Süt ürünlerinden bir süre uzaklaşın çünkü şişkinlik yapabilir. Karında şişkinlik, gaz ve rahatsızlık nedenidir. Kahvaltıda yoğurt, süt, peynir, krem peynir yememeye çalışın.

Yoga ile detoks yapın. Vücudu toksinlerden uzak tutar. Sindirimi destekler uyarıcıdır.
Tropik bir ara öğün seçin. Ananas ve papaya gibi meyveler tüketin. Bromelain ve papain enzimleri ve protein bakımından zengindir. Sindirimi kolaylaştırır. Hindistan cevizi suyu da içilebilir.
Çok hızlı yemeyin, sindirin. Sakız çiğnemeyin hava verir şişkinlik yapar. Olabildiğinde çok su için. Toksinlerden arındırır ekstra tuzu alır ve şişkinliği azaltır.

Quinoa bulabilirseniz çok iyi. Her gün veya gün aşırı tüketin. Daha az şişkin hissedersiniz. Potasyum içerir lif içerir. Lezzetli ve doyurucudur
Porsiyon kontrolü yapın. Dışarıda yerken tabağın yarısını veya %70’ini bitirin. Evde küçük tabak kullanın. Öğünleri kısın.
Öğle ile akşam arası öğünlerde lifli gıdaları tüketin. Avokado, armut, çilek veya kuruyemiş.
Kaynak.7gunsaglik

Çocuğunuz Kalp Hastası Olabilir

Birtakım belirtiler onda varsa göğüs ve kalp şikayetleri arttıysa mutlaka doktora başvurun..


Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. İsmail Özcan: "Çocuklarda sık tekrarlayan, uykudan uyandıran, yanma, batma, nefes darlığı ve sıkışma gibi şikâyetlere neden olan göğüs ağrısı, kalp hastalığının habercisi olabilir." dedi.
Uzm. Dr. Özcan, özellikle bebeklerde uyku düzeninin bozulmasının, 10 dakikada bitirilecek bir biberon sütün veya gıdanın 15- 20 dakikada tüketilmesinin, terlemenin bebeklerde doğumsal kalp hastalığının göstergesi olabildiğine dikkat çekti.

Erken tanı konulduğu takdirde kalp hastalıklarının kontrol altına alınarak tedavi edilebildiğini anlatan Özcan, tanı konulmamış kalp hastalıklarının ise ani ölümlere neden olabildiğini dile getirdi. Uzm. Dr. İsmail Özcan şunları kaydetti:

"Ebeveynler; sık sık uykudan uyanan çocuğun oyun oynarken oyunu bırakmasına neden olan, günlük aktivitesini kısıtlayan ağrı, yanma, batma, sıkışma hissi, nefes darlığı ve ateş bulguları halinde kalp hastalığından şüphelenmeleri gerekir. Damarlardaki sertleşme ve yağ birikiminin kalp krizine yol açtığını bilmemiz lazım. 13-14 gibi ergenlik çağında da damarlardaki tıkanmalar kalp krizine yol açabiliyor. Bebeklerde, huzursuzluk, meme emmeme, derin uyuyamama, ağlama nöbetleri de kalp kası bozukluklarının belirtisi olabiliyor..Kaynak.7gunsaglik.com .,

İşsizlik En Çok Kalbi Vuruyor

Son araştırmalara göre işsizlik ve ardından gelen sorunlar en çok kalbi etkiliyor..

İşsizlik cüzdanınızdan daha fazla zararı kalbinize veriyor olabilir.

İşsizliğin, ileri yaştaki kişilerde kalp kriziyle ilişkisini inceleyen yeni bir araştırma, 51-75 yaş arası 13 bin kadın ve erkeğin verileri üzerinden bazı sonuçlara vardı. Uzun vadeli çalışma süresince izlenen bu kişiler toplam 1.061 kez kalp krizi geçirdi. Bu sürede, en az bir kez iş kaybı yaşayanların, hiç işinden olmayanlara kıyasla kalp krizi geçirmeye yüzde 22 daha yatkın olduğu ortaya çıktı. Erkeklerle kadınlar için risk faktörü eşitken, en az dört kez işini kaybedenlerde kalp krizi riskinin yüzde 60 daha fazla arttığı gözlemlendi.

Araştırmada sadece "işsizlik" ele alındı. İnsanların işten kendi istekleriyle mi ayrıldıkları yoksa kovuldukları için mi işsiz kaldıkları değerlendirmeye katılmadı. Araştırmacılar bütün durumların genel olarak "işsizlik" sayıldığını ama bir şekilde işine son verilmenin daha büyük bir risk olduğunu söylüyor. Değerlendirmede emeklilik "işsizlik" olarak nitelendirilmedi.

Michigan Üniversitesi’nden işsizlik ve sağlık arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmayı gerçekleştiren Sarah Burgard "Muhtemelen gönüllü olarak işten ayrılmak ani bir şoktan daha az etkilidir. Ancak bunu araştırmaya dahil etmedik" dedi..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Tıbbi Mantarlarla Gripten Tamamen Korunun

Soğuk havalarda grip, nezle, soğuk algınlığı, faranjit gibi ağır vakalarla sıkça karşılaşırız.

Siz bu mevsim hasta olmayın. Mantarların griple ne gibi bir ilgisi var, tıbbi mantar nedir, gribe karşı bizi nasıl korur ne işe yarar görelim. Az bilinen ve Çin tıbbında sıkça kullanılan tıbbi mantarlar gribe çaredir. Bağışıklık sistemini uyarıcı bir etken maddeye sahiptir. beyaz kan hücrelerini destekler. Bu proteinlerin üretimini uyararak bağışıklığı korur ve viral hastalıkların vücuda girişini engeller.

Grip olmuş kişilerle yakın temas halinde olmayın bu ortamlardan hemen çıkıp elinizi yüzünüzü su ve sabunla iyice yıkayın. Mantar gövdesini oluşturan ipliksi hücreler lifleri en faydalı kısmı. Poria özü deniliyor ve besin takviyesi halinde kullanılabiliyor. İnflamasyonu yani iltihaplanmayı azaltıp önlüyor. Ağrılı şişmeli viral bakteriyel tüm hastalıklara karşı kalkan rolü üstleniyor.

Poria polisakkaritler bağışıklık fonksiyonunu etkileyen bir karbonhidrat türüdür. Triterpenoidler ise antioksidan etkileri olan bileşiklerindendir. Bu iki mucize etken maddesi sayesinde gripten korur. Binlerce yıldır poria yani tıbbi mantarlar, diüretik, yatıştırıcı ve tonik etkileri ile geleneksel Çin ve Japon ilaçlarında kullanılmaktadır. Bağışıklık sistemini korur ve dış etkenlere yanıtını güçlendirir..Kaynak.7gunsaglik.com,

5 Dakikadan Daha Kısa Sürede Rahatlamanın Yolları

Dinlenmek için harika bir zaman. 5 dakikadan bile kısa sürede yapabileceğiniz rahatlama teknikleriyle hafiflemiş hissedeceksiniz.

Sinirleri yatıştırmak için bir sahil beldesine yaşamıyor olabilirsiniz neyse ki her yerde her zaman uygulanabilecek önerilerimiz var.

Yeşil çayınızı yudumlayın. Bir fincan sıcacık bitki çayı sizi gevşetir. Öfkenizi yatıştırır, sinirlerinizi alır.

Sıcak çikolatanızı için.

Tatlı, sıcak ve kakaolu şeyler her zaman stresi alır. Kortizol seviyelerini düzenler, metabolizmayı dengeler.

Ilık bal için. Bir kaşık bal stresinizi alır götürür. Doğal bir nemlendirici ve antibiyotiktir. Depresyon, anksiyete ve beyin iltihabıyla savaşır.

Bir parça mango. Tropikal bu lezzet kabuğundaki maddeyle stresle savaşır. Linalol maddesini içerdiğinden endişeyi giderir rahatlatır.

Sakız çiğnemek. Meyveli, naneli ya da sade farketmez. Stresi yenmeyi sağlayan en kolay yoldur. Birkaç dakika içinde kortizolü uyararak stresi giderir.

Gevrek tuzlu atıştırmalıklar. Bir gevrek tuzlu çubuğa elinizi atın ve çıtırdatarak keyfini çıkarın.



Meditasyon yapmak. Sessiz bir ortamda kendinizle kalın, gözlerinizi kapatın ve odaklanın. Sinir nöbetlerini, depresyonu, stresi yenmeye yardımcıdır. Kaygılarınızı unutun nefesinize odaklanın.

Başınızı bir yastığa koyun. Uzun bir şekerleme ihtiyacınız olabilir. Yumuşacık bir yastığa yatıp dinlenin.

Nefes almak. Yavaşça derinden nefes alıp vermek size çok iyi gelecek. Bedeni ve zihni dinlendirecek.

Kaslarınızı sıkıp bırakmak da gevşemeyi kolaylaştıran bir yöntemdir..Kaynak.7gunsaglik.com,

Kalp Krizi Riskimiz Artıyor mu?

Kalp hastalıkları her yıl binlerce kişide görülmekte ve bu riskin önüne geçebilmek için tıp dünyası çalışmalar yürütüyor..

Yapılan çalışmalar, kalp hastalıklarının her geçen gün arttığını gösteriyor. Önlem alınmaması halinde 2015 yılına kadar her yıl 20 milyon insanın, kalp krizi ve inme gibi nedenlerle yaşamını yitireceği öngörülüyor.

Kalp-damar hastalıklarından ölümler, gelişmiş Batılı ülkelerde azalma eğilimi gösterirken, gelişmekte olan ülkelerde artıyor. Ekonomik gelir ve sanayileşmenin artması ile Batı tipi beslenmenin yaygınlaşması, kalp-damar hastalıklarının en önemli ölüm nedeni haline gelmesine neden oluyor. Kalp-Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Belhhan Akpınar, kalp-damar hastalıklarının tüm ölümlerin yüzde 25-45’inden sorumlu olduğuna dikkat çekiyor. Türkiye’de ölüm nedenleri arasında ilk sırayı 205.457 ölümle kalp-damar hastalıkları alıyor.

HER 1000 KİŞİYE 1 AMELİYAT
Ülkemizde toplam hastalık yükünün birincil nedenini yüzde 19.3 ile kalp-damar hastalıkları oluşturuyor. Türkiye’de 2011 yılında toplam 45 bin kalp ameliyatı gerçekleştirildiği ve bu oranın her 1000 kişiye 1 ameliyat olarak hesaplandığı belirtiliyor. 100 milyon nüfusa sahip bir ülkede yılda ortalama 100 bin kalp ameliyatı beklense de, sayıları giderek artan stent ve daha az invaziv girişimler nedeniyle gerçekleşen operasyon sayısı bu rakamların altında kalıyor.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de koroner arter hastalıklarının ilk sıraya yerleştiği belirtiliyor. Bu hastalıklarda; sigara, kolesterol, tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, şişmanlık, hareketsizlik ve stres başlıca risk faktörlerini oluşturuyor. Prof. Dr. Akpınar, “Biz bunlara düzeltilebilir risk faktörleri diyoruz” diyor. Bu sorunda genetik özellikler de önemli rol oynuyor. Özellikle birinci dereceden yakın akrabaların da koroner arter hastalığı olan kişilerin, bu konuda mutlaka dikkatli olmaları gerekiyor. Bunun dışında romatizmal kapak hastalıkları, ileri yaşa bağlı kapak hastalıkları ve doğuştan kalp anomalileri de sık rastlanan kalp hastalıkları arasında yer alıyor.

ERKEKLERDE DAHA YAYGIN
Kalp ameliyatları, günümüzde yeni doğandan 90 yaşına kadar, ihtiyacı olan her hastaya yapılabiliyor. Ancak bu ameliyatları en çok 40-80 yaş grubundaki kişilerin geçirdiği belirtiliyor. İnsan ömrünün uzaması, 70 yaş ve sonrasında aort kapak hastalıklarında artış görülmesine neden oluyor. Yapılan istatistikler, erkeklerin daha fazla kalp ameliyatı olduklarını gösteriyor. Bu durum koroner arter hastalıklarının erkeklerde daha sık görülmesinden kaynaklanıyor. Son yıllarda bu hastalıkların kadınlar arasında da ciddi artış gösterdiği görülüyor. Bunun en önemli nedenlerinin sigara kullanımı ve hareketsizlik olduğu belirtiliyor. Bu konuda kesin bir ayırım olmamakla birlikte, kadınların ameliyat sonrasında kurallara uyma konusunda daha istekli olduklarına dikkat çeken Prof. Dr. Akpınar, “Kadınlar en çok ameliyat sonrasında sigaraya geri dönmeme konusunda başarılı” diye konuşuyor.

EN ÇOK KORONER BY-PASS AMELİYATI YAPILIYOR
Koroner arter hastalıkları diğer pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de en sık rastlanan kalp hastalıkları arasında bulunuyor. Bu nedenle bu konuda en sık yapılan ameliyatın koroner by-pass ameliyatı olduğu belirtiliyor. Romatizmal kalp hastalıklarının giderek azalmasına karşın nüfusun giderek yaşlanması ileri yaş kapak hastalıklarının (aort kapak stenozu) ve dolayısıyla cerrahisinin artmasına neden oluyor. Ayrıca robotik ve minimal invaziv mitral kapak tamirlerinin başarıyla uygulanması, kardiyologların bu grup hastaları cerrahiye daha güvenle yönlendirmelerini sağlıyor. Bu durum, bu gruptaki hasta sayısının artmasına neden oluyor.

Sözü edilen uygulamalar;

Koroner by-pass
Kapak değişimi
Kapak tamiri olarak sıralanıyor.

GENÇLERDE GÖRÜLME SIKLIĞI ARTTI
Prof. Dr. Bellhhan Akpınar, son yıllarda genç yaşta kalp hastalığı geçirenlerin sayısının arttığını belirterek, bu sorunun iki ana nedeni olduğuna dikkat çekiyor.

Bunlar şöyle sıralanıyor:

Genetik faktörler. (Ailevi özellikler)
Olumsuzlaşan çevre koşulları ve beslenme.
Sigara.
Stres.

İlerleyen tanı yöntemleri sayesinde bu hastalara daha erken teşhis koyup tedavi etmek olanaklı hale geliyor. Bu sayede geçmişte kaybedilen bu hastalar günümüzde tedavi edilebiliyor.

EN ZOR AMELİYAT EN  AZ YAPILANDIR
Günümüzde iyi bir merkezde yapılan rutin bir kalp ameliyatının riski yüzde 1’in altında görülüyor. Ancak söz konusu risk, operasyonun zorluk derecesine ve hastanın ameliyat öncesi durumuna göre yüzde 10’lara kadar çıkabiliyor. Tüm bu risklerin operasyon öncesinde hasta ve hasta yakınlarıyla paylaşılması büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Belhhan Akpınar, en zor ameliyatın en az yapılan ameliyat olduğunu söylüyor. Bunun yanında göğüs ve batın bölgesini içine alan büyük damar genişlemesi yani ‘torakoabdominal anevrizmalar’ cerrah açısından zorluk riski yüksek ameliyatlar arasında bulunuyor.

“En zor hasta grubu hangisidir?” sorusuna, “Kalp dışı ciddi problemleri olan hastalar” yanıtını veren Prof. Dr. Akpınar, “Bu hastalarda çok başarılı bir ameliyat yapsanız da diğer organ problemleri nedeniyle sıkıntı yaşayabilirsiniz” diyor. Önceden iyi incelenmiş ve riskleri araştırılmış bir hastada, ameliyat sonrası problemlerin en aza indiği görülüyor. Hastanın önceden bir başka organ problemi olmadığının tespiti veya var olan sorun düzeltildikten sonra operasyona alınmasıysa risk ve komplikasyonları önemli oranda azaltıyor. Bunun yanına birbiriyle uyumlu çalışan cerrahi, anestezi ve yoğun bakım ekibinin kalp ameliyatı geçirecek hastalar için büyük güvence olduğu ve bu uyumun hasta açısından olumlu sonuçları olduğu belirtiliyor.

EN BÜYÜK RİSK FAKTÖRLERİ
Prof. Dr. Belhhan Akpınar, kalp damar hastalıkları arasında en büyük risk faktörlerini şöyle sıralıyor:
Genetik özellikler. (Anne, baba ya da kardeşlerde aynı hastalığın görülmesi)
Kötü alışkanlıklar. (Sigara içmek, hareketsizlik, yüksek kolesterol, yüksek tansiyon gibi düzeltilebilir risk faktörleri)

AMELİYAT RİSKİNİ AZALTAN EN ÖNEMLİ GELİŞMELER
Prof. Dr. Belhhan Akpınar, son yıllarda kalp ameliyatlarındaki risklerin azaltılması konusunda ciddi ilerlemeler kaydedildiğini söylüyor ve bunların en önemlilerini şöyle sıralıyor:

Cerrahi tekniklerdeki gelişmeler.
Anestezi ve yoğun bakımdaki ilerlemeler.
Ameliyat sırasında kalbin korunması anlamındaki yenilikler.
Hasta seçimi.

(Hastaların ameliyat öncesi ameliyata multidisipliner bir yöntemle hazırlanması ve ameliyatta risk oluşturabilecek akciğer, böbrek gibi problemlerin tedavisinin ameliyat öncesinde yapılması riski azaltıyor.).Kaynak.7gunsaglik.com .,

Meme Kanserinde Radyasyon Tedavisi, Kalp

Meme kanseri tedavilerinden biri de radyasyon almaktır. Kolay bir yoldur ve kanseri kökten temizleyebilir.

Ama kalp hastalıkları riskini nasıl etkiler bilmiyoruz. Hayatta kalmayı başardınız ama kalp riskini de artırdınız. Birçok kadın bu tedavinin ardından kalp hastalığına dair şikayetler ediyor.

JAMA Internal Medicine’de yayınlanan yeni bir araştırmaya göre yaşını alan kadınlarda meme kanseri radyasyon tedavisi kalbi yoruyor. Yaşam boyu kalp hastalığı riskimiz %3 kadar artabiliyor.

Sol memeye yakın olan kalp, meme tümörlerine uygulanan radyasyondan olumsuz etkilenir. Tedaviden 5 yıl kadar sonra bu etkiler görülmeye başlar. Her seans radyasyon kalp hastalıklarına %7 oranında daha çok yaklaştırıyor.

Meme kanserini tedavi ederken kalbi de koruyun. Radyasyondan vazgeçmeden bu süreç işleyebilir. Hedef mümkün olduğunca kalbi bu tedavide korumak.

Mideyle eş olarak derinden nefes tutma tekniğiyle radyasyon sırasında kalp korunabilir. Bu şekilde kalp dışarı itilirken akciğerler genişler. Bu teknik kalbin yapısına göre %56 ila %94 oranında kalbi radyasyondan korur.
Kaynak.7gunsaglik

Erkeklerde Meme Kanseri ve Erken Teşhisin

Meme kanseri erkeklerde de görülüyor. Her hastalıkta olduğu gibi burada da, erken teşhis hayat kurtarıyor.

Durup duruken herhangi bir kanser tanısının konması şok edici olabilir, genelde insanlar bu sonuçtan korktuklarından doktora gitmeye çekinir. Oysa erken tanı ve hemen tedaviye başlamak, organlardan olmanıza hatta hayatınızdan olmanıza engel olacak hayat kurtaracaktır. Çoğu erkek de kadınlar gibi meme kanserine yakalanabilir.

Erken belirtilerini tanımak bilmek ve bilinçli olmak gerekir. İlerleyen kanser aşamalarında işiniz daha zor olacaktır. Erkeklerde de meme kanseri olabilir ve diğer doku ve organlara yayılabilir. Erkeklerde bu durumun bilinmemesi hastalığın ilerlemesini kolaylaştırır ve maalesef erkeklerde meme kanserinden yaşanan ölümler daha sık görülür.

Çünkü bir erkeğin meme kanseri olabileceği akla gelmediğinden belirtiler anlaşılmaz doktora gitmek ihmal edilir. Geç teşhis ve geç farkediş erkeklerde daha yoğundur. 1 milyon 400 bin meme kanseri kadın, erken tanıyla bu sorundan kurtulurken 130 bin erkek farkına bile varmadan yaşamını kaybediyor. Pozitif bir nokta varsa o da erkeklerde meme kanserinin daha nadir görülmesidir. Belirtilerin farkında olun ki, erken tanılama için doktora gidin.

Genellikle sağ meme altında hissedilir bir yumru,
Sol ve sağ meme arasındaki gözle görülür hissedilir farklılıklar,
Ciltte çekilme ya da birikme,
Meme ucundan sıvı gelmesi belirtilerdir.

Genetik veya çevresel etkenlerden kaynaklanabilir. Mastektomi cerrahisi ile tümör ve kanserli organ doku alınabilir. Kemoterapi ve hormon tedavileri de uygulanabilir.
Kaynak.7gunsaglik

Balık Yağı Dost mu Düşman mı?

Seattle’da kafa karıştıran balık yağı tartışmalarına bir son verildi.

Balık yağının birçok yayında sağlığa zararlı olabileceği belirtilse de en son gelişmeye göre balık yağı, meme ve prostat kanseri riskini azaltıyor. Kanser araştırma merkezindeki tıp adamları ve uzmanlar tarafından bu bilgi desteklenmiştir. Yağlı balık tüketimi ve balık yağı takviyeleri, prostat ve meme kanseri riskini önlüyor ve azaltıyor.

%43 oranında bu riski azaltan balık yağlarına artık daha çok güvenmeliyiz. Agresif prostat kanseri riskini de %71 oranında kesmektedir. Selenyum ve E vitamini takviyeleri ile birlikte balık yağında bulunan besin değerleri bağışıklığı güçlendiriyor bünyeyi tümöre ve kötü hücre gelişimine karşı koruyor. Selenyum ve omega 3 içeren balık yağını kullanımdan sonra bakılan kan örneklerinde faydalı etkileri görülmüştür.

Vücut kendiliğinden bu vitamin, mineral ve yağları üretemez. Ancak besinlerle alabilir. Balık yağında da kanser önleyici tüm bu besin içerikleri mevcuttur. Somon, uskumru, sardalye gibi yağlı balıklar da omega 3 açısından zengindir ve balık yağı kadar gereklidir. Bazı bitkiler vücutta DHA ve EPA dönüştürmek için, omega- 3 yağlı asit, alfa-linolenik asit gibi asitlere ihtiyaç duyar.

Chia tohumu, keten tohumu, ceviz, kabak çekirdeği ve kanola yağında bu maddeler bulunur. Sağlıklı yağlardan vazgeçmeyin kanserden korunun. Omega- 3 yağ asitleri beyin fonksiyonu, normal büyüme ve gelişme ve inflamasyon gibi konularda önemli rol oynar. Eksikliği ise, kardiyovasküler hastalıklar, bazı kanser türleri , duygudurum bozuklukları , artrit ve daha birçok hastalığa neden olur. Balık ve diğer deniz ürünleri de oldukça yararlıdır.
Kaynak.7gunsaglik

HDL Düzeyini Arttırmak

Özellikle bayanların yapılan araştırmalar sonucu HDL oranlarının düşük olduğu saptanmıştır.Budurum çoğunlukla genetik faktörlerle doğru orantılıdır.

Yapılan araştırmalar Türk insanlarının özellikle de kadınların HDL düzeylerinin genetik olarak düşük olduğunu göstermiş.

Fakat yaşam tarzınızda değişiklikler yaparak HDL düzeyinizi artırabilirsiniz.

1. Düzenli egzersiz yapınız.

2. Sigara içmeyin.

3. Fazla kilolarınızı verin.

4. Trans yağlardan uzak durun. Bir gıdanın içeriğinde ‘’kısmen hidrojenize yağ’’ yazıyorsa, o gıdada trans yağ içermektedir. İşlenmiş gıdalarda ve hazır kızartılmış gıdalarda trans yağ bulunmaktadır.

5. Omega 3 bakımından zengin olan yiyecekler (somon balığı gibi) , zeytinyağı ve lifli gıdalar tüketin.

6. Akdeniz tarzı beslenin (zeytinyağı, tam tahıllar, meyve ve sebze ağırlıklı besinler)
Referans.7gunsaglik.com.tr

Yüksek Tansiyon Takibi

YÜKSEK TANSİYON İLACI ALIRKEN

Yüksek tansiyon ilaçları ömür boyu kullanılmalıdır.Ölçümler normale indiğinde kesilmemelidir çünkü hastalık tekrarlayacaktır.İlaç kullanmaya başladıktan 2-3 hafta sonra ilk ölçümler yapılmaya başlanmalı ve rakamlara göre doz ayarlanmalıdır.Doktorunuzun tayin edeceği hedeflere ulaşıldığında da son kullanılmakta olan doz aynen sürdürülmelidir.İlacın kesilmesine rağmen tansiyonlar aylarca düşük sürebilir.Bu aldatıcı tablo ilaçların gerekmediği izlenimi yaratabilir ancak doğru değildir.

Uz.Dr.Metin Okucu.Kaynak.7gunsaglik.com .,

Osteoporozu Doğru Beslenme İle Yenmenin Yolları

Kemik yoğunluğu kaybı ile kemiklerin kırılganlaşmalarıdır. Kemiklerdeki protein ve kalsiyumun azalmasıdır.


Farkedilmesi zaman alabilir. Kemik yoğunluğu büyük ölçüde çevresel faktörler ve ilaçlar tarafından ve genetik faktörler tarafından etkilenir. Kemik yoğunluğu 25 yaşında zirveye ulaşır. 10 yıl boyunca korunur.

Kadınlarda östrojen osteoporozu hızlandırır. Ayrıca, sigara, alkol, egzersiz eksikliği, kalsiyum alamama, kötü beslenme, kemoterapi, karaciğer hastalıkları, hareketsizlik, tiroid hormonu ilaçları,

D vitamini eksikliği ve bazı ilaçlar osteoporoza neden olur. Tedavisinde erken teşhis önemlidir. Tüm nedenlerinden uzak durarak iyileştirilebilir. Kesinlikle kalsiyum takviyesi şarttır. Süt ve süt ürünleri, meyve sebze tüketilmelidir. Ayrıca, doymuş yağlar, lifli gıdalar, proteinli gıdalar, vitamin, mineral ve eser elementlere ihtiyaç duyulur.

Keten tohumu, balkabağı tohumu, susam tohumu, ayçiçeği tohumu, mercimek, soya fasulyesi, badem, fındık, yerfıstığı, ceviz ve bunların yağı, mısır, kara buğday, darı, yulaf, arpa, çavdar, buğday, elma, muz, kivi, hurma, incir, erik, üzüm, brokoli, ıspanak, kereviz, rezene, zencefil maydanoz, biberiye, adaçayı, ısırgan otu ve sarımsak iyi gelmektedir.

Bu gıdalar, östrojenleri temizler ve onları tüm vücut içinde, atardamarlar ve kemikleriniz de dahil olmak üzere ihtiyaç duyuldukları yerlere taşır. Referans.7gunsaglik.com.tr,

Yüksek Tansiyon

YÜKSEK TANSİYON (HİPERTANSİYON)

Yüksek tansiyon ne sıklıkla görülür?

Ülkemizde 30 yaşı aşmış yetişkinlerin yaklaşık %40 ında yüksek tansiyon mevcuttur.Başka bir deyişle de 5 milyon erkek ve 7 milyon kadın yüksek tansiyon hastasıdır(TEK HARF çalışması, 2002).Şehirler arasında en yüksek oran doğu Anadolu illerinde, kırsal kesimde ise en çok Karadeniz de rastlanmaktadır.

Yüksek tansiyon tedavisinde evde ölçümlerin yeri nedir?

İyi ve kontrol edilmiş cihazlar ile evde yapılan tansiyon ölçümlerinin gereği, faydaları ve ileriye dönük bilgi verdikleri artık kabul edilen bir gerçektir. Hatta son yıllarda evde yapılan ölçümlerin hastanın gerçek durumunu daha iyi yansıttığı söylenmektedir.Bunun çeşitli nedenleri vardır;

a. doktora giden kişilerin üçte birinde muayane sırasında yapılan tansiyon ölçümlerinin yanlış olarak yüksek bulunmaktadır. Buna “beyaz önlük” tansiyonu denir ve ortamın gerginliği, stres ve muayene heyecanın rol oynadığı kabul edilir.

b. Doğru tansiyon ölçümü kuralları hastane poliklinik ortamında pek işlemez; önceden dinlenmiş olmak, aç olmak, birden fazla ölçüm veya her iki koldan ölçüm gibi.genellikle bunlara zaman yoktur veya önem verilmez.

c. Tansiyonun birden fazla kez ve günde ölçülmesi ve ortalamanın alınması daha doğru zira tansiyon devamlı değişken ve kişinin ruh hali, öfke-korku anları ve hatta bir kalp atımından diğerine değişmesi söz konusu.Tek bir ölçüm çok yüksek bulunmadıkça yanıltıcı olabilir, bun bakarak teşhis komulmamalı ilaç tedavisi başlanmamalıdır.

d. Evde ölçümler hastayı daha bilinçli ve ilgili yapar(abartmamak şartı ile! Günde iki ölçüm yeterlidir.)

Gün içinde hastalar için en kritik saatler hangileridir?

Tansiyonumuz daha bizler gece uykusunda uyanmadan yükselmeye başlar ve öğleden sonra en yüksek durumun alır.ancak günün saatleri tansiyon hastalığında kritik durum yaratmaz.

Tansiyon tedavisinde kişi doktoruna neler sormalıdır?

a. tansiyon rakamları ne anlama gelir?

b.tansiyon hedeflerim nedir, büyük küçük ölçümlerim kaç olmalı

c.tedavi için ne seçeneklerim var, ilaçlı ilaçsız

d.tansiyonum ne sıklıkla ölçülmeli

e.evde ölçüm yapabilirmiyim, hangi aletler ile

f.diyetim nasıl olmalı, tuz kullanabilirmiyim

g.ne tür ilaç alacağım,yan etkileri var mı

h.ilaç almayı unutursam ne yapmalıyım

ı.yasak yiyecek ve ilaç var mı

j.ilaçlarımı ne süre ile alacağım

Tansiyon ile ilgili yapılan yanlışlar nelerdir?

İkiye ayırmak gerekir; doktor ve hastanın yanlışları:

Doktorun yanlışları: teşhis kesin olduktan sonra, tedavie başlamının yaşı yok.”bu yaşta vücut ilaca alışmasın” denmemeli.

Tek bir ölçüm ile teşhis ve tedavi kararı verilmemeli.

Hastaya özel hedef değerler söylenmeli ve hedef ulaşıldığı mutlakak görülmeli.

İlaç tedavisinin dışındaki tedavi yöntelerine yeterince önem verilmeli zaman ayırmalı.

Hastanın yanlışları: tedavi önerilerine kesin uyulmalı, düzensiz veya kısa süreli kullanıp kesilmemeli, tedavi ömür boyudur!

Her şikayet tansiyona bağlanmamalı ve o an koşup ölçüm yaptırmamalı, yanlış olarak yüksek çıkacaktır.Panik içinde acile vaya bir eczaneye gidilirse kesinlikle yüksek buluınacaktır.

Başkalarının önerileri, ilaçları alınmamalı.ilaç seçimi kişiye göre yapılmıştır.

Kadınlarda neden daha sık görülüyor?

Ülkemiz için geçerli nedenler kadınlarda fazla kilo sorunu daha çok ve doktora daha az gidiyorlar.

Tansiyon tedavisinde bir hedef var mıdır?

Evet her hasta grubu için farklı hedefler vardır.hedef denilen hastanın tedavi ile tansiyonun inmesi gereken rakamdır.şeker hastaları, felçli hastalar, kalp damar hastaları için farklı hedef rakamlar belirlenmiştir ve bu hedefler erişene kadar doktor kontrolü devam etmeli, ilaç ayarları yapılmalı ve son saptanan dozlar ömür boyu kullanılmalıdır.

Uz.Dr. Metin Okucu.Kaynak.7gunsaglik.com .,

Saçlarınız Artık Kırılmayacak

Yeni geliştirilen sıcak makas yöntemi ile saçlar, sıradan makas ve usturalarla kesilen saçlara nazaran daha az kırılıyor. Saç uçlarına 170 derecelik ısı verilerek kesimin yapıldığı işlemde istenmeyen kısımlar saçtan ayrılıyor.                

Bilinen yöntemlerle kesildikten sonra açıkta kalarak oksijenle direkt temasta olan ve bu yüzden  kırılmaya  uğrayan  saç uçları, ısı makası sayesinde keratinle kaplanarak içindeki nemi koruyor  

Eğer saçlarınızın kırılmasından bıktıysanız ve buna son vermek istiyorsanız bu yöntemi denemelisiniz. Türkiye genelinde sayılı kuaförlerde uygulanmaya başlayan ısı makası ile kesimin ortalama fiyatı 60 TL. Avantajlarından birisi de kesimin sonrasında periyodik bir bakım gerektirmemesi…  


Sıradan makaslar

Isı makası

.Kaynak. ., 

Düşük Nedenleri, Belirtileri ve Sonrası

Birçok kadın hamilelikte düşük tehlikesini yaşıyor. Genetik bir sorun veya fetus embriyo ile ilgili sorunlar neden oluyor.

Keder ve bunalım ise sonra yaşanan duygular. Hamileliğin 20. Haftasından önce yaşanan gebelik kaybına düşük deniyor. Gebelik erken sonlanıyor çünkü fetus rahme daha fazla tutunamıyor. Her 10 gebelikten 1-2 si düşükle sonlanıyor. En fazla görülen zamanlar ilk haftalar. İlk 3 ayda %80 oranında gerçekleşiyor. Embriyo veya fetusun anormal gelişimi buna sebep olabiliyor.

Anormal kromozom gelişimi eksikliği gibi sorunlar yol açabilir. Döllenmiş yumurta bölünerek kromozom değişimi oluyor. İleri yaştaki gebelikler de bir sebebi. Şiddetli kronik hastalıklar diyabet romatoid artrit ve lupus risklerden bazıları. Travma ve enfeksiyonlar da düşük sebebi.

Rahim anormallikleri, skar doku sorunları miyom sigara alkol uyuşturucu kafein kullanımı çok şişman veya çok zayıf olmak da diğer nedenleri. Belirtileri anormal vajinal kanama, şiddetli karın ağrısı, bel ağrısı ve krampları, akıntıda değişikliktir. En kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Muayene ve testler yapılarak cerrahi işlem uygulanır.
Kaynak.7gunsaglik

Gebelikte HIV’den Korunmanın Etkili Yolları

Northwestern Üniversitesi kadın üreme sağlığı bölümü biyomedikal mühendisi Patrick Kiser konuya açıklık getirdi.

Gebelikte cinsel yolla bulaşan HIV virüsünden nasıl korunulur? Antiretroviral ilaçlar ve kontraseptif korunma yöntemleri ile HIVden korunulabilir. Spiral halka ise en etkili korunma yöntemidir. Doğum kontrolünde de kullanılan bu spiral halka vajina rahim içerisine monte ile takılıyor ve gebelik sırasında HIV ve benzeri hastalıklardan anne ve bebeği koruyor. Kolay kullanımı ile 90 gün süreli olarak tenofovirin kontrolü sağlanıyor.

Dünya sağlık örgütüne göre her yıl 35 milyon vakada HIV teşhis ediliyor. Kadınlarda bu riski önlemek bebek bekleyen gebelerde tehlikeyi engellemek adına halka kullanımı çok etkili. 5.5 cm çapındaki bu halkayı kullanmak için kadınlar teşvik edilmeli. Yararları bilinmeli. Küçük dozda bir hapla beraber kullanılır güvenli ve etkilidir. Bu sistem vajinal ilaç verme teknolojisin en gelişmişidir üstelik gebeliği riske atmaz.
Kaynak.7gunsaglik

Doğum Kontrolüne Zorunlu Destek Sağlamak

ABD Michigan Sağlık Sistemi Üniversitesi’nden araştırmacılara göre 10 kişiden 7 si doğum kontrol ilaçları için zorunlu kapsamı destekliyor.

Bilinçli toplumlarda doğum kontrolü önem verilen bir konu. ABD’de 50 eyalette mamogram , kolonoskopi , diş bakımı , ruh sağlığı hizmetleri , diyabet tarama testleri ve yüksek kolesterol , aşı ve doğum kontrol ilaçları da dahil olmak üzere birden fazla sağlık hizmetleri için sigorta kapsamı konusunda anket yapıldı. Doğum kontrolünün ne kadar önemsendiği de burada ortaya çıktı.

Özel sağlık planları ve zorunlu kapsamda sağlık sistemlerinde aile planlamasına oldukça fazla önem verilmekte. Ailelere ücretsiz korunma gereçleri ve ilaçları veriliyor. Sağlıklı doğum kontrol planını destekleyen insanlar %70 oranında. Testler, aşılar, tedavi imkanları, izleme görüntüleme cihazları gibi pek çok alanda da gebelik, aile planlaması, doğum kontrolü ve cinsel sorunlar araştırmaya dahil. Tıbbi halk sağlığını koruma geliştirme çabaları hayati önem taşımakta.
Kaynak.7gunsaglik

Gece Sık Tuvalete Çıkanlar Dikkat

Gece sık tuvalete kalkan kişilerde en büyük sorun ne? Üroloji uzmanları bu durumun yaşam kalitesini etkilediğini ve önemli olabileceğini söylüyor.
Ürolji Uzmanı Doç. Dr. Abdullah Gedik, hastaların idrarını rahat yapamadığı için mesanede kalan idrar miktarının, sık tuvalete çıkmaya neden olduğunu söyledi.

Üroloji polikliniklerine en çok başvuran hastaların başında gece sık tuvalete çıkma şikayetinin geldiğini belirten Doç. Dr. Gedik, bu durumun hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediğini ifade etti. Genel kanı olarak gece sık tuvalete çıkan hastalarda en sık rahatsızlığın prostat sebebi olduğu düşünüldüğünü aktaran Doç. Dr. Gedik, klinik tecrübelerinde bunun her zaman prostata bağlı bir rahatsızlık olmadığıyla karşılaştıklarını da vurguladı.

Gece sık tuvalete kalkan hastalarda en önemli sorunun prostat büyümesi olduğunu dile getiren Doç. Dr. Gedik, "Bunun dışında bazı kalp hastalıklarında hipertansiyon ilaçlarının bazıları yine gece sık tuvalete çıkmaya sebep olabiliyor. Şeker hastalığı yine benzer şekilde tuvalete çıkma sıklığını artırabilmekte. Bizim en çok gözümüzden kaçan tedavide en çok zorlandığımız veya tanısını koymakta en çok zorlandığımız gece sık tuvalete çıkma nedenini oluşturmakta.

Prostat hastalarında prostat büyümelerine bağlı olarak gece sık idrara çıkma, genellikle hasta idrarını rahat yapamadığı için mesanede kalan idrar miktarı sık tuvalete çıkmanın sebeplerinden birini oluşturuyor. Hasta gece idrarını boşaltamadığı için tekrar tekrar kalkıp tuvalete gitmekte, her seferinde idrarının bir kısmı içeride kaldığı için sık tuvalete çıkma durumu ortaya çıkmakta. Bazı tansiyon ilaçları, içinde idrar söktürücü etkiler içeren bazı ilaçlar da hastalarda gece sık tuvalete çıkmaya sebep olabilmekte. Biz bu hastalarda kullandığı ilaçların dozuna göre ilaçların kullanım saatlerini düzenleyerek veya ilacı daha erken saatlere alarak hastaların gece sık tuvalete çıkma durumlarını azaltmaya çalışıyoruz" dedi.

"PROSTAT DEĞİL KULLANILAN İLAÇLAR KISIRLIĞA YOL AÇIYOR"
Hastaların mesanesinde anormal kasılmaların da gece sık tuvalete çıkmaya neden olabildiği anlatan Doç Dr. Gedik, "Aşırı aktif mesane gece sık tuvalete çıkmanın sebeplerini oluşturmakta. Prostat ağırlığı belli bir standardın altında ise bazı ilaçlarla gece sık tuvalete çıkma tedavisi yapılabilmekte. Şeker hastalarında bol miktarda ve sık tuvalete çıkma sorunu olabilir.

Tedavide en önemlisi şeker hastalarının kan şekerinin sürekli kontrol edilmesi tuvalete çıkma sıklığını azaltmakta. Prostat hastalığı kısırlığa sebep olmamakta. Ancak prostat büyümesi tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ejeklüatın geriye doğru atılmasını engelleyerek hastalarda kısırlığa sebep olabilmekte. Yani prostatın kendisi değil kullanılan ilaçlar kısırlığa sebep olabilmekte" diye konuştu.
Kaynak.7gunsaglik

Mobil İdrar Tahlili Yapılacak, Özellikleri Neler?

Yakın zamanda sağlık sorunları teknolojiyle özdeşleşecek. Akıllı telefonlarla idrar tahlili yapılacak ve mobil kliniklere sunulacak..

Akıllı telefonların kameraları üzerinden idrar tahlili yapan ve bir dizi tıbbi durumu analiz edebilen bir uygulama, Los Angeles’taki TED konferansında tanıtıldı.

25 sağlık sorunuyla ilgili inceleme yapabilen ve sorunları teşhis edebilen ”Ucheck” adlı test Teknoloji Eğitim ve Tasarım’dan (TED) Myshkin Ingawale tarafından geliştirildi. BBC’ye konuşan Ingawale, "tıbbi testlerin kullanıcıların ellerinde olması gerektiğini" söyledi.
Uygulama ile idrarda glikoz, protein ve nitritler de dahil olmak üzere 10 elementin değerlendirmesi yapılabiliyor. Bu testler şeker hastalığı, idrar enfeksiyonu, kanser ve karaciğer sorunlarının yanı sıra genel sağlık sorunlarının tespiti için de kullanılıyor. Fiyatı 20 dolar civarında olan uygulamayı satın alanlara bir adet özel zemin (mat) ve beş adet test şeridi gönderiliyor.

Testler için kullanıcılar, idrarlarını topladıkları kabın içine standart test şeridi batırıyor. Ardından bu şerit uygulama tarafından sağlanan matın üzerine yerleştiriliyor. Bu mat ışık ve aydınlanma koşullarından bağımsız olarak renklerin normalleştirilmesi işlevini görüyor. Bu şeridin çekilen fotoğrafları, uygulama tarafından incelenerek sonuçlar elde ediliyor.

Apple’ın uygulama mağazasından mart sonu itibariyle satın alınabilecek olan “Uncheck”in yakında Android versiyonu da çıkarılacak.
Uygulamanın bireysel kullanım dışında, Hindistan’ın Mumbai kentindeki King Edward Memorial Hastanesi gibi yerlerde de kullanılması planlanıyor. Uygulamanın güvenilirliği bu profesyonel ortamlarda, laboratuvar makineleriyle yan yana kullanılarak tespit edilecek. Ingawale, "Sonuçların olumlu olması durumunda, uygulamanın mobil kliniklere de sunulması bekleniyor" dedi.
Kaynak.7gunsaglik

Basur Ağrısı ve Tedavisinde Yeni Bir Yöntem

Hemoroid yani basur yaşamı zorlaştırır. Yeni tedavi yönteminde başarı oranı yüzde 90. Peki bu yöntemin ayrıntıları neler, cerrahi bir yöntem mi?

Çok fazla ağrı yapan, kişinin hayatını kabusa çeviren basurdan (hemoroid) kurtulmak artık çok kolay. Doktorlar Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Korhan Taviloğlu; hemoroid tedavisiyle ilgili bilgi verdi:
Hemoroid nedir?
Hemoroid veya basur; sürekli kabızlık-ishal, aşırı ıkınma, yanlış tuvalet alışkanlıkları veya hamilelik nedeniyle makat bölgesinde bulunan yastıkçıkların yapısının bozulmasıdır. 50 yaş civarındaki her iki kişiden birinde görülür. Dış basur; makat bölgesinin en hassas ve ağrıya duyarlı olan bölgesinde oluşur. Buradaki damar pıhtılaşırsa, ağrılı bir şişlik oluşturur. İç basur ise makattan dışarıya sarkan şişliktir. Çoğunlukla tuvalet sonrası temizlik işlemi sırasında fark edilir.

BAŞARI ORANI YÜZDE 90
Tedavisi nasıl oluyor?
Beş çeşit tedavi yöntemi uygulanıyor:
Ayaktan tedavi: Lokal anestezi ile beş dakika gibi bir sürede sorun çözülüyor. Hasta yarım saat dinlendikten sonra işine dönebiliyor.
Boğma girişimi: Bu yöntemde; hanımların saçlarına taktığı toka gibi bir lastik; makat içine ışıklı bir alet ile yerleştirilir. ‘Bant girişimi’ olarak da adlandırılır. Bu tedavide, bölgedeki basur damarı boğulur. Genellikle birinci ve ikinci derecedeki hemoroidlerin tedavisinde tercih edilir. Başarı oranı yüzde 80-90, komplikasyon riski ise yüzde 1-3’tür.
Lazerle yakma: İnfrared adı verilen değişik dalga boyundaki lazer ışınıyla damarlar küçültülür. Lazer ile hemoroid tedavisi olarak da anılır. Her hemoroid memesine ortalama 1.5 saniye boyunca ışın verilir.
Elektrikle yakma: Basura neden olan kan damarları; bipolar elektrik akımı veya nadiren direkt akım ile yakılır. Birinci ve ikinci derecede hemoroidlerde uygulanır.
İğne tedavisi: Makat bölgesine, kireç oluşturan bir madde enjekte edilir. Bu yöntem ‘skleroterapi tedavisi’ olarak bilinir. Bu tedavide; hemoroidi besleyen toplardamarlarda, yeni bir damarın şişmesi engellenir.

BASUR İÇİN PRATİK ÖNERİLER
Lif takviyeleri: Her gün karnıyarık otu tohumundan (Psyllium) iki çay kaşığı alınması tavsiye edilir.
Probiyotikler: Sindirim için yararlı mikroorganizmalar anlamına gelen probiyotikler; hemoroid tedavisini destekler.
Doğal yöntemler: Patlıcan sapı ve incir yaprağının kaynatılarak içilmesinin veya bu su ile oturma banyosu yapılmasının faydalı olduğu söylenir. Pamuğun, zeytinyağı veya kantaron yağına batırılarak makat etrafına sürülmesi de yararlı olur.
Oturma banyosu: 10-15 dakika süre ile günde dört-beş kez, ılık suyun (24-27 derece olacak, yani dirseği yakmayacak) içine oturmak; ağrıların azalmasını sağlar.
Kremler: Hekim önerisi ile sıklıkla nitrogliserin, kortizon ve çinko oksit içerikli kremler ile makata masaj yapılması tedavi sürecini destekler.

TUVALETE GAZETE OKUMAKTAN VAZGEÇİN
Bu hastalıktan korunmak için neler yapılabilir?
Posadan zengin bir beslenme tarzını benimsemek.
Tuvalette uzun zaman geçirme, tuvalette gazete okuma veya bulmaca çözme ve aşırı ıkınma gibi alışkanlıkları terk etmek.
Çocuklara, tuvalete ihtiyaç duydukları anda gitmeleri ve orada uzun zaman geçirmemeleri gerektiğini öğretmek.
Düzenli olarak egzersiz yapmak.
At, motosiklet veya bisiklete binmenin basur açısından olumsuz etkilerinin olduğunu bilmek.
Halter, vücut geliştirme ve güreş gibi ağır sporların da zorlanma nedeniyle basuru tetiklediğini unutmamak.

MUZ VE BİBER YİYİN PİZZADAN UZAK DURUN
Basur en çok kimlerde görülüyor?
Uzun süre oturmayı gerektiren mesleklerde, motosiklete ve bisiklete binenlerde, kronik kabızlığı veya ishali olanlarda ve genetik yatkınlığı bulunanlarda sık görülür.
Hangi gıdalar basura dokunur?
Baharatlı gıdalar (kırmızı biber, kara biber, pul biber, acı biber, isot gibi), lahmacun, çiğ köfte, hamburger, pizza, ketçap, turşu, sosis, turunçgiller (limon, mandalina, portakal, greyfurt), aşırı tüketilen çay ve kahve, süt ürünleri, asitli içecekler, enerji içecekleri, fazla tuzlu gıdalar ve konserveler.
Nasıl beslenilmeli?
Lifli gıdalar ağırlıklı olmalıdır. Basurdan korunmak için; mısır, mısır gevreği, esmer pirinç, kuru üzüm, kuru kayısı, kuru incir, kuru erik, fındık, ceviz, lahana, karnabahar, havuç, patates, ıspanak, kuşkonmaz, kabak, şalgam, brokoli, esmer ekmek, keten tohumu ve şeker pekmezi tüketilmelidir.
Kaynak.7gunsaglik

Göz yorgunluğunu geçirmek için gözler nasıl dinlendirilmeli? video izle

Göz yorgunluğunu geçirmek için gözler nasıl dinlendirilmeli? video ile uzmanından cevaplar

Göz yorgunluğunu nasıl önleyebiliriz? Videodan izle

Göz yorgunluğunu nasıl önleyebiliriz? konusunu videodan izleyerek uzmanından öğrenin

Bebeklerin Diş Çıkarma Dönemi

Bebeğin dişlerinin çıkması büyüdüğünün, geliştiğinin ifadesidir ve anne babaları mutlu eder. Fakat aynı durum bebeğin huzurunu kaçırır, iştahsız günlere neden olursa aileler için sıkıntı nedenidir. Bebeğin diş çıkarma döneminde nasıl davranmak, neler yapmak gerektiğini öğrenelim.

Her ne kadar ilk diş genelde 6. aydan, hatta bazen bir yaştan sonra çıksa da 2. aydan itibaren görülmesi mümkündür. Ender olarak bazen bebekler bir veya daha fazla diş ile doğabilir. Çok sallanıyorlarsa bunların çekilmesi gerekir, çünkü onları yutma olasılığı vardır veya emzirme esnasında sorun teşkil edebilir. Genelde ilk çıkan diş ön taraftandır. Diş, diş etine yaklaştıkça o bölgede kızarıklık, şişlik, hassasiyet görülebilir. Hatta bazen dişin çıkacağı bölgede ufak sıvı ile dolu bir oluşum da gelişebilir. Bu kistik yapılar genelde zararsızdır ve özel bir girişime gerek yoktur. 20 adet süt dişinin tamamının çıkması genelde 3 yaşına doğru olur. Kalıcı dişler 6 yaş civarında çıkar.

Bazı dişler çıkarken diğerlerine kıyasla daha ağrılı olabilir. İlk çıkan diş, bazen en kötüsü olabilir. Bazen daha büyük azı dişleri de sorun çıkartabilir. Bir anda birden fazla dişin çıkması da mümkündür. Birçok çocuk diş çıkarırken hiçbir sorun yaşamaz. Oysa bazıları önemli derecede sıkıntı çeker. Genelde diş çıkarma ile ilgili ağrı dalgalanma şeklinde gelir, gider ve başladıktan sonra birkaç dakika içinde geçer.

Diş Çıkarma Belirtileri Nelerdir
1. Artan tükürük
2. Uyku düzensizliği
3. İştahsızlık
4. Gelen giden huzursuzluk
5. Ellerini ısırması
6. Ağız çevresinde hafif döküntü

Diş Çıkaran Bebeklerde Evde Bakım Nasıl Olmalıdır
Sıkıntı çeken bebeğin diş etine hafif basınç uygulanırsa bebekte bir rahatlama görülür. Bu nedenle anne babaların ellerini yıkadıktan sonra bir parmağını o bölgeye hafifçe bastırması veya bebeğin temiz bir bezi ısırmasına izin vermesi uygundur.Eğer diş çıkarma ağrı ve iştahsızlığa yol açıyorsa, bazen beslerken farklı bir biberon ucu veya ağızlı bardak kullanılması bebeğin daha rahat beslenmesine zemin sağlayabilir.

Soğuk nesneler diş etindeki kızarıklık ve şişliği azaltabilir. Bu nedenle tecrübeli ebeveynler temiz, dondurulmuş bezleri kullanırlar. Aynı zamanda su içeren dişlikler vardır ve buzdolabında soğutularak kullanılırlar. Bununla birlikte diş etlerine uzun süreli aşırı soğuk uygulama önerilmez.

Ağrı Kesici Kullanılmalı mı
Eczaneden alınabilecek bazı ilaçlar ağrı kesmek amacıyla doğrudan diş etlerinin üstüne sürülebilir. Diş etlerini belirli bir süre için uyuşturan maddeler içerirler. Kısa süreler için yardımcı olabilirler, ancak bazı çocuklar bunların tat veya yarattığı etkiyi beğenmeyebilirler. Bu ilaçların bebeğin boğazına değmemesini sağlamak önemlidir, çünkü o bölgenin uyuşması öğürme refleksini hafifletebilir ve yemeklerin akciğerlere kaçmasına neden olabilir.

Parasetamol veya ibuprofen içeren ilaçlar ağrının azaltılmasında faydalı olabilirler. Bunlar daha önce bahsedilen yöntemler denendikten sonra birkaç kez verilebilir. Diş çıkarırken çok ilaç kullanmamak daha uygundur, çünkü altta yatan başka bir hastalığın yarattığı ateşi düşürebileceğinden ebeveynleri ve doktoru o hastalıktan habersiz bırakabilir. Bebeklere aspirin içeren ilaçlar verilmemelidir.

Diş çıkarmak normaldir. Bu nedenle bundan doğabilecek sorunlara geniş bir bakış açısıyla yaklaşılması gerekir. Çoğu bebek ve çocuklarda eninde sonunda 20 süt dişi çıkmakta bu dişler düştükten sonra da yerine 32 kalıcı diş gelmektedir, anne babaların bu süreç boyunca duyarlı ve dikkatli olmaları yeterlidir.

Diş Çıkaran Bebeği Rahatlatacak Öneriler
- Bebeğinize çiğneyecek bir şeyler verin. Bebeğin çiğneyerek diş etlerini kaşıyabileceği, özellikle soğuk (soğuk bir muz veya havuç, lastik bir diş halkası vb.) şeyler verilebilir. Bebeğinize çiğnemesi için birşey verdiğiniz zaman akciğerlerine kaçırmaması için mutlaka yanında bulunun ve oturur pozisyonda olmasını sağlayın.
- Bebeğinizin diş etlerine temiz ve soğuk bezle masaj yapın. www.kadincazayiflama.com
- Diş etlerini hafifçe uyuşturmak için doktor önerisiyle verilen diş jellerinden beslenme önceleri diş etlerine sürün.

- Sıvı içmesini sağlayın. Bu dönemde bebeğin çok salyası aktığı için sıvı ihtiyacı da artar.
- Diş kaşıyıcı seçerken ürünün plastik ve boyalı olmamasına dikkat edin.
- Diğer önlemlerle beraber bebeğinizin çok sıkıntısı varsa, parasetamol vermek için doktorunuza danışın.
- Bebeğinizin diş çıkarırken yaşadığı yan etkileri de başlı başına birer hastalık olarak kabul edin ve tedavisi için harekete geçin.
- Bebeğinizin ateşi 38 derece ve üstündeyse ve/veya ishali varsa, beraberinde diş de çıkartıyor olsa da doktorunuza danışın. İshal, ateş gibi belirtiler diş çıkartma ile aynı anda başlamış farklı bir hastalığın belirtileri olabilir. Bebekler diş çıkartırken hastalıklara daha yatkın olurlar ve iyileşmeleri daha sorunlu olabilir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Balık Yağı Hakkındaki Gerçekler

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaygın olarak kullanılan balık yağı takviyesi hakkında en doğru bilgiler yayınlanmıştır.

Omega 3 yağ asitlerini içerdiği söylenen bu besin takviyesi yararlı mı zararlı mı? Ulusal Sağlık Enstitülerine göre, kalp hastalığı, inme , depresyon , psikoz , dikkat eksikliği - hiperaktivite bozukluğu , Alzheimer hastalığı, kuru göz, glokom , yaşa bağlı makula dejenerasyonu , ağrı, göğüs ağrısı, diyabet, astım, gelişimsel koordinasyon bozukluğu , hareket bozukluğu , disleksi , obezite, böbrek hastalığı, osteoporoz , ağrı ve şişme, psoriasis, ağırlık kaybı, yüksek kan basıncı, görme sorunları gibi çok ciddi hastalıklara neden olabilmektedir.

Balık yağı takviyesi almadan önce mutlaka doktorunuza danışın. Balık yağı bazı sorunların tedavisinde etkili olabildiği gibi bazı durum ve kişilerde bu sonuçlara yol açabiliyor. Potansiyel toksin etkileri, yan etkileri ve sürdürülebilir olması konusundaki endişeler kafa karıştırıyor. Omega 3 yağlarına vücudumuzun ihtiyacı fazladır ve bu takviyelerde omega 3 bolca bulunur.

Doymamış yağ asitleri olan eikosapentaenoik asit ( EPA) , dokosaheksaenoik asit ( DHA) ve alfa- linolenik asit (ALA) asitlerini içerir. Kalp sağlığı, iltihaplanma ve bilişsel sorunlara karşı oldukça etkilidir. Trigliserid ve kolesterol seviyelerini de düzenler. Damar sertliğine iyi gelir kalp krizi inme ve ölüm riskini azaltır. Kullanım şekli, dozu ve zamanlanamı hayati önem taşır. Doğru kullanılmadığında tehlikeli olabilir normal koşullarda ise oldukça yararlıdır..Kaynak.7gunsaglik.com,

Araçlarda Bebek Koltuklarının Önemi

Yakın bir zamana kadar anne babalar bebekleri için otomobilde en emin yerin birisinin kucağı olduğunu düşünürlerdi. Fakat bugün biliyoruz ki, bebeğin birisinin kucağında olması kazaya daha yakın olması anlamında olmaktadır.

Saatte yalnızca 50 km. hızla giden bir otomobilde bile yeni doğmuş bir bebek üç katlı bir apartmandan düşme hızına eşit bir hızla kendisini tutan bir kişinin kollarından fırlayabilir.

Eğer bir emniyet kemeri kullanmıyorsanız bebeğiniz sizinle ön cam arasında ezilebilir. Birçok devlet, çocukların özel dizaynlı emniyet iskemleleri içinde otomobile bindirilmeleri konusunda yasalar çıkarmışlardır. Böyle bir düzenleme getirmemiş bir ülkede bile, bebeğiniz için bir otomobil iskemlesi satın almanız yapmanız gereken en önemli alışverişlerden birisidir. Hatta bebeğinizi hastaneden, eğer otomobille eve götürecekseniz, kesinlikle bir otomobil iskemlesi olmadan ayrılmamalıdır. Böyle bir otomobil güvenlik iskemlesi bebeğin vücut ağırlığı çarpma esnasında dağılacak ve bebeği herhangi bir çarpma esnasında arabadan fırlamayacak şekilde dizayn edilmiştir. Bir kazanın neye yol açacağını kestirebilmek mümkün değilse de, uzmanlar, güvenlik iskemlesinin uygun şekilde kullanılması halinde bebeğin hayatta kalma şansının son derece artacağını iyi bilmektedir.

Dogru sekilde yerlestirilen bir çocuk koruma sistemi, ölümcül yaralanmalari % 75, önemli yaralanmalari % 67 oraninda azaltacaktir. Avrupa da ailelerin yaklasik % 80 i çocuklarini bebek koltugunda güven altina almalarina ragmen bazi hatalar yapmaktadirlar. Avrupa daki pek çok arastirma göstermektedir ki, bebek koltuklarinin % 50 ile 70 i hatali yerlestirilmektedir. Ayrica, çok büyük oranda koltuk, çocuklarin büyümesi sonucunda küçük kalmasi nedeniyle, herhangi bir kaza aninda yaralanma riskini daha da arttirmaktadir.

İki tip güvenlik iskemlesi vardır. Birisi 10 kg dan daha az bebekler için dizayn edilmiştir. Bu tip güvenlik iskemlelerinde bebek koltuğa yerleştirildiğinde yüzü arabanın arka tarafına doğru gelir. Bu çok yararlı bir yerleşim şeklidir. Çünkü herhangi bir çarpma esnasında, çarpma şokunu bebeğin en güçlü olan kısmı, sırtı karşılayacaktır.
Güvenlik iskemlesi arabanın ön ya da arka koltuğuna yerleştirilebilir. Çoğu anne baba, en azından başlangıçta, bebeklerini seyahat esnasında etrafı görebilmesi için arabanın ön koltuğuna oturtmayı tercih ederler.

Diğer güvenlik iskemlesi ise doğumdan bebek yaklaşık 20 kg. oluncaya kadar kullanılabilen ayarlamalı iskemlelerdir. Bu iskemleler arkaya ya da öne bakacak şekilde ya da bebek ayakta durabilecek şekilde ayarlanabilir. Bir güvenlik iskemlesi satın almak istediğinizde çarpma veya şok testi yapılmış bir standarda uygun olmasına dikkat etmelisiniz.

Avrupa daki pek çok motorlu araç kurumu, ailelere, bebek ve çocuk koltuklarini arka koltukta herhangi bir yere sabitlemelerini önermektedir. Buna bagli olarak, arka yöne çevrilmis olan bir bebek koltugu, hava yastigi olan ön yolcu koltuguna kesinlikle konulmamalidir ve ideal olarak arka koltuga yerlestirilmelidir. Aksi halde, bir kaza aninda hava yastigi açilacak, bebek koltugunun arka tarafina çarpacak ve hava yastigi gücü bebegin ciddi yaralanmasina neden olabilecektir. Bebek ve çocuk koltuklarinin çesitlerini; bebek koltuklari, çocuk koltuklari, yükseltme koltugu ve darbe emici yükseltme yastigi olarak siralayabiliriz.

Hangi iskemleyi seçerseniz seçin, kullanılması için gerekli talimatlara mutlaka uymalısınız. Eğer iskemle doğru olarak yerleştirilmez ve kullanılmaz ise bebek için tam anlamıyla yararlı olmayacaktır
Referans.7gunsaglik.com.tr

Meme Kanseri Hastalarının Eşi Olmak

Meme kanseri olan kadınların en büyük destekçileri kuşkusuz eşleridir.

Aile ve ilişkiler moral veren her türlü iletişim ve ilişki meme kanseri tedavi sürecinde olumlu olarak geri döner. En büyük risk, tedaviye de engel koyan etken depresyon ve strestir.

Ailede, evde ya da yakınlarında olan gergin ilişkiler meme kanseri olan kadınları kötü etkiler. Kendinizi düşünün ve ihtiyaçlarınızı ruhsal ve fiziksel duygusal ve zihinsel olarak giderin.

Eşinizden gerekirse siz destek isteyin. Kanser destek terapi gruplarına katılın. Her yaştan üyelerle dertlerinizi ve fikirlerinizi paylaşın. Başa çıkma önerileri ve yöntemleri size iyi gelecektir. Danışmanlar artık mobil cihazlarda dijital destek de sunuyor.

Bu gibi uygulamaları da edinin. Sadece ameliyat, kemoterapi ve diğer tedaviler meme kanserinden kurtarmıyor, aynı zamanda ruh sağlığımız ve stressiz bir yaşam da gerekiyor. Rahatlamak için eşinizle duygularınızı paylaşın. Onunla ilgili endişelerinizi danışın. Size destek verecek en yakınınız duygusal olarak bağlandığınız eşinizdir.
Kaynak.7gunsaglik

Meme Kanseri Hastaları İçin Yoga

Meme kanserine yoga yardımcı olabilir. Hareket, meditasyon ve enerji kazanmak, meme kanseri tedavi sürecinde oldukça etkili.

Vücudu canlandırıyor ve ruh halini yükseltiyor. Meme kanseri hastalarında da moralin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Kemoterapi vücudu bozuyor ve enerjiyi emiyor. Oysa yoga ve egzersiz motivasyon sağlıyor enerji veriyor  beceri kazandırıyor zihinsel ve fiziksel sağlık veriyor. Yoga meme kanseri hastalarında yaşam kalitesini artırıyor.

Yorgunluğu ve uyku bozukluklarını azaltır, enerjiyi artırır, stresi azaltır, fiziksel işleyişi iyileştirir, radyoterapi etkilerini hafifletir. Esneklik ve güç veren yoga, fiziksel pozlarla yapılır ve ruhsal refahı sağlar. Nefes teknikleri kullanılır. Zihin-beden-ruh dengesini kurar. Germe, fiziksel duruş ve hareketler, kontrollü nefes, meditasyon, gevşeme yapılır.

Bir seans 30 ila 90 dk arasında değişir. Kanser hastasıysanız uygun ve uzman bir spor eğitmeni bulun. Eğitmeninizle önceden konuşup danışın. Risklerini de bilin. Yorucu ve tedaviyi önleyici kısımları atlayın. Rahatsız edici ağrı yapıcı hareketlerden kaçının. Yastık ve destek ihtiyaçlarınızı bildirin ve dikkat edin.
Kaynak.7gunsaglik

Kadınların 30’lu Yaşlarından İtibaren Sağlıklı

Hala sağlıklı ve gençken bazı alışkanlıkları edinmek kadınlarda ileride problemleri önlemek açısından önemlidir.

30 yaşından itibaren hangi alışkanlıkları kazanmalısınız? En çok zevk aldığınız spor dalını keşfedin. Tenis mi, voleybol mu, egzersizlerden squat mı, yüzme mi, dans mı, pilates mi, yoga mı? Hangisini seviyor ve rahatlıyorsanız ona başlayın. Su içmeye özen gösterin ve bu yaşlarda mümkün oldukça bol su tüketin.

Egzersiz de beslenme ve su tüketimi de kilo yönetimi, sağlık yönetimi ve ruh hali yönetiminde yaşlılıkta da yanınızda olacak. Kanser türlerinden, kalp rahatsızlıkları ve diğer sorunlardan korunmak için erken yol almak gerekiyor. 30lu yaşlarda sigarayı bırakın. Cilt güzelliğiniz de ileride korunacaktır.

Doğum kontrol yönteminizi seçin ve en etkili olanı uygulayın. Ailenizin hastalık ve sağlık öyküsünü bilin. Sağlık sigortanızı yaptırın. Hedef ve sağlıklı kilonuza ulaşın ve bu kiloda kalın. Stresi yenmeye çalışın onunla yüzleşin ve gereken tedbirleri alın. Daha fazla seks yapın. Eşinizle korunarak ve eğlenerek mutlu olun. Televizyon izlemeyi azaltın.
Kaynak.7gunsaglik

Raw Food Beslenme Tarzı Nedir, Zayıflatır mı?

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Şafak çiğ meyve ve sebzelerin tüketildiği raw food beslenme tarzını anlatıyor.

Çiğ sebze ve meyveleri tüketmeye dayanan “Raw Food” beslenme şekli son zamanlarda çok konuşulur oldu. Peki, nedir bu Raw Food? Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Şafak, akımla ilgili merak edilenleri anlattı.

Raw Food yani çiğ beslenme, bir beslenme şeklinden çok, bir yaşam felsefesidir. İnsanın kendini yeniden tanıması ve vücudunu arındırması olarak da düşünülen Raw Food; çiğ sebze, meyve, kuruyemişler ve yağlı tohumların tüketimine dayalıdır. Besinlerin pişirilmesiyle enzim aktivitelerinin öldüğüne inanan felsefede, pişen besinlerle hem sindirimde hem de kullanımda istenilen faydanın sağlanamayacağı düşünülür. Raw Food’ta böbreklere fazla yüklenmemek için proteinli besinler ve hayvansal gıdalar tüketilmez, besinler en fazla 40-45 dereceye kadar ısıtılarak pişirilir. Raw Food’ta iki farklı grup vardır. Bir grup hiç et tüketmezken, bir grup sınırlı miktarda et tüketir. Fakat esas Raw Food’ta et tüketimi hiç yoktur. Et tüketenler ise, daha çok balığı tercih eder.

Raw Food tüketiminde besinler vitamin kaybına uğramaz

Dönemsel detoks olarak da düşünülen çiğ beslenmenin birçok yararı vardır. Besinler herhangi bir işlemden geçmediği için besin değeri kaybına uğramaz, dolayısıyla enzim ve vitamin değerleri maksimumda kalır. Raw Food’ta katkılı besinler tüketilmediğinden uzun vadede kanser riski çok azdır. Bol lifli bir beslenme şekli olan Raw Food, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına da yardımcıdır. Su tüketiminin bol miktarda olması günlük beslenmede doktorların istediği düzeydedir. Alkol ve kafein tüketiminin olmaması da sağlıklı beslenme programlarında istenilen bir davranıştır. Çünkü alkol bileşenleri, başta kilo problemine neden olmakla birlikte, karaciğere büyük zarar verir.

Protein kaybına neden olabilir

Çiğ beslenme, kısa vadede olmasa da uzun vadede, vücutta bazı vitamin ve minerallerin yetersizliğine neden olabilir. Et, yumurta, süt ürünleri gibi hayvansal besinlerde protein, A, K, B12 vitamini, kalsiyum, demir gibi önemli mineraller bulunur. Proteinli besinler, insan vücudundaki hücrelerin büyümesinde, gelişmesinde ve yıpranan hücrelerin yenilenmesinde, vücudun çalışmasında düzenleyici olarak görev yapan enzim ve hormonların yapımında, vücudun mikroplara karşı savunmasında görev alan antikorların ve bazı vitaminlerin yapımında etkindir. Bu vitamin ve minareler büyüme gelişme dönemindeki çocuklar ve gençler için çok önemlidir. Ancak unutulmamalıdır ki vücuda alınan fazla protein, başta böbrekler olmak üzere birçok organı olumsuz etkiler.

Bu diyeti uzun vadede uygulamak zararlı

Hiçbir sağlık sorunu olmayan kişiler dönemsel olarak çiğ beslenme şeklini uygulayabilir. Burada amaç, toksinlerin ve fazla proteinin vücuttan atılmasıdır. Bu nedenle bir haftalık veya maksimum 30 günlük kürler uygulanabilir. Ancak uzun vadede protein yetersizliğine neden olabileceği için kalıcı olarak tercih edilmemelidir. Raw Food’ta tüketilen besinlere bir sınır konmaması ilgi uyandırabilir. Ancak yararlı besinlerin bile gereğinden fazla tüketilmesinin sağlık sorunu oluşturduğu unutulmamalıdır. Örneğin fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar omega 3-6 yağ asitleri yönünden zengindirler. Bu gıdaları, olumlu etkileri için günde bir avuç tüketmek yeterlidir, fazlası kilo alımına sebep olabilir.

Raw Food zayıflatır mı?

Raw Food, zayıflama diyetleri içinde kısa vadede toksinlerin ve ödemlerin vücuttan atımı için uygun olabilir. Uzun vadede zayıflama diyetlerinde amaç kişilerin protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral ihtiyacını dengeli bir biçimde karşılamaktır. Bu noktada çiğ beslenme diyetleri yetersizdir. Ama uzun vadeli zayıflama diyetlerinin ara dönemlerinde yine bir alternatif olarak kullanılabilir. Yoğun ilaç tedavisi sonrası, kanserden korunma, sindirimi rahatlama gibi amaçlarla dönemsel olarak uygulanmasında herhangi bir sakınca yoktur.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Vectomega’daki omega 3 ile Keten tohumundaki omega 3 arasında ne fark var?

Çok fark vardır. Temelde her ikisi de omega 3 olarak anılmakla beraber, bileşimleri farklıdır.

Vectomega’da uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri (DHA ve EPA diye bilinir) vardır. Keten tohumu yağı ise kısa zincirli çoklu doymamış yağ asidi (ALA diye bilinir) içerir.
Üçü de (DHA, EPA ve ALA) omega 3 genel adıyla anılmasına rağmen, vücutta bunlardan yararlanım farklıdır.
Vücudun kolayca ve hızla yararlanacağı DHA , doğal haliyle yalnızca balıkta bulunur.

Vücutta ALA’dan omega 3 alınması, DHA ve EPA’dan alımına kıyasla daha zordur ve daha fazla miktarda keten tohumu almak gerekir. Ayrıca keten tohumunun yutulmadan hemen önce öğütülmesi veya iyice çiğnenmesi gerekir, aksi takdirde içeriğindeki ALA’dan vücut yararlanamaz.

Balıktan elde edilen omega 3 preparatları arasında da fark vardır: elde edildikleri balık, elde ediliş yöntemi (ısıl işlem görmüş mü, balığın neresinden elde edilmiş, taze balıktan mı… gibi).
Vectomega fosfolipid yapıda olduğundan(vücudumuzdaki hücre zarının yapısı da benzer şekildedir) diğer standard balık yağı kapsüllerinden daha iyi emilmekte ve yararlanımı da yüksek olmaktadır..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Sık sorulan bir konu :Fosfolipidler ve Vectomega

Fosfolipidler konusu blog okurlarımız tarafından sık sorulmuş bir konu olduğundan, biraz detaylandırdık.
Fosfolipidler tüm biyolojik zarların (membran) yapısında önemli yer tutan bir lipid grubudur (Dört bileşenden oluşurlar; bir veya iki yağ asit grubu, negatif yüklü bir fosfat grubu, bir alkol grubu ve de bunları birbirine baglayan bir omurga. Gliserol omurgalı fosfolipitlere gliserofosfolipit veya fosfogliserit denir. Sfingozin omurgalı tek bir fosfolipit vardır: sfingomiyelin. Hücre zarlarının ana bileşenleri fosfolipitler, kolesterol ve glikolipitlerdir). Hücre zarının seçici geçirgen olmasının sebebidir.Beyin ve sinir hücrelerinde de hayati rol oynarlar.
Günlük metabolizmamız çerçevesinde fosfolipidlerin yaklaşık %10’u yenilenir. Bu yenilenme sürecinde Vectomega önemli bir destek sağlayacak özelliklere sahiptir.

Şimdi bu fosfolipidlere, Vectomega’daki miktarı (%) ve işlevleri / etkileri açısından bir göz atacak olursak:

Fosfatidilkolin veya Marin lesitin (PC): Vectomega’daki miktarı % 68 – Büyüme ve hücresel farklılaşma[1] veya yenilenmesinde rol oynar. DHA’nın kalp kasına girmesine yardımcı olur. Mitokondrileri[2] oksidatif hasardan koruyarak işitsel ve optik yaşlanmayı azaltır. Karaciğerin yağlanmasını azaltır.

Fosfatidiletanolamin (PE) : Vectomega’daki miktarı % 11 – Fosfatidilkolin ile birlikte sinir hücrelerinin (myelin) koruyucu kılıfının yapımı ile beyin ve omurilik yapısında yer alan, sinirsel iletide önemli rolü olan hücrelerin (Astrocyte) gelişmesine yardımcı olur.

Fosfatidilserin (PS) : Vectomega’daki miktarı % 9 – Tüm membranlarda en yaygın bulunan fosfolipid olup, beynin özellikle hipokampus bölgesini iskemik[3] ataklardan veya Alzheimer hastalığından korur.

Fosfatidilinositol (PI) : Vectomega’daki miktarı % 5 – Hücresel kalsiyumun düzenlenmesinde rol oynar. Saplantılı – zorlanımlı bozukluk (Obsesif ve kompusif bozukluk), panik ataklar, depresyon, manik depresyon ve Alzheimer hastalığında etkisi olduğu gösterilmiştir.

Sfingomiyelin (SPH) : Vectomega’daki miktarı % 5 – En çok sinir hücrelerinin (myelin) koruyucu kılıfında bulunur. Hücrelerin programlanmış ölüm süreci üzerine etkisi (pro-apoptotik etki) dolayısıyla koroner kalp hastalığı ve kolon kanseri riskini azaltır.

[1] Hücrelerin olgunlaşması veya temel işlevlerini yerine getirebilmeleri için belirli yönde geçirdikleri bir dizi değişiklik.
[2] Hücrenin ihtiyacı olan enerjinin üretildiği yapı.
[3] Lokal kan dolaşımının kesilmesi ve oksijensiz kalmak.

NUTRI-THEMA 7.Kaynak.7gunsaglik.com .,

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda Vectomega

bozukluğunda(ADHD) omega3′ün faydası bilinmektedir. Fransız araştırmacılar,”fosfolipid yapıdaki omega3 ADHD olgularındaki impulsif (fevri, aklına geleni düşünmeden yapan) davranışların kontrolü üzerinde özellikle olumlu etkisi olacağı”nı düşünüyorlar.
Fransa ve Almanya’da hiperaktif çocuklarda Vectomega’nın etkisi üzerine çok merkezli bir çalışma başlatılması için hazırlıklar yapılmakta.
Bio-Medicine.Kaynak.7gunsaglik.com .,

Anne Sütünün İçeriğinde Neler Var

Tüm dünyada son 20 yıldır bebek beslenmesinin ana kaynağı, anne sütü olarak kabul ediliyor. Bu nedenle bebeğin doğar doğmaz (ilk 30 dakika) anne sütü emmesi ve ilk altı ayda beslenmesinde sadece anne sütü verilmesi gerekiyor.
Dünya Anne Sütüyle Beslenme Akademisi üyesi, Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF Emzirme Danışmanlığı kurslarında danışmanlık ve yöneticilik görevleri bulunan Prof. Dr. Gülbin Gökçay anne sütü ve emzirmenin önemini anlattı.

Anne sütüyle besleme ne durumda?
Ülkemizde anneler bebeklerini emzirmek istiyor ancak erken dönemde (altı aydan önce) tamamlayıcı besinlere başlıyorlar. Oysa bilimsel araştırmalara göre önerilen beslenme şekli, doğumdan sonra ilk altı ay su bile verilmeden yalnız anne sütüyle bebeği beslemektir. Daha sonra altıncı ayda uygun tamamlayıcı ya da ek besinlere başlandıktan sonra emzirmenin iki yaşına kadar devam ettirilmesi gerekiyor. Buna doğal beslenme deniyor.

Bir annenin günlük ortalama ürettiği süt kaç mililitredir?
Her anne iki bebek büyütecek kadar süt üretme kapasitesine sahiptir. Annenin günlük ürettiği süt miktarı 500 – 1500 mililitre arasında değişir. Başlangıçta memelerden damla damla gelen süt, doğumdan sonra üçüncü günde artmaya başlar ve beşinci günde ortalama 500 mililitre düzeyine ulaşır.

İlk aylarda bebeğin alması gereken miktar nedir?
Bu miktar her bebeğin gereksinimine, büyüme kapasitesine göre değişir. Günde altı kez bezini ıslatan, doğumdan sonra 15’inci günde doğum kilosuna ulaşan, ilk altı ayda, aylık en az 500 gram alan bir bebek yeterli miktarda anne sütü alıyor demektir.

Anne sütünün içeriğinde neler var?
Anne sütünün içeriği bebeğin gereksinimlerine göre düzenlenir. Her anne bebeği için en uygun sütü üretir. Örneğin prematüre bebeklerin annelerinin sütleri, bu bebekler için uygun özellikler içerir. Anne sütünün içeriği sabit değildir. Doğumdan sonra ilk 7 gün memelerden gelen süte ‘kolostrum’ veya ‘ilk aşı’, halk arasında ‘ağız sütü’ denir. Sarımsı renkte ve koyu kıvamdaki bu süt özellikle protein, mineral ve vitaminlerden zengindir. Sarımsı rengi yüksek beta karoten düzeyinden kaynaklanmaktadır. Kolostrumdaki proteinler bebeği hastalıklara karşı koruyucu antikorlar ve bağırsak epitelinin direncini artırıcı maddeler içerir.

Doğumdan sonraki 7 – 15 gün arasında memelerde gelen süte ‘geçiş sütü’ denir. Bu sütte protein miktarı azalırken laktoz, yağ ve toplam kalori içeriği artar. Doğumdan sonraki 15’inci günde ‘olgun anne sütü’ yapımı başlar. Olgun anne sütünün içeriğini değerlendirmek güçtür. Çünkü anne sütünün içeriği emme sırasında değişir. Anne sütünün yüzde 90’ı sudur. Bu nedenle sadece anne sütüyle beslenen bebeğin ayrıca su ihtiyacı yoktur.

Süt emzirdikçe geliyor. Peki en çok kaç gün emzirilmediğinde süt yapımı durur ya da olumsuz etkilenir?
Bu da anneden anneye değişebilir. Ancak 2 – 3 gün için de önce süt yapımı azalır, ardından 7 – 10 gün içinde kesilir. Bazı kadınlarda bu süre uzayabilir. Anne tekrar emzirmeye başlarsa süt yapımı yeniden başlayabilir. Aşırı gergin ve boşaltılamayan memelerde de süt yapımı durur. Bu nedenle bebeğin emmediği zamanlarda göğüsleri sağarak boşaltmak, süt yapımının devamı için gereklidir.

İlk altı ayda bebeğe su vermenin sakıncası ne?
Su bebeğin doymasına yol açarak anne sütü almasını engeller ve anne sütünden yararlarını olumsuz etkiler.

Doğumdan sonra süt yapımını nasıl hızlandırırız?

Doğumdan sonra en geç bir saat içinde bebeğinizi göğsünüze yatırın.
İlk dört saat, saat başı bebeğinizi memenize koyun.
Daha sonraki ilk 12 saat içinde her 2 saatte bir emzirin.
Hastanedeyken günde en az 8 kez, tercihen 10 – 12 kez emzirin.
Bebeğiniz memedeyken 2 – 3 emme hareketinde bir yutkunma yapmıyorsa, memenize nazikçe bastırarak masaj yapın.
Bebeğinizin düzenli olarak her iki memeyi de emmesine dikkat edin.
Kendiniz için yatak istirahatına özen gösterin.
Prof. Dr. Gülbin Gökçay
Referans.7gunsaglik.com.tr

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...