Social Icons

.

Pages

Benler Alınırsa Kanser Riski Artar mı?

Benler alınırsa kanser riski artar mı?

Doğuştan gelen benlerin bazıları da kanser riski taşır.

Bu yüzden alınması gerekebilir YÜZÜMÜZDEKİ ve vücudumuzdaki benler açık, koyu kahve, gri, siyah veya mavi gibi değişik renklerde ve tonlarda, kabarık veya düz yüzeyli, farklı büyüklükte olabilir.

Doğan Hastanesi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Cevat Yegani, benlerin bir kısmının doğuştan olabileceğini bazılarının da daha sonra geliştiğini söylüyor.

Halk arasında benlerle ilgili yanlış inanışlar bulunuyor.

Mesela doğuştan olan benlerin zararsız olduğuna ve hiçbir zaman kötü bene dönüşme riski bulunmadığına inanılır.

Benlerin alınmasının kanserleşme riskini artırdığı söylenir. Doğuştan olan benler de diğer benler gibi kanserleşebilir.

Hatta bazı özel doğuştan olan benler normal benlerden daha riskli sayılabilir ve alınması kanserleşme ihtimalini yükseltmediği gibi gerekli durumlarda kanserin ileride oluşmasını ve yayılmasını engelleyebilir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Kil Donmesi Ameliyati

Kıl Dönmesi ameliyatı iki türlü yapılabilir. Birincisi klasik yöntemle İkincisi ise pansumansız yöntemle.1-) Klasik yöntem: Kıl dönmesinin olduğu alan oyulur ve çıkarılır sonrasında cilt uç uca gelicek şekilde dikilir.Avantajları: Ameliyat süresi kısadır ve kolay uygulanan bir tekniktir.Dezavantajları: Narkoz gerektirir, 2 bazen 3 hafta bakım ve pansuman gerektirir, 10 15 gün iş kaybı olur, geniş yara izi kalır, %10 veya 15 enfeksiyon gelişebilir, ameliyat sonrası zoruntu yatış pozisyonu gerektirebilir, ameliyat sonrası ağrı çok fazladır giderek azalır.2-) Pansumansız yöntem: Kıl dönmesinin olduğu alan vücudun tam ortasında değilde bir tarafa kaydırılarak yapılan kesiyle çıkarılır ve cilt karşı tarafa kaydırılarak derinden vücudun yüzeyine doğru dikilir.Avantajları: Kolay bir tekniktir klasik tekniğe göre, ve yine klasik tekniğe göre daha süresi azdır, kalan iz daha azdır, tekrarlama ihtimali çok azdır, pansuman ve bakım gerektirmez.Dezavantajları: İş gücü kaybı fazladır, %12 enfeksiyon gelişebilir, ameliyat sonrası çok erken dönemde yara açılabilir, ameliyat sonrası muhakkak vakum konmalıdır.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Grip Mevsiminde Bunlar Yapılmamalı

Tokalaşmak,öpüşmek ve diğer insanlarla olan temaslarımızda daha dikkatli olmalıyız. Grip ve nezle gibi hastalıklardan korunmanın ilk yolu bu..

Kış mevimi ile birlikte grip ve soğuk algınlığı şikayetlerinin arttığını belirten gögüs hastalıkları uzmanı doktor Hacer Özkan, gribin viral bir hastalık olduğunu ve virüslerle bulaştığına dikkat çekerek, "En sık bulaşma yolu da tokalaşma, yakın konuşmalar, öpüşme gibi yakın temastır. İnsanlar öpüşmemeli, tokalaşarak merhabalaşmalı" dedi.

Uzm. Dr. Hacer Özkan, grip ve soğuk algınlığından korunma yöntemi olarak ellerin sık sık yıkanmasının öne çıktığını belirterek, şu uyarılarda bulundu:

Rengini Seç, Kış Kolay Geçsin! Kış Botları Sürpriz Fiyata!
Cildinize Sihirli Dokunuş. Sonuçlarına İnanamayacaksınız..
”Grip olan insanların kalabalık ortamlarda bulunmaları da diğer insanların enfeksiyon kapmalarına neden olur. Öncelikle kalabalık ortamlarda bulunanlar yüksek risk altındadır. Özellikle yuvaya giden çocuklar, ilkokul öğrencileri, ileri yaştaki insanlar, kalp ve tansiyon hastaları gibi vücut direncinin düşük olduğu insanlar ile hastanelerde çalışan sağlık personeli; hem kalabalık ortamlarda bulunuyor olmaları hem de vücut dirençlerinin kolay düşmesi açısından risk altındadırlar. Grip, yaşlılarda ve kronik hastalık taşıyan bireylerde daha ağır seyreder ve ölümlere yol açabilir. Gribi sağlıklı bireylere bulaşmasını engelleyerek toplumda yayılmasını önlemek amacıyla mümkün ise işe, okula ve alışverişe gitmeyin, evinizde dinlenin. Öksürürken hapşırırken ağzı bir kağıt mendille kapatıp, mendili hemen çöpe atmak gribin etrafınızdaki sağlıklı bireylere bulaşmasını engelleyecektir. Özellikle toplu taşım araçlarında, kreş ve okullarda, bakımevlerinde uygulanması bulaşmayı önemli ölçüde engelleyecektir. Ağzımızı elimizle kapatırsak, virüs bulaşmış elimizi etraftaki eşyalara değdirdiğimizde virüsün etrafa saçılmasına ve diğer insanlara da bulaşmasına neden oluruz. ”

GRİP’TEN KURTULMAK İÇİN İSTİRAHAT ÖNEMLİ

Grip tedavisi hakkında da bilgi veren Özkan, "Grip enfeksiyonunun başlangıç döneminde antibiyotik kesinlikle kullanılmamalıdır. Çünkü grip virüslerle ortaya çıkan bir hastalıktır. Oysa antibiyotiklerin virüsler üzerinde etkisi yoktur. Grip tedavisinde öncelikle istirahat çok önemlidir. Bol C vitamini ve su tüketmenin yanında piyasada anti-gribal olarak satılan ilaçlardan da yararlanılabilir. Ancak komplike olmuş bir gribal enfeksiyon varsa mutlaka bir hekime danışmakta fayda vardır" dedi..Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Antibiyotikler Hakkında Bilmediğiniz Gerçekler

Antibiyotik kullananlara şok bir bilgi ortaya atıldı. Yanlış kullanıldığında bakterilerin bünyemize girmesine davetiye çıkarıyor.


Kış aylarının etkisini iyice gösterdiği bu günlerde gereksiz ilaç kullanımının arttığı, antibiyotiklerin yanlış kullanımı sonucunda bakterilerin antibiyotik tedavisine karşı direnç kazandığı belirtildi.

Selçuk Üniversitesi (SÜ) Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülagü Barışkaner, yaptığı açıklamada, bilinçli ilaç kullanımının çok önemli olduğunu söyledi.

Barışkaner, ülkemizde özellikle antibiyotiklere ilişkin bilinçli ilaç kullanımının yaygın olmadığını, bunun sonucunda etkili olması gereken durumlarda ilaçların yetersiz kaldığını ifade etti.

Gribal enfeksiyonların yaygın olduğu bu günlerde burun akıntısı ve öksürük gibi durumların kendisini gösterdiğini aktaran Barışkaner, şunları kaydetti:

”Bu demek değildir ki böylesi durumlarda hemen ecza dolabına gözümüzü dikip bir antibiyotik alalım. Eğer hastalığımızın etkeni bakteri kaynaklı ise antibiyotik kullanımı doğru ancak virüs kaynaklı ise antibiyotik kullanımı yanlıştır. Yanlış kullanımlar sonucunda sonraki dönemlerde bakteriler tarafından oluşturulacak başka hastalıklarda kullanılan antibiyotiklerin tedavide yetersiz kalması konusu önümüze büyük bir problem olarak gelmektedir. Yanlış antibiyotik kullanımlarından dolayı direnç kazanmış bakteri, vücuda verilen ilaca karşı kendini korumaktadır. Bu nedenle doktor tavsiyesi olmadıkça kesinlikle antibiyotik kullanılmamalı. Antibiyotiklerin yanlış kullanımı, bakterilerin antibiyotik tedavisine karşı direnç kazanmalarına yol açabilmektedir”

”HEM VÜCUDA HEM DE EKONOMİYE ZARAR"
Barışkaner, bilinçsiz ilaç kullanımının yansımasının iki türlü olduğunu, kullananı tedavi etmediği gibi, kişiye ve ülkemize ekonomik yük getirdiğini dile getirdi.

Yanlış kullanımda en büyük sorumluluğun bilinçsiz kişilerde olduğunu vurgulayan Barışkaner, sözlerine şöyle devam etti:

”Toplumdaki bu probleme maalesef biz hekimler de reçeteye yanlış ilaç yazarak ortak oluyoruz. Yanlış kullanım hem ekonomiye hem de vücuda zarar. Vücuda alınmış olan vitamin dahil her ilacın az ya da çok bir yan etkisi vardır. Bu tür grip, nezle ve soğuk algınlığı hastalıklarında ilaçların dışında mevsimsel olarak C vitamini ihtiva eden meyveler ve vücudun direncini artıran besinleri öncelikle tüketmeliyiz.”.Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Selim Meme Hastalıkları

Meme hastalıklarının %80′ni selim hastalıklardır ve sık görülürler. Meme östrojen ve progesteron hormonlarından etkilendiği için , ergenlik dönemi,her adet dönemi, gebelikler ve menopozda değişimi uğrar. Memedeki bu sürekli değişim hali selim hastalıkların sık görülmesinin başlıca nedenidir.

Selim meme hastalıkları kanserleşmezler, ancak memesinde selim hastalığı olanların meme kanseri ne yakalanma riski daha fazladır. Selim hastalıkların belirtileri ile meme kanseri belirtileri çoğunlukla birbirine çok benzer.Bu nedenle memesinde değişiklik fark eden her kadının doktora başvurması ve ayrımın yapılabilmesi için gerekli tetkiklerin yapılması en doğru yaklaşım olacaktır. Erkekte de meme kanseri görülebileceğinden memesinde değişiklik fark eden erkeklerinde doktora başvurması gerekir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Prostat Tedavisinin Yan Etkilerinden Kurtulma

Prostat kanseri tedavisinde yan etkilerden korunma ve kurtulma için bant tedavisi geliştirildi. Bant uygulaması nasıl yapılıyor ayrıntılı bilgiler..

Prostat kanseri tedavisinde derinin üzerine yapıştırılan ve içerdiği östrojenin kan dolaşımına karışmasını sağlayan bant kullanılabileceği bildirildi.

”The Lancet Oncology” dergisinde yayımlanan araştırmaya imza atan bilim insanları, ileri aşamadaki prostat kanserinin testosteron hormonunun üretimini engelleyecek hormon tedavisi gerektirdiğini, ancak bu tedavinin ateş basması, kaslarda güçsüzlük, kemik erimesi gibi birçok yan etkisinin bulunduğunu belirtti.

İngiltere’de yapılan araştırmada önceleri prostat kanseri tedavisinde çok etkili olan östrojenin kullanımının pıhtı atması riskini artırması nedeniyle daha sonra azaltıldığı, bugün çok az kişiye bu yöntemin, pıhtı önleyici ilaçlarla önerildiğini, dolayısıyla bantların alternatif tedavi olabileceği vurgulandı.

Bilim insanları, ilk gruptaki prostat kanseri hastalarına mevcut tedavi yöntemi olan LHRH (testislerin testosteron üretimini engelleyen luteinleştirici hormon salgılatıcı hormon agonistleri) uygulandı. Diğer gruptakilerin derisine östrojen içeren bant yapıştırıldı.

Yapılan klinik testte, iki gruptakilerde kalp-damar hastalıkları riskinin aynı olduğu görüldü.
Ayrıca ikinci gruptakilerde kandaki glukoz ve kolesterol seviyesinin daha düşük, dolayısıyla östrojenin daha faydalı olduğu belirlendi.

Daha kapsamlı araştırmaların başladığını ve uzun vadede bantların etkisini inceledikleri belirten bilim insanları, bu araştırmaların olumlu sonuçlar vermesi halinde bantların prostat kanseri tedavisinde uygulanabileceğine dikkati çekti.
Kaynak.7gunsaglik

Liposuction İle Hayal Edilen Kaslı Vücut

Erkeklerin hayalinde yatan kaslı vücut artık hayal değil.. Atelik vücut estetiğinde kullanılan estetik yöntemlerle erkekler harika vücutlara sahip olacak..

Birçok erkeğin hayali olan baklava dilimi görünümlü karın kaslarına sahip olmak liposuction ile gerçekleştirilen “atletik vücut estetiği” ile artık mümkün. Sizde saatlerce spor salonlarında çalışmanıza rağmen istediğiniz görünümü elde edemiyorsanız “atletik vücut estetiği” tam size göre bir yöntem.
 
Hemen hemen her erkeğin vücudunun üst kısmında omuzlar ve göğüs, alt bölgede de göbek kısmı yağlanmaya meyilli alanlardır. Bazen ne kadar spor yapılırsa yapılsın, diyetle kilo verilirse verilsin jinekomasti adı verilen erkek tipi meme büyümesi ve göbek bel çevresi yağlanma nedeniyle liposuctionla vücut şekillendirme gerekebiliyor. Estetik cerrahide ki gelişmeler mucizeyi gerçekleştirmeye her geçen gün biraz daha yaklaşıyor.
 
Eskiden erkekleri istemedikleri görüntüden kurtarmak için genel olarak tüm alanlardaki yağların alınması, hastaların spora yönlendirilmesi ve kendi kendine kas yaparak vücut görünümünü düzeltmeleri bekleniyordu. Son yıllarda Hollywood ünlülerine yapılan plaj vücudu, atletik vücut, üçgen vücut estetiği olarak adlandırılan yöntemlerde kimi zaman silikon protezlerle kaslı ve üçgen vücuda sahip olma kimi zamanda liposuctionla bir bölgeden alıp başka bölgeye verme ile oluşturulan six pack (baklava karın ) görünümü popüler hale geldi.
 
Op. Dr. Serkan Dinar, erkekleri hayallerindeki görünüme kavuşturan atletik vücut liposuction yöntemini şöyle anlatıyor: “göğüs bölgesinde ve bel bölgesindeki yağın tümü alınıyor. 6 paket görünümündeki karında sadece ara çizgilerdeki ve orta karın çizgisinde Rektus kası dediğimiz karın çizgileri takip edilerek liposuction yapılıyor. Bel inceltiliyor, omuz ve göğüs üst kısmına dokunulmuyor ve 6 lı karın kas paketinde şiş kısımlara zaman zaman yağ eklenerek vücut kaslı görünümde şekillendiriliyor. Aynı işlem omuz ve kol kaslarında da uygulanıyor. Böylece plastik cerrahi ile sahte de olsa üçgen atletik görünüm elde edilmiş oluyor”.
 
Erkeklerde atletik görünüm, yeni nesil liposuction adı verilen lazer liposuction ya da body tite radyofrekanslı liposuction ile sıkılaşıp yapışması gereken bölgelerin şekillendirilmesi ile gerçekleşiyor. İşlem sonrası 2 hafta 1 ay arası güreşçi mayosu benzeri korse giyilmesi gerekiyor Spor ile desteklendiğinde daha iyi sonuç veren yöntemin uygulanmasından sonra hasta. 3 gün sonra banyo yapabiliyor 1 ay sonunda da spora başlayabiliyor. Op. Dr. Serkan Dinar “Erkeklerin hayal ettikleri karın kaslarına sahip olmalarının artık çok kolay olduğunu yeni yöntemle kısa sürede mükemmel sonuçlara erişmenin mümkün olduğunu, hastanın uygulama sonrasında 2 haftada şekillendiğini, 6 ay sonunda da bütün ödemlerin kaybolduğunu” belirtiyor.
Kaynak.7gunsaglik

Sperm Dondurma Yöntemiyle Baba Olunabilir

Kanser babalık şansını öldürmez. Yeni yöntem olan sperm dondurma işlemi ile kanser olan erkekler de baba olabiliyor..

Son günlerde kanser görülme sıklığının artışı ve yaş ortalamasının hızla genç yaşlara inmesi gündeme başka bir soruyu taşıdı. Kanser babalık şansını öldürür mü? Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ulun Uluğ, “Önlemi alındığı takdirde kanser babalık şansını öldürmez” diyerek konuya açıklık kazandırdı.

Uluğ; “Önlemi alındığı takdirde kanser babalık şansını öldürmez. Kanser tedavileri kalıcı olarak kısırlığa neden olsa bile üreme sağlığını koruma seçenekleri kanser sonrasında çocuk sahibi olabilmek için büyük umutlar sağlamaktadır. Kanser hastaları, doğurganlıklarını korumak için çok kısa bir zaman dilimine sahiptir ve hastalar için bu zaman çok önemlidir. Örneğin; çoğu hasta ameliyat ile tedavi arasında sadece 2 ila 6 haftalık boşluğa sahiptir. Bu boşluk üreme sağlığını korumak için uygundur. Kanser hastalığı doğası gereği tedavisi ertelenemez bir önceliğe sahiptir. Kanserin erken teşhis edilmesi ve tedavideki gelişmeler hastalığın giderilmesinde büyük başarılara ve dolayısıyla da hastalıksız geçirilen yaşam süresine uzamasına neden olmaktadır. Bu amaçla yapılan kemoterapi ve radyoterapi gibi ağır tedaviler maalesef üreme ile ilgili hücre ve sistemleri olumsuz yönde etkilemektedir.”

Alternatif yöntem: Sperm dondurmak

Tüp bebek tedavilerinde sperm dondurma 30 yılı aşkın süredir başarıyla uygulanmaktadır. Dondurulmuş spermle yıllar sonra bile sağlıklı gebelikler elde edilebilmektedir. Dondurulmuş spermle elde edilen gebeliklerde bebeklerde herhangi bir olumsuzluk gözlenmemektedir. Sperm dondurma basit ve nispeten daha ekonomik bir işlemdir. Burada önemli olan kanser tanısı almış üreme çağındaki erkeklerin bilgilendirilmesidir. Kanser sonrası hayatlarında üreme fonksiyonlarını kaybetmemek için sperm dondurma alternatif olarak değerlendirilmelidir. Sperm dondurma ülkemizde birçok merkezde başarıyla uygulanmaktadır.
Kaynak.7gunsaglik

Kan Şekeri Kontrolü ve İnsülin

Dengeli bir diyetle diyabetten kurtulmak mümkün. Tip 1 ve tip 2 diyabette glikoz seviyesini yönetebilmek sizin elinizde.

Karbonhidratı kesmek ya da azaltmak gerek çünkü şiddetle kan şekerini fırlatıyor. Sebze meyve, kepekli tahıllar, fasulye, balık, yağsız et ve süt ile beslenin. Arada atıştırmalıklara dikkat edin kalorili unlu kızartmalı şekerli şeyler olmamalı. Yemeklerin ardından yükselen kan şekeri için yine karbonhidratı azaltın porsiyonunuzu küçültün.

İlacınızı düzenli alın, egzersiz yapın, düzenli kan şekerinizi ölçün. Tip 2 diyabeti düzenleyen en önemli faktörlerden diğeri egzersizdir. Kasların glikoz kullanımını uyarır. Ağırlık ve kas yapan egzersizlere yönelin. Düşük kan şekeri hipoglisemiden kaçınmak için, meyve suyu, meyve, şekerli gıdalardan uzak durun.

Yorgunluk, baş dönmesi, zayıflık gibi belirtilerde kan şekeriniz düşmüştür. Yağ ve şekerden mümkün olabildiğince kaçının. Doktor önerisiyle tedavinizi başlatın ve bunu aksatmayın. İnsülin tedavinizi aksatmayın. Gündelik yaşamın bir parçası haline getirdiğiniz düzenli kan şekeri ölçümü, egzersiz ve iyi bir diyetin yanında verilen ilaçları kullanmanız, diyabeti önleyecektir..Kaynak.7gunsaglik.com

Çene Eklemi Ağrısını Gidermenin Yolları

Çene eklemi hastalıkları yemek yemeyi, çiğnemeyi ve konuşmayı engelliyor. Ağrı da veren bu hastalıkların ağrısı nasıl giderilir?

Çene eklemi hastalıkları ciddi ağrılara neden olur. Bu, yemek yemenizi ve çiğnemenizi olumsuz etkiler. Çareleri ise şunlar:

Diş gıcırdatmalarını engellemek için dişlik kullanılır.

Eğer eklemde artrit, kayma, fonksiyon bozukluğu veya sinüs sorunları varsa ilaç tedavisi denenir.

Düzelmezse bir ortodonti uzmanı ile görüşülmesi gerekir.

İleri durumlarda cerrahi ile düzeltmeye ihtiyaç duyulabilir..Kaynak.7gunsaglik.com

Diş Tedavisi Onlarda Da Sıkıntılı

Gürcistan’ın bir ilçesinde diş hekimi olmadığından vatandaşlar merkeze gitmek zorunda. Bu durum gittikçe tepki çekiyor..

Yaklaşık 1 yıldır diş hekimi olmayan Posof ilçesinde, vatandaşlar diş tedavileri için Gürcistan'a gidiyor.
Bölgeye daha yakın olması ve vizesiz geçişler nedeniyle Gürcistan'ın Ahıska kentine giderek diş tedavilerini yaptıran Posoflular, ilçelerine kısa sürede diş hekimi atanmasını bekliyor.

İlçe sakinlerinden Osman Kömür, yaptığı açıklamada, Posof'ta diş hekimi olmaması nedeniyle 80 kilometre uzaklıktaki Ardahan yerine 15 kilometre uzaklıkta bulunan Gürcistan'a gitmeyi tercih ettiklerini söyledi.

Kömür, ilçelerinde diş hekimi olmaması nedeniyle başka bir ülkeye muayeneye gittiklerini, Gürcistan'a geçişlerde zorluk yaşamadıklarını belirterek, şunları kaydetti:

“Gürcistan'da sıra beklemeden tedavi oluyoruz. Ayrıca kimlikle geçiş bize çok kolaylık sağladı. Ardahan'dan Kars'a veya Erzurum'a gider gibi gidiyoruz. Örneğin Ardahan'a gitsek hem 80 kilometrelik yol kat ediyoruz hem de sıra bekliyoruz. Kışın Ardahan birazda sıkıntılı bir yol haline geliyor. Çok kez de yolumuz kardan dolayı kapanıyor. Ama Gürcistan'a giderken böyle bir sorunla karşılaşmıyoruz.”

Kömür, Gürcistan'da uygun fiyata muayene olduktan sonra ilçelerine dönüş yaptıklarını söyledi.

Posof Kaymakamı İbrahim Halil Şivgan ise ilçede doktor sıkıntısı olduğunu, bu sorunun giderilmesi için çalıştıklarını söyledi.

Kaymakam Şivgan, “Tabi ki bu vatandaşımızın bir tercihidir. Sıkıntıyı biliyoruz. Kaymakamlık olarak hastanemize diş doktorunun biran önce gelmesi için çalışıyoruz. 2013 yılında bir diş doktorunun atanmasını bekliyoruz” dedi.
Gürcistan'ın Ahıska kentinde görev yapan diş hekimi Saroji Murahti da Türkiye'den çok sayıda hastayı muayene ettiğini belirterek, son 1 yıl da gelen hasta sayısında ise artış görüldüğünü kaydetti..Kaynak.7gunsaglik.com

Olumlu Düşüncelere Gitmek Bizim Elimizde

Psikolog ve nörologların ortak düşüncesine göre pozitif düşünce bizim elimizde.


Herhangi bir durumda aklınıza hemen negatif düşünceler geliyorsa zihin programınız negatifler bulmak ve üretmek için programlanmıştır. Böylelikle bir durumdan on sorun çıkarabilir, yeni olumsuzlukları hayatınıza davet edebilirsiniz. Hatta olumlu durumları bile olumsuzmuş gibi algılarsınız. Çözüm değil sorun odaklı olduğunuz için…

Ama bu sorun değil, isterseniz yeni bir program oluşturmak için hemen bugün zihin oyunu egzersizlerinden birini kullanarak kendinize yükleme yapmaya başlayabilirsiniz. Bir durum hakkında negatif bir şey söylediğinizde kendinizi hemen yakalayın ve kendinizle şu şekilde konuşun. “Evet, negatifi bulduk; şimdi bu durumun iki olumlu yanını bul bakalım” , “bu durumun içinde iyi ne olabilir” , “olumlu birisi olsaydı şimdi nasıl pozitif bir yorum yapardı” gibi pozitifi bulmaya yönelik sorularla zihninizi meşgul edin. Hemen cevap veremezseniz de sorun yok; sık sık sorunuzu tekrar edin. Mutlaka olumlu bir yanıt alırsınız. Unutmayın ki beyninize işe yarar sorular sorarsanız işe yarar cevaplar alırsınız. “Fark Et, Uygula, Değiş” adlı kitabımdaki egzersizleri tamamladıysanız zaten doğru soru kalıplarına alışmışsınızdır.

Her çalışmada olduğu gibi 21 gün boyunca “bunun neyi iyi, bunun nesi pozitif” oyununu oynarsanız çok kısa bir zamanda beyninize olumlu bakış açısını öğretirsiniz. Zihin programlarının değişebilmesi için en önemli adım neydi? TEKRAR, TEKRAR ve TEKRAR… :)

Bu egzersizi düzenli bir şekilde yapmanızda hiçbir sakınca yok, kaybedecek hiçbir şeyiniz yok. Ama olumsuz düşünmeye devam ederseniz kaybedecek çok şeyiniz var, en başta sağlığınız. Olumsuz düşünceyle beraber bedeninize akan olumsuz duyguyu da hissedersiniz. Şimdi hemen bir deneme yapın yirmi bir kere “kötü-çirkin ya da berbat” kelimelerini tekrarlayın. Bakın modunuz nasıl da düşecek. Şimdi de “güzel, harika ya da süper” kelimelerini 21 kez üst üste tekrarlayın ve bedeninizdeki ve zihninizdeki rahatlamayı, değişimi fark edin.

Referans.7gunsaglik.com.tr

Günlük Diyabet Testleri Alkol Ölçer Gibi Kullanılabilir

Şeker hastaları günde bir veya birkaç kez parmaktan diyabet testi yapabiliyor.

Basit bir alkolölçer nefes testi ile diyabet ölçüm testi birbirinin yerine geçebiliyor. Bir el cihazıyla nefes ölçümü yapılabiliyor kan şekeri düzeyleri yükselince nefes tatlı ve meyvemsi kokuyor. Kimyasal seviyeleri yüksek çıkıyor. Tıpkı alkol alındığında nefeste belli olması gibi. New England Üniversitesi araştırmacıları durumu özetliyor.

Parmak ucundan kan almaya ya da başka bir yere gitmeye gerek kalmadan diyabet kontrolünüzü yapabilirsiniz. Kendi hastalığınızı yönetebilirsiniz. Tip 1 ve tip 2 diyabette durum kontrolü bu şekilde yapılabilir. Kan şekeri kontrolü tip 1 diyabet ve her an insülin tedavisi gerektiren otoimmün durumlarda çok önemlidir.

Günde 6 kereye kadar bu kontrol yapılabilir. İnsülin kullanmayanların daha sık bu kontrolü yapmaları gerekir özellikle tip 2 diyabetlilerde. Elle tutulan bu nefes ölçer film tabakası bir kitap büyüklüğündedir. Şu sıralarda boyutunun bir fincan boyutuna düşürülmesine çalışılmaktadır.. .Kaynak.7gunsaglik

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, dikkat sorunu, aşırı hareketlilik ve isteklerini erteleyememe, düşünmeden hareket etmek ile kendini gösteren psikiyatrik bir bozukluktur. Bir kişide dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu var denilebilmesi için belirtilerin 7 yaşından önce başlaması ve en az altı ay sürmesi gerekmektedir. Ayrıca sorunun en az iki ortamda devam etmesi gerekir.

Belirtileri:
1)Dikkat Eksikliğinin Belirtileri
-Ayrıntılara dikkat etmeme çokça dikkatsizlik hatası yapma
-Direkt konuşulduğunda duyma, dinlemez gözükme
-Günlük işlerde sıkça unutkanlık yapma
-Dış uyaranlara karşı çabucak dikkat dağınıklığı
-Dağınıklık
-Sürekli okul eşyalarını kaybetme
-Çoğu zaman üstüne aldığı görevlerde ya da oynadığı oyunlarda dikkatinin dağılması
Hiperaktivite Belirtileri:
-Elleri ayakları kıpır kıpırdar, oturduğu yerde rahat durmaz.
-Sık sık yerinden kalkma ihtiyacı duyar.
-Sessizlik gerektiren oyunlarda zorlanır.
-Çok konuşur.
-Sırasını beklemekte zorlanır.
-Başkalarının sözünü keser.
-Uygun olmayan ortamlarda koşar, tırmanır.
-Devamlı hareket halindedir.
Tedavisi:
İlaç tedavisi genellikle bir yöntemdir. İlaç kullanıldığında hareketlilik azalır, dikkat süresi artar ve dürtüler kontrol edilebilir. Ancak ilaç doğru davranışı sağlayamamakta, motivasyonu arttıramamakta ve kişiye duyguları ile başa çıkmayı öğretememektedir. İlaç ile birlikte psiko eğitimsel müdahaleler ve davranışsal tedaviye ihtiyaç vardır. Anne babanın eğitimi, öğretmen eğitimi, çocuğun bireysel terapisi birlikte yapıldığında etkili sonuçlar alınmaktadır. Genellikle psikiyatrist psikolog ve psikolojik danışmanların birlikte çalışması gerekir. İlaç takibi psikiyatrist tarafından, diğer çalışmaların ise psikolog yada psikolojik danışman tarafından yürütülmesi gerekmektedir. Sorunun durumuna bağlı olarak bazen ilaca ihtiyaç duymadan da tedavi mümkündür.
Kaynak.7gunsaglik

Kaplıca Tedavisi Ruhsal Sorunlara da Faydalı

Prof. Dr. Arif Dönmez eklem ağrıları ve benzeri durumlar için kaplıcaya gidildiğini aslında depresyona da iyi geldiğini bildirdi.

Prof. Dr. Arif Dönmez, genellikle kadınlarda görülen psikolojik kaynaklı "fibromiyalji sendromu"nun tedavisinde kaplıca kürünün yarar sağlayabileceğini söyledi.

Dönmez, uzmanlık alanının, tıpta "fibromiyalji sendromu" olarak nitelenen "kronik yaygın ağrılar" olduğunu anlattı.

Kas ve iskelet sisteminde şiddetli yaygın ağrılı hastalarda depresyon, endişe ve kaygı yaşanabildiğini dile getiren Dönmez, bu tür ruhsal gerilimlerin vücutta bazı yerlerde ağrı şeklinde görülebildiğini belirtti.
Dönmez, bu rahatsızlıkları, panik atak hastalarının kalp krizi geçirdiğini düşünmesine benzeterek, şöyle devam etti:

"Aslında sorunun kökeninde, hastanın yaşadığı endişe ve depresif kaygılar rol oynar. Mesela, yöneticilerde sık rastlanan gerilime bağlı midede ve on iki parmak bağırsağında ülserler olur. Fibromiyalji de bunlara benziyor. Kişinin ruhsal kaygılarının, endişelerinin ve depresif duygularının, kaslarda, eklemlerde ağrı şeklinde ortaya çıkan bir rahatsızlık bu. İltihaplı bir romatizma değil. Bu hastaları takip ederken ağrı şiddetlerinin yanı sıra duygu durumlarına da bakıyoruz. Hastanın depresyon, endişe ya da kaygı bozukluğu gibi rahatsızlığının bulunup bulunmadığını testlerle belirliyoruz."

Tedavi sırasında çoğunlukla psikiyatristlere danıştıklarını ifade eden Prof. Dr. Arif Dönmez, bazı kişileri kontrollü olarak termal tedaviye gönderdiklerini bildirdi.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dönmez, hastaların kaplıcaya gitmeden önceki ve sonraki psikolojik testlerinin sonuçlarını incelediklerine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

"Ortak olarak çıkan sonuç şu; kaplıcaya giden hastalarda ağrılarının yanı sıra depresif duygular da azalıyor. Hangisi önce azalıyor kesin bilinmiyor ama ikisi de düşüyor. bu alanda yapılmış birçok çalışma var. İzmir’de Balçova kaplıcalarında yaptığımız araştırma vardı. Hastaların kaplıcaya gitmeden önce depresif duygularını araştırdık. 9 ay takip ettik. Hastalar bu sürede daha az depresif duygular yaşadı. Tuzla kaplıcasında bir arkadaşımla yaptığımız araştırmada günde iki kez kaplıcaya giren, iki hafta kaplıcada kalan hastaların depresif duygularını ölçtük. Üç ay süreyle takip ettik ve hastaların depresif duygularını azalmış bulduk."

"STRESTEN UZAKLAŞMAK YETERLİ OLMUYOR"

Depresif duyguların azalmasında, hastaların bulundukları ev ya da iş ortamından, yaşadıkları stresten uzaklaşmasının etkili olabileceğini vurgulayan Dönmez, bu tür rahatsızlıkların genellikle kadınlarda ortaya çıktığı bilgisini verdi.

Benzer hastalıklarla uğraşanlarla yapılan görüşmelerin, rahatsızlığı azaltabildiğini anlatan Dönmez, İstanbul’da yaptıkları bir araştırmada ise hastaların aynı gün kaplıca tedavisi alıp tekrar evine ya da işine döndüğünü belirtti.

Dönmez, İstanbul Tıp Fakültesindeki havuzda kaplıca çamuru uygulaması yaptıklarını kaydederek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Tedavi görüp yaşadıkları ortama dönen hastalarda da depresif duygularının, endişe ve kaygının azaldığını testlerde gördük. Bunu, sadece hastanın istirahat etmesine, yaşadığı gerginlikten, stresten uzaklaşmasına bağlamak da yeterli olmuyor. Suyun sıcaklığının, çamurun ve bir miktar kimyasalın etkisinin rolü olabilir. Bu uygulamalar sonrasında ağrısının azalmasının da ruhsal olarak gevşemesini sağladığını da düşünebiliriz. ‘Hasta kaplıcaya giderek depresyondan kurtulur’ gibi kesin bir tespitimiz yok. Psikiyatrist değiliz ama kas ve iskelet sistemi ağrısıyla ilgili tedavi uyguluyoruz ve bunu yaparken diğer yönlerinin de etkilendiğini görüyoruz."
Kaynak.7gunsaglik

Çamur Banyosu Hangi Hastalıklara Deva?

Ilıca ve kaplıcalardan sonra çamur banyoları da revaçta. Bu banyo nelere iyi gelir?

Kaunos Antik Kenti, kaya mezarları ve caretta caretta kaplumbağalarıyla ünlü Muğla’nın Ortaca ilçesine bağlı Dalyan Beldesi’ndeki, çamur banyolarında çok sayıda yerli ve yabancı turist sağlık bulduğunu belirtiyor.

Sezonun başlamasıyla İngiltere, Hollanda, Avustralya ve Rusya’dan gelen turistler, çamur banyolarına koştu.

Ziyaretçiler, çamur banyosuna girdikten sonra vücutlarındaki çamurun kuruması ve ciltlerinin gerilmesi için güneşin altında uzun süre bekliyor. Daha sonra duş alan turistler, kaplıca havuzlarında sıcak suya giriyor.

Klorür, sodyum, hidrojen sülfür, florür ve radyoaktif radon gazı içeren 39 derece sıcaklıktaki kükürtlü sularla oluşturulan çamur banyolarının romatizma, siyatik, kireçlenme, cilt hastalıkları, mantar, mayasıl, kaşıntı, kadın hastalıkları, damar sertliği, tansiyon, böbrek taşı gibi bazı hastalıklara iyi geldiği ifade ediliyor.
Kaynak.7gunsaglik

Gençlerde Uyuşturucuya Yönelme Sebepleri ve

Her 100 gençten 3’ü uyuşturucu maddelere yönelmiş..

Türkiye’de Genel Nüfusta Tütün, Alkol ve Madde Kullanımına Yönelik Tutum ve Davranış Araştırması’na göre, her 100 gençten 3’ü, yaşamları boyunca uyuşturucu madde kullanmayı en az bir kez denediğini belirtiyor.

İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Türkiye Uyuşturucu Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (TUBİM) tarafından, "Türkiye’de Genel Nüfusta Tütün, Alkol ve Madde Kullanımına Yönelik Tutum ve Davranış Araştırması" yapıldı.

TUBİM Bilim Kurulu Üyesi ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa İlhan, TÜİK tarafından belirlenen 25 ilde, 8 bin 45 kişiyle yüz yüze görüşülerek yapılan araştırmanın, Türkiye’de gerçekleştirilen en kapsamlı madde kullanım yaygınlığı çalışması olduğunu söyledi. İlhan, araştırma sonuçlarının, "2012 Türkiye Uyuşturucu Raporu"nda yayımlandığını bildirdi.

Türkiye’de 15-65 yaş grubu herhangi bir yasa dışı bağımlılık yapıcı maddenin en az bir kere denenme oranı yüzde 2,7. Bu oran, erkeklerde kadınlara göre daha yüksek.

Madde kullanım yaygınlığı, genç yetişkinlerde (15-34), genel nüfusa göre (15-64) daha yüksek. Genç yetişkinlerde herhangi bir maddenin yaşam boyu kullanım oranı yüzde 3 iken, genel nüfusta bu oran yüzde 2,7.

Genç yetişkinler alt gruplara ayrıldığında, 15-24 yaş arasında herhangi bir maddenin yaşam boyu kullanım yaygınlığı yüzde 2,9; 25-34 yaş grubunda yüzde 3,1 olarak gösteriliyor.

Kadınlarda bağımlılık yapıcı madde kullanımı, orta yaşta daha yüksek. Kadınların yaş gruplarına göre inceleme yapıldığında, yaşam boyu herhangi bir madde kullanım oranı, 15-24 yaş aralığında yüzde 1,6, 25-34 ile 35-44 yaş grubunda yüzde 2,5, 45-54 yaş aralığında yüzde 1,6 ve 55-64 yaş grubunda yüzde 3,1 olarak ifade ediliyor.

"ESRARI İLK KEZ KULLANMA YAŞI 20"

Yasa dışı madde kullanımında ilk sırayı esrar, ikinci sırayı kokain ve üçüncü sırayı amfetaminler alıyor.
Yaşam boyu esrar kullanma yaygınlık oranı 0,7 olarak belirlenen araştırmaya göre, esrarı ilk kez kullanma yaşı ortalaması 20.

Esrar kullananların yüzde 14’ü kullanımın, kontrolleri dışına çıktığını, yine yüzde 14’ü bir doz bile atlama olasılığının kendilerinde endişe yarattığını, 19,3’ü esrar kullanımına ilişkin endişe duyduğunu, yüzde 35,1’i esrarı bırakmayı istediğini belirtiyor.
Kaynak.7gunsaglik

Erken Teşhisle Kurtulabilen Hastalık: Verem

Verem tüberküloz mikrobunun enfekte olmasıyla çoğu kişiye geçebilir fakat erken teşhisle kurtarılabilen bir hastalıktır.

MANİSA’nın Kula İlçesi Sağlık Grup Başkanı Dr. Rahşan Erkan, ihmal edildiğinde ölümcül bir hastalık haline gelen veremin, erken teşhis ile kolayca tedavi edilebildiğini söyledi.
Veremle Savaş Haftası dolayısıyla bir açıklama yapan Dr. Erkan, dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinin tüberküloz mikrobu ile enfekte olduğunu belirtti. Her yıl tahminen 8,9 milyon kişinin verem hastalığına yakalandığını kaydeden Dr. Erkan, veremin bir tek etkene bağlı ve tedavisi olmasına rağmen, dünyada en çok ölüme yol açan hastalık olduğunu dile getirdi. Üç haftadan fazla süren inatçı öksürük, balgam çıkarma, kilo kaybı, gece terlemesi, ateş, göğüs ağrısı, iştahsızlık, halsizlik ve kan tükürmenin veremin belirtileri olduğunu hatırlatan Dr. Erkan şöyle dedi:

"Verem basili insandan insana bulaşır. Öksürme, hapşırma, konuşma sırasında ortama yayılan gözle görülen veya görülmeyen damlacıklarla hastalık bulaşır. Veremli hastaların, havlu, çatal ve kaşık gibi kişisel eşyaları bulaştırıcı değildir. Genellikle tedaviye alınan verem hastalarının bulaştırıcı özelliği, tedavinin ilk ayından sonra ortadan kalkar. İnsandan insana bulaşan bir hastalık olduğu için korunmada temel prensip, hastalığı erken teşhis etmek ve hemen tedaviye başlamaktır. Verem hastalığının tanısı fizik muayene bulgularının yanı sıra akciğer grafisi, direkt balgam mikroskopisi ve balgam kültürü yapılarak konur. Genellikle akciğerlere yerleşen bir hastalıktır, ancak lenf bezleri, kemikler, böbrekler ve beyin zarlarında da görülebilir."

YILDA 17 BİN YENİ HASTA

Her yıl 1.7 milyon insanın verem hastalığından öldüğünü bildiren Dr. Rahşan Erkan, "Türkiye’de yılda yaklaşık 17 bin yeni verem hastası ortaya çıkmaktadır. 2010 yılında Verem Savaşı Dispanserlerine kayıtlı toplam tüberküloz vaka sayısı 16 bin 551, yeni vaka sayısı 15 bin 183’tür. Bu hastaların yüzde 60’ı erkek yüzde 40’ı ise kadındır" bilgisini verdi.
Kaynak.7gunsaglik

Perthes Hastalığı Onda da Olabilir

4-10 yaş arasındaki çocuklarda görülebilen bu hastalık yürüyüşte aksama olarak biliniyor. Nedenleri ve tedavi sürecini Prof. Dr. Aktaş anlatıyor..

Genellikle 4 – 10 yaş arasında görülen Perthes hastalığı ne kadar erken teşhis edilirse, tedavisi o kadar başarılı yapılabilir. Kadıköy Şifa Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Şeref Aktaş, Perthes hastalığı hakkında en çok merak edilen soruları cevaplandırıyor.
 
Perthes hastalığı nedir?
Perthes hastalığı çocuk ortopedisinin önemli hastalıklarından birisidir. Perthes Hastalığı, femur başı dediğimiz uyluk en üst kısmındaki top şeklindeki kemik bölgesinin kan akımının geçici olarak duraksaması ile gelişir. Bunun sonucunda, Perthes hastalığı femur başı kemiğinde nekroz dediğimiz kemik ölümü ve akabinde yeniden nekrotik kemiğin uzaklaştırılıp yeni kemik oluşumu ile giden bir süreç içerisinde seyreder.
 
Perthes hastalığı erkeklerde 4 kat daha fazla görülüyor!
 
Perthes hastalığı kaç yaşlardaki çocuklarda görülür?
Perthes hastalığı sıklıkla 4 – 10 yaş arasındaki çocuklarda görülen bir hastalıktır. Perthes hastalığı erkek çocuklarda kızlardan 4 kat daha çok görülür. Perthes hastası çocuklar, genel yapı olarak çok hareketli yapıda olup ele avuca sığmaz dediğimiz yapıda çocuklardır.
 
Perthes hastalığının bulguları nelerdir?
Perthes hastaları, sıklıkla aksama, kalça ve/veya diz ağrısı şikayeti ile Çocuk Ortopedistine başvururlar. Hastaların bulguları zaman zaman şiddetlenir, zaman zaman hafifler. Perthes hastalarının muayenelerinde eklem hareketleri kısıtlı olup eklem hareketleri sırasında çocuk ağrıdan şikayet edebilir. İleri olgularda bacak çapında incelme ve kısalık görülebilir.
 
Perthes hastalığında tanı nasıl koyulur?
Perthes hastalığında, tanı anamnez, fizik muayene ve radyografi ile koyulur. Perthes hastalığı tanısında olguların büyük kısmında MR veya tomografiye ihtiyaç duyulmaz.    Buna karşın, MR tetkiki, hastalığın erken devrelerinde tanı koyulmasını sağlayabilmektedir. Radyolojik bulguların normal olması ve aksamanın 1 hafta – 10 günlük süre içinde geçmemesi durumunda MR tetkikine ihtiyaç duyulabilmektedir.
 
Erken yaşta teşhis Perthes hastalığı tedavisinde çok önemli!
 
Perthes hastalığının tedavisinde ne yapılır?
Perthes hastalığında femur başının beslenmesinin bozulmasıyla femur başı kemiğinin bir kısmı ya da tamamında nekroz dediğimiz kemik ölümü görülür. Vücut tarafından, bu nekrotik kemik absorbe edilerek (ortadan kaldırılarak), yeni kemik yapımı sağlanır. Bu yeniden yapım sürecinde kemik daha yumuşak ve güçsüz olduğu için atlama, zıplama ve düşme gibi travmalarda baş kemiğinde kırık ve çökmeler görülebilir. Yeniden yapılanırken femur başı aldığı basıya göre şekil alır. Bu nedenle tedavide femur başını asetabulum dediğimiz kalça eklemini yuva kısmının içinde tutulması amaçlanır. Bu şekilde küresel yapıda gelişimi hedeflenir.
 
Perthes hastalığının tedavisinde ana amaç eklem hareket açıklığının korunmasıdır ki baş küresel yapıda gelişebilsin. Özellikle ağrılı dönemlerde istirahat ve antiemflamatuvar ilaçlarla tedavi önerilir. Perthes hastalığının süreci 2 – 2.5 yıl kadar sürmektedir. Bu süreçte çocuğun aşırı sportif aktivitelerde bulunması, yüksekten atlaması ve temas sporuna katılımına mümkün oldukça engel olunmalıdır. Bununla beraber çocuğun günlük aktivitelerinde kısıtlanmaya gidilmez.
 
Femur başı topunu yuvada tutmak için bacaklar açık posizyonda alçı uygulaması, bir takım ortezler kullanılması ve cerrahi uygulamalar Çocuk Ortopedistleri tarafından kullanılan yöntemlerdir. Hastalığın seyrinin uzun olması (2 – 2.5 yıl) çocukların alçı veya ortez tedavisine uyumunu güçleştirmektedir. Bu nedenle bir çok ortopedist gerekli olgularda cerrahi tedaviye yönelirler. Cerrahide ana amaç, femur başının küresel yapıda gelişimini sağlamak için asetabulum yuvasının içinde yerleşmesini sağlamaktır.
 
Perthes hastalığının seyri nasıl olmaktadır? Sekel kalmakta mıdır?
Perthes hastalığında klinik seyir hastanın yaşı ve tutulumun miktarına bağlıdır. Genel kural olarak 6 yaş altında Perthes hastalığının seyri oldukça iyidir. 8 yaş üstü hastalarda ise hastalığın seyri daha ağır geçmektedir. Hastaların önemli bir kısmı sekelsiz iyileşirken az bir kısım hastada ise kısalık, aksama ve femur başında şekil bozukluğu görülür.
Kaynak.7gunsaglik

Bilişsel Davranışçı Terapi Anksiyeteye İyi Geliyor

Bilişsel davranışçı terapi tedavisi hastalarda anksiyeteyi azaltma ve önleme etkisine sahip.

Londra’da yapılan araştırma ve çalışmalar bunu kanıtlıyor. Minimum maliyetle uzman sağlıkçılar sayesinde bu terapi kolayca sağlanabilir. Anksiyete kişide yerleştiğinde sosyal yaşamında büyük sıkıntılar meydana gelir. Bunu kimse istemez bu sebeple bu tür terapiler iyileştirici niteliktedir. Obsesiflik de önemli bir ruh sağlığı endişesidir.

Obsesiflik yani takıntılılık ve anksiyete gibi yerleşik ruhsal ve nörolojik sorunlar bu terapi seanslarıyla atlatılabiliyor. Gerçekte var olmasa da bu kişilerde baş ve göğüs ağrıları sıkça hissedilir. Davranış ve düşünce kalıpları değiştirilmeye çalışılır. 16 ila 75 yaş arasındaki kişilerde yapılan seanslar sonucu olumlu bulunmuştur.

5-10 seans süresi sonunda etkiler görülmeye başlar. Standart normal psikolojik terapi gören hastalarda depresyon ve anksiyete daha fazla yayılmakta bilişsel terapide ise sorun daha fazla düzeltilmektedir.
Kaynak.7gunsaglik

Antipsikotik İlaçlar Travma Sonrası Stres Bozukluğuna

Gaziler ve onlara benzer durumda olan kişiler, travma yaşadıklarından hayatlarında kalıcı izler kalır.

Travma sonrası stres bozukluğu hastalığı yerleşen bu kişilere antipsikotik ilaçlar fayda etmeyebilir. Gazilerin ruhsal bunalımlarında antidepresanlar yeterli olmadığında reçeteli antipsikotik ilaçlar devreye girer. Bir araştırmaya göre bu ilaçlar da yeterli değildir. Kronik bulguları olan bu hastalarda ilaçların yararlarını incelemek önemlidir.

Zoloft ve Paxil isimli antidepresanlar bu tedavide onaylanmış ilaçlardır. Kadınlar erkeklere göre daha fazla bu ilaçları kullanmaktadır. Kronik hastalık tedavisinde etkilidirler. Askerlik süresince çok ciddi ruhsal ve fiziksel yara alan arkadaşını ailesini kaybeden kişiler ile gaziler ömür boyu ruhsal rahatsızlık yaşayabilir.

Askerlik sonrası uzun bir süre plasebo etkisinde kalabilirler kendilerine gelmeleri için ilaç ve terapi desteği gerekebilir. Ruh sağlığında olumsuz algılama karamsar düşünceler öne çıkar. Klinik olarak kanıtlanan bu antidepresan ilaçlar olumlu cevap verecektir.
Kaynak.7gunsaglik

Göbek Eritme Yöntemleri, Teknikleri

Göbek eritmek için yandaki linde bazı öneriler mevcut ilave olarak aşağıdaki tavsiyeleri yapabilirsiniz.
Göbeği eritmenin yolları

• Hemen uygulamaya başlayacağınız basit önerilerle, birkaç gün içinde göbeğinizi kontrol altına alabilir ve tatil günlerinizde kendinize daha çok güven duyabilirsiniz.


İşe az yemekten başlayın
• Akşam yemeklerini bol mineral alabileceğiniz sebze ağırlıklı mönülerle oluşturun. Böylelikle vücudunuz depoladığınız yağları yakmaya başlar.
• Sık sık küçük öğünler yiyin. Şekeri mümkün olduğunca kesin. Vücudunuzun şeker ihtiyacını meyvelerle karşılayın.
• Ancak meyveyi mutlaka bir proteinle birlikte alın ki hemen kana karışıp daha sonra da yağa çevrilmesin!
Egzersizleri ihmal etmeyin
• Egzersizlerinizi sabah kahvaltısından önce yaparsanız gece boyu harcayamadığınız enerji açığını kapatacak ve depolandığınız yağı eriteceksiniz.
• Akşam yemeği sonrası yapacağınız egzersiz ise bütün gün boyunca biriktirdiğiniz şekeri eritecek. Hatta uyuduğunuz sırada da vücuttaki yağ depolarından yakmaya başlayacak.
İp atlayın
• Bacaklar, kasların en çok biriktiği yerdir. Onları güçlendirmek, kalorileri daha iyi yakabilmek ve metabolizmayı hızlandırmak anlamına gelecektir.
• Kalça kaslarınızı güçlendirecek egzersiz yapmak da yararınıza. Hiçbir şey yapamıyorsanız, günde en az 15 dakika ip atlayın. Böylelikle 100 kaloriden fazlasını harcayacaksınız!
• Tüm bunları kendinizi sıkmadan yapın. Unutmayın uzmanlar haftada bir kilo ve 6 haftada bir beden incelmenin ideal olduğunu söylüyor.
2. Kaba tuzla banyo
• Kaba tuz terletir ve vücuttaki fazla suyun vücut dışına atılmasına, derinin metabolizmasının hızlanmasına yardımcı olur.
• Süpermarketten veya bakkaldan birkaç torba kaba tuz alıp, banyodan önce bir bardak kaba tuzu biraz sıcak suyla karıştırarak, karnınızın üstüne sürün. 10 dakika ellerinizle masaj yapın. Daha sonra sıcak suyla durulayıp banyonuzu yapın.
1. Ev işleri
• Yerleri temizlerken elektrikli süpürge yerine bez veya normal süpürgeyi tercih edin. Hava sıcaklığının arttığı öğle saatlerinde çamaşır yıkamayı ve ütü yapın.
• Acıktığınızda, kendinize bir diet yemek hazırlayın. “Aşçı” genellikle kendi pişirdiği yemekleri yemeyi sevmez, böylece az yemek yemiş olacaksınız.
3. Masaj
• Masaj, karın bölgesini eritmek için en çok kullanılan yöntemlerden biridir. Masaj kremiyle karnınızı ovalayın. Bu uygulama, karın bölgesindeki yağın giderilmesi için etkilidir.
• Masaj, derinin ısısını yükselterek enerji tüketimini artırmanın yanı sıra bağırsakların hareketlerini de hızlandırır. Kan dolaşımını hızlandıran masaj fazla suyun da vücuttan atılmasına yardımcı olur. Her gün bir masaj yapmayı ihmal etmeyin.
4. Diyet
Normal öğünden önce biraz atıştırın. Bu uygulama iştahınızı kapatarak normal öğünde daha az yemek yemenizi sağlar. Ayrıca her gün 15-20 mililitre sirke içerseniz, bir ay içinde sevindirici bir sonuç görebilirsiniz.
5. Beyni çalıştırma
• Eski Sovyetler Birliği’nden bir fizyolog, beyin ne kadar çok çalışıyorsa, vücudun o kadar çok enerji tükettiğini öne sürdü.
• Bu teoriye dayanarak, beyni çalıştırma yoluyla zayıflama yöntemi ortaya çıktı. Bu yöntemde, şişman insanlara kitap okumak, resim yapmak, yazı yazmak, matematik soruları çözmek ve teknik beceri öğrenmek gibi çalışmalar yapmaları öneriliyor.
Otomobil kullanırken de göbek eritebilirsiniz
• Herkes otururken, otomobil kullanırken karın kaslarını sıkılı tutup bırakabilir… Sıkmak, beklemek ve gevşemek önemli.
• Oturduğunuz yerden çapraz karın kaslarını çalıştırmak adına çapraz yönde sağ elinizi sol dizinizi geçecek yönde çevirerek ve sonra aksi yönde tekrarlayarak kasları sıkıp bırakarak çalıştırabilirsiniz.
• Üst karın kaslarını otururken çalıştırmak zordur, otururken en fazla yapabileceğiniz boynunuzu iyice öne doğru eğip çenenizi göğsünüze yaslayıp bir miktar çalıştırmaktır. Karın kasları gerçekten çok önemlidir; insanın duruşunu, bel sağlığını ve bütün olarak da omurga sağlığını etkiler.
• O nedenle mutlaka gerekli özen gösterilmelidir. Oturduğunuz yerde bu egzersizleri yapmayı bir alışkanlık haline getirin. Böylece ‘spora zamanım yok’ diye bahaneniz de kalmaz.
Göbek eritmek için soya sütü
• Göbek bölgesindeki yağlardan kurtulmak isteyenlere müjde. Amerikalı bilim adamları her gün düzenli olarak soya sütü içeren içeçekler tüketmenin, göbek bölgesindeki yağlanmayı ortadan kaldırdığını ortaya çıkardı.
• Alabama Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre, soya sütü fazla şekerin yağa dönüşmesini engelleyerek günlük olarak alındığında karın bölgesindeki yağların erimesini sağlıyor.
• Araştırmayı yürüten uzmanlardan Dr. Daniel Christie, soya sütlü içeceklerin karın bölgesindeki yağları engellemesine bağlı olarak kadınların kalp ve diyabet gibi rahatsızlıklara yakalanma riskini de azalttığını belirtti.
Referans.7gunsaglik.com.tr


Vectomega ne zaman ve nasıl kullanılır ?

Eğer haftada 3-4 kere çevre kirliliği sorunu olmayan yerlerde yakalanmış, taze ve eti yağlı soğuk deniz balığı (somon, morina, sardalya vb.) yiyorsanız (kızartmamak ve bitkisel[1] yağla pişirmemek koşuluyla!), doğal yoldan omega 3 alıyorsunuz demektir; ancak kalp-damar sisteminizde, eklemlerinizde bir rahatsızlık ya da iltihabi bir hastalığınız, depresyonunuz varsa, omega 3 ihtiyacınız daha da artmış demektir, sadece beslenmeyle karşılayamazsınız.

Besin desteği olarak Vectomega’yı günde 2 tablet almakta fayda vardır. Sağlık durumunuza göre, doktorunuz daha yüksek bir doz da önerebilir.
Omega 3 preparatlarıyla doz aşımı olmaz, ancak içine A, D vitamini takviyesi yapılmış preparatlar veya balık yağı şuruplarında, özellikle A vitamini yüksek miktarlarda zararlı olduğundan, önerilen dozlara dikkat etmek gerekir.
Vectomega’da ayrıca A ve D vitaminleri ilavesi olmadığından güvenle kullanılabilir.

Çocuklarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda yüksek dozda omega 3 kullanıldığına dair yayın ve çalışmalar mevcuttur.

Vectomega günün herhangi bir zamanında alınabilir. Ama eğer kolesterolü düşürmek (total kolesterolü ve “kötü kolesterol” olarak bilinen LDL kolesterolü düşürür; “iyi kolesterol” olarak bilinen HDL kolesterolü yükseltir) amacıyla alınıyorsa, kolesterol metabolizmasının arttığı gece saatlerinde almak daha iyidir.

[1] Ayçiçek yağı, Mısırözü yağı gibi.
İstavrit değil Somon.Kaynak.7gunsaglik.com .,

Kozmetikde Mücevher Dönemi

Pahalı metal ve taşlar yaşlanmaya karşı korumada kadınların yardımına koştu!

Makyaj malzemelerini kasada saklamanın vakti geldi. Formüllerinde altın, safir, yakut gibi değerli maden ve taş kullanlan kozmetikler cilt bakımı ve makyajda lüksü tırmandırıyor.

Havyar içeren kremleri, elde edilmesi en zor yosunlarla formüle edilen losyonları, kıymetli termal sulardan yapılan serumları duymuştuk, evet…

Tüm bu içerikler kadınlara ve bakımlı erkeklere “lüksün sınırı nerede?” sorusunu sorduruyor.

Kremlerin içinden artık altından, safire pek çok değerli maden bulunuyor.

Cilt bakım uzmanlarına göre bu minareller ve değerli madenlerle elde edilen kozmetikler zengin formulleriyle cildi renklendirmekle de kalmıyor, koruyor ve kesinlikle de alerjiye neden olmuyor.

Cilde enerji veriyorlar

Çok özel teknikler sayesinde molekül haline getirilen ve sıvılaştırılan taş ve metaller, bu şekilde cildin alt tabakalarına kadar iletilebilir hale geliyor.
Mikropartüküller halde bulunan Bu aktif maddelerin önemli bir özelliği de ışığı mükemmel bir şekilde yansıtmaları ayrıca ciltteki kan dolaşımını hızlandırmaları.


Sinerji ve güzellik
Kozmetik firması Gemology’nin kurucusu Chrystelle Lannoy’un verdiği diğer bilgi de, değerli taşların karmaşık oligo-elementlerin bileşiminden oluştuğu ve çok kuvvetli bir sinerjiye sahip oldukları.
Yeşim, kuvars, yakut, zümrüt… Acaba bu taşlar kullanılarak üretilen kremler ve serumlar cilt bakımında lüksü hangi noktaya kadar taşıyacak.

Altın:
Enerji veren ve serbest radikallerin zararlarını önleyen altın, cilt için gerçek bir gençlik kaynağı. Helena Rubinstein’ın Gold Future Eye Reviver isimli göz kremi, La Prairie’nin Cellular Radiance Concentrate Pure isimli serumu, Guerlain’ın L’Or Base de Teint makyaj serisi ve Id Bare Minerals’ın 24 ayar altın içeren pudrası altınlı bakım ürünlerinden.

Safir ve yakut:
İkisi de cildin kolajen sentezini hızlandırıp daha dolgun ve genç bir görünüm almasına katkıda bulunuyor, Hormeta’nın Serum Feminissime isimli ürününde bulunuyorlar.

Yeşim:
Bileşiminde bulunan sodyum, cilt hücrelerinin nem dengesini kurmasına yardımcı oluyor.
Gemology’nin kuru ciltlere özel ürünü Gem Iade Creme, yeşim taşı kullanılarak formüle ediliyor.

Malakit (bakırtaş:
Bakır açısından çok zengin olan bu tam serbest radikallerin cilt üzerindeki olumsuz etkilerini engelliyor. Sisley’in Hydra-Global isimli nemlendiricisinde bulunuyor.

Rodokrosit:
Gül kurusu, pembe ve kırmızı renklerde olan bu taş, cildi canlandıran manganez mineralini içeriyor. M.A.C.’in Brume Hydratante Renevvel Defense isimli ürününün formülünde var.

Zeolite:
Bu, suyla temas ettiği anda ısınan bir mineral. Cilt üzerindeki en önemli faydasıysa, gözeneklerin açılmasını sağlaması. Neutrogena’nm Creme Exfoliante Chauffante Pure Glow isimli ürünü zeolite içeriyor..Kaynak. .,

Erkeklerin Ömrünü Kısaltan Önemli Etkenler

Hangi hastalıklar veya durumlar erkeklerin ömründen çalıyor?

Kadınların daha uzun yaşamalarının bir nedeninin, bağışıklık sistemlerinin erkeklerinkinden daha yavaş yaşlanması olduğu bildirildi.

BBC’nin, Japon bilim insanlarının araştırmasına dayandırdığı haberine göre, vücudun savunma sistemleri zaman içinde zayıflarken, erkeklerin hastalığa yatkınlığının artması ömürlerini kısaltıyor.

Japon bilim insanlarının Immunity & Ageing dergisinde yayımlanan araştırmasında, bağışıklık sistemiyle ilgili testlerin, gerçek biyolojik yaşın göstergesi olabileceği belirtildi.

Araştırma çerçevesinde, Tokyo Tıp ve Diş Hekimliği Üniversitesi’nden Prof. Katsuiku Hirokawa ve çalışma arkadaşları, yaşları 20 ila 90 olan 356 sağlıklı kadın ve erkeğin kan örneklerini inceledi.

Bağışıklık sistemi hücreleriyle etkileşim içindeki sitokinler adı verilen moleküllerin ve beyaz kan hücrelerinin seviyelerini ölçen bilim insanları, her iki cinste de beyaz kan hücrelerinin yaş ile azaldığını gördü ancak bağışıklık sisteminin kilit öneme sahip iki bileşeni T ve B hücrelerinin kadın ve erkekte farklılık gösterdiğini buldu.

Vücudu enfeksiyondan koruyan T hücrelerinin ve antikorları salgılayan B hücrelerinin sayısındaki düşüşün erkeklerde daha hızlı olduğu gözlendi.

Araştırmada ayrıca, bağışıklık sistemi hücresinin istilacılara saldıran iki türünün yaşla arttığı, bu artışın kadınlarda erkeklerden daha yüksek olduğu görüldü.

Bağışıklık sisteminin, vücudu enfeksiyon ve kanserden koruduğu ancak düzgün çalışmadığında hastalığa neden olduğu biliniyor.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Sabah Saatlerinde Kalp Krizi Riskine Dikkat

Yapılan araştırmalar ve uzmanların açıklaması yönünde sabah meydana gelen kalp krizinin daha zor atlatıldığı açıklandı.Kalp Krizi genç yada yaşlı bütün herkesi tehdit ediyor.

İspanyol bilim adamları, kalp krizini geçirme zamanının kalp dokusu üzerindeki etkisini araştırdı.


Madrid’deki San Carlos hastanesinin yoğun bakımına getirilen 811 hastanın kanındaki enzimleri inceleyen bilim adamları, sabah 6-12 saatleri arasında kalp krizi geçirenlerin kalbindeki doku hasarının, 18-24 arasında kalp krizi geçirenlerden daha fazla olduğunu belirledi. İlk gruptakilerin enzim seviyesinin diğerlerinden yüzde 21 fazla olduğu görüldü.

“Heart Journal” dergisinin internet sitesinde yayımlanan araştırmada ise bilim adamları bu sonuçların başka araştırmalarla da doğrulanması halinde, daha etkili tedavi yöntemlerinin geliştirilebileceğini vurguladı.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Stresin Vücut Üzerindeki Etkisi

Stresin kalp ve damar üzerinde çok şiddetli ve olumsuz etkisi bulunuyor.Özellikle 35 yaşını geçmiş insanlarda bu risk daha da artar hale geliyor.

Dünya Sağlık Örgütü – WHO şunu belirtiyor: “Sağlık, insan mutluluğu ve esenliği için temel önem taşır. Ekonomik ilerlemeye de önemli bir katkıda bulunur; çünkü sağlıklı toplumlar daha uzun, daha üretken ve daha tutumlu yaşar.” Günümüzde tıptaki ilerlemeler ortalama ömrü uzatmış ve genelde daha iyi sağlık koşulları sağlamıştır. Bütün sanayi ülkelerinin karşı karşıya olduğu sağlık sorunlarının yaşam tarzıyla ilişkili olduğu söylenebilir. Kalp hastalıklarının ve ve bazı kanser türlerinin temelinde kötü beslenme alışkanlıkları, alkol, sigara ya da az egzersiz yatabilir. Bedensel sağlığın en önemli yönü dolaşım, sinir ya da metabolizma sistemleriyle ilgili organları olumsuz etkileyen davranışlardan kaçınmaktır.

Nörolojik Bozukluklar

Nörolojik bozukluklar beyin işlevlerini aksatan nörolojik hastalıklardır. Bu rahatsızlıklar, çoğu kez damarlarla ilişkili olabilir. Örneğin, vasküler bunama beynin sinir hücrelerine yönelik kan akışının azalmasıyla ortaya çıkar. İnsanların tıptaki ilerlemeler sayesinde daha uzun yaşaması nedeniyle, Alzheimer Hastalığı gibi nörolojik bozukluklar gittikçe artan bir sıklıkta görülüyor. Genelde 65 yaşın üzerindeki kişilerin tutulduğu bu hastalığı diğer bunama biçimlerinden ayıran özellik etkilerin beyinde saptanabilir olmasıdır. Alzheimer sinir hücreleri ve bozulmuş sinir uçları içinde lif düğümlerine yol açtığı gibi, sinir hücreleri arasındaki iletişim için gerekli bazı beyin kimyasalı salgılarını azaltır.

Alerjiler

Alerji bağışıklık sisteminin anormal bir yanıtıdır. Normalde bağışıklık sistemi virüs gibi zararlı maddelere tepki verir ve
antikorlar üretir. Çoğu kez genetik yoldan geçen alerjiler, vücudun doğal ortamda bulunan “alerjen” denen zararsız bir maddeye tepki göstermesiyle ortaya çıkar. En yaygın alerjenler çiçek tozları, küfler ve hayvan deri döküntüleridir. Alerjenlerin tetiklediği bir kronik astım nöbetinde, hasta nefes almakta güçlük çeker ve değişen şiddetlerde öksürür.

Kısa kısa….

Günümüzde hastalıklar çoğunlukla yaşam tarzı tercihleriyle ve aşırı tüketimle bağlantılıdır

Kalp hastalığı çoğu sanayileşmiş ülkede başta gelen ölüm sebebidir.

Basit bir şey gibi görünen stres, yaşamı tehlikeye düşürebilen çok sayıda olumsuz etkiye yol açabilir.

Düzenli kap kontrolleri genç yetişkinler için de gereklidir.

Sağlığı sırf bedensel esenlik açısından değil, zihinsel ve duygusal esenlik açısından da düşünmek gerekir. Kişinin, sadece faydalı beslenme ve egzersizlerle bedensel sağlığını değil, doğru stres yönetimiyle duygusal sağlığını da gözetmesi önemlidir. Sağlıklı kalmak için uygulanabilecek birçok farklı yöntem vardır. Bu yöntemlerin başarısı, kişiden kişiye değişir. En önemli adım, kişinin sağlıklı bir yaşam sürdürmeye karar vermesidir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Omega 3 Yağ Asitleri Klopidogrel Direncini Düşürür Mü?

Klopidogrel (clopidogrel) trombositlerin birleşerek pıhtı oluşturmalarını engelleyen (antiplatelet) ilaçlardandır. Bazı hastaların klopidogrele direnci olduğundan, bu hastalar özellikle anjiyoplasti (CPI) sonrasında kullanımına ihtiyaç duyulduğunda bu tedaviden yarar sağlayamazlar.
Omega 3′ün antiplatelet ve antitrombotik etkileri iyi bilinmektedir; güvenirlikleri de yüksek olduğundan iki antiplatelet etkiyi birlikte değerlendirerek sonuçların araştırılması fikri doğmuştur.
Medscape (re:HeartWire) ‘de yayınlanan bu çalışmanın sonuçları, omega 3′ün klopidogrel ile alınacak sonuçları iyileştireceği beklentisini desteklediğinden, araştırmacı Dr. Grzegorz Gajos ve arkadaşları: “şimdi omega 3′ün klopidogrel direncini ortadan kaldırıp, klinik sonuçları iyileştirdiğine dair uzun dönemli çalışmalara ihtiyaç vardır” demişlerdir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Vectomega’nın gebelik ve menopoz dönemlerinde kullanımının yararı var mıdır?

Omega-3 yağ asitleri bebeklerin hem anne karnında hem de doğum sonrası beyin ve retina gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Hamilelik ve laktasyon dönemlerinde günlük 200 mg DHA alınması tavsiye edilmektedir.
Yapılan bir araştırmada, gebeliğinin son üç ayında omega 3 alan annelerin bebeklerinde görme duyusu, idrak ve el becerilerinin çok gelişmiş olduğu görülmüştür (ScienceDaily).

Ayrıca, gebelik döneminde depresyon tanısı konulmuş anne adaylarında omega 3 kullanımının depresyon semptomlarının azaldığına dair bulgular da vardır (Kaynak: Journal of Psychiatry – 2008)

Gebelikte omega-3 kullanımının erken doğum riskini azalttığı da gösterilmiştir.

Menopoz döneminde omega-3 kullanımının meme kanseri ve kardiyovasküler hastalık risklerini azaltma üzerine de etkisi bulunmaktadır.

Saçlarım Dolgun Olsun İsteyenler Tıklamadan Geçmeyin!
75 TL Üzeri Kargo Bedava! Bu Ürünlere Bayılacaksınız!
Vectomega, omega-3 ailesinden uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitlerini dokulara yüksek oranda taşıyan ilk besinsel destektir.
Vectomega, tablet formuyla omega-3 yağ asitleri, fosfolipid ve peptid hidrolizat içerir ve omega-3’ü dokulara taşıyarak vücudun omega-6 / omega-3 oranını düzenler.

Vectomega, vücuda alındıktan sonra omega-3’ü dokulara vektörizasyon yöntemiyle taşır: Vectomega, DHA/EPA taşıyıcısı olarak fosfolipidleri kullanır, bu sayede biyoyararlanımı diğer omega-3 ürünlerine göre daha yüksektir. Ayrıca fosfolipidler omega-3’ün havayla temas edip okside olmasını da engeller..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Skolyoz Hastalığı – Omurga Eğriliği Tedavisinde

Skolyoz (omurga eğriliği) hastalığı tedavisinde, yeni geliştirilen yeni bir ameliyat tekniği, diğer ülkelerle eş zamanlı olarak Türkiye’de ’’ilk kez’’ Bursa’da özel bir hastanede uygulandı.

Prof. Dr. Ufuk Aydınlı, ameliyat öncesinde hastanede düzenlediği basın toplantısında, yeni tedavi yöntemiyle ilgili bilgi verdi.

Bu ameliyatta, kendilerine Türkiye başta olmak üzere, ABD, İngiltere, Mısır, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Bosna Hersek’ten katılan omurga cerrahlarının eşlik edeceğini belirten Aydınlı, ’’Bugün ameliyatı ben yapacağım. California San Diego Üniversitesi Omurga Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Behrooz Akbarnia başkanlığındaki grup, ameliyatı canlı olarak izleyip değerlendirmelerde bulunacaklar. Cuma günü 2 ayrı, omurga ve şekil bozukluğu rahatsızlığı olan hastaların ameliyatları gerçekleştirilecek. Böylelikle yeni sistem devreye girmiş olacak’’ diye konuştu.

Aydınlı, amaçlarının bu zamana kadar yapılan yöntemleri, bir safha daha ileri götürmek olduğunu vurgulayarak, şöyle dedi:

’’Amacımız, hasta için daha güvenli ve etkili, minimal problem yaratan bir tedavi yöntemini oturtmaya çalışmaktır. Son iki yılda çok ciddi aşamalar kaydedildi. Artık güvenle bu yöntemleri uyguluyoruz. Keşke bir yöntem olsa da hiç ameliyat yapmadan bu skolyozlar düzeltilebilse. Ama şu anda tedavi açısından elimizdeki tek yöntem, cerrahi yöntemdir.’’

Omurga cerrahisinde ciddi deneyimleri olan ve 30 yıldan fazla süredir bu işle uğraşan Prof. Dr. Behrooz Akbarnia da bugüne kadar uygulanan tedavi metodunda omurga eğriliği olan bölgede, tamamen bir düzeltme ve o bölgenin sabitlenmesi, dondurulması işlemi yapıldığını belirtti.

Akbarnia, yeni tedavi yönteminin getirdiği değişikliklere dikkati çekerek, şunları kaydetti:

’’Omurganın hareket kabiliyetinin azaltılacağı bölgeler en aza indirilmeye çalışılıyor. Gelecekte, kalan bölgeler daha hareketli, daha doğal seyrine imkan tanıyan bir tarzda olsun istedik. Bu tedavinin en önemli beklentisi budur. Geleneksel tedavi yöntemimizdeki en büyük sıkıntılarımızdan bir tanesi, özellikle ergenlik çağı öncesinde ameliyat olsalar bile, çocukların büyüme potansiyeli var ve büyüme devam ettiğinde eğriliğin artma problemi var. Bu yöntemle, ergenlik öncesi grupta hem eğriliğin düzelmesi hem de büyümenin normal devam etmesi amaçlanmaktadır. Ulaşmak istediğimiz en iyi sonuç bu olacaktır. Bu tedavi yönteminin uzun vadede tüm dünya çocuklarına yol gösterici nitelikte daha iyi bir yöntem olacağını düşünüyorum.’’

Prof. Dr. Aydınlı ve ekibi, daha sonra ameliyathaneye giderek omurga eğriliği ve şekil bozukluğu bulunan bir kadını, geliştirilen yeni yöntemle ameliyat etti, diğer profesörler ise ameliyatı konferans odasından takip etti.
Kaynak.7gunsaglik

Diyabet Hastalarında Oruç Tutmak Ölüm Riskli

Ramazan ayında değişen beslenme alışkanlıkları ve bozulan diyetler en çok diyabet, hipertansiyon, kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkları olanları etkiliyor. Riskleri anlatıldığı halde hastaların çoğunlukla oruç tutma yönünde karar vermelerine ise çözüm bulunamıyor

En küçük bir riske bile tahammülü olmayan diyabet hastalığında, 10 Müslüman diyabet hastasından 8’inin oruç tuttuğunu biliyor muydunuz? Geçtiğimiz yıl ortaya konan veriler ve yapılan haberler işe yaramamış olmalı ki bu önemli konuyu tekrarlıyoruz.

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Şahin, her ramazan ve onu izleyen bayram sonrasında hastanelerin acil servislerine yapılan başvuruların ciddi oranda arttığına dikkat çekiyor. Şahin, en büyük risk faktörünün hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) olduğunu belirtirken, ortaya bu konuda direnç gösteren ve oruç tutmakta kararlı diyabet hastalarına yönelik somut veriler koyuyor. Dünyada 1.5 milyar civarında Müslüman bulunuyor.

Ramazanda oruç tutmak sağlıklı Müslümanlar için İslam’ın şartlarından olmakla birlikte hastalar için istisnalar söz konusu oluyor. Ülkemizde yapılan bir çalışmaya göre (TURDEP 2) son 10 yılda diyabet sıklığının ikiye katlandığı görülüyor ve erişkin nüfusun yüzde 13’ünün diyabetik olduğu belirtiliyor. Diyabetin; ülkemizde ve dünyada körlüğün ve son dönem böbrek yetmezliğinin en önde gelen nedeni, bacak amputasyonlarının (kesilmesi) ise en sık görülen ikinci nedeni olduğuna dikkat çekiliyor.

Diyabet ayrıca kalp, hipertansiyon ve inme (felç) gibi hastalıkları artıran ve tedavisini zorlaştıran bir hastalık olarak görülüyor. Sağlıklı insanlara göre daha sık beslenmesi gereken (3 ara ve 3 ana öğün) diyabetli hastalarda, ramazan ayı boyunca 16-18 saat yemek yenilmemesi ve özellikle yaz aylarında su içilmemesi yaşamsal risklere yol açabiliyor.

RAMAZANDA BESLENMEYE DİKKAT!

Az yağlı (tercihen yoğurtlu) bir çorba seçilmeli.
Sofrada bol salata bulunmalı.
Ana yemek protein ağırlıklı olmalı (bitkisel proteinler için bakliyatlar, hayvansal proteinler için dana, tavuk veya balık eti).
Tatlı yerine az şekerli komposto veya meyve tüketilmeli.
Ekmek tüketimi 1-2 dilimi aşmamalı ve tam tahıllı tercih edilmeli.
Sahur ve iftar arasında ara öğün alınmalı (örneğin meyve).
Kaynak.7gunsaglik

Reflü Hastalarına Oruç Uyarısı

sahura kalkmak sadece reflü hastaları için değil sağlıklı olan herkes için de önemli. Ancak reflü hastalarının mutlaka sahura kalkması ve gerekli ilaçlarını da alarak oruca niyetlenmesi gerekir." dedi.

"Reflü, mide içindeki asitli sıvının mide içeriğinin mideden yemek borusu boyunca yukarı doğru kaçmasıdır." diyen Dr. Yolcu, mide yanması, ağza acı su gelmesi, kronik öksürük, yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi, ses sorunları gibi rahatsızlıkların bu hastalığın birer sonucu olduğunu belirtti. Reflü hastalarının kısa aralıklarla az ve hafif yemekler yemesi gerektiğini dile getiren Dr. Yolcu, reflü hastalığı olanların midelerini çok doldurmamaları, akşam yemeği ile yatma arasındaki süreyi uzun tutmaları, dolu mide ile yatağa girmemeleri gerektiğinin altını çizdi.

Reflü hastalarının kendilerine dokunan yağlı gıdalar, acılı baharatlı yiyecekler, soğan sarımsak, domates, salça, soslar ve ketçaplar, hazır meyve suları, gazlı kolalı içecekler, çikolata ve kafein içeren içeceklerden uzak durmasını tavsiye eden Dr. Ömer Faruk Yolcu, rahat bir oruç tutabilmeleri için de bu kimselerin mutlaka sahura kalkmaları gerektiğinin altını çizdi.

Sahur esnasında hızlı yenen yemek ve ardından uykuya devam etmek reflü hastaları için sakıncalı olduğu konusunda uyarıda bulunan Dr. Yolcu, "Yine sahur sırasında bol su içmek, mideyi fazla şişirmek, yatağa yatıldığında reflü oluşmasını kolaylaştıracaktır. Sahur yemeği sonrası hemen yatmak veya uzanmak yerine sırtı dik bir koltukta 2 saat kadar uyunabilir veya istirahat edilebilir." dedi.

İLAÇLARI YATMADAN ÖNCE ALIN

İftar sırasında tüm günün açlığı ile midenin aşırı doldurulması ile bütün gün hafif çalışan mideye, birden ağır bir yük bineceğini dile getiren Dr. Yolcu, "Yemeği takiben uzanmamak mümkün olduğunca iftar sonrası 2 saate yaymak, hızla büyük miktarlar tüketmemek, sonra da yemekten sonra mümkün olduğunca geç yatmak gerekir." diye konuştu.

Hekim tarafından verilmiş, mide koruyucu ilaç kullananların özellikle 24 saat etkili olanları kullanmasını tavsiye eden Dr. Yolcu şöyle konuştu:

"Ramazan sürecinde bu ilaçları gece yatmadan önce almak gerekir. Yemek sonrası ağır tatlılardan, kahve ve gazlı içeceklerden kaçınmak gerekir. Açık çay veya bitki çayları içmek midenin boşalmasını hızlandırabilir. Yemeklerde sürekli hafif şeyler yemek, yağlı ağır yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Süt, yoğurt ve peynirlerin en yağsız çeşitlerini tüketmek gerekir. Ciddi reflü şikayeti olan, mide ya da bağırsakların ağır iltihabi bir hastalığı, aktif ülser hastalığı ya da karaciğerle ilgili önemli bir sorunu bulunan kişilerin oruç tutma konusunda hekimlerine danışmaları önemle önerilir. Ramazan ayı içinde oruç tutma niyetindeki hastaların ellerinden geldiğince bu prensiplere uyması aldıkları tıbbi riski azaltacaktır."
Kaynak.7gunsaglik

Obezite ve Şişmanlığın Nedeni Ailemiz mi?

Beslenme ve Diyet Uzmanı Gözde Alp anne ve babamızın yüzünden neler yaşayabileceğimizi anlattı.


Beslenme ve Diyet Uzmanı Gözde Alp, annesi kilolu olan bir insanın ileride obezite olma ihtimalinin yüzde 75, babası kilolu olanın obezite olma ihtimalinin ise yüzde 25 arttığına dikkat çekti.

Alp, Türkiye toplam nüfusunun yüzde 16,7′sinin obezite olduğuna ifade etti. Gözde Alp, "Annesi kilolu olan bir bireyin ileride obezite olma ihtimali yüzde 75 artıyor. Babası kilolu ise o da yüzde 25 etkili oluyor" dedi.

Alp, obezitenin yaş, cinsiyet, kültür ve ilerleyen teknoloji gibi faktörler yüzünden hareketin azalması neticesinde daha da yaygınlaştığının da altını çizdi. Alp, "Türkiye’deki obezite oranı yüzde 16,7′lere ulaştı. Bunun yanında insanlarımızın sadece yüzde 45′i normal değerlere sahip diğerleri ya çok zayıf ya da hafif kilolu" diye konuştu.

MODA DİYETLERE DİKKAT

Moda diyetler yaparak 2-3 haftada 5-10 veya daha fazla kilo vermenin ise sevindirici değil üzücü bir durum olduğuna dikkat çeken Alp, şok diyetlerin su ve kas miktarında kayıplara sebebiyet verdiğini söyledi. Alp, "Bu diyetler ileride tekrar kilo artışına sebep oluyor. Durum böyle olduğunda insanın kilo vermesi daha da zorlaşıyor" şeklinde konuştu.

DAVRANIŞ TEDAVİSİNDE BAŞARI ORANI DAHA FAZLA

Davranış tedavisi, ilaç tedavisi ve cerrahi yöntem gibi 3 çeşit tedavi yöntemi olduğuna vurgu yapan Alp, davranış tedavisi yönteminde başarı oranının daha fazla olduğuna işaret etti. Alp, "Bu tedavi yöntemi içerinde beslenme değişikliği, hareketi arttırmak var. Kısaca sağlıklı seçimler yapmak davranış tedavisinin temeli" şeklinde konuştu.

Yasaksız bir diyet yapmanın dönüm noktası olduğuna dikkat çeken Alp, kilo vermelerin kalıcı olabilmesi için çok sevilen yiyecekleri diyetten çıkartmak yerine hangi miktarlarda tüketmek gerektiğini öğrenmeyi tavsiye etti.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Hızlı Zayıflatma Detoks Corbası Video


Doğal Yaşam Ve Bitkilerin Dünyası .Dr Ender Saraç Hızlı Zayıflatma Detoks Corbası Video

Bölgesel Zayıflama Hareketleri Video


Doğal Yaşam Ve Bitkilerin Dünyası .Dr Ender Saraç Bölgesel Zayıflama Hareketleri Video

Parfüm İle Zayıflama Arasındaki İlişki

Parfümümüz zayıflamamıza etkili mi? Doğru aromayı ve kokuyu seçtiğimizde beyin zayıflamaya hazırlanır.

Kalori hesapları, ne kadar protein ne kadar sebze tüketmek lazım, hangi öğüne hangi gıdayla başlayacağız gibi sorular gündemimizin ilk sıralarında. Peki kullandığınız parfümün kilo alıp vermede ne kadar önemli olduğunu biliyor musunuz?

“Milyon dolarlık burunlar” olarak adlandırılan ve içlerinde Burberry, Versace, Cartier, Givenchy, Chopard gibi birçok ünlü marka için parfüm dizayn eden Seluz Kimya Parfümörleri bu konuyla ilgili önemli tüyolar verdi…

Seluz Kimya parfümörlerinden Andreas Willhelm “Eğer hem rejim yapıp hem de portakal, bergamot gibi citrus ailesinden hammaddeler içeren bir parfüm kullanıyorsanız kilo vermeniz mümkün değil” diyor.

Yeşil Elma ve zerdeçal kokuları iştah kapatırken, vanilya tarçın ve portakal  gibi kokular diyetin düşmanı…

Çikolatalı ya da meyveli pasta, dumanı üstünde bir kurabiye ya da fırından yeni çıkmış bir börek hepimizin iştahını kabartır. Diyet yaparken tüm bu güzel lezzetlerden uzak durabilmek gerçekten zor. Bu zorluğu yenmek adına çoğu zaman desteğe ihtiyaç duyuyoruz ama bu desteği alırken de sağlığımızı bozmak istemiyoruz. İşte size hiçbir yan etkisi olmayan bir reçete.. Seluz Kimya’da görev yapan ünlü parfümör Andreas Willhelm “Çoğumuz farkında değiliz ama koku hayatımızın çok önemli bir parçası, aşık olduğumuz kişiyi kokusuyla hatırlıyoruz, yağmur yağdığında toprağın kokusuyla huzur buluyoruz, hatta küçücük bir bebekken annemizi sadece kokusuyla hatırlıyoruz” diyor.

Willhelm şöyle devam ediyor “Koku, diyet yaparken de çok önemli. Nasıl iştah açan, enerji veren renkler varsa, iştah merkezini sakinleştiren ya da hareketlendiren kokular da var. Eğer diyetteyseniz ve tarçın, vanilya ya da portakal, bergamot gibi citrus ailesinden olan hammaddelerin yoğunlukta olduğu bir parfüm kullanıyorsanız işiniz iki kat daha zor. Çünkü bu kokular iştah açar ve sizin diyet yapmanızı zorlaştırır. Bu durumda rejimdeyken ağırlıklı olarak bu esansları içeren kokulardan uzak durmak gerekir. Yeşil elma, zerdeçal gibi hammaddeler ise iştah merkezini sakinleştirdiğinden, yemek yeme hissini azaltır. Böylece size diyetinizde yardımcı olur. Bu sebeple kilo almak ya da vermek isteyen herkesin kullandığı parfümü bir kez daha incelemesini tavsiye ederim.”
Referans.7gunsaglik.com.tr

Yemekleri Kısık Ateşte Yavaş Pişirmek

Yemekleri daha sağlıklı pişirmek istiyorsanız kısık ateşte yavaşça pişirin. Buna özel tasarlanmış özel pişirici ve tencereleri kullanın.

Yanlış pişirme yöntemleri tehlikeli olabilir. Bakteriler 40 ila 140 derece aralığında gelişebilir. Güvenli ve lezzetli yemek pişirmenin yollarını öğrenelim.

Çorba ve yemekleri yüksek nem içeriğine sahip sıcaklık ve sürelerde pişirin. Nem, pişmeyi kolaylaştırır buhar üreterek yüksek sıcaklıkları önler. Yavaş pişirmeden önce etleri buzdolabında bekletin, donmuş gıdaları pişirmeye hemen kalkmayın. Etleri parçalara ayırın ve ayrı kaplarda dondurucuda saklayın.

Pişirmeden önce dolaptan alıp çözünmesini bekleyin daha sonra pişirin. Bütün bir et yerine parçalar halinde daha sağlıklı pişer. Tencereyi aşırı doldurmayın 2/3 kısmı boş kalarak pişmeye bırakın. Başlangıç ve bitişe yakın ısı derecesi farklı olabilir, bunu kaynar suyla dengeleyin.

Yavaş pişirme işleminde pişme süresi uzar bu süre içinde kapağı açmadan pişsin. Bu şekilde pişen gıdaları yeniden ısıtmaya kalkmayın. Mikrodalga uygun olabilir. Araç gereçlerin temizliğine önem verin kalanları sığ kaplara yerleştirin hızla soğumasını beklemeyin yavaşça ılıtın.
Kaynak.7gunsaglik

Sonbahar İçin En İyi 15 Besin

Elma. Çiğ ya da pişmiş elmada tatmin edici lezzet ve sağlık değerleri var. Doyurucu ve cilde faydalı. Antioksidan, 4 gram da lif içeriyor, vitaminleri de cabası.

Brüksel lahanası. Hafif ve acı bir tat. Balsamik sirke veya soslarla hazırlanabilir. K vitamini, folat ve demir kaynağıdır.
Beyaz havuç. Ceviz lezzetinde açık renkli havuç türüdür. Pirinç ve patatesle kullanılabilir. Çorba ve soslarda püre halinde kullanılabilir. Potasyum ve lif kaynağıdır.
Armut. Tatlı ve sulu bir meyvedir. Haşlaması da lezzetlidir. C vitamini, bakır, 4 gram da lif içerir.

Şalgam. Lahana benzeri bir tür sebzedir güveçte kullanılabilir. Şalgam, havuç, zencefil, bal, limon karışımı kızartıla da bilir. Lif ve C vitamini içerir.
Karnabahar. Buğulaması, püresi, çorbası veya yemeği yapılabilir. Kanseri önleyici bileşikleri içerdiği gibi kolesterolü düşürmeye yardımcıdır ve C vitamini deposudur.
Kabak. Tarçın ve zencefille tatlandırılabilir. Omega 3 yağ asitleri ve A vitamini kaynağıdır.

Balkabağı. Tatlı ve nemli dokusuyla tatlı ve yemeklerde kullanılır. Potasyum, lif ve B vitamini içerir.
Tatlı patates. A vitamini, demir kaynağıdır ve iyi bir iltihap gidericidir.
Turp. A, C, K vitaminleri ve folat içerir.

Nar. Bu ekşi meyve antioksidan deposudur. Suyu içilebilir. Kırmızı şaraptan daha yüksek besin değerlerine sahiptir. C vitamini ve folik asit içerir.
Hurma. İyi yağlar, lif ve potasyum içerir.
Kivi. C vitamini, potasyum ve bakır kaynağıdır.

Greyfurt. Narenciyelerin en faydalısıdır, antioksidan, C vitamini, likopen ve kolesterol düşürücü pektin içerir.
Mandalina. C vitamini ve beta karoten içerirz
Kaynak.7gunsaglik

Yaşlanma İle Savaşan 7 Besin

Avokado. İyi yağlara sahip bu yeşil meyve tekil doymamış yağlara sahiptir. Serbest radikallere karşı savaşır, canlılık verir zihinsel keskinliği sağlar.

Cilt dokusunu geliştirir. Kalsiyumun emilimini kolaylaştırır. Mineral ve bor da içerdiğinden kemik yoğunluğunu artırır. Toksinleri kovar lif deposudur.
Zerdeçal. Antioksidan deposudur kanseri önlemeye yardımcıdır. Konsantrasyonu geliştirir, kırışıklık ve ince çizgileri önler. Beyin ve deri hücrelerini korur.

Yeşil sebze suyu. Bu besin çabuk emilerek sindirilir. Antioksidan, enzim, oksijen ve vitamin taşır. Mineralleri boldur. Salatalık, rezene, nane, kivi, karahindiba, ıspanak, elma, limon denenebilir.
Hijiki. Suşi severler bunu bilir. Tiroid hormonu için iyot salgılar, metabolizmayı canlandırır. Lif içerir ve karaciğer detoksunu yani temizliğini yapar.

Kenevir. Cildi sert ve parlak yapar. Deri zarını besler. İltihaplanmadan korur, omega 6 ile besler. Protein içerir cildi sağlam ve esnek tutar.
Klorofil. Organik ve cıvalı beslenin. Balıkları buna göre seçin. Yeşillik tüketin. Canlılık katar sıvı akışkanlığını destekler.

Omega 3 içeren besinleri sevin. Somon balığı iyi bir örnektir. Güneş hasarından cildi korur. Beyin hücrelerinin bütünlüğünü korur. Göz sağlığını destekler.
Kaynak.7gunsaglik

Fiziksel Ve Duygusal Açlık Nedir?

Hangisini besliyorsunuz? Egolarınızı mı, yoksa bedeninizi mi? yaşadığınız fiziksel bir açlık mı, yoksa duygusal açlık mı? Metabolizma, yemek yeme ve acıkma üzerine yapılan araştırmalar, insanların sadece fiziksel olarak açlık hissettiklerinde değil, duygusal sorunlarının etkisiyle, açlık hissetmeden yemek yediklerini gösteriyor. Aslına bakarsanız bu da bize çocukluğumuzda öğretilen ve bilinçaltımıza işlenen bazı yemek yeme alışkanlıklarına bağlanıyor. Hepimiz çocuğu zaman ağlayan, huzursuzlanan bebeklerimize aç olmadıkları halde seveceği yemeklerden uzatıp yatıştırmaya çalışıyoruz ya da çok bilindik bir tablo ise, çocuk yere düştüğünde ağlamaya başlar ve ona bir adet şeker uzatılır. Böylelikle aslında, acı çeken çocuğa, acısını unutturmak için hiçbir çocuğun hayır diyemeyeceği bir ödül sunmuş oluyoruz. Zaman içinde her acı çektiğimizde bizi avutması ve geçici serotonin salgısını artıran besinlere yöneliyoruz. Egolarımız şişiyor ama gereksiz kalori aldığımız içinde zamanla kilo sorunu yaşamaya başlıyoruz.

Duygusal yeme konusunda yapılan araştırmalarda deneklerin açlık hissini karıştırdıkları, gerçekten aç olup olmadıklarını saptayamadıkları anlaşılmış. Yemek yemelerine, mideleri tıka basa dolu olmasına rağmen, 15 dakika sonra tekrar yeni bir besine yönelmişler. Yaşanılan stres, duygusal sorunlar, öfkelerimiz, yalnızlık ve ya can sıkıntısı gibi durumlar bizi duygusal açlık sınıfına sokuyor. Çoğu zaman çocukluğumuzda bize öğretildiği gibi, çikolata, şeker, fast food, cips yani kana çok çabuk karışan ve etki eden, aşırı tuzlu, şekerli ve yağlı besinlere yöneliyoruz.

Duygusal açlık çeken denekler besinleri saldırırcasına tüketiyorlar,sürekli açlık hissi yaşıyorlar, alternatif yiyeceklere bakmadan, beyninde odaklandığı yiyeceğin hepsini tüketme davranışı gösteriyorlar.

Eğer sizde nasıl bir açlık çektiğinizi anlayamıyorsanız, fiziksel ve duygusal açlığın ayrıntılarına bir göz atmanızı öneriyoruz.

Fiziksel olarak aç olduğunuzda, halsizlik ve mide gurultusu hissedersiniz. Bazen kan şekerinizde oynamalar oluşur ve baş ağrısı başlar. Ama sabrınız ve sükûnetiniz yerindedir ve o sırada bir meyve ya da sebze yemeği bile doymanız için yeterlidir. Yemeğinize saldırmaz, tokluk hissi yaşar yaşamaz yemeğe son veririsiniz.

Duygusal tipi açlıkta yukarıda da bahsettiğimiz üzere, özellikle serotonin salgılamanıza yardımcı, kana çabuk karışan ve özellikle şekerli, tuzlu ve yağlı gıdaları tüketme hissi yaşarsınız. Yemenin sonu gelmez, ağzınız hiç boş kalmaz, sürekli atıştırır ve ya sürekli aklınız yemekte olur.

Bu tarz bir açlık olgusu içinde olduğunuzu düşünüyorsanız, uzmanlar, duygusal sorunlarınızın temeline inerek, çözüm yolları aramanızı öneriyorlar. Hepimiz yaşadığımız hayatta zaman zaman tartışmalar, stresler ya da can sıkıntısı içine girebiliyoruz, bu tarz zamanlarda yemeğe değil, başka alternatif uğraşılara, sorunumuzu unutturacak başka eylemlere yönelmemiz gerekiyor. İllaki mutluluk hormonumu devreye sokmalıyım diyorsanız, duygusal açlığı yenmek için şeker ya da diğer fazla kalorili besinler yerine spor yapmanızı tavsiye ediyoruz.

Referans.7gunsaglik.com.tr

Egzersiz Yapmanın Yararları

Egzersiz Yapmanın Yararları:
Aslında insanoğlunun fıtratı bol hareket etmeyi gerektirmektedir. Bundan bir asır önce, insanların çoğu çiftliklerde yaşıyor ve çalışıyordu. Sadece ısınmak ve beslenmek, hepsi de gerçek fiziki gayret gerektiren sayısız günlük iş ihtiva ediyordu. Günümüzde ise günlük hayat, çok az mecburi hareket ihtiva etmektedir. Hizmet ekonomimiz ve emekten tasarruf sağlayan sayısız araç, birçok açıdan yaşantımıza kolaylıklar getirdiyse de; sağlık, performans ve iyi bir dış görünüm elde etmemiz için gerekli olan tabi ve kendiliğinden egzersizleri ortadan kaldırmıştır. Hareketsizlik ve yaşlanma süreci, fiziki çalışma kapasitesinde bir azalmaya yol açabilir. Bu da kalp ve diğer hastalıklara yakalanma riskini arttırır.
Düzenli ve yeterli bir egzersiz
- Fiziki ve zihnt çalışma performansı artar. Yorgunluk, gerilim ve endişe de azalma olur.
- Kas ve eklemler esner ve daha iyi fonksiyon görmeye başlar.
- Özellikle kalp kasıarı kuvvetlenir, kalbin çalışma yükü azalır ve dinlenme süresi uzar.
- Zaman içinde kalp güçlenir.
- Ayrıca kan yağları ve kan şekeri seviyeleri de egzersiz sonucu düştüğünden kalp ve damar hastalıkları için egzersiz birebirdir.
- Egzersiz, yüksek tansiyonu aşağı çekerek kontrol altına alınmasını sağlar.
- Hafif veya orta derecede hipertansiyonu olanların kan basınçları, egzersiz e başladıktan birkaç hafta sonra normale düşmektedir.
- Vücutta toplanan zararlı yağları eritmek içinde egzersiz şarttır. Egzersiz, yaş kilo ve aktivite seviyesine göre değişmelidir. Gençler yaşlılara, şişmanlar zayıflara oranla daha çok egzersiz yapmalıdırlar. Ayrıca kişinin günlük aktivitesi azsa, egzersize daha çok başvurmalıdır.

Nasıl Egzer yapmalı?
- Aslında egzersiz zor değildir.
- Yürüyüş yapmak en güzel egzersizdir.
- Ayrıca asansör yerine merdiven kullanmak, her yere araba ile gitmeyip yürümek, arabadan veya otobüsten bir durak önce inerek bu mesafeyi yürümek, bisiklet kullanmak, yüzmek ve akşamları yürüyüşe çıkmak sayılabilir.

Egzersiz ne kadar yapılmalı?
- Egzersizin düzenli ve azar azar olması daha iyidir.
- Yine egzersiz düzenli olarak arttırılmalıdır.

Egzersiz Yapmanın Yararları:
- Yağlarınız erir, kaslarınız gelişir.
- Uyku probleminiz olmaz.
- Bağışıklık sisteminiz gelişir.
- Solunum sisteminiz güçlenir
- Sindirim sisteminiz iyi çalışır.
- Eklemleriniz güçlenir.
- Zihniniz rahatlar ve konsantrasyonunuz artar.
- Kolesterolünüz düşer.
- Kalbiniz ve akciğerleriniz güçlenir.
- Zihinsel, fiziksel ve duygusal olarak rahatlarsınız.
- Kalori yakar ve şişmanlığı önlersiniz.
- Kendinize güveniniz artar.
- Depresyona girme ihtimaliniz azalır.
- Kızgınlık ve gerginliğin önüne geçersiniz.
- Kısaca, kendinizi “iyi” hissedersiniz.

Referans.7gunsaglik.com.tr

Çocuklarda Karın Ağrısı Hafife Alınmamalı

Çocuklarda görülen karın ağrısı şikayetleri için mutlaka bir uzmana başvurun. Nedenleri ve tedavisini Çocuk Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Tülin Öztaş’tan öğrenelim..

Çocuk Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Tülin Öztaş, çocuklarda görülen karın ağrısının birden çok nedeninin olabileceğini belirterek belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini söyledi.

Karın ağrısının çocuklarda en çok görülen yakınmalardan da biri olduğunu söyleyen Öztaş, "Karın ağrısı ani başlangıçlı akut olabilir ya da daha uzun süreli akut olabilir. Karın ağrısının birçok sebebi vardır fakat cerrahi sebepler daha azınlıkta. Gastroenterit karın ağrısının en önemli sebeplerinden birisidir. Özellikle rota virüs gibi virüslerin veya bazı bakterilerin yol açtığı mide bağırsak enfeksiyonlarıdır. Bunlarda karın ağrısıyla birlikte çocukta ishal, kusma, ateş görülebilir" dedi.

Karın ağrısının faklı şekillerde ve birden çok sebepten ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Öztaş, "Apandisit de çocuklarda karın ağrısı nedenlerinden bir tanesidir. Apandisit olan çocuklarda belirti ilk olarak göbek çevresinde başlar ve daha sonra karının sağ alt kısmına apandisitin olduğu bölgeye doğru inmeye başlar. Bu hastalar genellikle yemek yemek istemezler, karın ağrısı çok şiddetlidir olaya kusma eşlik edebilir. Çocuk yürüyemez ve kendini bir köşede saklar. Bir diğer karın ağrısı nedeni ise kabızlık. Kabız çocuklarda da uzun süreli karın ağrısı görülmektedir. Gaz sancısı da çocuklarda karın ağrısı sebebidir. Birden bire olan kısa süreli, kıvrandırıcı tarzda olabilir. Gıda zehirlenmesinde de karın ağrısı görülür. Özellikle balık, tavuk ve mayonezli yiyeceklerin alınmasından sonra görülen karın ağrılarında da kusma, bir süre sonra olaya ishal eşlik edebilir. Bağırsak tıkanıklıklarında da karın ağrısı görülebilir. Bağırsak tıkanıklığı olan çocuklarda belirtilere karında şişkinlik, gaz çıkaramama, kusma eşlik eder. Bu kusmalar genellikle safralı sarı ya da yeşil renktedir. Bir de fonsiyonel karın ağrısı dediğimiz çocukta herhangi bir ishal, kabızlık veya da kusmanın eşlik etmediği ancak ara görülen, özellikle göbek çevresinde olan kısa süreli ağrılardır. Bu ağrılarda genellikle çocuk dikkat çekmek istediği zaman görülen ağrılardır. Yine idrar yolu ağrıları da çocuklarda sık görülen karın ağrısı nedenidir. Bu hastalarda aynı zamanda idrar yaparken yanma, sık sık idrara çıkma gibi nedenler de olabilir. Yine midede ülserler varsa bu da karın ağrısı nedeni olabilir. Daha çok karının üst kısmında sabahları, gece özellikle açken görülen ağrılardır. Viral hepatit dediğimiz sarılıktan, özellikle karaciğer enfeksiyonlarından sonra da karın ağrısı görülebilir. Yine belirtilere kusma, bulantı eşlik edebilir" ifadelerini kullandı.

"Karın ağrısı şikayetiyle ortaya çıkan belirtilerden en yaygın olanları bulantı, kusma, ishal gibi şikayetlerdir" diyen Öztaş, "Karın ağrısı olan bir çocuğun öncelikle rahat bulduğu bir pozisyonda yatması tercih edilmelidir. Yemek yemesi için çok ısrarcı olunmamalıdır. Çok az miktarda sıvı tüketmesi sağlamalıdır. Özellikle de herhangi bir ilaç, ağrı kesici verilmemelidir. Ağrı kesici verildiği zaman karın ağrısı kısmen rahatlar, tanı koymamız gecikir. Apandisit patladıktan sonra fark edilebilir. Doktora danışmadan hiçbir şekilde ilaç verilmemesi gerekir. Karın ağrısı çok ısrarcıysa ara ara, sık sık tekrar ediyorsa, 24 saatte geçmiyorsa, ağrı göbek çevresinde başlayıp karnın sağ alt kısmına geçiyorsa hemen doktora başvurulması gerekir" şeklinde konuştu..Kaynak.7gunsaglik.com .,
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...