Social Icons

.

Pages

Bebeklerde Gözyaşı Kanalı Tıkanıklığı Belirtisi

Göz sulanması genelde bebeklerde gözyaşı kanalı tıkanıklığına işarettir. Bu durumda ne yapılmalı, ameliyat ediliyor mu? Tedavisi mümkün mü?

Bebeklerde görülen göz sulanmasının çeşitli göz hastalıklarının habercisi olabileceği bildirildi. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurettin Akyol, yaptığı açıklamada, bebeklerin gözünde sulanma ve çapaklanma olması doğuştan gözyaşı kanallarının tıkanıklığının belirtisi olabileceğini söyledi.

Akyol, üst göz kapağının iç yüzünde kaşın hemen altında bulunan gözyaşı bezleri tarafından salgılanan gözyaşının, gözün burun köküne yakın iç kısmındaki iki küçük kanal aracılığıyla gözyaşı kesesine, oradan da burun içine boşaldığını, bu kanallarda oluşan tıkanıklığın gözyaşı kanal tıkanıklığı olarak adlandırıldığını belirtti.

Gözyaşı kanalı tıkanıklığının bebeklerde sık görüldüğünü kaydeden Akyol, bu durumun bebeklerde gözlerde yaşarma ve çapaklanma şeklinde belirti verdiğini dile getirerek, şunları söyledi:

”Gözyaşı bezi tarafından üretilen sıvı gözyaşı kanal sistemiyle gözden uzaklaştırılıyor. Bu kanal doğumsal nedenlere bağlı olarak tıkalı olması durumunda işlevini yerine getiremez. Gözyaşı kanalının burun tarafında bulunan ince bir zar, yeni doğan bebeklerin büyük kısmında ilk 2 ay içinde açılmakta ve göz yaşarması düzelmektedir. Gözlerde yaşarma ve çapaklanma şikayetiyle gelen çocukların yüzde 8-15’inde gözyaşı tıkanıklığı görülüyor. Ailelerin, gözünde çapaklanma ve sulanma varsa vakit kaybetmeden bebeği uzman doktora götürmeleri gerekir.”

”GÖZYAŞI KESESİ BÖLGESİNE MASAJ YAPILMALI"
Bir yaş altındaki bebeklerde ilk tedavi seçeneği olarak gözyaşı kesesi bölgesine masaj uygulanmasını öneren Akyol, masajın doğru uygulandığı bebeklerin yüzde 95’inde ince bir zar şeklinde olan tıkanıklığın ortadan kalktığını söyledi. Gözyaşı kesesine uygulanacak masajın doğru yapılmasının önemine değinen Akyol, şunları kaydetti:

”Uygulanacak masaj şekli aile hekimleri, çocuk hastalıkları ve göz hastalıkları uzmanları tarafından aileye anlatılmalıdır. Ailelerin gözyaşı kesesi bölgesine doğru masaj uygulama konusunda eğitilmesi ve uygulanan masaj tedavisinin önemi konusunda bilgilendirilmesi oldukça önemli. Aksi takdirde hastaların şikayetleri düzelmemekle beraber tedavi artık basit müdahalelerle yapılamaz hale gelebilmektedir. Bu durumda anestezi altında cerrahi müdahalelere ihtiyaç duyulabilmektedir.”
Kaynak.7gunsaglik

Göz Kusurlarından Şaşılığın Belirtileri Nelerdir?

Çocuklarda üçüncü boyut ve derinlik hissini yok ediyor! Şaşılık nedir, nasıl, ne zaman ve kimlerde oluşur? Belirtileri nelerdir?Uzm. Dr. Serap Talaz anlattı.
Uzm. Dr. Serap Talaz, şaşılığın çocuklarda üçüncü boyut ve derinlik hissini yok ettiğini, erişkinlerde ise çift görmeye yol açtığını söyledi.

Serap Talaz, 2 gözünde aynı noktaya baktığını beynin 2 ayrı gözden gelen görüntüyü birleştirerek 3 boyutlu görüntü oluşturduğunu kaydetti. Şaşılık yaşandığında gözlerin farklı noktalara baktığını ifade eden Talaz, "Gözlerden biri tam karşıya bakarken ötekisi içe, dışa, yukarı ya da aşağıya kayar ve diğer gözden farklı bir noktaya bakar. Bu durumda gözlerden beyne 2 farklı görüntü aktarılır. Beyin ise yanlış yöne bakan gözden gelen görüntüyü yok sayar ve sadece karşıya bakan gözün ilettiği görüntüyü kabul eder. Sonuç olarak şaşı çocuklarda derinlik hissi oluşmaz, erişkinlerde ise çift görme meydana gelir. Çocukta şaşılık, kayan gözde görmenin azalmasına yani göz tembelliğine de (amblyopi) neden olur." şeklinde konuştu.

Şaşılığın en önemli belirtisinin gözde kayma olduğunu söyleyen Talaz, çocukların parlak gün ışığında kayan gözü kıstığını ve bu duruma bağlı olarak çocukların gözlerini düzgün tutabilmek için kendisine baş pozisyonu geliştirdiği vurguladı. Şaşılığın oluşmasında tek bir neden olmadığını söyleyen uzman doktor, problemli hamilelik dönemi, çocuğun gelişim süreci ve geçirdiği hastalıkların da etken olabildiğini kaydetti. Talaz, şaşılığın belirtilerini gözde meydana gelen kayma, baş ağrısı, çift görme, baş ve yüzün bir yana dönük olması olarak tanımladı ve şaşılık probleminin tedavisini şu sözlerle anlattı:

"Bazı tip şaşılıklar görme kusuruna bağlı olarak oluşur. Hasta gözlük kullanmaya başladıktan sonra şaşılık düzelir. Hastanın gözünde tembellik var ise kapama tedavisi uygulanır. Cam ve özel cihazlar yardımıyla yapılan egzersizler Ortoptik tedavi yöntemidir. Bu tedavi ile her 2 gözde görme yeteneği ve derinlik hissi kazandırılır. Botox tedavisi ile kaymaya neden olan kas içerisine botilinum toksin enjeksiyonu yapılır, gözde paralellik sağlanır. Ancak etkisi 6 ay kadardır ve daha çok sinir felcine bağlı şaşılıklar gibi özel durumlarda tercih edilen bir tedavi yöntemidir. Cerrahi müdahale de şaşılık ameliyatları çoğunlukla göz küresinin dışında yer alan kaslar üzerinde gerçekleşir. Şaşılığın düzeltilmesi ve gözler arasındaki paralelliğin sağlanması için çeşitli tekniklerle bu kasların güçleri arttırılır, azaltılır veya kasların etki noktaları değiştirilir. Yine erişkinlerde göz tembelliği, neurovizyon tedavisiyle tedavi edilir. Başarı oranı çok yüksek olan şaşılık operasyonlarında hasta aynı gün taburcu edilir ve ertesi gün normal hayatına dönebilir."

Çocuklarda göz muayenesinin yeni doğan döneminden başlayarak yapılmasını gerektiğine dikkat çeken Talaz, "İlk muayene yeni doğan odasında deneyimli bir hemşire veya çocuk doktoru tarafından yapılmalı. Daha sonra 6. ve 18. aylarda çocuk doktoru veya aile hekimi tarafından genel göz sağlığı muayenesi yapılmalı. Bu dönem içinde ebeveynler göz kayması, kapak düşüklüğü, sık göz kırpma, gözlerini ovuşturma gibi normal dışı bir bulgu gördüklerinde göz doktoruna başvurmalı. Gözler tamamen normal görünümde olsa bile her çocukta 3 yaşında mutlaka ilk göz muayenesi yapılmalı." ifadelerini kullandı.
Kaynak.7gunsaglik

Göz Çapaklanması Neyin Belirtisi Olabilir?

Gözlerde oluşabilen birçok rahatsızlık olabilir.. Peki gözde çapaklanma hangi rahatsızlığın belirtisi olabilir? Nedenleri ve tedavisi nasıldır?

Sorununuz gözyaşı kanal tıkanıklığı mı? Burun içine endoskopla girilerek yapılan işlemde dikiş, kanama ve morarma olmuyor. Uygulama klasik tedavinin tahtına aday görünüyor.

Gözyaşı, kapaklarımızın ve göz ön yüzeyimizin ıslaklığını sağlayan, içindeki yararlı maddelerle göz ön yüzeyini besleyen ve görmeyi iyi yönde etkileyen bir salgı olarak biliniyor. Bu görevleri yerine getiren gözyaşımız her göz kırpma ile alt ve üst kapaklarımızdaki iki küçük delikten burnumuzun içine doğru akıyor. Akışın gerçekleştiği kanala, “gözyaşı kanalı” adı veriliyor. Bu kanalın; enfeksiyon, doğumsal, ilaçlar ya da travmalar sonucunda tıkanması ise “gözyaşı kanalı tıkanıklığı” olarak adlandırılıyor.

Oküloplastik Göz Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Levent Akçay, “Bu sorun en çok yeni doğanlarda görülüyor” diyor. Buna yeni doğan bebeklerin gözyaşı kanallarının darlığının neden olduğu belirtiliyor. Dar olan bu kanal, özellikle gripal enfeksiyonlar sonrası tıkanıyor ve bu tıkanmanın en önemli nedeninin gözyaşı kanalının burna açılan en uç ağzının tıkalı veya çok dar olmasından kaynaklanmasına dikkat çekiliyor. İkinci nedenin ise doğumsal gözyaşı kanalı yapı bozukluğu olduğu belirtiliyor.

İlk 1 yaşta klasik tedaviden şaşmamak gerekiyor. İlk 6 ayda gözyaşı kanalınamasaj yaparak kanal içindeki sıvının basınçlı etkisiyle kanalın açılmaya çalışılması hedefleniyor. 6 aydan sonra sondalama işlemi düşünülüyor. Aşırı çapak sorunu olan, gözü ve kapakları devamlı kızaran çocuklarda 6. ayda, bunun dışında ise genellikle 1 yaşın sonunda kanal açılmamışsa sondalama yapılıyor. 1 yaşından büyük çocukları bekletmenin sanılanın aksine hata olduğuna dikkat çekiliyor.

Gözyaşı kanal tıkanıklığının 2 yaş sonrasında sondalamayla açılmaması halinde silikon tüp entübasyonu öneriliyor. Bu yöntemin de işe yaramaması halinde DSR adı verilen dikişli kanal açma ameliyatı veya dikişsiz laser DSR gerekiyor.

BURUN İÇİNE ENDOSKOP
2 yaşından büyük çocuk ve yetişkinlerde gözyaşı kanalını açmak için en sık kullanılan yöntemolan DSR, bazı hekimlerce 5 yaşa kadar önerilmiyor. Bunun nedeninin ailelerin çocuklarının yaşının küçük olduğu düşüncesiyle uygulamayı istememeleri olduğu belirtiliyor. Bu ameliyatın başarı şansı oldukça yüksek bulunuyor. Çocukların gözyaşı kanal tıkanıklığında, aileler dikişli ameliyatı düşünmek bile istemiyor ve hastalarda Laser DSR’nin iyi bir alternatif olduğuna dikkat çekiliyor.

Dikişsiz, ağrısız ve kanamanın yok denecek kadar az olduğu bu yöntemde, burun içinden endoskopla giriliyor ve işlem yine burun içinden gözlenerek yapılıyor. 10 – 30 dakika arasında tamamlanan uygulamada hasta ameliyattan sonraki 3’üncü gün görmeye başlıyor.

TEKRARI GEREKEBİLİR
Bazen kanalın laser DSR veya DSR ile açılsa da yeniden kapanma olasılığı bulunuyor. Bu hastaların genellikle ameliyata geç karar veren ve gecikmiş iltihabı çok olan hastalar oldukları belirtiliyor.
Kaynak.7gunsaglik

Diyabet ve Prediyabette Aile Öyküsü Faktörü

İnsanlar genelde prediyabet sürecini bilmezler. Diyabetten önce gelişen bir süreçtir.

Ailede obezite veya diyabet öyküsü olan kişilerde prediyabet riski daha yüksektir. Kan şekeri düzeyleri diyabetten daha yüksektir, bu risk tip 2 diyabette artar. Çalışmalarda 5400 kişi incelenmiş ve kan şekeri düzeyleri normal diyabetten daha yüksek olan 2600 prediyabet hastası belirlenmiştir. Ailede diyabet ve prediyabet görülen kişilerde bu risk artmaktadır ve prediyabet normal diyabetten çok daha ciddidir.


Yeni bulgular ve sorular da ortaya çıkmıştır ve çalışmalar halen yürütülmektedir. Alman çalışmaları ve North Shore Üniversitesi araştırmacıları bu sonuçlara varmıştır. Zaman içinde bu hastaları izlemek ve sonuç ile değerleri saptamak yararlı olacaktır. Kilo kaybı veya artışı bu süreci nasıl etkiliyor görülecektir. Aile faktörü bu hastalıkta çok önemlidir ve kilo faktörü de durumu etkilemektedir..Kaynak. .,

Meyveler Diyabet Riskini Ne Kadar Azaltır?

Yaban mersini, üzüm ve elma, tip 2 diyabet rahatsızlığı için düşük bir risk içeriyor.

Meyve suları ise çok şekerli olduklarından bu riski artırıyor. Meyveler içerdikleri şekerden ötürü diyabette önerilmese de bu 3 meyve riskli değil. Bu konudaki çalışmalar birbiriyle çelişmektedir. Bazılarına göre şeker içerdiğinden diyabeti tetikliyor. Bazılarına göre meyve suyu gibi tehlikeli değil ve bu 3 meyve tüketilebilir. Bazı meyveler şeker hastalığında şekeri düşürmek için özellikle yararlı.


1984’ten 2008’e kadar olan çalışmalara göre diyabet, kalp hastalığı ve kanser ve şeker hastalığı tanısı bu meyveleri tüketenlerde %7 daha az ortaya çıkmıştır. Haftada en az 2 kez yaban mersini, üzüm ve elma tüketenler bu sonuca dahildir. Meyve suyunu fazla tüketenlerde ise bu hastalıklar %21 daha fazla ortaya çıkmıştır..Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

İşe Yürüyerek Gitmek Diyabet Riskini Azaltır mı?

İşe yürüyerek gidip gelen insanlarda diyabet riski daha düşük. Bu oran %40 olarak tespit edilmiş.

Yüksek tansiyonu %17 oranında, diyabeti ise %40 oranında azaltıyor. Veriler analiz edilmiş ve yürüyüşün bu denli sağlıklı olduğu görülmüştür.

Yürüyüş, bisikletle işe gitme seçenekleri, toplu taşıma araçları veya taksi, özel araçlarla işe gitmekten çok daha faydalı.

Şeker hastalığı olasılığı yürüyen kişilerde araçlara binenlere göre yarı yarıya daha az. Obezitede de %15 oranında etkili olan bu alışkanlık, otomobil, taksi ve dolmuşlardan bizi uzaklaştırmaya yeterli mi bilinmez.

Yürüyüş, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diyabet, obezite ve dolaşım hastalıkları riskleri açısından oldukça yararlı bir aktivite.

Kalp krizi gibi ciddi sağlık sorunları açısından insanlar bu konuda bilinçlenmeli. Yoğun trafikte sürücülük yapmak da yine kalbi ve tüm sağlığı bozuyor.

Günlük rutin ve fiziksel aktivitelere sabah işe giderken başlamak iyi gelecek. Sağlıklı bir yaşam tarzını teşvik etmek de önemli. Hem insan sağlığı hem de çevrenin rahatlaması açısından araçların azalması iyi bir seçim olacaktır..Kaynak. .,

Çocuk Gelişimi Ebeveynlerin Bilmesi Gereken Bir Konu

Çocuk psikolojisi aile içinde şekillenmeye başlıyor. İlk çocuk aile içinde deneme tahtası gibi görülmemeli.

Samsun’da görevli psikolog Mine Aktaş, “Çocuklarımızın gelişimi hakkında yeterli bilgi almadığımız için genellikle ilk çocuklar deneme tahtası durumuna geliyor” dedi.

Samsun’da faaliyet gösteren bir özel eğitim ve danışmanlık merkezinde görevli psikolog Mine Aktaş, çocuk gelişimi hakkında bilgiler verdi. Günümüzde birçok şeyin, birçok alanın okulu bulunduğunu ifade eden Aktaş, “Anne ve babalığın okulu yok. Bizler anne babalığı ya kendi annemizin babamızın yaptıklarından ya da piyasada çok fazlaca olan çocuk gelişimi kitaplarından öğrenmeye çalışıyoruz. Ama ne yazık ki hiçbir şey kitaplarda yazdığı gibi gelişmiyor ve anne baba olarak birçok sıkıntı çekebiliyoruz. Çocuklarımızın gelişimi hakkında yeterli bilgi almadığımız için genellikle ilk çocuklar deneme tahtası durumuna geliyor. Bütün deneyimlerimizi ilk olarak onlarda deniyoruz. Nasıl yemek yedireceğimizi, oturmayı kalkmayı nasıl öğreteceğimizi, hayırı nasıl öğreteceğimizi onlarda uyguluyoruz. İkinci çocuklar bu anlamda daha şanslı. Çünkü anne baba ilk çocukta yaşadıkları acemilikleri ikinci çocukta yaşamıyorlar” dedi.

Aktaş, özellikle anne babalardan öğrenilen bazı yanlışlar olduğunu vurguladı. Mine Aktaş, “O yanlışları devam ettirmememiz gerekiyor. En büyük yanlışlardan bir tanesi şişman çocuk sağlıklıdır zihniyeti. Bizler özellikle çocuklarımızın fiziksel gelişimine büyük önem verirken, ruhsal gelişimlerini gözardı edebiliyoruz. Evet beslenmesi ve sağlığı önemlidir, ama fiziki gelişimi kadar ruhsal gelişimi de önemlidir. Çocuklarımızın psikolojik gelişimi hakkında bilgi sahibi olmamız gerekiyor. Ben birçok ebeveynden şunu duyuyorum. ’Çocuğum 5 yaşında ve benimle çok inatlaşıyor. Ben ne dersem tersini yapıyor’. Evet bu çok doğal çünkü 5- 7 yaş arası ergenlik dönemi gibi geçirilen ’Ben varım’ dönemidir. Bunu bilmeyen ebeveyn çocuğunda farklı bir gelişim olduğunu düşünüyor. Bu nedenle çocuklarımızın psikolojik gelişim dönemleri hakkında bilge sahibi olmamız çok daha faydalı olur” diye konuştu.

Mine Aktaş, çocuklardan beklentilerin ne kadar fazla olursa hayal kırıklıklarının da o kadar fazla olacağını dile getirdi. Aktaş, “Benim önerim, uzmanından sıfır yaştan itibaren gelişimle ilgili yardım alınabilir. Türkiye’de kullanılan geçerliliği ispatlanmış çok güzel testler var. 0-6 yaş için yılda bir, duruma göre 6 ayda bir çocukta herhangi bir patolojik durum var mı diye gelişim takip edilebilir. Çünkü biz patolojik durum ortaya çıktıktan sonra yardım almaya çalışıyoruz ve bu da işi biraz uzatmamıza neden oluyor” dedi.
Kaynak.7gunsaglik

Farenjit Sebepleri, Risk Faktörleri ve Korunma Yolları

Çocuklar başta olmak üzere soğuk içecekleri birden içenler ve bazı yanlış tutumdaki kişiler farenjit riskiyle karşı karşıya..

Boğazda sanki çalı varmış hissi yaratan farenjit boğaz ağrısı, yutma güçlüğü, ateş ve genel vücut kırgınlığı ile kendini belli ediyor. Akut farenjit; üst solunum yolu enfeksiyonuna eşlik eden bir hastalıkken, kronik farenjitin hastanın yaşam şeklinden reflü sorununa, burun eğriliğinden burun etlerine veya kişinin yüksek sesle ve çok uzun süreli konuşmasına dek birçok nedeni bulunuyor. Akut farenjitte beta mikrobu önemli rol oynuyor. Ama bir dostu daha var akut farenjitin: Soğuk içecekler! Yani farenjit sadece soğuk havayı değil soğuk içecekleri de seviyor.

Bahar geldi, havalar ısınmaya başladı. Yaz kapıda. Ama soğuk havaların hastalığı olarak bilinen akut farenjit, kendini unutturacağa benzemiyor. Zira kış ayları ve soğuk havalarda sıkça rastlanan ve üst solunum yolları enfeksiyonlarının üçte birini oluşturan akut farenjit, bahar ve yaz aylarında da kol geziyor. Acıbadem International Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Uzmanı Dr. Hakkı Süha Özçelik, sıcak havalarda sıkça tercih edilen soğuk içeceklere karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtiyor. Dr. Özçelik, farenjite karşı alınması gereken tedbirleri ve kaçınılması gerekenleri anlattı.

BOĞAZDA ÇALI HİSSİ

Sabah kalktığınızda boğazınızda ağrı ve sanki yabancı cisim varmış gibi mi hissediyorsunuz? Hatta tam bir çalı gibi saplanmış gitmiyor bir türlü. Kuruluk ve sertlik hissine bir de nefes kokusu eşlik ediyor. Yutma güçlüğü çekiyor, genel vücut kırgınlığı ve yüksek ateşle iyice halsiz hissediyorsunuz. Farenjit kapınızı çalmışa benziyor. Çoğunlukla kış aylarının hastalığı olarak bilinen farenjit, bahar ve yaz aylarında da her an tetikte bekliyor. Zira özellikle sıcak günlerde bol bol içilen soğuk içecekler, hastalığa tam anlamıyla davetiye çıkarıyor. Acıbadem International Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Uzmanı Dr. Hakkı Süha Özçelik soğuk içeceklerin genelde kişinin vücut direncini düşürerek daha önce boğazda var olan virüs ve bakterilerin enfeksiyona yol açmasına neden olduğunu belirtiyor. Dr. Özçelik, bazı kişilerin ise hafif soğuk içeceklerden bile olumsuz etkilenebildiğine dikkat çekerek uyarıyor.

KLİMA VE KALABALIK DA ZEMİN HAZIRLIYOR

Sıcak havaların vazgeçilmezlerinden klimaların da yanlış ve bilinçsiz kullanımı insan sağlığını olumsuz etkiliyor ve birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Bu hastalıkların başında farenjit geliyor. Farenjit üst solunum yolları enfeksiyonlarının üçte birini oluşturuyor. Bulaşıcı bir hastalık olan farenjit, özellikle de hasta kişinin tükürük ve burun salgısından bulaşıyor. Kişilerin başkalarına ait olan eşyaları kullanmamaları çok önemli. Örneğin bir ev ortamında tek bir havlu kullanmak yerine herkesin kendine ait havlusu olması basit ama çok önemli bir tedbir. Eller de sık sık sabunla yıkanmalı. Kalabalık ve kapalı hava sirkülasyonu olan yerlerde uzun süre kalındığında kolayca bulaşma imkanı bulan hastalık özellikle bağışıklık ve enfeksiyonlara direnci düşük olan insanları tehdit ediyor. Tozlu ve kirli ortamlardan, kapalı yerlerden uzak durmak gerekiyor. Aşırı soğuk-sıcak yiyecek ve içecekler ile acı yiyeceklerden de kaçınmalı. Boğazda çalı varmış hissi yaratsa bile hastanın kesinlikle boğazını temizlemeye uğraşmaması, ılık birkaç yudum su içerek yumuşatması önemli. Aksi halde boğazı temizlemeye çalışmak tahriş edici etki yaratıyor. Düzgün bir yaşam, düzenli spor ve vitaminsiz kalmamak da farenjitten korunmayı sağlayan durumlar. Viral farenjitlerde pastil, sprey ve ağrı kesiciler ile yumuşak sulu gıdalar öneriliyor. Bakteriyel farenjitlerde ise ilave olarak antibiyotik tedavisi de gerekiyor.

ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİLER DİKKAT

Uzun süreli ve yüksek sesle konuşmak zorunda kalan öğretmenlerin korkulu rüyası olan farenjit, öğrencileri de çok seviyor. 5-15 yaş grubu çocuklar bu hastalığa en sık yakalanan grubu oluşturuyor. Bu nedenle okul çocuklarında bulaşmayı engellemek için genel hijyenik kurallara uymak, sık el yıkamak, su şişesi, bardak, çatal-kaşık gibi şahsi eşyaları ortak kullanmamak, öksürürken ağzı el ile değil mendille kapatmak, sık sık pencereleri açarak ortamı temiz hava ile havalandırmak gerekiyor. Ayrıca hasta çocukların diğerlerini hasta etmemesi için okula gönderilmemesi ve evde dinlendirilmesi çok önemli.

ADAÇAYI RAHALATICI ETKİ YARATIYOR

Farenjit için bitkisel tedaviye yönelik özellikle internet sitelerinde bilgi kirliliği yaşanıyor. Dr. Hakkı Süha Özçelik, bitkisel tedavilerden özellikle antiseptik özelliği kanıtlanmış adaçayı içilebileceğini, ılık bitkisel çayların boğazı nemlendirip rahatlattığı için tedaviye yardımcı olacağını söylüyor. Akut farenjit tedavi edilmediğinde ses telleri ve soluk borusunda da enfeksiyona yol açıyor. Enfeksiyon alt solunum yollarına, bronşlara da ilerleyebiliyor. Bakteriyel akut farenjit sonrası derin boyun enfeksiyonları ve ciltte kızıl döküntüleri olabiliyor. Ayrıca romatizmal ateş ve böbrek hastalıklarına yol açabiliyor. Kronik farenjitin ise hastanın yaşam şeklinden reflü sorununa, burun eğriliğinden burun etlerine veya kişinin yüksek sesle ve çok uzun süreli konuşmasına dek birçok nedeni bulunuyor. Genetik geçiş bulunmuyor. Altta yatan neden reflü ise düzenli bir reflü tedavisi ile hastalıktan kurtulmak mümkün olurken, sigara, alkol veya aşırı stres, aşırı bağırarak konuşmak gibi kişisel alışkanlıklar ve yaşam şekli genellikle kronik farenjitin süregenliğini artırıyor.
Kaynak.7gunsaglik

Çocuklarda Davranış Bozukluğu Görülmesinin Sebebi

Çok küçük yaşlardan itibaren ailesi ile birlikte çok sık ev değiştiren ve taşınan çocuklarda olası sorunlar..

ABD’de yaklaşık 3 bin ailenin katıldığı araştırma, 5 yaşından önce 3  kez ya da daha sık ev değiştiren çocuklarda, dikkat eksikliği, anksiyete,  hiperaktivite ve davranış sorunlarına rastlanma riskinin 5 yaşına kadar aynı evde  yaşayan ya da 1-2 kez taşınan çocuklardan daha fazla olduğunu gösterdi.

Cornell Üniversitesi’nden bilim adamlarının araştırması, sık sık ev  değiştirenlerin daha çok düşük gelirli aileler olduğunu da ortaya koydu.

Psikolog Sandra Wheatley, genellikle taşınmanın tek başına bu soruna  neden olmadığını, küçük çocuğun ev değiştirmesinin altında yatabilen boşanma,  sıkıntılardan kaçma, yeni arayışlar gibi sebeplerden etkileniyor olabileceğini  vurguladı.

Wheatley, anne ve babasının yeni evde mutlu olduğunu görmesi halinde  çocukların çok çabuk toparlanabildiğine ve sorunlarla başa çıkabildiğine de  dikkati çekti.

Araştırmanın sonuçları, ”Child Development” dergisinde yayımlandı.

Daha önce yapılan bir araştırma, çocukken 3 kez taşınan çocukların 18  yaşına kadar uyuşturucu kullanma riskinin 3 kat artığını gösterirken, başka  çalışmalar erken dönemde sık sık taşınanların yetişkinlikte uzun vadeli ilişki  kurmada zorlandığını ortaya koymuştu.
Kaynak.7gunsaglik

Çocuklar ve Yaşlılar Risk Altında

Bünyesi en hassas olan çocuk ve yaşlılar hastalıklara yakalanma riski en fazla olan kişiler. Grip aşısı olunmalı mı kimler olmalı..

Harran Üniversitesi (HRÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Süda Tekin Koruk, grip aşısının 65 yaş üstündeki kişilerin yanı sıra bazı hastalara ücretsiz yapıldığını belirterek, özellikle risk grubundaki hastalara aşı olmaları tavsiyesinde bulundu.

Yrd. Doç. Dr. Koruk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kış mevsiminde solunum yoluyla bulaşan hastalıklarda ciddi bir artış gözlendiğini, bunların özellikle hapşırma, öksürme ve konuşma sırasında ortamda çok daha hızlı yayıldığını belirtti.

Bu enfeksiyonlar içerisinde en fazla yeri virüslerin tuttuğunu, toplum içerisinde sık görülen nezle ve soğuk algınlığı gibi hastalıklardan korunmak gerektiğini bildiren Koruk, nezle ile gribi karıştırmamak gerektiğini uyarısında bulundu.

Gribin, nezleye oranla daha ağır bulgularla seyrettiğini aktaran Yrd. Doç. Dr. Koruk, şunları kaydetti:

”Nezlede hasta daha iyidir, baş ağrısı çok fazla olmaz. Hapşırma, aksırma özellikle burunda akıntı, gözlerde yaşarma ortaya çıkar. Oysa grip biraz daha ağır bir tablodur. Ciddi bir baş ağrısı vardır, kişide halsizlik ve beraberinde yüksek ateş ve öksürük görülür. Bu tür hastalıklarda en önemli sorun solunum yoluyla bulaşması nedeniyle bireylerin dışında bütün toplumu ilgilendirmesidir. Yani bulaşıcı bir hastalıktır. Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için de önce ciddi ve sürekli el yıkama, kalabalık ortamlarda mümkünse çok fazla kalmama ve yaşadığımız ortamı belirli aralıklarla havalandırmak gerekir. Ayrıca hastayla bir metreden yakın temasta bulunmamak, sarılmamak ve öpüşmemek gerekir.”

Risk grupları

Bu tür hastalıklar konusunda çocuklar ve 65 yaş üzerindeki kişilerin yanı sıra bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar, böbrek yetmezliği, diyabet, astım hastaları, akciğer ve kalp hastalarının risk altında olduğunu ifade eden Süda Tekin Koruk, bu tür hastalıklardan korunmak için toplu bulunulan yerleri havalandırma, el-yüz yıkama, genel vücut temizliği ve kişilerle yakın temastan kaçınmanın önemine değindi.

Hastalıktan korunmanın etkili yöntemlerinden birinin de grip aşısı olduğunu vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Koruk, ”Dünyada çok uzun zamandan beri yapılmakta olan bir aşı ve ciddi bir yan etki görmüyoruz. Özellikle risk grubundakilere öneriyoruz. Grip aşısı 65 yaş üstündeki kişilerin yanı sıra bazı hastalara ücretsiz yapılıyor, özellikle risk grubundaki hastalara aşıyı öneriyoruz. Ayrıca aşının ciddi bir yan etkisi yok, sadece yumurta alerjisi olan kişilere uygulanmıyor” şeklinde konuştu.

Yrd. Doç. Dr. Koruk, kış döneminde hastalıklardan korunmak için iyi beslenme, bol sıvı tüketimi ve iyi uykunun da önemli olduğunu sözlerine ekledi..Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Büyük Sağlık Sorunlarını Önlemek İçin 10 Küçük Değişiklik

Sağlık sorunlarını önceden bilmek imkansız ama sağlıklı bir hayat yaşamak da bizim elimizde. Bu makalede, basit küçük değişimlerle ciddi sağlık sorunlarına çareler anlatılacaktır.


Mümkün olduğunca spor yapın ve beslenmenize özen gösterin. Diyeti zayıflamak için değil beslenme biçimi olarak benimseyin. İşte 10 akıllıca öğüt:

1. Daha sık diş ipi kullanın. Dişlerinizi bastırmadan günde en az 2 kere fırçalayın. Mutlaka günde en az 1 kere diş ipi ile diş aralarını temizleyin. Ağız içi bakterilerini önler ve temizler ve genel sağlığı da etkiler. Plak ve bakteriler sadece fırçalamayla geçmeyebilir. Diş sorunları diyabet, hipertansiyon ve erken doğum nedeni olabilir.

2. Gün içinde 2-3 saat aralıklarla yiyin. Aç kalmamaya özen gösterin. Açlık grevine girmeyin. Metabolizmanızı canlı tutun. Üç ana öğün ve iki ara öğün yeterlidir. Ayrıca aşırı acıkma ve yeme ihtimalini de öldürür. Yağsız ve kaslı bir vücut için böyle beslenin.

3. Kahvenizi evde yapın. Dışarıdaki kahvelerde binlerce kalori olabilir. Hem sağlıksız hem maddi açıdan yüktür. Yağlanmaya sebep olur. Şekersiz ve kremasız bir fincan kahveyi evde hazırlayıp için.

4. Pedometre kullanın. Spor yaparken ne kadar hareket ettiğinizi bilmek sizi motive eder. Adım ölçer denilen bu alet ile kaç kalori yaktığınızı daha kolay hesaplarsınız. Eğlenceli aktif egzersizler için idealdir. 2000 adım bir mil ile eşdeğerdir. Fiziksel ve ruhsal sağlığı etkiler.

5. Rahat egzersiz giysilerinizi giyin. Eşofman veya şort atlet ile rahat hareket edilebilecek kıyafetler edinin. Sporda bunları giyin. Motive eder. Uyku kıyafetiyle değil dış mekan kıyafetleriyle spora çıkın.

6. Kegel hareketleri yapın. 4 kadından biri idrar kaçırma gibi birçok sağlık sorunundan muzdarip. Kegel egzersizleri kasları terbiye eder ve çalıştırır. Pelvik taban kaslarını harekete geçirir. Kadınsal hastalıkları büyük oranda en aza indirir.

7. Kendinize kompliman yapın. Kendinizi şımartın ve vakit ayırın. Vücut kusurlarınızla mutlu olmaya çalışın. Kendinizden emin olun ve kendinizle gurur duyun. Özgüven yerinde olsun. Yeteneklerinizi keşfedin ve insanlara gösterin. Sıcak bir banyo, piyano çalmak, konsere gitmek gibi eğlenceli ve dinlendirici şeylere yönelin.

8. D vitamini düzeylerinizi kontrol ettirin. Kan testi yaptırın. Temel vitamin düzeyiniz düşükse tedavi görün veya destek ilaçları alın. Kanser sebebi olabilir ve enerjiyi düşürür. Nörolojik sorunların da nedeni olabilir.

9. Yulaf ezmesinden yararlanın. Özellikle sabah kahvaltısında yulaflı gevrek tüketin. Tok tutar ve enerji verir. İşlenmiş lif içerir ve sağlık verir.

10. Akşam yemeğinde klasik müzik dinleyin. Hoş ve yavaş bir müzik fondayken mutlu olursunuz. Hem yavaş yemeyi de sağlar. Sağlıklı sindirim edilebilen bir öğünle günü kapatın.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Anksiyete Bozukluğu Hakkında Merak Edilenler

Stresli zamanlarda endişe duymak en doğalıdır.

Ama bu durum hastalığa dönüşürse endişe ve panik hastalığı anksiyeteye dönüşebilir. Gergin ve kaygılı olma durumudur. Altı ay ve daha uzun sürebilir. Birçok insanda yaygın olarak görülmektedir. Daha iyi ve mutlu bir hayat için tedavi olanlar da vardır.

Duygusal belirtileri, gerginlik, kaygı sürekli abartma durumunun yanısıra kaslarda gerginlik ve ağrı, baş ağrısı, mide bulantısı ve ishal, titreme ve seğirme de gözlenir. İş, para, yaşam ve ilişkiler ana nedenlerdir. Genetik de gelişebilen anksiyete çevresel ve psikolojik faktörlerden etkilenmektedir.

Araştırmacılar, nörotransmiterler, ve amigdala denilen beyin içindeki yapıları ve beyin kimyasallarını inceliyor. Tedavilerin başında psikoterapi geliyor. Konuşma tedavisi anksiyetede çok etkilidir. Buna bilişsel davranışçı terapi veya CBT denir. Size göre olumsuz düşünce ve eylemler konuşulur karara bağlanır.

Antidepresan ilaçlar da verilebilir, ymbalta, Effexor XR, Lexapro ve Paxil bazılarıdır. Anksiyete, sosyal fobi, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluğa da neden olur. Panik bozukluk ve panik atak da beraberinde gelebilir ve kişi tamamen asosyal olabilir. Bitkisel tedaviler de mevcuttur. Kediotu, sarı kantaron, bazı belirtileri ortadan kaldırabilir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Dirsek

Dirsek eklemi, kol ve ön kol kemiklerinin birbiriyle eklemleşmesiyle oluşan menteşe tipi bir eklemdir. Dirsek bölgesinin en sık görülen hastalığı tenisçi dirseği denen hastalıktır. El bileği ve parmakları yukarı doğru kaldıran kaslar, dirseğin yan tarafındaki çıkıntıya yapışırlar. Bu kasların yapışma yerinde ödem oluşması ile karakterize bir rahatsızlıktır. Dirsek yan tarafında ağrı ve basmakla hassasiyet söz konusudur. Hasta elinin bazı hareketleriyle dirsekte ağrı hisseder.

Tedavisinde ağrı ve ödem giderici ilaçlar, fizik tedavi uygulanabilir. Hassas bölgeye kortizon enjeksiyonları iyi sonuçlar vermektedir. Nadiren tedavisinde ameliyat gerekebilir.

Dirsek ekleminde özellikle bazı romatizma hastalıklarına bağlı olarak artroz (eklem kireçlenmesi) denilen rahatsızlıklar da gelişebilmektedir.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Çocuk Felci

Poliomyelit (Çocuk Felci)
Belirtiler (Akut, felç yapan şekli için):
- Ateş ve başağrısi;
- Boyun ve bel tutulması;
- Adele zayıflığı;
- Yutmada zorluk.

Acil Belirtiler:
- Güçsüzlük veya felç
- Solunum yapamamak

Polyo veya çocuk felci de denen poliomyelit bir viral enfeksiyonun sonucudur. Virüs ağzınızdan girer, vücudunuzu boğaz ve sindirim sisteminden geçerek istila eder ve lenf sistemi ve kan yoluyla yayılır. Polyo virüsü bulaşıcıdır ve bu virüsün bulunduğu dışkı veya salya ile doğrudan temas yoluyla bulaşır. Hastalık önemsiz bir rahatsızlıkmış gibi ortaya çıkar (boğaz ağrısı, hafif mide bozukluğu ve yüksek olmayan ateş) ve aseptik menenjit veya paralitik poliomyelit olarak kendini gösterir. Paralitik tipi (felç yapan polyo) virüsün kanınızdan merkezi sinir sisteminize gidip oradan adale faaliyetlerini yöneten “beyin sapı” veya omuriliğie geçtiği durumlarda ortaya çıkar.

Polyo, vakaların % 90′ında, çoğunlukla çocuklarda, birkaç hafta içinde iyileşen hafif bir hastalıktır. Fakat, paralitik (felç yapan) polyo, yetişkinleri etkileyen akut bir hastalıktır ve derhal tıbbi bakım gerektirir. Felç, sinir sisteminizin etkilenmiş olan bölümüne bağlı olarak değişkenlik gösterir. “Beyin sapı” enfeksiyonları, bir örnek alınırsa, yutma, konuşma, yüz ifadesi, nefes alma ve kalp dolaşımı için kullanılan adalelerde zayıflamaya neden olur. Omurilik enfeksiyonları bacaklarda, kollarda veya gövdede felce yol açar. Polyo’ya tutulanların dörtte birinden azında daimi sakatlık kalır.

Polyo virüsünün felç yapan çeşitlerinden birine tutulmuş olan çocukların yüzde ikisi ila beşi ve yetişkinlerin de yüzde 15′i ila yüzde 30′u ölür. Sağ kalanlar için paralitik semptomlardan kurtulmak altı aylık bir süre içinde yavaş yavaş gerçekleşir. Altı aydan sonra kalan felç genellikle daimidir ve şiddetli ağrı ile birlikte olabilir.

Diğer muhtemel komplikasyonlar arasında, kalp adalelelerinin hastalanması, yüksek tansiyon, akciğerlerde sıvı toplanması, şok ve idrar yolu iltihabı vardır. Bazı kişilerde akut polyo vakasından yıllarca sonra adalelerde ilerleyen zayıflık ve atrofi meydana gelir. Bunun sebebi bilinmemektedir, fakat virüsün yeniden faaliyete geçmesi olabilir.

Tedavi ve Korunma
Koruma, iki aşı tipi, bir dizi kas içi (intra-müsküler) enjeksiyon ve rapeller olarak verilen Saik aşısı ve ağızdan verilen Sabin aşısı ile sağlanır. Amerika Birleşik Devletleri’nde rutin çocuk bağışılığı için Sabin aşısı tercih edilmektedir. Eğer bir bağışıklık eksikliğiniz varsa saik aşısı tavsiye edilir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaygın aşılama dolayısıyla, Polyo görülme oranı düşüktür. Eğer hiç aşı olmadınızsa veya gelişmekte olan bir ülkeye gidecekseniz doktorunuza danışınız. .Kaynak.http://7gunsaglik.com

Egzersizlerde Nelere Dikkat Etmeli


Egzersizlerde nelere dikkat etmeli

- Egzersize yemeklerden en az bir saat sonra başlayın.
- Egzersize başlamadan önce mutlaka kaslarınızı ısıtın ve esnetin.
- Egzersize ölçülü başlayıp, zamanla artırmak gereğini unutmayın.
- Kendinizi aşırı yormayın, tatlı bir yorgunluk hissedene kadar egzersiz yapın.
- Yorulduğunuz zaman egzersizi birden kesmeyin, hareketlerinizi yavaşlatıp bir süre sonra dinlenmeye geçin.
- Yüzme, yürüyüş ve bisikletteki gibi zorlanmadan yapılan ritmik hareketler daha iyidir.
- Bazı egzersizleri günlük yaşamınızın akışı içine sokmaya çalışın. Örneğin, otobüsten birkaç durak önce inin, yolun gerisini yürüyün. Yakın yerlere yürüyerek gidin, asansör yerine merdivenleri kullanın.

Günü, başladığınız gibi zinde bitirmek, kendinizi bitkin değil canlı hissetmek, her gece derin ve dinlendirici uyku uyumak, merdivenleri rahatça çıkıp, konuşabilecek soluğu bulmak ve ileri yaşlarda sağlıklı ve canlı bir şekilde yaşamak için tek yol, forma girmek ve formda kalmaktır.
Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Baş Ağrısına İyi Gelen Gıdalar Nelerdir?

Sabah kalktığınızda yada gece yatarken şiddetli bir ağrı saplandı başınıza ve artık bu ağrıya ilaçlar bile fayda etmiyor. Bu durumdan çok şikâyetçiyseniz  baş ağrısına iyi gelen bazı gıdaları tüketebilirsiniz.

bas_agrisi

Acı Baharatlar :

Baharatlı yiyecekler özellikle sinüzitten ötürü oluşan bir baş ağrınız varsa, bunun geçmesine yardımcı oluyor. Şöyleki, burundaki tıkanıklığı açıyor ve basınç ortadan kalktığı için baş ağrınız geçiyor.

Susam :

Susamın içerisinde E vitamini vardır. Bu da östrojen seviyenizi stabilize ederek adet dönemlerindeki migren ağrısı çekmenizi önler. Çorba ve salatalarınıza susam ekleyebilirsiniz. Susam kan dolaşımını düzenler ve içindeki magnezyum sayesinde de baş ağrısından korur.

Tam Tahıllı Ekmek :

Düşük kalorili diyet yaparken, beyine giden enerji de azalır ve su kaybına da uğrarsanız başınız ağrır. Diyet yaparken tam tahıllı ekmek, yulaf, meyve gibi doygun karbonhidratlar tercih edilmeli.

Badem:

Bir araştırmaya göre bademin içindeki magnezyum, damarları rahatlatarak baş ağrısından koruyor.

Ispanak Salatası:

Ispanak kan basıncını düşürdüğü için baş ağrısını hafifletir.

Karpuz :

Eğer baş ağrınız susuzluktan kaynaklanıyorsa, su oranı yüksek olan meyveler, örn. Karpuz içindeki bol su miktarıyla baş ağrınızı giderir.

Haşlanmış Patates:

Alkolü fazla kaçırmanızdan ötürü bir baş ağrısı çekiyorsanız, vücut suyun yanında aynı zamanda alkolden ötürü potasyum da kaybeder. En iyi potasyum kaynağı patates size fayda sağlayacaktır.

Kahve:

Fazla kafein vücuttaki suyu azaltır. Bu nedenle baş ağrısına sebep olur. Ancak akşamdan kalma iseniz, kahve baş ağrınızı hafifletebilir. Fakat bütün gün kahve içmemelisiniz.

Yoğurt:

Başınızda zonklama var ise kalsiyum açısından vücudunuz sinyal veriyor olabilir. Bu nedenle en fazla kalsiyum ihtiva eden besin yoğurt yenebilir. Fakat tüketimi sırasında şekersiz ve yapay tatlandırıcı içermeyenleri tercih etmeliyiz.

Egzersiz Öncesi Yapılan Isınma Hareketi Hataları

Antrenman ve egzersiz öncesi ve egzersiz aralarında streç hareketleri yapılmalıdır.

Kasları esnetme ve germe ile daha rahat spor yapabilir ve amacımıza daha doğru ulaşırız. Fakat çoğu kişi streç hareketlerini yanlış yapıyor. Kas ve dokularda hatta organlarda yaralanma ve yırtılmalar söz konusu olabilir. Bilinçsizce yapılan esnetme ısınma çalışmalarımız pahalıya mal olabilir. Oldukça etkili olan bu ısınma hareketleri aksi bir harekette sakatlığa kadar gidebilir.

Egzersizin bütünü olan önemli bir parçasıdır. Esnek ve dinamik olmak adına programa başlamadan önce salonda ya da evde olun mutlaka ısınma hareketleri yapın. Kan pompalanma hızı artacak vücuda ısı verilecek ve spora hazırlanacağız. Kaslarımız ve bedenimiz terlemek için hazır olacak. Zıplama, yerinde koşma, germe-esneme gibi ısınma turları yapılmalı.

Birkaç dakika bunları yapmak yeterlidir. Kısa ama tempolu kondisyon sınıfına katılacaksanız ısınma germe hareketlerini de bu tempodaki gibi hızlı ve aceleyle geçmeyin. Sakatlıklar hızlı ve sert egzersizler sırasında çıkıyor.

Kol, karın, omuz, kürek kemiği, omurga gibi önemli kas gruplarını 20şer saniye gergin tutun nefes alıp vererek yavaşça gevşeyin.  İtme çekme germe hareketlerini eğer ağrı başladıysa kesinlikle bırakın. Egzersiz sonrası kasılmamak rahat bir gün geçirmek için de yine streç yapın. Sadece spor yaptığınız günlerde streç hareketlerini yapın.
Kaynak.7gunsaglik

Laktoz Hassasiyeti Hakkında Bilinmeyenler

Laktoz hassasiyeti mide ile mi ilgili? Hangi yiyecek ve içeceklerde bulunur ve çözümü nedir?

Laktoz intoleransı daha kolay anlaşılır bir dille süt şekerine hassasiyettir. İnek sütü alerjisi ile karıştırılmamalıdır. İnek sütü alerjisinde savunma (bağışıklık) sistemimiz sütteki proteinlere karşı tepki verirken, buradaki sorun savunma mekanizmasının bir tepkisi değildir. Biz sütün içine şeker atmasak da sütün içinde doğal olarak bulunan laktoz isimli 2 farklı şekerin birleşmesinden oluşan bir süt şekeri mevcuttur. Bu şeker bütün hayvan sütlerinde bulunduğundan, bazı insanlar sadece inek sütüne karşı alerjik rahatsızlığa sahip olsalar da, süt şekerine hassas insanların tüm hayvani sütlerden uzak durmaları gerekmektedir.

Bağırsaklarımızda normalde bulunması gereken laktaz isimli kimyasal madde laktoz ve su ile birleşince süt şekerini galaktoz ve glukoz isimli daha küçük parçacıklara bölerek kana geçmesini sağlar. Süt şekerine hassas olan bireylerde laktaz isimli kimyasal madde ya hiç yoktur veya yetersizdir. Sonuç olarak süt şekeri kana geçebilecek daha küçük parçacıklara bölünemediğinden barsak içinde kalarak buranın sıvı-mineral dengesini olumsuz etkiler. Aşırı sıvı-mineral birikimiyle genişleyen barsaklarda hareketlilik artar ve ishal ortaya çıkar. Bunun yanında serbest halde yıkılmadan kalın barsaklara ulaşan laktoz buradaki bakteriler tarafından mayalanma işlemine uğrar ve ortaya hidrojen gazı çıkar. Fazla miktardaki hidrojen hem ishali arttırır hem de gaz ve şişkinlik başta olmak üzere diğer sindirim sistemi yakınmalarına yol açar.
Laktazın tamamen yok olduğu durum genetik bir durumdur ve çok nadir görülür ancak, kısmi yetersizlikler oldukça sık görülür ortalama 10 kişiden birinde değişen derecelerde hassasiyet görülebilir. Veya hayatlarının bir döneminde başka hastalıklar veya durumlara bağlı olarak ikincil ve geçici hassasiyet sorunları yaşayabilirler.

Yakınmalar laktoz içeren besinleri aldıktan 30-120 dakika sonra ortaya çıkar. Bazı kişilerde yakınmalar fazla miktrda laktoz aldıktan sonra ortaya çıkarken bazı bireylerde 1 bardak süt, hatta çok hassas bireylerde sadece içinde katkı maddesi olarak laktoz içeren bir besinin yenmesi sonucu bile ortaya çıkabilir. Bu hassasiyet farkları bireylerin barsaklarındaki laktaz yetersizliğinin derecesiyle ilgilidir. Süt şekeri hassasiyeti genelde rahatsızlık verici bir durum olmakla beraber hayati bir sorun yaratmaz.

Tanı
Süt şekeri hassasiyetinin tanısı genelde klinik bulgular ile konur. Bunun için en basit yöntem birkaç gün süreyle laktoz içeren besinlerden uzak durulmasıdır. Daha sonra 2-3 bardak süt içilir. Eğer karın ağrısı ve yakınmalar ortaya çıkıyor ise laktoz hassasiyetiniz olabilir demektir.

Eğer kesin bir tanı istenir ise bazı laboratuar incelemelerinin yapılması gerekebilir.
• Laktoz tolerans testi: Açlık kan şekeri ölçüldükten sonra laktoz içeren sıvı içilir ve daha sonra birkaç kez kan şekeri ölçümü yapılır. Eğer kan şekeri yükseliyorsa laktoz intoleransı yok demektir.
• Soluk testi: Laktoz içeren bir sıvı içildikten sonra nefeste hidrojen gazı ölçülür
• Biopsi: Barsaktan biopsi alınır.

Tedavi
En etkin ve tek tedavi şekli dietten laktoz içeren ürünleri çıkarmaktır. Tedavinin şekli yakınmaların şiddetine göre değişir. Hafif yakınması olan kişilerde alınan süt ürünü miktarının azaltılması yeterli olurken şiddetli olgularda tamamen laktozsuz diet gerekli olabilir.
Çok hassas kişilerde örneğin kahve kremasının içindeki çok az miktardaki laktoz bile yakınmalara neden olabilir.

Hangi gıdalarda laktoz vardır ?
En sık tüketilen laktoz kaynakları şunlardır:
• Süt
• Tereyağ
• Margarin
• Yoğurt
• Peynir
• Süttozu
• Çikolata
• Kaymak, krema

Yoğurt bu ürünler arasında farklı bir yere sahiptir. İçindeki mayalayıcı bakteriler laktozu parçalar ve süt içemeyen pekçok kişi rahatlıkla yoğurt yiyebilir
Son dönemlerde piyasada laktazlı süt ve süt ürünleri ya da laktozu alınmış süt satılmaktadır. Bu ürünlerin tüketilmesi de yakınmaların ortaya çıkmasını engeller.

Gizli laktoz
Her ne kadar süt ve sütten yapılan gıdalar doğal besin kaynakları olsa da, laktoz sık sık hazır gıdalara da eklenmektedir. Laktoz hassasiyeti yüksek olan insanlar şunu bilmelidirler ki; bir çok gıda ürününde, hatta bazı ilaçlarda düşük oranlarda laktoz bulunabilir. Ekmek ve diğer fırın ürünleri.,

.  İşlenmiş kahvaltılık tahıllar
• Hazır patates püresi, çorbalar ve kahvaltılık içecekler
• Salata sosları
• Şekerlemeler ve diğer çerezler
• Bisküvi ve kek karışımları
• Kahve kremaları

Süt ürünleri içermez diye etiketlenen bazı ürünler örneğin, kahve kremaları ve diğer kremalar aynı zamanda süt ürünlerinden türetilen dolayısı ile laktoz içeren katkı maddeleri bulundurabilirler.
Bilinçli tüketici sadece süt ve laktoz miktarı ile yetinmemeli aynı zamanda peynir altı suyu, süt yan ürünleri, ve yağsız süt tozlarına da dikkat etmelidirler. Eğer etiket üzerinde bunlardan birisi mevcutsa ürün laktoz içeriyor demektir.
Çocuklarda süte bağlı bu 2 rahatsızlığın yanında da bir sorunu olmayanlarda da sütün fazlası kabzılık ve demir eksikliği gibi sorunlara yol açabilir.

HAMİLELİKTE LAKTOZ HASSASİYETİ
Eğer laktoz intoleransı nedeni ile süt içemiyorsanız endişelenmeyin. Hamilelikte süt önemli bir kalsiyum kaynağı olmakla birlikte kalsiyum almak için tek yöntem değildir. Diğer pekçok yol ile vücudunuzun ve bebeğinizin gerek duyduğu kalsiyumu alabilirsiniz.
• Sütü az miktarlarda içmeye çalışın. Laktoz intoleransı olan pekçok insan bir seferde yarım bardak ya da daha az sütü kabul edebilmektedir. Günde 3-4 defa azar azar içmeyi deneyin
• Piyasada satılan laktazlı ya da laktozu azaltılmış sütleri içmeyi deneyin. Hafif (light) süt içtiğinizde yeterli kalsiyumu alırken hem gereksiz yağ almamış olursunuz, hem de daha kolay sindirebilirsiniz.
• Sütü yemeklerle birlikte içmeyi deneyin. Genelde yemekle birlikte alınan süt daha kolay sindirilir.
• Bakterilerle fermente edilmiş yoğurt, beyaz peynir gibi süt ürünleri süte göre çok daha kolay sindirilir.
• Kalsiyum ile desteklemiş meyve suları içebilirsiniz.
Tüm bu yöntemlerin başarısız olması durumunda ise kalsiyum içeren vitaminler kullanabilirsiniz..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Sindirim Sistemi Enfeksiyonları Nedir?

Sindirim sistemi enfeksiyonları abur cubur yemekten tetiklenebilir. Dünyadaki ikinci ölüm sebebi bu hastalıklar..


Memorial Şişli Hastanesi Klinik  Laboratuvarlar  Koordinatörü ve  Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Kenan Keskin, sindirim sistemi enfeksiyonlarından korunma yöntemlerini anlattı: “Sindirim sistemi enfeksiyonları, gıdaların temizlik ya da hazırlık aşamasında hastalık etmenleriyle teması yüzünden oluşuyor. Gıdaların   60 derecenin üzerinde pişirilmesiyle mikro-organizmaların  çoğu yok oluyor. Ama iyi pişirilmeyen gıdalar, enfeksiyonların insanlara geçmesine yol açıyor.

Abur cuburu bırakın

Abur cubur tüketimi, sindirim sistemi enfeksiyonlarını davet eden önemli bir etken. Yiyeceklerde ya da suda belli miktarda bulunan bakteriler, yine üst solunum yollarındaki bazı bakterilerle birlikte  mideye iniyor. Mideyse çok kuvvetli asit  ortamıyla tüberküloz basili hariç, bu bakterilerin yüzde 98’ini yok ediyor. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için normal fizyolojik şartların yerinde olması gerekiyor. Eğer bir öğünde sağlıklı seçimler yapmışsanız mideye gelen mikroplar etkisiz hale getiriliyor. Ancak abur cuburla bol miktarda sıvı alınması, yiyeceklerin midede kalış sürelerini kısaltıyor. Fazla sıvı alımı, midedeki asit miktarını sulandırıyor ve organ etkinliğini yitiriyor. Hastalık etkenleri, kolaylıkla mide asiti bariyerini geçiyor. Bu nedenle sağlıklı beslenme ve ölçülü tüketim çok önemli. Çünkü yeme düzenindeki bozukluklar sindirim sistemini olumsuz etkiliyor.

Buzdolabında saklayın

* Yemekler günlük   tüketilmeli. Ertesi güne   kalacaksa, saklanma koşullarına enfeksiyon riskleri açısından  çok dikkat edilmeli.
* Yemekler içine konuldukları kabın üzeri kapatılmadan oda ısısında bekletilmemeli, buzdolabında dört derecede ya da  60 derecede pişirilerek saklanmalı.
* Et ve tavuk buzdolabında bir günden fazla kalmamalı, taze olarak tüketilmeli. Derin dondurucuda saklama süresi azaltılmalı. Bakteri oluşumu artacağı için etler çözüldükten sonra tekrar dondurulmamalı.

Cam ya da porselen olmalı

* Artan yemekler cam ya da porselen kaplarda ağzı çok iyi kapatılmış şekilde  saklanmalı.
* Saklama kaplarının iç yüzeylerinin  çizilmiş, bozulmuş ve pürüzlenmiş olmamasına özen gösterilmeli. Özellikle çok sağlıklı olan emaye tencerelerin iç yüzeyinde çizik varsa kullanılmamalı. Bozuk yüzeydeki  mikroorganizma ve kanserojenler, insan  sağlığı açısından büyük riskler oluşturur.

Ellerinizi sık yıkayın
Sindirim sistemi enfeksiyonları, dışkıyla kirlenmiş yiyecek ve içeceklerin ağız yoluyla alınmasıyla bulaşıyor. Bu nedenle tuvalet sonrası, yemek öncesi ve sonrasında eller çok iyi yıkanmalı.

Sebzeleri yıkarken çamaşır suyu kullanın

* Sebzeler yaprakları açılarak ve aralarında boşluk kalmayacak şekilde yıkanmalı.
* Sebzelere bulaşan mikro-organizmaların bir salgına yol açacağı korkusu hakimse; çamaşır suyu çok iyi bir dezenfektan olarak tercih edilebilir. Çamaşır suyu, içeriğindeki klor sayesinde iyi bir temizleyicidir ve bir litre suya bir çay kaşığı konularak kullanılabilir. Suda 15 dakika bekletilen sebzeleri, bol suyla durulayın.
* Sirke, içeriğindeki asit nedeniyle mikropların yok edilmesinde etkili bir madde. Sebzelerin sirkeli suda bekletilmesi de dezenfekte olmaları bakımından tercih edilebilir.

Damacana yerine arıtma su için

* Su eğer sağlıklı bir kaynaktan geliyorsa, rahatlıkla tüketilebilir.
* Damacana sular, mikrop üretmesi nedeniyle çok sağlıklı değil. Kaplar, doldur boşalt anlayışıyla kullanıldığı için bakteri üremesine zemin hazırlar. Onun yerine tek kullanımlık kaplardaki sular ya da  su arıtıcılar tercih edilmeli.
* Suların buzlu ve çok soğuk tüketilmesi, mide mukozasının direncini kırarak sindirim sistemi enfeksiyonlarına zemin hazırlar..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Mide Ameliyatında Kapalı Yöntemin Artıları

Kapalı yöntemle mide ameliyatı nedir? Hangi durumlarda kimlere nasıl uygulanır? Uzmanlar anlatıyor.

Samsun Büyük Anadolu Hastanesi (BAH)’nde kapalı (Laparoskopik) yöntemde ilk mide ameliyatı yapıldı.

Uzun süredir mide rahatsızlığı şikayeti bulunan ve bugüne kadar uygulanan çeşitli tedavi yöntemlerine rağmen hastalıktan kurtulamayan 78 yaşındaki Nadire Genç, laparoskopi ile ameliyat edildi. Ameliyatın başarıyla sonuçlandığı öğrenildi.

Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Genel Cerrahi uzmanları Op. Dr. Muzaffer Al ve Op. Dr. Kerim Güzel’in yaptığı ameliyat sonucu mide hastası Nadire Genç, eski sağlığına yeniden kavuştu. Hastanın durumu ve yapılan operasyon hakkında bilgi veren Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Muzaffer Al, "2 yıldır karın ağrısı, bulantı, kusma şikayetleri olan hasta kliniğimize başvurdu.

Yapılan tetkikler neticesinde mide endoskopisinde mide çıkışında on iki bağırsak girişinde darlık ve divertkul mevcuttu. Darlık olduğu için de gıdalar midede birikiyor, kusmalara, ağız kokusuna ve kilo kaybına yol açıyordu. Bu duruma yol açan neden ise daha önce var olup da iyileşen ülserler. Ülserler, iyileşme esnasında bazen çevre dokulara da debde dokusu bırakarak darlıklara neden olabiliyor. Hastamız, bu şikayetlerle iki yıldır çeşitli tedaviler almış ancak bize başvurduğunda şikayetleri dayanılmaz olmuştu. Hastaya ameliyat önerdik ve bu ameliyatı kapalı yöntemle yaptık." dedi.

Laparoskopik yöntemle midenin sinirlerini kesip mide ile ince bağırsak arasında yeni bir yol açtıklarını söyleyen Op. Dr. Kerim Güzel ise hastanın hastalıktan kurtulduğunu kaydetti. Op. Dr. Güzel, "Önceden bu ameliyatlar açık yöntemle yapılırdı. Biz bu ameliyatı kapalı olarak yaptık. Hem hastada yara yeri sadece beş adet bir santimlik delikte yapılarak yara izi azaltıldı hem de yara yeri az olduğu için ağrı çok az oldu. Hastamızın hastanede kalış süresi de buna bağlı olarak azaldı." bilgisini verdi.

Bu tür şikayetleri olan hastalara uyarıda bulunan genel cerrahi uzmanları, doktor tavsiyesi olmadan gelişigüzel ilaç kullanılmaması, mutlaka bir uzman doktora muayene olmaları gerektiğini kaydetti. Hastalıktan kurtulduğuna sevindiğini söyleyen Nadire Genç ise çok kısa sürede ayağa kalkıp eski sağlığına kavuştuğunu vurguladı..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Mide Ameliyatında Şok Oldular

Ankara’da yaşayan 19 yaşındaki genç kız mide ağrısı şikayetiyle hastaneye geldi. Ameliyat edilen kızın midesinden 1 kilo saç teli çıktı.

Ankara’nın Beypazarı ilçesinde şiddetli mide ağrısı şikayetiyle doktora giden bir genç kızın midesinden, 1 kilo ağırlığında saç teli çıkarıldı.

Beypazarı Devlet Hastanesi Acil Servis Ünitesi’ne şiddetli mide ağrısı şikayetiyle gelen 19 yaşındaki F.T, yapılan ilk müdahalenin ardından ameliyata alındı.

Ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Kamil Bakır, yaptığı açıklamada, F.T’nin midesindeki saç yumağını gördüğünde çok şaşırdığını söyledi.

Bakır, ”Gördüğüm manzara karşısında şok oldum. Genç kızın midesinden, midenin şeklini almış ve bağırsaklara doğru uzamış olan 1 kilogram saç yumağı çıkarttık. Mideyi bu saç yumağından temizledik ve ülser tedavisini uyguladık. Çok şükür hastamız şimdi iyiye gidiyor” dedi.

Böyle bir durumla meslek hayatında ilk kez karşılaştığını anlatan Bakır, hastalığın bugüne kadar belirti vermemesinin enteresan bir durum olduğunu belirtti..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Sindirim Şikayetinde Ne Yapılmalı?

Hazımsızlık ve sindirim şikayetleriniz varsa ne yapmalısınız? Sürekli şişkin ve rahatsız hissedenlere özel beslenme tavsiyeleri..

Yemeklerden sonra sindirim şikayetiniz mi var, sürekli şişkinlik mi hissediyorsunuz. Hazımsızlık günümüzde çoğu kişide görülen bir rahatsızlıktır ve oluşumunda ise birçok hastalık neden olabilir.

Hazımsızlıkla birlikte eğer kilo kaybı, ishal, kusma, şiddetli ağrılarınız varsa doktor kontrolünden geçmekte fayda var.

Beslenmemizde nelere dikkat edelim,

*Süt beslenmemizde önemli bir yere sahip ama bazı kişilerde hazımsızlık yaratabilir. Sütü asla soğuk içmeyin, ılık veya sıcak süt içerisine tarçın ilave edin, gerekirse laktozsuz süt tercih edin.

*Kızartmalardan kaçının, yağlı, şarküteri ürünler tüketmeyin.

*Baharatlı yiyecekleri şikayetlerinize göre tüketin, her baharat her bünyede aynı etkiyi yapmayabilir.

*Şeker ve şekerli yiyecekler hazımsızlığı artırabilir, tüketiminizi azaltın veya yerine daha sağlıklı seçenekleri tercih edin.

*Koyu çay, koyu kahve, asitli içecekler, alkol, sigara uzak durmanız gerekenler arasında yine.

*Hızlı yemek yemeyin, yavaş yemek ve yiyecekleri uzun süre çiğnemek sindirimi hızlandırır.

*Yemeklerinize kimyon ilave edin ve yemeklerden sonra limonlu bir bitki çayı için.

*Stres birçok hastalığın tetikleyicisidir, hazımsızlık da buna dahil. Yaşamınızı olabildiğince stresten uzak geçirmeye çalışın. Diyetisyen Özlem Sert Aydın.Kaynak.7gunsaglik.com .,

Migren ve Reflüye Son

Hem mideye hem beyne etki eden harika bir alternatif tedavi yöntemi var. 5 bin yıllık masaj tedavisiyle reflüden ve migrenden kurtulun.

Uzman psikolog ve refleksolog Halil Tabur, migren ve reflü hastalarının ayak tabanına yapılan masajla iyileşebildiğini söyledi. Tabur, 5 bin yıllık olduğunu belirttiği tedavinin birçok hastalığın tedavisini de desteklediğini savundu.

Refleksoloji ve Refleksologlar Derneği ile Psiko Akademi Refleksoloji Merkezi tarafından ‘Nörolojik Rahatsızlıklarda ve Engel Gruplarında Refleksolojinin Yeri’ konulu seminer düzenlendi. Bursa Nilüfer Kent Konseyi’nde gerçekleştirilen seminerde refleksoloji tedavisi hakkında bilgiler verildi.

Uzman psikolog ve refleksolog Halil Tabur, refleksoloji tedavisinin 5 bin yıl öncesine dayandığını dile getirdi. Tabur, şunları ifade etti:

"Geçmişten günümüze gelene kadar çizilen 60 tane ayak haritası var. Bunlar zamanla değişime uğramış. Çok eski uygarlıklarda ayak tabanına yapılan masajın sağlığa faydalı olduğu biliniyordu ve uygulanıyordu."

Refleksolojinin tüm hastalıklarda uygulandığını ve oldukça faydalı olduğunu vurgulayan Tabur, şöyle devam etti: "Her hastalığı tedavi eder diyemeyiz. Refleksoloji bazı rahatsızlıkları kesin olarak tedavi eder, bazılarının ise tedavisini destekler. Migren ve reflü gibi rahatsızlıklarda tek başına bir tedavi gerçekleştirirken, spastik çocukların tedavisinde destekleyici tedavi uygular."

Eğitimli kişilerden bu tedaviyi almak gerektiğini dile getiren Tabur, tedavinin Türkiye’de okullarda okutulabileceğini kaydetti. Eğitimin Avrupa’da devlet okullarında verildiğini vurgulayan Tabur, "Sağlık Bakanlığının bu konuda yaptığı araştırmalar var, bizden bilgi alıyorlar. 3 -5 yıl içinde resmi olarak eğitim verileceğini söyleyebilirim." dedi..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Mide Sorunları Kalp Habercisi mi?

Felç, kalp krizi, damar tıkanıklığı gibi hastalıklarınız varsa veya başlangıcındaysanız, bunun belirtisi midenizden gelebilir. Mide ağrısı ve gaz çıkarma gibi..

Mini bir check – up felçten de kalp krizinden de koruyor. Mide ağrısı ve gaz çıkarma kalp krizi işareti olabiliyor. Gözlerinizin kararması halinde şah damarınızı kontrol ettirmeniz öneriliyor. Gelecekte kalp hastası olup olmayacağınız tespit edilebiliyor. İşte uzmanlarından kalp ve damar sağlığına ilişkin bilgiler…

Damar sertliğinin hastaların yaşam kalitesini neredeyse sıfırladığını söyleyen Damar Cerrahı Doç. Dr. Yusuf Kalko: "Tıkalı damarlar kangrene, felce ve kalp krizine neden olabilir " diyor. Oysa 50 yaşından sonra yılda bir kez yapılacak basit bir check-up ya da muayene ile bu risklerin önlenmesi ve iş işten geçmeden müdahale edilmesi mümkün hale geliyor. Damarlardaki tıkanıklığın toplumda sıkça görülen felce neden olabileceğini belirten Kalko; belirtilere karşı uyanık olunması ve erken önlem alınması gerektiğini söylüyor.

Özellikle sigara kullanımı, kolesterolden zengin beslenme (Türk mutfağı ne yazık ki damarların en büyük düşmanı) şeker hastalığı ve hipertansiyon gibi risk faktörleri damarların esnekliğini kaybetmesine, tıkanmasına ya da darlık oluşumuna yol açtığı için ortaya damar sertliği çıkıyor.

Kalp – damar cerrahlarının en büyük belasının damar sertliği olduğunu söyleyen Kalko; "Çünkü kalp, şah ve bacak damarlarının tıkanmasının temel nedeni hep damar sertliğidir" diyor. Kalp damarlarının tıkanması kalp kriziyle, ayak damarlarının tıkanması kangren ve ayakların kesilmesiyle, şah damarlarının tıkanıklığı ise felçle sonuçlanabiliyor. Eğer kişinin şah damarı tıkalıysa ve zamanında önlem almadıysa bunun sonucu felç oluyor.

İŞ İŞTEN GEÇMEDEN!
"Tanı koymak hiç zor olmasa da bu hastalar atlanabiliyor" diyen ve 50 yaşından sonra yapılacak çok basit bir muayene ve yılda bir yapılacak check- up’ la tüm bu riskleri ve kötü sonuçları önlemenin mümkün olduğunu söyleyen Doç Dr. Kalko, vahim sonuçlardan uzak kalmak için özellikle 50 yaşından sonra her hastanın damar sertliği konusunda (kalp damarı, şah damarı ve bacak damarı anlamında) rutin aralıklarla kontrolden geçmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

SORUN BOYUN DİNLEMEYLE BİLE ANLAŞILABİLİR
Çok basit bir boyun dinlemeyle bile sorunu anlayabildiklerini söyleyen Kalko, " Stetoskopla darlıktan geçen kanın titreşmesi ile üfürüm denen bir ses duyarız ve buna bağlı olarak hastada darlık olup olmadığını anlayabiliriz " diyor. Çok basit bir muayene ve çok basit bir check- up ile riskleri ve bu hastaların felç olmasını önleyebildiklerini söyleyen Kalko, " Bu hastalar zamanında gelip, sorunun önlemini önceden alsalar felç geçirmeyecekler ve hayat kaliteleri düşmeyecek" diyor. Yatalak durumdaki felç geçirmiş çok sayıdaki hastanın önceden kurtulma şansları olması ise konunun üzücü yönü olarak dikkat çekiyor.

GÖZLERİNİZ KARARIYORSA ŞAH DAMARINIZI KONTROL ETTİRİN
* Geçici görme kaybı,
* Gözlerde kararma (perde inmesi)
* Geçici baygınlıklar
* Geçici şuur kaybı
* Geçici kolda güçsüzlük
* Baş dönmesi gibi belirtiler felç habercisi olabilir!

BU BELİRTİLER AYAK DAMARLARINIZDA SORUNA İŞARET EDEBİLİR
* Bacak damarlarındaki tıkanmanın ilk belirtisi topallamadır. (Uyluk kaslarında, baldırlarda ya da diz bölgesindeki damarda bir tıkanıklık varsa bunların yaratacağı ağrı topallamaya neden olur.)
* Hastalar topalladığı için yürüme mesafeleri giderek kısalır. (Bir süre sonra hiç yürüyemez hale gelirler.)
* Akşamları ayakları soğuk olur. (Bu durum kangrene işaret edebilir.)
* Hastaların ayaklarında uyurken bile şiddetli ağrılar olması ve morfinin bile ağrılarını kesmeye yetmemesi
*Ayakta renk değişimi (morarma, siyahlaşma)
*Tırnaklarda beslenme bozukluğu
* Kıllarda dökülme
* Diyabetli hastalarda iyileşmeyen yaralar

ŞEKER HASTASINA RUTİN DAMAR KONTROLÜ ŞART
"Bizim en önemli hasta grubumuz diyabetlilerdir" diyen Damar Cerrahı Doç. Dr. Yusuf Kalko, bu hastaların genellikle ayaklarında ağrı duymadıklarını ve "Nöropati" adı verilen sinir tutulumları olduğunu belirtiyor. Hastanın ayakkabısı ayağını vurduğunda, ayağında yara çıktığında ve ayağı kötüye gidince durumdan habersiz olarak doktora başvuranların ayaklarında oluşan kapanmayan yaralar ve dayanılmaz ağrılar kangrene dönüşebiliyor. Oysa bu hastaların çok basit damar muayenesi ve damar tahliliyle değerlendirilmeleri halinde ayaklarının kurtarılması mümkün hale geliyor. Bu nedenle şeker hastalığında damar kontrolü ya da rutin kontrollerin yapılması hayati önem taşıyor.

MİDE AĞRISI VE GAZ ÇIKARMA KALP KRİZİ HABERCİSİ OLABİLİR!
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bahadır Dağdeviren, eldeki imkanlarla kişinin gelecekteki kalp krizi riskini belirlemenin mümkün; ancak bunun ne şekilde ve nasıl olacağını söylemenin mümkün olmadığını söylüyor. Bu nedenle tıpkı depremdeki gibi hastalığa önceden hazırlıklı olmak gerekiyor. Yapılacak bir kalp check-up’ı bu konuda kişiye kılavuzluk yapıyor.

GELECEKTE KALP HASTASI OLMA OLASILIĞINIZ
Kardiyolojik check-up; kalp hastalıklarının risk faktörleri yönünden incelenmesi olarak tanımlanıyor. Bu işlem, koruyucu hekimlik uygulamaları çerçevesinde olabilecek felaketleri önceden tespit edip tedbir alınmasını sağlıyor. Bu işlemler sırasında hastalar ve ileride kalp hastası olma olasılığı bulunan kişiler de tespit ediliyor. Böylelikle önleyici tedbirler ile olası hastalığın önüne geçmek mümkün hale geliyor.

KALBİNİZİN SESİNİ İYİ DİNLEYİN!
* Kalp sorununda, ilk belirti göğsün ortasında hissedilen ağrıdır. (Göğsü ağrıyan herkes doktora gitmeli)
* Her göğüs ağrısı sadece kalp hastalıkları belirtisi değildir. Bazı mide, yemek borusu rahatsızlıkları, boyun omur hastalıkları da göğüs ağrısına neden olabilir. Ancak göğüs ağrısının kalple ilişkisi olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. (Özellikle yürümeyle, merdiven çıkmayla beliren göğüs ağrısının nedeni)
* Tok karnına ve soğuk havalarda hissedilen göğsün ortasındaki ağrı ciddiye alınıp sorgulanmalıdır.
* Kalp krizi geçiren bir çok hastanın daha önceden mide ağrısı ve gaz çıkarma şikayeti olduğu gözlenir. Bu nedenle mide ağrısı ve gaz çıkarmanın kalp krizi habercisi olabileceği göz ardı edilmemeli ve nedeni araştırılmalıdır.
* Kalp sorununda göğüs ağrısı daha sonra sırta, omuzlara ve kollara da vurur.
* Hastalarda ağrı dışında nefes darlığı şikayeti de bulunur.
* Nabızda düzensizlik
* Bacaklarda ödem ve
* Aşırı halsizlik de kalp hastalıklarının önemli bulguları arasındadır.

ADIM ADIM KALP CHECK UP’I
* 40 yaşından sonra herkes yılda bir kez kalp check-up’ı yaptırmalıdır.
* Check -up sırasında kan yağları ve kan şekeri mutlaka kontrol edilmeli ve efor testi yapılmalıdır.
* EKG ve bir akciğer filmi çekilmelidir.
* En az bir kez ECHO yaptırılmalıdır.
* Kapak problemi varsa bu sorun her yıl, yoksa 3 – 4 yılda bir tekrarlanmalıdır..Kaynak.7gunsaglik.com .,

Ona güvenmeyin!

Yapay tatlandırıcıların, kilo verdirmediği gibi alınmasına yol açabildiği belirtildi.


Kilo vermek için kullanılan yapay tatlandırıcıların, kilo verdirmediği gibi alınmasına yol açabildiği belirtildi.
Araştırmacılar, insan vücudunun kalorisiz yapay tatlandırıcılarla gerçek şekeri ayırt edemediğini, bu tatlandırıcıların da tıpkı şeker gibi, glikozun emildiği bağırsaklardaki sensörleri harekete geçirerek şekerle aynı etkiyi gösterdiği bildirildi.

Bu nedenle rejim yapan bir kişinin kilo kaybetmediği gibi zaman içinde kilo bile alabileceği belirtildi.
Daily Mail gazetesinin haberine göre, Liverpool Üniversitesi profesörü Soraya Shirazi-Beechey, ince bağırsaklardaki sindirim süreci üzerinde yaptığı incelemede, şekeri tanıyarak bağırsaktan kana geçmesini sağlayan hormonları salgılayan hücreleri tespit etti.

Araştırmada, bu hücrelerin yapay tatlandırıcılarla karşılaştığında da aynı hormonları salgıladığı anlaşıldı.
Shirazi-Beechey, “Yapay tatlandırıcılar da glikoz sensörünü harekete geçiriyor ve bağırsağın daha fazla şeker emme kapasitesini artırıyor. Zayıf kalmak için diyet kola içersiniz ancak, yapay tatlandırıcılar bu sensörü harekete geçirebildiği için daha fazla şeker almış olursunuz” dedi.


Prof. Shirazi-Beechey, “Yapay tatlandırıcıların kilo kaybetmek isteyenlerin işine yarayacağını düşünmüyorum. Benim tavsiyem doğal gıdalar alsınlar, ancak bunları az miktarda tüketsinler” diye konuştu. .Kaynak. .,

20’li Yaşlarda Olması Gereken Egzersiz Alışkanlıkları

Genç yaşlarda kendi seçenekleriniz ve seçimleriniz vardır. 20’li yaşlarda edinmeniz gereken egzersiz alışkanlıklarını öğrenelim.

Vücut geliştirmeye aşık olun. İleride çok işinize yarayacak. Sporu alışkanlık haline getirmenin değişik bir yoludur. Ağırlık çalışması yapılır kas kütlesi şekillenir oldukça yağ yakılır. Sırt ağrısı, uykusuzluk ve diyabeti ileride önler.

Bol su için. Hele egzersiz ve spor yapan biriyseniz çok su tüketin. Unutmamak için su tüketimi çizelgesi ve hatırlatma oluşturun.

Her spordan bir tutam. Yoga, koşu, tırmanma, yürüyüş, yüzme, okçuluk, binicilik, tenis vs. her spordan azar azar yapmak en iyisidir.

Koşu ve yürüyüş için özel rahat ortopedik spor ayakkabısı edinin. Ayak sağlığımızı kaybedersek spor da yapamayız.

Spor kurslarına ve salonlarına gidin. Arada bir salonunuzu değiştirip farklı hocalarla çalışın. Kick box, pilates, yoga, aikido, karate, dans ve kardiyo sınıflarını art arda deneyin.

Egzersiz öncesi ve sonrasında hatta sırasında streç yapın. Isınma hareketleri ve streç sakatlanmayı önler kalori yakımını hızlandırır.

Yoga ya da pilates yapın. Bu yaşlarda başlarsanız ikisinden birini sürekli yapın.
Kaynak.7gunsaglik

Doğru Nefes ve Doğru Giyinmek Önemli

Kış mevsimindeyiz ve burundan oksijen alıp sıkı giyinmek bizi enfeksiyon hastalıklarından korur.

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Cevdet İzmirli, burundan alınan nefesin yüzde 80, ağızdan alınan nefesin ise sadece yüzde 40′nın kana karıştığını söyledi. Cevdet İzmirli, "Vücuda ne kadar çok oksijen girerse, hastalıklara karşı direnç o kadar artar. Bu sebeple burnumuzdan nefes almaya ve burnumuzun tıkanmamasına özen göstermeliyiz." dedi.

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Cevdet İzmirli, soğuk günlerin kendini iyice hissettirdiği bu günlerde üst solunum yolu hastalıklarına yakalanmamak için doğru nefes almanın, dengeli beslenmenin ve mevsimine göre giyinmenin büyük önem arzettiğini ifade ediyor.

Doğru nefes almanın vücudun bağışıklık direncinin arttırdığını, hastalıklardan koruduğunu vurgulayan İzmirli şu bilgileri veriyor:

"Doğru nefes, burundan alınan nefestir. Çünkü nitrik asit sadece burunda salgılanıyor. Bu asit, burundan nefes alındığında oksijeni akciğer alveollerine kolaylıkla nüfuzunu sağlıyor. Kana daha çok oksijen karışıyor. Ayrıca yine nitrik asit yanıcı özelliği olan oksijeni bir nevi nemlendirerek vücuda gönderiyor. Bu şekilde burun ve boğaz kısmında tahrişleri engelliyor. Ağızdan alınan nefes ise, ağızda nitrik asit salgılanmaması sebebiyle akciğer alveolleri oksijeni büyük çoğunlukla geri tepiyor. Burundan alınan nefesle kana karışan oksijen miktarı yüzde 80 iken, ağızdan alınan nefeste ise kana karışan oksijen miktarı yüzde 40′a düşüyor. "

"BİLİM HALEN BURUN ÖZELLİĞİNDE KLİMA YAPAMIYOR"
Vücut direncinin zayıflamasını ve hasta olmayı istemiyorsak mutlaka burundan nefes alınması ve burnun tıkalı olmamasına özen gösterilmesini vurgulayan İzmirli şu tavsiyelerde bulunuyor:

"Bilim insanları burun özelliğinde çalışabilen bir klima yapmak için uğraşıyor. Çünkü klimanın havayı kurutması gibi insan sağlığına zarar veren yönü halen giderilemiyor. Ancak hala başaramadılar. Burnun açık olması, burundan nefes almak çok önemli. Burnumuz tıkanmışsa hemen tedavisini yaptırmalıyız. Üst solunum hastalıklarının ilk belirtisi burun tıkanıklığıdır. Eğer burun tıkanıklığını önemsemez, ciddiye almaz isek, üst solunum ve alt solunum hastalıkları peşinden gelecektir. Burun tıkanıklığının tedavisi çok kolayken, solunum yolu hastalıkların tedavisi daha da güçtür. "

"LAHANA GİBİ GİYİNMELİYİZ"
İzmirli, burnun tıkanmaması ve hasta olmamak için mevsime göre giyinilmesi ve mevsim sebze ve meyvelerinin tüketilmesini önerdi.

Kalın giysilerin, hareket etmek gibi fiziksel aktiviteleri zorlaştırma yanında terlemeye sebep olduğunu, bunun da soğuk günlerde soğuk algınlığı ve gribal hastalıklara davetiye çıkardığını dile getiren İzmirli, "Soğuk günlerde iç çamaşırı üzerine kalınca bir kazak türü giysi, bunun üzerine kışlık bir kaban şeklinde bir giyinme şeklinde giyinmeyi tavsiye etmiyoruz. Tek parçadan oluşan kalın giysilerin giyilmesi durumunda, kişinin dışarıda ve iç mekânlarda terleyeceğini hissettiği zaman yapabileceği bir şey olmaz. Ancak ince ve üst üste lahana gibi giyinilmesi durumunda bir iki parçanın çıkarılarak terlemenin önüne geçilebilir. Örneğin iç çamaşırından sonra pamuklu bir gömlek, onun üzerine yine pamuklu ve kalın olmayan bir kazak veya süveter, dışarı çıkarken de ceket ve yine çok kalın olmayan bir mont ya da kaban tercih edilebilir. Havanın ve ortamın durumuna göre bir iki parçayı çıkarma şansımız olur. Mevsimine göre sebze ve meyve ağırlıklı doğru beslendiğimiz taktirde de hastalıklardan korunuruz " diye konuşuyor..Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Tek Dozuyla Ömür Boyu Koruyacak

Ömür boyu gripten enfeksiyondan koruyacağı iddia edilen tek dozluk aşı Almanya’da keşfedildi..

Alman bilim insanları tarafından geliştirilen bir grip aşısı, aşıyı yaptıran kişileri ömür boyu gripten koruyabilecek. Almanya’da bilim insanları tarafından hala üzerinde çalışılan bu aşıyı tek doz kullanmak yeterli olacak ve her yıl yeni bir aşı geliştirilmek zorunda kalınmayacak.

Alman Friedrich-Loeffler Enstitüsü Profesörlerinden Lothar Stitz ve ekibi tarafından geliştirilen aşı aynı zamanda diğer grip aşılarına göre daha çabuk etki gösterecek. Stitz, ekibi ile birlikte şimdiye kadar aşıyı fareler, gelincikler ve domuzlar üzerinde denediklerini ve başarılı olduklarını, insan üzerinde ise henüz denenmediğini belirtti. Alman bilim insanı grip aşısını uygulamalarının ardından hayvanların bağışıklık sisteminin güçlendiğini çeşitli grip virüslerine karşı tepki gösterdiğini söyledi.

Grip aşıları genelde tavuk yumurtalarının içindeki virüslerden uzun sürede üretilirken, son dönemler, bazı firmalar bunun için hayvan hücreleri kullanmaya başladılar. Her yıl araştırmacılar ve üreticiler, bir sonraki grip sezonunda hastalık yapması muhtemel grip virüslerine karşı aşı geliştirirken, bu aşıyla birlikte, tek doz aşının tüm grip türlerinde etkili olması bekleniyor..Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Taşikardiye Sebep Olan Grip İlaçları

Doktora grip ve enfeksiyon hastalıkları şikayetiyle gidiyoruz fakat verilen ilaçlar bu sefer de kalp çarpıntısına yol açıyor.

Kalp çarpıntısı masum bir nedenden kaynaklanabildiği gibi önemli sağlık sorunlarının işareti de olabilir. İşte kalp ritmini alt üst eden ve kalbin karman çorman atmasına neden olan hastalıklar…

Kalp çarpıntısı genç yaşlı demeden birçoğumuzu rahatsız eden bir sağlık sorunu. Bu çarpıntılara, ‘Çok kahve içtim, yataktan ani kalktım, çok çalıştım, stresliydim’ gibi gerekçeler bulmak ve doktora gitmeyi ihmal etmek gibi bahaneler toplumumuzda bir alışkanlık haline dönüşmüş durumda. Oysa konu bu kadar basit değil. International Hospital Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Açıl, kalp çarpıntısına yol açan başlıca nedenleri şöyle sıralıyor:

SİNÜS TAŞİKARDİSİ: Toplumda en sık görülen çarpıntı nedeninin sinüs taşikardisi olduğu belirtiliyor. Normal kalp ritmi dakikada 100’den fazla olduğunda bu sorundan bahsediliyor. Sinüs taşikardisi, fizyolojik bir nedene bağlı olabileceği gibi hastalıklı bir nedenden de kaynaklanabiliyor. Egzersiz, heyecan, anksiyete (evham), vücut ısısının artışı, kansızlık, hipertiroidi (zehirli guatr), kandaki oksijenin azalması (örneğin boğulma, nefes alma zorluğu, vb.) fazla miktarda sıvı kaybı ve bazı ilaçların yan etkisi bu soruna neden olabiliyor. Bu rahatsızlık basit bir ritim bozukluğu (aritmi) olarak değerlendiriliyor ve genelde hayatı tehdit edici bir özelliği bulunmuyor.

NORMAL MERKEZİN DIŞINDAN KALBE UYARI GELMESİ: Basit ritim bozuklukları arasında yer alan ‘ekstrasistoller’ de toplumda sık görülüyor. Ekstrasistol, kalbin zamanından önce sinüs nodu olarak bilinen normal uyarı merkezinin dışında olan bir yerinden uyarı üretmesi ve kalbin kasılmasına neden olması olarak tanımlanıyor. Bu sorun genelde hastalar tarafından, “Kalbim aniden atıyor, duruyor ve sonra yine kuvvetli şekilde atmaya başlıyor” diyerek tarif ediliyor. Kalpteki anormal uyarı üretim yerleri kulakçıklarda olabileceği gibi karıncıklarda da olabiliyor. Bu bozukluk sağlıklı bireylerde meydana gelebileceği gibi yapısal kalp hastalığı olan bireylerde de görülüyor. Yapısal kalp hastalığı olanlarda bu soruna daha çok rastlanıyor. Ekstrasistoller genelde hayatı tehdit edici özellik göstermiyor. Bazı faktörler ise ritim bozukluğunun ortaya çıkmasını kolaylaştırıyor. Bunlar:
- Kafeinli içecekler (örneğin kahve, kola), nikotin, alkol.
- Birden aşırı egzersiz yapılması.
- Ateşli hastalıklar, hipertiroidi, yorgunluk, heyecan, anksiyete ve uykusuzluk.
- Özellikle soğuk mevsimlerde artan soğuk algınlığı ve gribal hastalıklar nedeniyle sık başvurulan anti-gribal ilaçlar. (Bunların içeriğinde adrenalin benzeri etken maddeler bulunduğu için hastalığın ortaya çıkmasına veya sıklığının artmasına neden olabiliyorlar. Bu nedenle bu tür ilaçların özellikle hipertansiyon veya yapısal kalp hastalığı olan hastalar tarafından kullanılmaması gerekiyor.)

KALBİN KARMAN ÇORMAN ATMASI: Atriyal fibrilasyon kalbin ‘karman çorman’ atmasına neden olan bir aritmi türü olarak biliniyor. Bu sorunda kalp tamamen düzensiz şekilde atıyor. Bu aritminin sıklığı yaşla doğru orantılı olarak değişiyor. Kalp damar tıkanıklığı, hipertansiyon, zehirli guatr ve kalp kapak hastalığı olan hastalarda sık görülüyor. Nadiren hiçbir hastalığı olmayan genç bireylerde de ortaya çıkıyor ve bunun genetik olduğu belirtiliyor.

İKİ RİTİM BOZUKLUĞUNUN BİR ARADA OLMASI: Kalpte hiç normal atım olmadan, 3 defa ekstrasistollerden peşpeşe geldiğinde kalpte ‘ventriküler taşikardi’ oluşuyor. Ventriküler taşikardi ve fibrilasyon birlikte ortaya çıktığında bu durum, ‘ventriküler aritmi’ olarak adlandırılıyor. Ventriküler aritmiler genelde kalp-damar tıkanıklığı olan ve özellikle de kalp krizine bağlı olarak kalbinde hasar oluşan hastalarda meydana geliyor.

SPORCULARDA ORTAYA ÇIKMASI: Kalp kası hastalıkları arasında dilate kardiyomiyopati, hipertrofik kardiyomiyopati ve aritmojenik sağ ventrikül kardiyomiyopatisi görülüyor. Bu hastalıkların genetik olduğu belirtiliyor. Sportif yarışmalarda meydana gelen ani kalp ölümleri en çok hipertrofik kardiyomiyopatiye bağlı olarak ortaya çıkıyor. Bu durum çoğu kez yanlış şekilde kalp krizi olarak ifade ediliyor. Ancak, bunun aslında kalp damarında tıkanma sonucunda meydana gelen kalp krizinden çok, doğrudan ventriküler aritmiye bağlı olarak meydana gelen ani bir kalp ölümü olduğu belirtiliyor. Kalp çarpıntısı her zaman kalbin fazla (taşikardi) veya hızlı atması kaynaklı olmuyor. Bazen de kalbin yavaş atması nedeniyle kişiler; çarpıntı ve hatta bayılma şikâyetinde bulunuyor. İstirahatteki kalp atış hızının normalde dakikada 60-100 arasında olduğu belirtiliyor. Kalp atışı dakikada 60’tan az olduğundaysa bradikardi (kalbin yavaş atması) söz konusu oluyor.

Kafein ve nikotin çarpıntıyı artırıyor

Doç. Dr. Tayfun Açıl, kalp çarpıntısının herkeste olabileceğine dikkat çekiyor. Kalp hastalığı olmasa bile, kişide kafein veya nikotin tüketimi, aşırı heyecan, anksiyete, uykusuzluk, yorgunluk, kansızlık, zehirli guatr, solunum sıkıntısı ve antigribal ilaç kullanımı varsa; çarpıntı şikâyeti yaşanabiliyor. Bunun yanı sıra yapısal kalp hastalığı olanlarda da çarpıntı olasılığının ve sıklığının hayli yüksek olduğu belirtiliyor.

ÇARPINTIYA NEDEN OLAN YANLIŞLAR

- Kafeinli içecek tüketimi
- Sigara alışkanlığı
- Düzensiz egzersiz
- Antigribal ilaç kullanımı

HANGİ HASTALIĞIN BELİRTİSİ?

Kalp çarpıntısı;
- Anksiyete
- Zehirli guatr
- Kansızlık
- Kalp-damar tıkanıklığı
- Kalp kapak hastalığı
- Kalp kası hastalığı
- Brugada sendromu, uzun QT sendromu ve katekolaminerjik ventriküler taşikardi gibi genetik bazı aritmilere de işaret edebiliyor. .Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Bazı Hastalıklar Öğretmen Hastalığı

ÖZellikle fiziksel aktivite halinde yoğun bir şekilde kalan öğretmenler farenjit, ses telleri sorunları, boyun rahatsızlıklarına daha sık yakalanıyor.

Geleceğimizin temellerini atan, hepimizin hayatında önemli yeri olan öğretmenlerimizin bazı hastalıklarla boğuşmak zorunda kaldığını ve bu hastalıkların öğretmen hastalığı olarak anıldığını biliyor muydunuz?

Öğretmenlerde daha fazla görülen ve ses kısıklığı ile ortaya çıkan hastalıkları Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Cem Erdurak ile konuştuk.

Özellikle yoğun iş temposu içinde sesini sürekli kullanmak zorunda olan öğretmenlerde, farenjit, larenjit, ses teli nodülleri, ses teli polipleri ve kistleri, alerji, reflü en sık karşılaşılan ve tedavisinde geç kalındığı takdirde kronikleşen önemli hastalıklar olduğunu belirten Op. Dr. Erdurak; ‘Sesini uzun süre tempolu ve yüksek tonda kullanan öğretmenlerde,  ses tellerinde birtakım olumsuz değişiklikler görülür. Bu temponun içerisine fast food ile beslenme, sık sık çay ve kahve tüketimi, alerjik tahta kalemlerinin etkisi ve sigara kullanımı da eklendiği takdirde ses tellerinde olumsuz değişiklikler hızla ilerleyerek, ses tellerinin yapısını bozar ve kronikleşen ses teli hastalıklarına yol açar.’ diye konuştu…

ÖĞRETMENSENİZ BU ÖNERİLERİ DİKKATE ALIN!
Özellikle ders anlatırken sesinizin kullanımını ders süresi ile orantılı ayarlayın. Sesinizi tempolu ve heyecanlı değil; daha düşük tonda ve yormadan kullanın.
Ders anlatırken oda sıcaklığında su içerek boğazınızı ıslak tutun. Bu önemli oranda koruyucudur.
Ders aralarında ılık bitki çayı ya da ıhlamur tüketin.
Reflüye neden olacak çikolata, kuruyemiş ve asitli içeceklerden uzak durun.
Sigara kullanmayın.
Uzun süredir var olan ve giderek artan bir ses kısıklığınız varsa mutlaka kulak burun boğaz hastalıkları hekimine başvurun..Kaynak.http://7gunsaglik.com .,

Tartıda Neden Bir Oynama Olmuyor?

Çok sinir bozucu bir şeydir onca zamanın çabasının boşa gittiğini görmek.

Spor yapar diyet yapar kendimizi zorlarız ama o gün geldiğinde tartıldığımızda gram oynama bile görülmez. Kilo veremeyişimizin nedenleri nelerdir? Egzersizi ve sporu bir tatil gibi düşünün. O zaman oraya daha istekli ve neşeli gidip daha verimli çalışırsınız. Kas yapmaya çalışın ki hımbıl görünüm güzelleşirken yağlar da daha hızlı yansın.

Kaslar yağlardan daha ağırdır bu nedenle de tartıda değişim görmeyebiliriz. Ama gözümüzle gördüğümüz vücuttaki değişimler yeterli olur. Yağlı sarkık pörsümüş şiş etler yerini düz ve estetik kaslara bırakmıştır. Kilo vermediyseniz üzülmeyin. Kas yapmışsınızdır ve yağlardan daha ağır olduğu için tartıda değişim çok az olabilir.

Düşündüğünüzden daha sıkı kurallı biri olmayabilirsiniz. Size göre tüm kurallara uydunuz ve diyete spora devam ettiniz. Ama uzman gözüne göre aksamalar hatalar olabilir. Diyet listenize harfiyen uyun ve sporunuzu ertelemeyin.

Egzersiz rutinini hayatın bir parçası haline getirip onu benimseyin ve çok sevin. Yapmadığını tek gün bile olmasın olursa kötü hissedin. Bir bardak meyve suyunu bile yakmak için çok çabalayın. Kaldı ki dondurma, çikolatadan bahsetmiyoruz bile. Ölçekli beslenin rakamlarla egzersiz yapın. Sayılar her zaman yardımcınızdır.
Kaynak.7gunsaglik

Kilo Vermek, İlişkiler Açısından Kötü Olabilir

Sağlıklı bir bedene kavuşmak ruh haline olumsuz mu yansır? Ağırlık kaybı belli bir çıtanın üstünde yaşandığında duyguları, düşünceleri ve ruh halini bozabiliyor.

İlişkilerde eksiklikler başlıyor sinirli bir ruh hali gelişebiliyor. Olumsuz iletişim, kötü cinsel yaşam ve güvensizlik gibi olumsuz yanları olabilir. Doktor kontrolünde yapılan düzenli diyet ve egzersizlerden bahsetmiyoruz. Kendi başınıza modaya uyarak yaptığını bünyenize uymayan şok diyetler aşırı sporlar sizi yıpratır ilişkilerinizi bozar.

Çünkü stresli olursunuz. North Carolina State Üniversitesi ve Texas Austin Üniversitesi’nden araştırmacılar kilo kaybı sonrası ilişkileri incelemiştir. 1 yıl gibi kısa süre içinde 20, 30 ve daha fazla kilo veren kişiler, yılların birikimini kısa sürede birden verdiğinden ruh yapıları bozulmaya başlamıştır.

Sağlıklı bir yaşam sürdürmek için hem kilomuzu dengede ve normal seviyede tutmalıyız hem de ayrıca ruh sağlımızı kollamalıyız. Yoksa ilişkilerimiz dağılır gider yalnız kalırız. Terapiye giderek bu problemlerimizi çözebiliriz. Eşimiz ve yakınlarımızla paylaşabiliriz. Yavaş ağır ve istikrarlı ayrıca sağlıklı kilo verin.
Kaynak.7gunsaglik

En İyi ve En Kötü Piknik Yiyecekleri

Sağlıklı bir barbekü planlamalısınız. Mangal, piknik hazırlıkları ve yenilip içilecek her şey planlanmalı.

Muhteşem güzel havada açık alanda bir gün geçireceksiniz ve diyet kurallarına uygun olmayan zararlı besinler genelde bu günlerde bolca tüketilir.

Kalp damar tıkanıklığını kolaylaştıran besinlerden piknik günlerinde uzak durun. Yağ ve kızartma kırmızı et közleme gibi alışkanlıkları unutun ve sağlıklı aynı zamanda lezzetli bir menü oluşturun.

Kötü: Hamburger. Kalori ve doymamış yağ içerir. 270 kaloridir. Günlük yağ ihtiyacının yarısını bir küçük hamburger karşılar. Özellikle soslu olanlardan uzak durun.

İyi: Karpuz. Hem yaz meyvesidir ve serinletir hem de genelde peynirle birlikte gayet doyurucu ve sağlıklıdır. Şeker içerir fazla tüketmeyiniz. Kalın bir dilim karpuzda 86 kalori vardır.

Yağ, C vitamini, karoten ve likopen de içerir. %92si sudur. Su ihtiyacını da karşılar. Favori yaz besinlerindendir ve iyi bir piknik gıdasıdır.

İyi: Mısır. Haşlama mısır ideal besinlerdendir. Doyurucudur ve besin değerleri yararlıdır. Kebap olarak da yenilebilir. 3 g yağ, 155 kalori ve 29 mg sodyum içerir. Parmesan peyniri ve acı biberle tüketilebilir.

Kötü: Kırmızı Etli Sandviç. Sağlıksız olarak pişirilen etlerin her halinden özellikle beyaz ekmekli sandviç halinden uzak durun. 418 kalori ve 1500 mg tuz bulunur. Soslarıyla bu sayılar artabilir.

İyi: Izgara balık ya da deniz ürünleri. Hiçbir deniz ürününden zarar gelmez. Fırında pişen leziz bir balığı mangal kırmızı etine tercih edin. Düşük yağ oranı, omega yağları, asit ve ortalama 100 – 200 kalori ile

1-2 öğünlük besin ihtiyacı karşılanır. Balık yemeklerinde sos da hafif olur.

Kötü: Kızarmış tavuk. Yağda kızartılan una ve sosa batırılmış tavuk hazır gıda sektörünün favorilerinden. Kesinlikle uzak durun.

İyi: Fırında tavuk. Sos ve una bulanmamış tavuklarınızı domates, yeşillik, yoğurt ve baharatla tatlandırın. Fırında ızgara ya da haşlama olarak pişirin.

Kötü: Patates salatası. Maalesef özel günlerde tüketilen bir aperatif. Haşlama olduğundan sağlıklı gibi görünse de içine giren malzemeler, bolca yağ ve tuz işi bozuyor.

Kötü: Sosisli sandviç. Ketçap mayonez ve diğer sosların yanında kızartılmış olması ve işlenmiş kırmızı et olması oldukça sağlıksızdır.

İyi: Şişte tavuk, meyve ve sebze kokteyli. Minik parçalar halinde birbiriyle uyumlu lezzetleri çöp şişe dizin hafif fırınlayın ve tüketin.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Kil Donmesi

Öncelikle yazıma başlamadan önce birşeyi belirtmek istiyorum kesinlikle sitemizdeki yazılar hiç bir yerden alıntı değildir. Kendi edindiğimiz bilgilerden ele alınarak yazılmıştır.
HSBC KrediNet ile İhtiyaçlarınızı Kolayca Karşılama Fırsatı
Sunnugie Giyilebilir Battaniye 45 TL Yerine 13,90 TL
Kıl dönmesi ismindende anladığımız gibi kılın dönmesi ama gel görki bu kıl öyle bildiğimiz şekilde sağa sola yukarıya aşşağıya dönmüyor derinin altında ve içeriye doğru dönüyor kıl dönmesi döndükçe can yakıp aynı zamanda bulunduğu bölgenin iltihaplanmasına sebep olur kıl dönmesi genellikle kuyruk sokumu başta olmak üzere yüzde, koltuk altında yani kısaca kıl oluşumu olan her yerde olabilir.Aşşağıda kıl dönmesi hakkında herşeyi bölüm halinde sizlerle paylaştık yalnız paylaştıklarımızın yeterli gelmediğini düşünüyorsanız yahut sizinde eklemek istediğiniz birşeyler varsa sizde yorumunuzu yapabilir Fikirlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.
Diyarbakır Kıl Dönmesi Kliniği Doktoru:Dr. Özgür TANRIVERDİ Tel: 0412 252 98 98 – 252 98 99Referans.7gunsaglik.com.tr,

Ritim Bozukluğu ve Çarpıntı Tedavisi

Kardiyoloji Anabilim Dalı Dr. Serkan Saygı kalp çarpıntısının nedenleri ve çarelerini anlatıyor..

Elektrofizyolojik çalışma yöntemiyle sık çarpıntı yakınması olan ve uzun yıllar ilaç kullanmak zorunda kalan hastalar tam olarak tedavi edilebiliyor.

Ritim bozukluğunun her yaş grubunda görülebileceğini söyleyen ÇOMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Dr. Serkan Saygı, çarpıntı, nefes darılığı gibi şikayetleri olan hastaların elektrofizyoloji alanında uzmanlaşmış kardiyologlara başvurması gerektiğini söyledi.

Saygı, “Kalp ritminde problem olan hastaları daha önce ilaçlarla tedavi etmeye çalışıyorduk. Fakat son zamanlarda gelişen teknolojiyle cerrahiye yakın bir yöntemle hastaları tedavi edebiliyoruz. Ritim bozukluğuna yol açan kalp dokularını, radyofrekans enerjisi kullanılarak, aritmiden sorumlu olan bölgeyi yakarak veya dondurarak tedavi edebiliyoruz. Elektrofizyolojik çalışma anjiyografiye benzemekle beraber biraz daha farklı. Hastaya genel anestezi verilmiyor.

Anjiyografiye göre riskleri daha düşük. Hastanın atar damarı üzerinden değil toplardamarı üzerinden müdahale yapılıyor. Kasık damarlarına yerleştirilen ince kılıflardan geçirilerek, kalbe elektrod kateter denilen ince kabloların yerleştirilmesiyle kalbin o bölgesine ulaşıyoruz. Bu bölgedeki dokuları hasarlamaya çalışıyoruz. Bu işlemler temelde düşük riskli uygulamalardır. Ancak her işlemde olduğu gibi bazı sıkıntıları da beraberinde getirebilir. Ölüm ihtimali çok düşüktür ve güvenli bir sistemdir” dedi.
Referans.7gunsaglik.com.tr

Uyku Müzik Ninni İlişkisi Kanıtlandı

Uzmanlar ve çinli araştırmacılar bir durumun gerçekliğini kanıtladı.. Uykusuzluğa müzik ve ninni dinlemek iyi geliyor.

Çinli araştırmacılar, 3 kıtadan 10 çalışmanın sonuçlarını inceledi ve müziğin akut ya da kronik uyku bozukluklarının tedavisinde etkili olabileceği sonucuna ulaştı.

Müzik-uyku ilişkisi üzerine yapılmış 127 çalışmayı inceleyen araştırmacılar, bunlar arasından kendi kriterlerine uyan 10′unu seçti.

Tianjin’deki Pingjin Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi bölümünden Chun-Fang Wang’un yönettiği meta analizde ABD, Tayvan, İtalya, Avusturya, Macaristan, Güney Kore ve Hong Kong’dan araştırmacıların yaptığı çalışmalar dikkate alındı.

Farklı ülkelerde, 18 yaşın üstündeki üniversite öğrencileri, sığınma evlerinde kalan kadınlar, yeni ameliyat olmuş hastaların da aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin müzik terapisine tabi tutulduğu çalışmaların neticelerinin, kültürel ve coğrafi farklılıklara rağmen son derece tutarlı olduğu görüldü. Sonuçlar, müzik terapisinin, akut ya da kronik uyku bozuklukları olan kişilerin uyku kalitesini yükselttiğini ortaya koydu.

Asyalı katılımcıların bazılarına kendi ülkelerinin geleneksel müziklerinin, Avrupalı katılımcılara ise klasik Batı müziğinin dinletildiğini belirten Çinli araştırma ekibi, terapide kullanılan müziğin temposunun dakikada 60-80 vuruşu geçmediğine işaret etti.

Ninniye benzeyen, yavaş, yumuşak ve rahatlatıcı melodilerin, uyku bozukluğu tedavisinde işe yarar görünmesinin altında neyin yattığı tam olarak bilinmese de, Çinli araştırmacılar müziğin merkezi sinir sistemi üzerinde etkili olduğuna işaret ediyorlar.

Meta analizin, özellikle insomniadan (uyuyamama hastalığı) muzdarip olanlar için, tıbbı tedavinin yanı sıra masrafsız, ilaçsız ve güvenli bir yöntem sunabileceği düşünülüyor. Çinli araştırmacıların meta analizi International Journal of Nursing Studies’de yayımlandı.
Referans.7gunsaglik.com.tr
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...